8. bölüm · GÖĞÜSTEKİ PUS

7 - Bir Bütün

Miss Rosa

7.Bölüm
"Bir bütün"

"Üşümüyor musun?" diye mırıldandı Loras içinde bulunduğumuz sessizliği bozarak. Yaklaşık 15 dakikadır eve çoktan varmış, ama içeri girmek yerine evin önündeki basamaklarda oturuyorduk. ikimizde şu ana kadar hiç konuşmamıştık. Sorusuna olumsuz anlamda başımı salladım. Bedenim buz kesse bile hissetmiyordum.

"Hava onca yolu bisikletle gitmek için fazla soğuk değil mi?" diye sorduğunda bu sefer omuz silktim. Herkes de ne kadar umursuyordu üşüyüp üşümediğimi. Oysa benim umrumda bile değil üşümek.

"Kasım soğukları hasta eder." dedi bu sefer. Göz ucundan bana baktığını anlayabiliyordum. Bir şey arıyordu, belki de bir tepki yada bir iki kelime. Ama gelmedi, henüz değil. Sanki pes eder gibi bir nefes verdiğini duydum. "Neden çağırdın beni?"

Salladığım sağ bacağımı durdurdum ve ellerimi birleştirip uyluklarımın arasına sıkıştırdım. Şimdi konuşmam gerektiğini biliyorum. Madem asla yapmayacağımı düşündüğüm bir adım attım. O zaman devam adımlarını da atmalıyım. "Sana yardım etmemi istediğini söyledin, anlaman için. Neyi peki?"

"Bu her neyse onu." diye mırıldandım soğuktan çatlayan sesimle uzun bir sessizliğin sonunda. "Aklımı tamamen kaybetmeden önce bunun ne olduğunu anlamak istiyorum."

Geriye yaslandığını ve ellerini ceplerine sıkıştırdığını hissettim yanımda. "Yani sana pek bir şey anlatabileceğimi sanmıyorum. Ne anlıyorsan, ne görüyorsan o aslında." dedi düşünceli bir şekilde. "Ama sen şimdiye kadar anladığından yada gördüğünden kaçmayı tercih ettin o kadar."

Omzumdan doğru baktım ona, zifirleri çoktan üzerimdeydi. "Sen olsan ne yapardın?"

"Muhtemelen aynısını."

"O zaman biraz olsun anlaman gerekmiyor mu?"

"Anlamadığımı kim söyledi? Bu yüzden gittim zaten." dedi gözlerime şimdiye kadar ilk kez bu kadar ciddi bakarken. Yani beni anladığı için mi kaybolmuştu ortadan? "Ta ki sen çağırana kadar."

"Gelmezsin sanıyordum." diye mırıldandım önüme dönerek. Ellerimi bacaklarımın arasına daha da sıkıştırdım titremelerimi önlemek için. Bir süre cevap vermediğinde başımı tekrar ona döndüm. "Sen çağıracağımı düşünmüş müydün?" dedim çünkü aslında beklediğim karşılık buydu ondan ama bunu söylememişti. Yani çağıracağımı biliyor muydu?

Ne düşündüğümü anlamış gibi dudaklarının kenarları kıvrıldı yüzüme bakarken. "Tahminim o yöndeydi diyelim."

Bıkkın bir nefes vererek önüme döndüm tekrar. Onu haklı çıkarmak anlık sinirlerimi bozmuştu. ilk adımı atmış aptal kızlar gibi hissediyorum. Oysa ben sadece bir şeyleri gerçekten anlamak istiyorum. "O yaşlı kadınla ne konuştun?" diye sordu bir anlık sessizliğin ardından.

"O da senin gibi." diye mırıldandım. "Yok."

Ne dediğimi anlamamış gibi öne eğildi birden. Yüzüme baktığını hissedebiliyordum. "Yok derken?"

"Yok işte." tekrarladığımda sanki sinirlerine dokunmuşum gibi burnundan soludu. "Bedenimiz yok." dedi tersleyerek. "Ruhumuz var."

"Ne fark eder?"

"Çok şey fark eder." iç çekerek ona döndürdüm başımı. Kaşlarını çatmış bir ifadeyle bakıyordu yüzüme ilk kez. "Varsan, varsanız neden sadece ben görebiliyorum o zaman?"

"Problem sende muhtemelen." dediğinde zaten bildiğim bir şeye dokundu içimde. Bilmem bir şeyi değiştirmedi ama acıtmaya yetti. "Ondan şüphem yok zaten." dedim itiraz etmeden. Dediğinden pişman olur gibi rahat bıraktı kaşlarını ve sıktığı çenesini. Yüzü gevşedi. "Öyle demek istemedim."

Omuzlarımı silktim umursamazca önüme dönerek. Çok da bir önemi yoktu aslında ne demek istediğinin. Ellerini saçlarının arasından geçirdiğini duydum. Ardından sıkıntılı bir nefes verdi. "Problem değil. Kastettiğim bu değildi. Ama sende bir şey var. Bunu biliyorum." bir şey var.
Çok şey var bende.
Ve aynı zamanda da hiç bir şeyim yok.

"Bir şekilde görmemen gereken şeyler görüyorsun. Beni görüyorsun, bütün o...ölmüş insanları görebiliyorsun. Onlarla konuşabiliyorsun."

"Buna inanasım gelmiyor." diye mırıldandım. Kelimelerimin arasından nefeslerim kurtuluyor ve karışıyordu buharlı havaya. "Bütün bunlara. Aklım almıyor ama...bir şekilde oluyor. Bir şeyler oluyor ve ben yine tam ortasına düşüyorum olanların." başımı bir kez daha ona döndürdüğümde zifirleri önceki rahatsızlığını kaybetmiş, daha yumuşak bir bakışa bürünmüşlerdi. Yada ben öyle zannediyordum. Açıkçası zifirlerini okumak zordu. Ela olsalardı okuyabilir miydim?

"istemeden yardım edeceksin." dedi ellerini ceplerinden çıkarıp, kollarıyla bacaklarına yaslandı. "Bunu istemiyorum."

Kaşlarımı çattım. "Yardım etmemi istemiyor musun?"

"istemeden yardım etmeni istemiyorum." dedi hızlıca ekleyerek. "Ve bundan pişmanlık duymanı da istemiyorum." ne istiyordu o zaman? diye düşündürdü bana. Ve o da anlamış gibi cevapladı beni. "Çünkü ben pişmanım, yardım istediğime. Sende olabilirsin, yardım ettiğine."

Belkide diye düşündüm içimden. Yada muhtemelen öyle. Hatta kesinlikle öyle.
Pişman olacağıma eminim. Ama ben her şeyden pişmanlık duyuyorum. Yani hiç bir şey değişmeyecek.
Yada her şey değişecek. Ama geri dönmek içimden gelmiyor.

