17. bölüm · Geri dönmek
Bölüm 17
Üzerimde bordo tişörtüm altımda ise mavi baggy pantolonum vardı. Takı olarak sadece yıldızlı Y kolyeyi tercih etmiştim. Saçımı ev topuzu yaptıktan sonra yatağımın yanındaki çekmecenin yanına gittim. Odanın bir duvarı full cam olduğu için güneş içeri ışıl ışıl vuruyordu. Çekmeceden neredeyse tozlanacak yüzük kutusunu çıkardım. Dışı kadife siyah kaplı bir kutuydu. Yatağa oturup sağ yüzük parmağımdaki yüzüğe baktım. Derin derin baktıktan sonra yüzüğü yavaşça çıkardım. Başımı sağ Omuzuma doğru yatırıp dahada çok inceledim. 16 yıldır sadece duş alacağımda çıkardığım yüzük, şimdi parmaklarımın arasındaydı. Çekmeden ıslak mendil çıkarıp azda olsa tozlanan kutunun önce dışını, sonra içini güzelce sildim. Islak mendilin diğer tarafını çevirdikten sonra yüzüğüde sildim. Yüzüğü yüzük kutusunun içine koyup kapağını kapattım. Çekmeceyi tekrar açıp içine kutuyu koydum. Yatağa uzanıp arkamı yaslandığımda telefondan gelen bildirim sesiyle telefonu elime alıp bildirimlere baktım.
*Buse kişisi "Büyük ev" adlı grubu kurdu.* Bu ne lan?
İrem:"Buse kurma dedik ya bune?"
Buse:"Ama ne yapayım şöyle takır takır yazışsak fenamı?"
Hilal:"Ben evinizde bile yokumki amınakoyayım beni niye aldınız?"
Buse:"Ama vardın."
Hilal:"Şimdi yokum."
+90:"Aynı evde yaşıyoruz ya gerçekten ne grubu bu?" Bu kim lan? Profil fotoğrafına girdiğimde Zehra ve Mertin yan yana çekilmiş fotoğrafını gördüğümde Zehra olduğunu anladım.
Alp:"Deniz, Hilal yoktu işte onuda aldık ne olacak sanki?"
Hilal:"Deniz kim?" Zehrada Alpin mesajını kaydırıp Alpe cevap verdi.
+90: "Alp siz özelden yazışabilirdiniz değilmi?" Baran Efede benim mesajıma yanıt verdi.
Baran Efe:"Zehranın diğer ismi Deniz ama Zehrayı kullanmayı tercih ediyor."
Hilal:"Saçmalık." Zehrayı 'Deniz' olarak kaydettim.
+90:"Eve taşınıyorum diyemi benide aldınız?" Bu kim amınakoyayım?
Mert:"He begüm ondan aldık."
Hilal:Begüm sen bizim Lisedeki begüm müsün? Üniversiteyi tutturup oraya giden.
+90:"Ooo Hilaal, aynen o Begümüm." Begümü çok severdik. Hergün kantinden limonlu popkek alıp dağıtırdı birlikte yerdik. Begümüde 'Begüm' Diye kaydederken zil çaldı. Grubu sessize aldıktan sonra telefonu bırakıp Kapıya gittim. Kapı deliğinden baktıktan sonra kimseyi göremeyince çocuklar zile bas kaç oynuyordur diye açmadım kapıyı. Tekrar yatak odasına gidip oturduğumda zil tekrar çaldı.
"Kim lan bu?" Kendi kendime söylenip tekrar kapı deliğinden baktım. Tekrar kimseyi göremeyince bu sefer kapıyı açtım. Kapıyı açtığımda kapı kolunda asılmış hediye pakedi gördüm. Kapıdan dışarı bakıp hediye paketini alıp kapıyı üst üste kilitledim. Salona gidip koltuğa oturdum ve paketi açtığımda ilk başta mektup kağıdı karşıladı. Onuda açıp içinden çıkan notu okumaya başladım.