"Pişman olacağım." dedim onu tekrarlayarak tereddütsüz. Gözlerine ciddiyetle bakarken onunkilerdeki beklentisizliği görebiliyordum. "Ama hayatımda ilk kez; kaçmak istemiyorum."
Bir sessizlik aldı götürdü bizi. Tek ses arada nadir geçen arabaların ıslak zeminde çıkardığı sesti. Karanlıktan bizi soyutlayan tek ışık sokak lambasıydı. Belkide bu her şeyin değiştiğini işaret eden bir sessizlikti. Rüzgar, kökünden sökeceği ağaca önce tatlı tatlı esermiş.

Onu yerle bir etmeden önce sessizlikle avuturmuş.

Bir kez daha kararlı sesim girdi araya. "Sana yardım edeceğim." ellerimi çıkardım sıkıştırdığım bacaklarımın arasından. Dakikalardır orda tutmama rağmen hala buz gibiler. "Ama sende bana yardım edeceksin." Ciddi bir şekilde başını salladığını gördüm. Hazırdı yardım isteğime ama henüz hangi konuda olduğunu bilmiyordu. Çünkü son bir saattir aklımda dolaşan şey bütün fikirlerimi, bakış açımı değiştirmişti.

"Hazin?" önüme döndüğümde eve doğru gelen teyzemi gördüm. Umarım konuştuğumu görmemiştir. "Nerelerdesin sen? Neden açmıyorsun telefonlarımı?" diye çıkıştı.
Loras iç çekerek yanımdan kalktı. "Senin bir şeyler uydurma mesaisi başladığına göre bana müsade." dediğinde gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum.

"Duymadım..." diye geveledim ama o çoktan karşımda dikiliyordu bile. Bana ters ters bakıyordu yorgun gözleriyle. "Ne yapıyorsun evin önünde bu saatte, bu soğukta?"

"Oturuyorum."

"Onu görüyorum hanımefendi nedenini soruyorum."

bıkkın bir iç çektim. "Oturamaz mıyım ya? Biraz nefes almak istedim."

"Okula gitseydin alırdın günlük nefesini." ve yine konuları bağlamayı başarıyla tamamlayan teyzem. Zaten son zamanlara yeterince ağzına malzeme vermiyormuşum gibi inatla vermeye devam eden beni de ayrıca tebrik ediyorum. "Aman hadi tamam tamam geç içeri zaten sinirlerim tavan."

Tek kaşımı kaldırdım ayağa kalkarken. "Neden?"

Yanımdan geçip basamakları çıkarken çantasında anahtarını arıyordu. "Leda hanım sağolsun yine yaptı yapacağını." dediğinde gözlerim otomatik olarak üstünde veteriner formasına inmişti ve ıslaklığı görünce hemen anladığımda gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Leda teyzemin çalıştığı veterinerde, küçüklüğünden beri oralarda dolaşan bir sokak köpeğiydi ama onunla o kadar çok ilgileniyorlardı ki oranın bir köpeği haline gelmişti. Hayvanın teyzeme bir garezi mi vardı bilmiyorum ama her hafta teyzemin üzerine işemekten asla vazgeçmiyordu.

Teyzem hızla kapıyı açtıktan sonra hızla içeri fırladı. Muhtemelen ilk iş kendini banyoya atmak olacaktı. Ben bir adım attım içeri girmek için ama sonra durdum ve arkama döndüm. Öylece dikiliyor ve bana bakıyordu. Henüz gitmemişti. "Yine gelecek misin?"

"Geleyim mi?"

Başımı salladım. "Konuşacaklarımızın henüz bittiğini sanmıyorum." diye mırıldandım omuz silkerek. Başlangıç çizgisine bile adım atmamıştık henüz.
Dudakları yine hafifçe kıvrıldı ve başını salladı. "Çağırayım mı? Yoksa dibimde biter misin yine?"

Dudakları daha yukarı kıvrıldı. Dudağındaki benleri kaybolmuştu kıvrımlarda. "Nasıl istersen." diye mırıldandı omuzlarını silkerek.

"Çağıracağım." dedim başımla onaylayarak basitçe. Ansızın gelince sinirlerim bozuluyordu.

O da başını salladı ve ben bir kez daha bakmadan arkamı dönüp eve girdim.

. . .

"Bu yılbaşı matematikten anlamayı dileyeceğim."

"Daha gerçekçi bir şey dile."

"Bundan daha çok gerçek olmasını istediğim bir şey yok ki!"

Bugün yeni bir amaçla uyandığımı hissetmiştim. Normalde uykumu alamamış olmak güne kötü başlamak için yeterli bir sebeptir ama bugün öyle olmadı. Her gün beni diğer günden daha şaşırtıyordu artık. Okula vaktinde gelişim bile buna bir sebepti. Üstelik ilk ders matematikken. Ama ona bile vaktinde katılmıştım. Tabi değişmeyen tek bir şey vardı o da bu dersi asla anlayamamamdı. İşte bunun bir gün değişeceğini düşünmüyorum. "Tunayı gördün mü hiç son zamanlarda?"

Neva ile kantinde her zaman ki yerimizi almıştık. Şaşırtıcıdır ki bugün iştahım bile açıktı. iki sandviç yemiştim. Sanırım gerçekten iyi değilim. "Tuna mı? Tuna...yok, şu aralar pek konuşmadık." elindeki krakerden bir ısırık aldı. "Niye sordun? Sen sevmezdin Tunayı."

"Hala sevmiyorum." diye yanıtladım hızlıca. Ortaokuldan beri gıcık kapıyordum o çocuğa. Bilgisayar bağımlısının teki. Bize aralıksız 3 gün uyumadan oyun oynadığını ve en yüksek rekoru kırdığını anlatıp dururdu. Neva ile iyi anlaşmalarının tek sebebi onunla aynı mizah anlayışına sahip olmasıydı. Bir de ailelerinin arkadaş olması.
"Ee o zaman?"

"Hiç öylesine, son zamanlarda hiç görmedim onu yanında da dikkatimi çekti."

Tek kaşını kaldırdı krakeri çiğnerken. "Bugün beni biraz şaşırtıyorsunuz Hazin hanım." dedi resmi bir ses tonuna takınarak. Gözlerimi devirdim.

"O konuya hiç girme, kimse şu aralardaki bana, benden daha çok şaşıramaz." dedim önüme düşen saçımı arkama atarak. Neva gülüyordu.

Gözlerim ara sıra kantini tarıyordu. Kimi aradığım hakkında tam emin olmasamda muhtemelen Tunaya bakınıyordum. Ama Tuna yerine başka biriyle göz göze gelmiştim. Kayra.

Kantinde, bizim oturduğumuz yerin karşısında bir masada, her zaman ki kişilerle oturuyordu. Sumru bir şeyler anlatıyordu ona, ama o dinlemiyor gibiydi. Sadece bir kaç saniye sürdü bakışmamız çünkü ona bakmak gibi bir niyetim yoktu. Tekrar önüme döndüm. "Sumru kesin bu sene yapıcakları yılbaşı partisi için planlarını anlatıyordur." dedi Neva gözlerini devirerek. Muhtemelen bakışlarımı takip etmişti.

"Yılbaşı partisi mi?"

Başını salladı Neva. "Tabi sen dünyadan bihaber yaşadığın için." Masaya yaslanarak öne eğildi. "Her sene okul dışında, evlerinde yılbaşı kutlama partisi yapıyorlar. Bütün okul orda oluyor. Aileleri yılbaşı tatiline çıktığı için genelde Ya Sumrunun yada Canerin evinde oluyor parti. Nedense Kayra pek ilgilenmiyor katılmak dışında." anlattıklarını dinlerken gözlerim yeniden onların olduğu tarafa kayıyordu. Genelde yılbaşını teyzemlerle evde geçirmeyi tercih ettiğim için ve onlar tarafından, ezelden gelen bir zorbalık söz konusuyken zaten bu tür şeylerden haberim olmaması normaldi.

"Sen gittin mi hiç?" diye sorduğumda güldü Neva ve arkasına yaslanarak ayağını yanında duran boş sandalyeye uzattı. "Her sene."
şaşkın bir ifadeyle yüzüne bakarken o rahatça ağzına bir kraker daha attı. "Ne? Sırf kurucuları sevmiyorum diye böyle bir eğlenceden mahrum kalır mıyım sanıyorsun?" demesiyle gözlerimi bininci kez devirdim.

"Bi acayipsin." diye mırıldandım masadaki su şişesin uzanırken. "Bende diyorum bu kız her yılbaşı nereye kayboluyor." bir kaç yudum aldım sudan.

Neva gülmeye başladı. "Öyle düşünürsek bütün okul kayboluyor haberin yok."

"Okul inan umrumda değil, hiç kafam almıyor böyle şeyleri gerçekten." zil çaldığında yanımdaki çantama uzandım, Nevayla aynı anda ayağa kalkmıştık.

"Sende kırkına yeni giren halam gibi konuşmaya başladın ha." dedi masanın etrafından dolaşıp yanıma yetişti. "Dur bakayım saçında beyazlama da başlamış mı." parmak uçlarında yükselip başımı eğdiğinde üfleyerek ittim onu. "Bi dur boynumu kıracaksın!" Neva gülerek geriye çekildi yürürken.

Ona ters ters bakarken parmaklarımla taradım saçlarımı düzeltmeye çalışarak. Saçlarıma dokunulmasından hiç hoşlanmıyordum. "Sabır ya." diye homurdandım birlikte kantinden çıkarken.

Koridorda yürürken Neva kolunu omzuma atmıştı. Sınıfın olduğu koridora sapacaktık ki Neva durdu. "A bak iyi insan lafın üstüne gelirmiş. Tuna orda." dedi omzumdan doğru arkaya bakarken. Bakışlarını takip ederek öbür koridorun solunda bir kaç kişiyle konuşan Tunayı gördüm. Üstünde her zaman ki Gamer tişörtü vardı ve her zaman ki gibi darmadağınık kahverengi saçlarıyla heyecanlı heyecanlı bir şeyler anlatıyordu. "Hadi bi selam verelim." Neva omzumdaki koluyla yönümüzü ona çevirdiğinde bir şey diyemeden çoktan o tarafa gidiyorduk bile.

Neva omzumdaki kolunu çekip Tuna'nın omzuna atmak için hazırlandı ve birden kolunu attı omzuna hızlıca, o bir şeyler anlatırken. "Bir Tuna balığı buldum!" diye bağırdı gülerek.

Biraz geride dikilerek izledim selamlaşmalarını. Neva Tunaya "Tuna balığı" lakabını ortaokuldan beri kullanıyordu. Ben "bilgisayar bağımlısı" demeyi tercih ederim.

Tuna gülerek lafını yarıda bırakıp bize döndü. "Naber?"

"iyidir güzellik senden naber?" dedi Tuna hiç sevmediğim cıvık bir tavırla. "iyidir iyidir."
Tuna'nın gözleri Nevadam arkada duran bana kaydı. Kaşları havaya kalktı. "Kara kedi? Senden naber? Baya oldu konuşmayalı." dedi sırıtarak. Evet Tuna da bu lakabı kullanıyordu benim için. Çünkü kendisi de bir zamanlar bizzat onlarla takılmış bir pislik.

Umursamaz bir ifadeyle omuz silktim. "iyidir." diyerek geçiştirdim. Mümkünse konuşmamaya da devam edelim demeyi çok isterdim ama şimdilik Nehirlere verdiğim sözü tutmam lazım ve bu yüzden onun yardımına ihtiyacım vardı.

Neva. "Seni sordu az önce." dediğinde kaşlarımı çatarak ona bir uyarı bakışı attım. Bunu söylemesine gerek var mıydı? Şimdi bu salak kim bilir neler düşünecektir. Tuna şaşkın bir sırıtışla bir Nevaya bir bana baktı. "Beni? Kara kedi beni sordu?"

Gözlerimi devirdim sesli bir nefes verirken. Şu an olduğum yerde bir rahatsızlık hissediyordum ve bu sinirlerimi daha da bozuyordu. "Sanki anormal bir şey yaptım ya. Aynı sebepten sordum, bayadır görmedim diye." homurdandım. İkiside pis pis güldüler ve sinirlerime daha da dokundular. Bir an önce soracağımı sormam lazımdı ve kurtulmam lazımdı yoksa daha fazla konuşmak istemiyordum.

Neva ve Tuna kısa bir an kendi kendilerine bir şeyler konuştular ve bende öylece dikildim yabancı gibi. Ki çoğu zaman öyle hissediyorum kendimi onların yanında. Bu kötü bir şey mi? Bilmiyorum.

"Neyse hadi sonra görüşürüz edebiyatçı geç kalınca olay çıkarıyor biliyorsun." derken Neva tekrar yanıma geldi ama ben henüz hareket etmedim."Neva."
"Sen gir sınıfa ben geliyorum."

Başıyla neden diye işaret etti. Bende yok bir şey dercesine başımı salladım. O da peki der gibi arkasını dönüp sınıfa doğru yürümeye başladı. Vakit kaybetmeden önüme döndüm ve Tunanın yanına gidip bir şey demeden onu kolundan çekiştirerek kenara çektim. "Kızım dursana ne oluyor!"

"Bağırma hemen başımı ağrıtıyorsun." arkadaşlarından yeterince uzaklaştığımızda kolunu bıraktım ve ciddi bir ifadeye büründüm. "Yardımına ihtiyacım var. Daha doğrusu ihtiyacımız var."