"Sevgili Hilal, bu nota 'güzelim, benim güzelim, benim dünyamın güzeli.' Diyerek başlamayı çok isterdim ama ne yazıkki ben Mert değilim. Keşkede olsaymışım demiyorum. İçindeki hüznü anlıyorum, o yüzüğü parmağından çıkardın ya, benim içim gitti resmen ASDASGAHIAUSHWO" Notun burasına geldiğimde Kaşlarımı çatıp sorgularcasına bakış attım. Birisi el yazısıyla random atmış, Mert'in evlenmesine gülüyordu.
"Her neyse sana bu içindeki üzüntünün geçmesi için 3 adet hediyem var. Umarım ilk başta bu notu okumuşsundur. Sana kim olduğumu ne yazıkki söyleyemem, ama sen bence beni bulabilirsin." Elime "hediyeleri" aldım. 3 adet CD vardı. Üzerindeki numaralardan 1 numarayı buldum. CD'yi takıp kumandayla açtım. Ekran yavaş yavaş açılırken kendi kendime konuştum.
"Birde bir bakıyoruz kek tarifi falan çıkıyormuş." Kendi kendime güldüğümde video oynamaya başladı. Bir gelin odasıydı ortada bir gelin vardı. etrafında birkaç tane abiyeli kız onunla ilgileniyordu. Herkes telaş içinde bir şeyler söylüyordu. Tekrardan ekran yavaş yavaş kapandığında tekrar açıldı. Bu sefer arkada "Yüreğimden tut" şarkısının akustiği vardı.
"Bu ne şimdi?" Kendi kendime iğrenircesine sorduğumda bu sefer düğün salonu kapısının yan taraflardından dumanlar çıkmaya başladı. İlk gördüğüm şey sade, beyaz bir elbiseydi. Daha sonra Denizin ve Mertin el ele yavaş yavaş içeri girdiğini gördüm. Yüzümü buruşturdum.
"Bu ne oğlum? Düğünde elbisemi giyilir alacaksın bir gelinlik." Videoyu 2X'e alıp izlemeye devam ettim. İkisi ortaya geçmiş, dans ediyordu.
"Bu şarkı ne ya gıy gıy içimi baydı. Ben olsam sen anlat karadeniz akustiği falan koyardım. Hem Mert trabzonlu onada gönderme olurdu." Kendimi ne kadar üzülmemeye zorladamda beceremedim. Gözlerim dolduğunda izlemeye devam ediyordum. Hayalleri benimle kurmuştu, bir kısmını yaşatmıştı ama gelecek neden böyleydi? Düğün videosunu daha fazla izlemeye tahammülüm olmadığında ilk kasedi kapattım.
"Bunları kim gönderdi amınakoyayım?" İkinci CD'yi taktığımda ekranda tekrardan dumanlar yükseldi. Önce nedimeler, onlarında arkasında Deniz geldiğinde bunun kına olduğunu anladım. Deniz, üzerine Mavi bir bindallık giymişti. Sulu gözlerle bindallığına baktım.
"Bir insan niye mavi bindallık alırki? Bence en iyisi kırmızı be." Gözyaşlarını tutamadan ağlamaya başladım. Şuan ağlamamam gerekirken neden ağlıyordumki? Yani sevipte kavuşamayan tek kişi ben değildim. Dünya üzerinde milyonlarca insan benimle aynı durumu yaşamıştı oysaki. Kına videosu bittiğinde üçüncü kasedi açmadım. CD'leri masanın üzerine attığımda Denizin aradığını görüp açtım.
"Hilal, pikniğe gidiyoruz. Gelecek misin?" Derin nefes verdim.
"Gelirim, ne zaman nereye?"
"Saat 13.00'da ormanlıkta." Denizin sesine daha fazla tahammül edemeden yüzüne kapattım. Saate baktığımda 12.30'du. Arabanın ve evin anahtarlarını alıp evden çıktım.