Kollarını göğüsünde birleştirdiğinde meraklı bakışlarını üzerime dikti. "Hem yardım istiyorsun hemde ters konuşuyorsun kara kedi, olmuyor. Ayrıca "ihtiyacımız" derken? Sen ve kim?"

Ona çok fazla bir...ne fazlası hiç bir şey anlatasım gelmesede detay vermem gerektiğini biliyordum. "Hiç uzatmayacağım. Sen bu video işlerinden anlıyordun değil mi? Bulanık bir görüntüyü netleştirebilir misin?"

Yanındaki duvara yan yaslanırken tek kaşını kaldırdı. "Hallederim halletmesine de niye?"

"Orası seni ilgilendirmiyor Tuna. Sen yapabilir misin onu söyle." diye çıkıştım sabrım tükenirken.

Bir saniye düşündükten sonra pis bir şekilde sırıttı. "Yaparım, yaparım ama bunun bir karşılığı olmalı kara kedi." dedi imalı ses tonuyla.
Kaşlarımı çattım. "Ne istiyorsun?"

"Seni."

Gözlerim fal taşı gibi açılırken hiç acımadan koluna sertçe vurdum. Hem güldü hemde acıyla kolunu ovaladı. "Az yavaş be kızım o nasıl el!"

"Abuk subuk konuşma sende o zaman."

"Şakaydı şaka."

Gözlerimi devirdim, sesli bir nefes verip bir adım geri çekilerek. "Tuna, düzgün bir şey söyle yoksa gidicem."

"Tamam tamam, videoyu halledeyim sonra söylerim istediğimi." dedi kendini duvardan iterek. Ellerini rahatça ceplerine soktu. Ne isteyecek diye düşünmeyecektim şimdi ama eminim yine saçma bir şeydir.

"Sana videoyu atarım." diye mırıldandım telefonumu çıkarıp.

"Olmaz, bana gelmen lazım."

Kaşlarımı çattım. "O niye?"

"Ben neyi nasıl istediğini nerden bileceğim. Yanımda durursun ben yaparım." dedi rahatça sırıtarak. Yüzümü buruşturdum bu sefer. İçimden ikinciyi geçirmek geldi ama bu sefer suratının tam ortasına. Ama zaten yalnız gitmeyeceğime göre hayal ettiği anca hayalinde kalıcaktı. Gerizekalı. "iyi tamam, ne zaman?"

Bunu beklememiş oldum olacak ki kaşları havalandı. Sonra. "Hafta sonu daha rahat olur." diyerek göz kırptı ve ben gerçekten midemde bir bulantı hissettim. Kısaca başımı salladım çünkü daha fazla muhattap olursam yumruğu yüzüne geçirmekten çekinmeyeceğimi biliyorum. Sakin kalmam lazımdı, en azından istediğime ulaşana kadar. Ondan sonra yaparım zaten istediğimi. Arkamı dönüp yürümeye başladım. "Haberleşiriz!" diye seslendiğini duysamda yürümeye devam ettim. Zaten derse geç kalmıştım.

Günün geri kalanı hızlı geçmişti. Okul çıkışı aslında Nehirlerle konuşmak istiyordum ama bütün gün onları hiç görmemiştim ve nedense yazmaktan inanılmaz çekiniyordum. Bu yüzden yarına erteleyerek çok oyalanmadan eve gitmiştim. Eve girer girmez çantamı bir kenara koyduktan sonra banyoya ilerledim. Sıcak bir duş ihtiyacım olan tek şeydi şu an.

Banyonun kapısını kapattım ve üstümdeki siyah sweat'i çıkardım. Lavabonun önünde durarak önce ellerimi yıkadım soğuk suyla. Gözlerim yine aynadaki yansımamdaydı. Doğruldum ve bembeyaz olan çıplak kollarıma baktım. Sağ kolumda bir morluk fark edince kaşlarımı çattım ve elimle dokundum morluğa. Soğuk elimi çıplak tenime değdirdiğimde titremiştim, tüylerim diken diken olmuştu. Bu ne zaman olmuştu? Hiç hissetmemiştim. Bir yere çarpmış, canımı yakmış, morartmıştım tenimi ve hissetmemiştim. Ama yinede ordaydı, izi duruyordu. Gözlerim aynada kolumdan elime kaydı. Yanık izi hala duruyordu.
Kabuk bağlamıştı ama defalarca kaşıyarak yeniden kanatmıştım. Eminim izi hep kalacaktı.

Suyu açtım ve üstümde geri kalanları çıkarmadan öylece soktum kendimi suyun altına. Ilık su başımdan aşağıya akmaya başladığı an kesik bir nefes aldım ve gözlerimi kapattım. Başımı geriye atarak bir süre sadece suyun tenime temas etmesine, bedenimden aşağıya süzülmesine ve akıp gitmesine izin verdim. Keşke her şey olduğu gibi akıp gitse suyla. Sadece bedenin kirliliğini değil de ruhumuzdaki lekeleri de temizlese. Ama öyle yeni değil bu lekeler. Çoktan kurumuş ve bütünleşmişler sanki. Kolay kolay çıkmaz suyla, sabunla. Üstünü kapatmak gerekir.

Saat altı civarı duştan çıktıktan sonra üstümü giyinip saçlarımı kurutmadan elime telefonu alarak kanepeye oturdum. Gelen mesajları kontrol ediyordum. Teyzem yine geç geleceğini haber ediyordu ve neva danda bir kaç mesaj vardı. Sonra "Lorasın özel dedektifleri" adında bir gurubun açıldığını gördüm ve tıklayıp chate girdim.

Nehir:Diyar
Nehir:Değiştir şu gurup ismini.
Nehir:çok ciddiyim.
Diyar:Değiştiremem.
Nehir:Niyeymiş o?
Diyar:En uygun gurup ismi bu da ondan
Nehir:Oyun oynamıyoruz diyar ciddi bir konu üzerine kurduk gurubu.
Diyar: tamam işte tam konuya göre bir gurup ismi😁
Nehir: gurup kurma işini sana vermeyecektik.
Nehir:hata ettik.
Ömür: Kitap okuyorum sonra tartışsanız olmaz mı?
Diyar:telefonunun sesini kapat kardeşim
Nehir:telefonunun sesini kapat.
Ömür:Bunu aynı anda nasıl yazdınız?
Diyar:nehir itiraf etmiyor ama aklımız bir çalışıyo
Nehir:senin aklınla benim aklımın aynı çalışması, senin bir kere olsun mantıklı konuşman kadar imkansız.
Diyar:ne dedi şimdi lan bu
Diyar:övdü mü sövdü mü belli değil

Kafedeyken numaramı vermiştim Nehire. Muhtemelen bu gurubu kurmak için istemişti. Bu iyiydi çünkü şimdi en azından onları aramadan onlara hallettiğimi söyleyebilirdim.

Ömür:Hazin de gurupta ve eminim onu da bildirim sesi sinir etmiştir.
Ben:Benim için sorun yok :)
Nehir:Hoş geldinnnn
Nehir:nasılsın?
Ben:hoş buldum, ben iyiyim, siz?
Nehir:iyiyiz ☺️
Ömür:iyidir.
Diyar: iyiyiz iyiyiz buz kraliçesi👌🏻
Diyar:söyle bakalım haberler sende.
Ben:lakabı çıkarmamış mıydık?
Diyar:abi ne zararı var benim lakaplarımın size ya
Diyar: ne güzel isimler
Nehir:sana göre.
Diyar:Ömür seviyor
Ömür:Lan kaç kere dedim sana ben öyle bir şey yok diye.
Ömür:götünden uydurma bir şeyler
Diyar: yemin ediyorum bu gurupta dışlanıyorum ya.
Diyar: sıkıldım sizden, gidiyorum ben oyuna giricem.
Ben:bekle, az önce söyledin, haberler bende.
Ben:Bahsettiğim kişiyle konuştum ve hafta sonu ona gideceğimizde anlaştık. Halledebileceğini söyledi.

Tabi karşılığında bir şey istemeyi de unutmadı pislik.

Nehir:Bu süper bir haber!
Nehir:tekrar teşekkür ederiz❤️
Ömür: bu gerçekten güzel bir haber.
Ben:önemli değil, umarım bir şeyler bulabiliriz :)
Nehir:Umarım.
Ömür:o zaman hafta sonu buluşup birlikte gideriz.
Nehir:Tamamdır.
Ben:👍🏻
Nehir:Diyar?
Nehir:gerçekten oyuna mı girdin?
Nehir:salak bu çocuk.
Nehir:neyse herkese şimdiden iyi geceler.❤️
Ömür:iyi geceler.
Ben:iyi geceler.

Telefonu kenara koyduktan sonra televizyonu açtım. Bir şeyler izlerken saatin farkında bile değildim ama muhtemelen dokuz olmuştur.

Televizyonu kapatıp ayağa kalktım ve mutfağa ilerliyordum ki dış kapının açıldığını duydum. Hemen mutfaktan şişe suyumu aldıktan sonra koridora çıktım. Teyzem kulağında telefonla birisiyle konuşurken bir yandan ayakkabılarını çıkarıyordu. Beni görünce kısa bir gülümsedi ama aklı başka bir yerde gibiydi. Ceketini astıktan sonra yanımdan geçip salona geçti ve bende arkasından gittim. "Evet, ben ilgileneceğim." dedi telefona doğru. "Bir şeyler yedin mi?" diye sordu fısıldayarak kısa bi an bana bakarak. Başımı salladığımda o da başını salladı ve konuşmaya devam etti. Böyle ciddi ne konuştuğunu merak ediyordum bu saatte.

Yanından geçip odama yöneldim. "Teyze." diye fısıldadım. "Ben yatıyorum."

Başını salladı ve nedense tedirgin hissettirecek bir şekilde gülümsedi. Çok durmadan odama ilerledim. Odaya girip kapıyı kapatacaktım ki bir an durdum ve dinlemeye başladım.
"Şimdi odasına girdi." dedi sessiz olmaya çalışarak karşıdaki kişiye. "Yok duymaz uyur zaten birazdan."

Bir süre karşıdaki kişiyi dinliyor olacak ki bir sessizlik olmuştu. "Biliyorum, biliyorum-" sözünü yarıda kesti. "Biliyorum Atuf, korktuğumuz şey de bu ya zaten." derken sıkıntılı bir nefes aldığını duydum. Atuf abiyle konuşuyordu. Peki korktukları şey neydi?

"En son o gün konuştum işte." hareketlerinden ayakta durduğunu ve sağ sola yürüdüğünü anlayabiliyordum. "Sen bir şey yapamaz mısın doktor olarak?"

"Bunu bilmiyor muyum zannediyorsun? Daha yeni yeni toparlıyor kendini, Atuf. ilaçları kullanmayı bırakmasına rağmen." teyzem ilaçlarımı kullanmadığımı nerden biliyordu? Oysa ben her sabah düzenli olarak bir ilaç alıyor ve yutmadan cebime atıyordum o görmeden. "Hayır şimdiye kadar bir şey olmadı. Yani olsaydı anlardık."

Sessiz bir adım daha attım kulağımı iyice kapıya dayarken. Sesini bilerek daha da kısıyordu. "Onca emekten, onca zamandan sonra yıkılmasına izin veremem. Bir kez daha aynı şeyleri yaşayamayız." Neler yaşadık? Çok şey yaşadık. Ama tam olarak neyi kastediyordu teyzem?

"En ufak bir şeyi hatırlaması inşa ettiğimiz her şeyi bozacak. Bu yüzden ilaçları tekrar kullanması için tekrar elimden geleni yapmaya çalışacağım." Hatırlamak. Neyi hatırlamamalıyım? Neyi unutmuştum? ilaçları kullanmadığımdan beri ilk kez bu kadar uyanık hissettiğimi sorgulamıştım tam şu an. Sanki uyuşturucu kullanıyordum ve bırakmayı kestiğim an ayılmış gibiyim. Bir andan sonra sesler önce kesildi, sonra bir kaç adım sesinin yaklaştığını duydum odama doğru. Hızla kapıdan uzaklaştım ve yatağa girerek başımı yastığa yatırdığım an gözlerimi kapadım. Kalbim hızlı atıyordu ve bunun beni ele vermemesi için içimden dua ediyordum.

Kapı sessizce açıldı ve içeri giren bir kaç adım sesi daha duyuldu. Saçlarımı okşadı, eğilip bir kaç kez öptü saçlarımdan. Teyzemin de kalbi hızla atıyordu, yattığım yerden duyabiliyordum. Umarım o da benimkini duymamıştır. Bir süre daha başımda dikilip bir şeyler fısıldadıktan sonra sessizce uzaklaşarak çıktı odadan. Sessizliğe ve karanlığa gömdü odayı.

Gözlerimi açtım ve tavana baktım. Konuşulanlar süründü aklımda bir bir. Neyi hatırlamam gerekiyordu? Ne inşa etmişlerdi? içimi yiyip bitiren konular zaten yetmiyormuş gibi bir de şimdi bu sokulmuştu aklıma.

Neyi unuttuğumu bilmiyorum belki ama şu andan sonra şunu biliyorum ki; o ilaçları bir daha asla almayacağım.

. . .

Cumartesi günü.

Hava yağmurluydu. Yaklaşık öğlen bir gibi çıktım evden. Siyah hırkamın kapüşonunu başıma geçirdim, cebimde hep bulunan naneli şekerlerden bir tane ağzıma attıktan sonra bisikletimle birlikte evden çıktım.

Nehir:Nerdesin?
Nehir:biz geldik.
Ben: 8 dakikaya ordayım.

Şekeri dilimle döndürdüm ağzımda. Nane tadı yavaşça sinmeye başlıyordu dilime. Telefonu kapatıp cebime attım ve bisikletime atlayarak yola çıktım. Tuna'nın evi bize yakındı. Neva ile komşuydular zaten. Bu yüzden aileleri iyi anlaşıyordu. Ortaokulda birlikte kapıma gelip dışarı çağırıyorlardı ama ben hiç oralı olmuyordum. Evde kalıp resim çizmeyi tercih ediyordum. Tabi teyzemin zorla yakamdan tutup çıkardığı günler de oluyordu.

Tunayı sevmememin en büyük sebebi de aslında burdan geliyordu. Kayra ve diğerleriyle takıldığı dönemlerde hakkımda belirli şeyler onlardan daha iyi bildiği için onlara ispiyonculuk yapıyordu. Teyzemin evde olmadığı zamanlarda kapıma kadar gelmelerinin ve camıma bir şeyler fırlatmalarının en büyük sebebi Tunaydı. Sekizinci sınıfta, sınıftan birinin doğum günü vardı ve herkese kek dağıtmışlardı. Tuna kırmızı elmaya alerjim olduğunu biliyordu ve bana verdikleri kek diliminine elma suyu koymuşlardı.

Henüz 13 yaşında olduğum için pek dikkat edememiştim ve öylece yemiştim. Ama zaten üçüncü lokmada yanmaya başlamıştı tenim ve hastaneye kaldırılmıştım. O kadar da şiddetli değildi elmaya karşı olan alerjim. Mesela dokunduğumda pek bir şey olmazdı ama yemem ciddi sonuçlar doğurabiliyordu. Ve Tuna bunu biliyordu. Bile bile de bunu onlara söylemişti. Ve yine bana her şey zehir olmuştu.

Son bir caddeden saptıktan sonra Tuna'nın evinin olduğu mahalleye saptım. Biraz ilerde onları görünce bisikletimle yavaşladım. Nehir hemen gülümsedi beni görünce ve el salladı. Üzerinde krem rengi, dört tane küçük kedi resmi olan bir kazak vardı. Altında da hafif bol mavi bir jean vardı. Saçları her zaman ki gibi kıvırcık ve açıktı. Hemen yanında Ömür dikiliyordu. Elinde her zaman olduğu gibi bir kitap var. Üzerinde bol, kahverengi bir kazak, altında da siyah keten bir pantolon diymişti. Ve onun da yanında yine yerinde duramayan Diyar vardı. Tam olarak anlayamadığım hareketler yapıyordu. Üzerinde basit bol bir tişört ve mavi, bol düşük bel pantolon vardı. Kıvırcık saçları yine darmadağındı.

Yanlarına vardığımda bisikletten indim. "Selam." diye mırıldandım. Nehir gülümseyerek yanıma geldi. "Hoşgeldin." dedi bir mutlulukla. "İyi ki geldin yoksa iki erkeğin arasında sıkılıp kalıyordum."

"Sana dedim kızım gel öğrendiğim yeni hareketi göstereyim diye istemedin." dedi Diyar garip hareketlerini durdurup yanımıza gelerek. Nehir sabır çekti yanımda. "Diyar ben senin deneme tahtan mıyım? Kum torbası mıyım ya ben? Bi yürü git."

Ömür kitabını kapatıp dikkatini bize verdi ve hafif baş sallamayla selamladı beni. Bende aynı şekilde karşılık verdim. "Gidelim mi?" diye sordu hepimize bakarak.

"Gidelim." dedim başımı sallayarak ve Tunanın evine doğru yürümeye başladık.

Önden yürüyordum ve Nehir de tam yanımda bana yakın yürüyordu. Diğer ikisi de arkadan geliyordu. Eve vardığımızda iki üç basamağı çıktıktan sonra büyük ahşap kapıda durduk. Dönü onlara baktım. "Çalıyorum." diye mırıldandım. Hepsi başlarını salladığında dönüp uzandım ve zile bastım.

Bir kaç saniye sonra kapı açıldı ve önce beni görüp pis bir şekilde sırıtan ardından diğerlerini görünce sırıtışı mum gibi sönen Tuna ortaya çıktı. Beni yalnız bekliyor olacak ki bir anlık bütün keyifi kaçmıştı.

"Bahsettiğin kişi Tuna mıydı?" dedi şaşkınca arkadan Diyar. Belli ki tanıyorlardı. Zaten tanımasalar garip olurdu sanırım. "Bahsettiğin "yardımına ihtiyacımız var"daki kişiler bunlar mıydı?" dedi Tuna aynı şaşkınlıkla.

"Herkes birbirini tanıdığına göre içeri girebilir miyiz?" dedim sadece iç çekerek. Herkes birbirine baktı bir an. Tunaya baktım, keyfinin kaçtığı açıkça ortadaydı. Ve iki sebebi vardı muhtemelen. Diğerlerinin ise ondan bir farkı yoktu. "Neyse hadi geçin bakalım." dedi Tuna rahatça mırıldanarak ve içeri girdi kapıyı açarak.

"Loras için arkadaşlar." dedi Nehir hepimize bakarak ciddi bir şekilde ve ardından bizimde geleceğimizi bilerek girdi önden. "Her ne kadar sevmesemde bu piçin evini merak ettim. Nehir beni bekle." dedi ve hızla Nehire yetişti.

Derin bir iç çektikten sonra tam içeri bir adım atacaktım ki omzumda bir el hissedince durup yanıma baktım. Ömür tam anlayamadığım düşünceli bir ifadeyle bana bakıyordu. "Yalnız geleceğini sanıyordu, değil mi?"

Anlamıştı, bu yüzden sessizdi deminden beri. "Bir önemi yok, yalnız gelmeyeceğimi bildiğim için eve çağırmasını kabul ettim zaten. Yoksa kabul etmezdim." dedim omuz silkerek. Bir an daha gözlüklerinden doğru yüzüme baktı sonra başını sallayarak elini omzumdan çekti ve içeri girdi önümden. Bende çok oyalanmadan arkasından girdim.

Evin içi dışından daha büyüktü. Çoğu şey ahşaptan yapılmış gibiydi. Bu da eve ayrı bir hava katıyordu. Ailesi varlıklıydı. Zaten bu yüzden bir zamanlar Kayralarla takılmışlığı vardı. Tuna bizi muhtemelen kendisine özel olan bir bilgisayar odasına götürdü. Odanın bir ucundan diğer ucuna uzanan bir masada 4 farklı bilgisayar vardı. Hepsiyle yanıyordu? Bir tane nesine yetmiyordu? Bunu hiç bir zaman anlayamıyordum. Biz teyzemle bir laptopu birlikte kullanıyorduk ve yetiyordu. Hatta ablam evlenmeden önce onunla da paylaşmışlığımız var aynı laptopu. Gereksiz bir masraf. Ama tabi paran olunca bir anda gereksiz, ihtiyaçmış gibi görünmeye başlıyor.

"Birlikte geldiğinize göre bu video baya önemli bir şey olmalı." diye mırıldandı Tuna meraklı bir şekilde oyuncu koltuğuna otururken. "Öyle." diye yanıtladım. Diyar odanın köşesinde duran rahat koltuğa yerleşti rahat bir şekilde. "Lan Tuna hiç de fena değilmiş lan burası." dedi gülerek. "Oğlum madem böyle yeteneklerin var geçen oyunda bana karşı niye yenildin enayi. Gerçi haklısın oyun konusunda benden yeteneklisi yok."

Tuna koltuğuyla ona döndü. "Dua et boşluğuma gelmişti o saldırı yoksa çoktan amına koymuştum senin." dedi özgüven gösterisi sergilemeye çalışarak. Diyar buna güldü. "Aynen aynen, kesin yapmıştın."

"Sussanız da asıl işe odaklansak." diye araya girdi Ömürün sakin sesi. Soru değil bu bir belirtmeydi. Tuna ona yan bir bakış attıktan sonra önüne döndü ve bilgisayarını açtı. "Pekala başlayalım bakalım."

Tunanın yanına dikilip telefonumu çıkardım. "Sana gönderdim videoyu."

Tuna bilgisayarda bir şeyler yaptı bir süre. Videoyu bilgisayarına kaydetti ve bir yerlere girdi. "Tam olarak ne istiyoruz dedin?"

"Görüntüde arka planda duranları netleştirmeni. Daha doğrusu arkada duran kişinin yüzünü netleştirmeni istiyoruz." diye anlatmaya başladığımda bir yandan uygulamaya başlamıştı bile. Bir süre görüntünün üzerinde oynamalar yaptı.

"Sizin şu Loras mıydı neydi...noldu ona? Komada diyorlardı en son." diye mırıldandı Tuna gözleri ekrandayken. Dördümüzde başımızı kaldırıp birbirimize baktık. "Hala öyle." diye mırıldanarak geçiştirip attı Ömür gözlüğünü düzelterek.

Tuna omzundan doğru bir bakış attı bana ve pis bir şekilde sırıttı. Kaşlarımı çattım, ne sırıtıyordu şimdi bu pislik? Tekrar bilgisayara dönerek işine devam etti.

Yaklaşık uzun bir süre üzerinde oynamalar yaptı görüntünün. Gittikçe netleşiyordu ve bu nedense heyecan ve gerginlik karışımı bir karın ağrısı yaratıyordu beklerken. Nehir de aynı şeyleri hissediyor olacak ki kolumu tutmuştu güvenli bir şekilde. Kısa bir an onunla göz göze geldik ve ona güvenli bir bakış attım. Saatler gibi hissettiren bir sürenin ardından Tuna arkasına yaslandı. "işte," diye başladı cümleye. "Görüntüyü en fazla 720p'ye kadar yükseltebildim. Gerisi mümkün değil çünkü öncelikle karanlık ortam, kamera kalitesi kötü ve şahıs fazla uzakta. Anca bu kadarı oldu."

Dördümüz de bilgisayar ekranına eğildik ve görüntüye yakından bakmaya çalıştık. Şahısın hala yüzü bulanıktı ama en azından şimdi belirli bir forma girmişti. Kişinin üzeri komple siyahtı, full siyah giyinmişti. Başındaki şapka bile siyahtı ama üzerindeki tişörtte kanatları iki yana ayrılmış, kuşa benzer bir şey vardı. Bunun dışında elimizde olan tek şey bu kişinin erkek olmasıydı. Ama bununla bir şeye başlayabilir miyiz emin değilim. "Ne değişti ki oğlum? Sözümü geri alıyorum bir bok becerebildiğin yok Tuna." dedi Diyar ekrandan çekilip morali bozulduğu için söylenerek.

Tuna ayağa kalktı bir hışımla. "Kolaysa sen yap lan. Dedik ya az önce daha fazlası mümkün değil diye." Diyarın üzerine yürüdü.
"Sen becerememişsindir diyorum bende." dedi Diyar daha da kışkırtarak onu. Nehir kolundan çekiştirdi Diyarın. "Diyar sussana napıyorsun."

Arkamda bir şeyler dönmesini umursamadan bilgisayarda görüntüyü önce kaydettim sonra onun hesabından görüntüyü kendi telefonuma aktardım hemen ve onlara döndüm. "Tamam yeter. Alacağımızı aldık gidebiliriz." dediğimde hepsi susup bana baktı.

Tam gitmek için hareketlendiğimde Tuna dikkatini tamamen bana çevirdi ve beni durdurdu. "Nereye kara kedi? Borcunu ödemeden mi gidiyorsun?" yine o pis sırıtışıyla yüzüme baktığında midemde bir bulantı oldu yine. "Sana ödeyecek hiç bir borcum yok benim." dedim tükürür gibi sertçe. Tuna'nın bu cevap hoşuna gitmemiş olacak ki üzerime doğru bir adım attı.

"Öyle şey olmaz, tabiki ödeyeceğiz borcumuzu." dediğini işittim Ömürün. Tuna'nın omzundan doğru ona baktığımda elindeki kitabı Nehire veriyordu. Tuna tam arkasını dönmüştü ki Ömür hızlı bir hareketle Tuna'nın kasıklarına sert bir yumruk attı. Bu o kadar beklemediğim bir şeydi ki elimle ağzımı kapatma gereği duymuştum. Tuna acı dolu bir inlemeyle darbe aldığı yeri tutarak dizlerinin üzerine düştü ve iki büklüm oldu.

Diyar eğlenircesine gülerken Nehir ile ben şaşkınca bakıyorduk. Ömür doğruldu ve elini bir kere sirkeledi havada. Sonra hiç bir şey olmamış gibi gözlüğünü düzeltti yumruk attığı eliyle. "Borcumuzu da ödediğimize göre gidebiliriz." dedi ve hala benim gibi şaşkın görünen Nehirin elinden kitabı alarak odadan ilk çıkan oldu. Diyar kahkahalarını durdurmaya çalışarak acıdan kıvrılan Tunaya doğru eğildi. "Noldu lan? Bu da mı boşluğuna geldi?"

Tuna acıdan yüzü kızarmış bir şekilde başını kaldırıp bakmaya çalıştı. Diyar doğruldu ve keyifli bir şekilde kapıya yöneldi Ömürün ardından. "Kızlar? Hadi gelmiyor musunuz?" dedi bize dönerek. Gözlerimi kırpıştırarak durumun içinden çıkmaya çalıştım ve hareketlenerek hala yerinde duran Nehirin elini tutup ardımdan sürükledim. Tunayı o halde bırakıp evinden çıktık ardımıza bile bakmadan.

Kapının dışında Diyar hala keyifle gülerken Ömür sakin bir şekilde öylece dikiliyordu. Sanki az önce Tunayı iki büklüm bırakmamış gibi. Açıkçası Ömürden böyle bir şey beklemiyordum. Her zaman o kadar sakin ve mesafeli duruyorki öfkelenmesini bile hayal edemiyorum ki Tunaya o yumruğu atarken öfkeli bile gözükmüyordu. Sakindi resmen.

Diyar gülmekten karnı ağrımaya başlamış olacak ki karnını tutuyordu. "Götüne kadar kızardı çocuk." dedi nefeslerinin arasında. "İyi oldu ama iyi, çok iyi oldu. Ellerine sağlık kardeşim." kolunu Ömürün omzuna attı. Ömürse her zaman ki sakin tavrıyla öylece bakıyordu.

"Buna gerek yoktu." diye mırıldandım kollarımı göğüsümde birleştirerek. "Yani ben halledebilirdim."

"Bundan şüphem yok." dedi sakince bana bakarak. "Ama öyle olması gerekiyordu."

Nehir başını ona katılır gibi sallayarak koluma girdi. "O pisliğin sana olan bakışları eve girdiğimizden beri beni de rahatsız etti. Birinin ona dersini vermesi gerekiyordu." dedi rahatlatıcı sesi ve bakışlarıyla. Sıkıntılı bir iç çektim.
"Kusura bakmayın bu arada. Boşu boşuna buraya kadar getirdim sizi. Pek yardımcı olamadım." diye mırıldandım boğuk bir sesle. bakışlarımı kaçırdım. Rahatsız hissediyordum, herhangi bir bilgi veya bir şeye ulaşamamıştık ve bir şekilde kendimi sorumlu hissediyordum.

"Saçmalama lütfen." dedi Nehir hemen, kolumu sıvazlıyordu bir yandan ve bu garip bir şekilde rahatlatıyordu. "Daha ne yapacaksın? Biz nerden başlayacağımızı bile bilmezken sen bize bir yol gösterdin. Sonucunda ne olursa olsun denemeye yinede değerdi."

Omuz silktim hafifçe. "Evet öyle ama en azından bundan daha fazlasını beklemiştim. Sizin de öyle beklediğinizi biliyorum."

"Kimse kimseden daha fazlasını beklemiyor Hazin. Hepimiz yapabildiklerimizle bir bütün olacağız. Bu yolda birlikte olmamızın sebebi de bu." diye yanıtladı Ömür. Haklıydı. Ama ben nedense kendimi sorumluluğun büyük bir parçası gibi hissediyordum ve buna engel olamıyordum.

"Vallah bana hava hoş. Çok eğlenceliydi." dedi Ömürün yanındaki Diyar muzip bir gülümsemeyle. Nehir gözlerini devirsede gülmeden edemedi. "En çok sen eğlendin zaten onu biliyoruz."

Diyar güldü. "Doğruyu söyleyin sizde etkilendiniz kızlar." dedi bize göz kırparak. "Kardeşim az önce çocuğu kısır yapmış olabilirsin." dediğinde Ömür sesli bir nefes verip onu itti üzerinden. Yüzünden şimdiden yaptığı için pişman olduğunu görebiliyordum çünkü Diyarın diline düşmüştü.

"Nehir senin tipin böyle bir şey miydi?" sırıtıyordu bunu Nehire sorarken. "içerde baya çenen düştü de." kıkırdadı bunu söylerken. Nehir utanmış olacak ki kolumu bıraktı ve kaşlarını çattı. "Yedim seni Diyar. Sakın kaçma." Diyarın üzerine yürümeye başladığında Diyar çoktan hızla yürümeye başlamıştı hala kıkırdarken ve Nehirde hemen ardından koşmaya başladı. Bu sahneye nedense gülesim gelmişti, dudaklarımın kenarları kıvrıldı yürümeye başlarken Ömürün yanında. "Sormamda bir sakınca yoksa Tunayı ne zamandır tanıyorsun?"

Başımı ona çevirdim yürürken. "Ortaokulda aynı sınıftaydık. Direkt olarak arkadaşım değildi. Bahsettiğim arkadaşımın arkadaşı olduğu için genelde o da yanımızda olurdu. Tabi bu liseye geçince değişti."
Ömür anladım der gibi başını salladı. Yürürken bir eli cebinde, diğeride kitabını tutuyordu. Önümüzde Nehir, Diyarın omzuna çıkmaya çalışıyordu bir şeyler söylenirken. Atışmalarını izlemenin eğlenceli olduğunu fark etmeye başlamıştım.

"Tuna kız kardeşimin eskiden hoşlandığı kişiydi." dediğinde tam başımı önüme çeviriyordum ki hızla geri ona çevirdim. Ne demişti o? "Ne?"

Bu tepkiyi bekliyor olacak ki gülmüştü ve ikinci kez gamzelerini göstermişti. "Ama tabi o olduğu için kız kardeşimin yüzüne bile bakmıyordu."
dedi düşünceli bir şekilde karşıya bakarken. Şimdi neden bu kadar sert davrandığını anlamıştım. Kız kardeşi aklına gelmişti muhtemelen ve bu onu öfkelendirmişti. İyi bir abi olmalıydı. Nedense içimden keşke benimde, beni her şeyden ve herkesten koruyan bir abim olsaydı diye geçirmiştim. Gerçi Yaser abi öyleydi benim için. "Tuna hoşlanılabilecek biri değil. Ben arkadaşımın zoruyla onunla yan yana duruyordum. Umarım kız kardeşin atlatmıştır bu hoşlantıyı."

"Atlattı. Ama onun canının yanmış olmasını ben atlatamadım." dediğinde yüzündeki o düşünceli bakışın altında bir derinlik hissetmiştim. İçimde Ömüre karşı ayrı bir saygı hissetmeye başladım tam şu an. Nehirden sonra bunu hissettiğim ikinci kişiydi sanırım. "Sana olan bakışlarını görünce...içimde bir koruma duygusu oluştu. Bilmiyorum, sanırım abilik sınırlı bir duygu değil." diye açıklama yaptı başını tekrar bana çevirdiğinde. Güneş batmaya başlıyordu bu yüzden sokağı turuncuya boyuyordu. Ona bir minnet duygusuyla baktım ve o an aramızda sessiz bir anlaşma geçtiğini hissettim.

"Kaç yaşındaydın sen?"

"19"

"Benden iki yaş büyüksün."

"Öyle mi? O zaman olabilirmişiz."

Kaşlarımı çattım. "Ne?"

"Abi kardeş."