Gerçeklik Nedir? kitap kapağı

3. bölüm / 4

Gerçeklik Nedir?

Yeni Bir Işık

Vaveyla Yazarı: Ali Ünsal

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Yeni Bir Işık

Kardeşinin ölümünden aylar sonra hayat yüzeyde normale dönmüş gibi görünüyordu. Okul devam ediyordu. Ziller çalıyor, defterler açılıyor, teneffüslerde çocuklar bağırarak koşuyordu. Dünya, onun yasına aldırmadan dönmeye devam ediyordu.
Ama onun için zaman hâlâ ikiye bölünmüştü:
Kardeşinden önce.
Kardeşinden sonra.
Kardeşinden sonra olan günler daha ağırdı. Sabahları uyanmak zor geliyordu. Gözlerini açtığında birkaç saniyelik bir boşluk yaşardı; her şey sakin, her şey nötr. Sonra hatırlama gelirdi. O gece. O ambulans. O beyaz ışık.
Ve geceleri hâlâ sesler vardı. Çok net değil. Ama yok da değil.
Fakat sekizinci sınıfın başında bir şey değişti.
Yeni dönemle birlikte sınıfa bir kız geldi. Elif.
Elif’in gelişi büyük bir olay değildi. Ne dramatik bir anons oldu ne de kapıdan içeri girerken zaman yavaşladı. Sadece öğretmen onu tanıttı ve boş sıraya oturttu.
Ama o an, farkında olmadan bakışları ona takıldı.
Elif’in yüzünde tuhaf bir sakinlik vardı. Gürültülü değildi. Fazla konuşmuyordu. Ama dikkatli bakıyordu. İnsanlara gerçekten bakıyordu.
O ise bakışlardan kaçmayı öğrenmişti. Çünkü göz göze gelmek riskliydi. İnsanlar gözlerinde zayıflık arardı.
Bir gün matematik dersinde kalemini düşürdü. Eğildi. Elif de aynı anda eğildi. Parmakları çarpıştı.
Kısa bir temas.
Normal bir çocuk için önemsiz bir an.
Onun için kalp atışını değiştiren bir an.
“Özür dilerim,” dedi Elif hafifçe gülümseyerek.
O sadece başını salladı. Konuşamadı.
Ama o gülümseme zihninde yer etti.
Günler geçtikçe Elif onun yanına oturmaya başladı. Bu bir tercih miydi yoksa tesadüf mü, anlayamadı. Ama yanına oturuyordu. Defterine bakıyor, bir soruyu birlikte çözmeyi teklif ediyor, bazen anlamsız küçük şakalar yapıyordu.
İlk başta mesafeliydi. Cümleleri kısaydı. Göz teması kaçamaklıydı.
Çünkü içindeki ses hâlâ fısıldıyordu:
“Yaklaşan gider.”
“Sevilen kaybolur.”
Ama Elif gitmedi.
Bir gün teneffüste bahçede yalnız otururken yanına geldi.
“Burada hep yalnız mı oturuyorsun?”
Omuz silkti.
“Kalabalık sevmiyorum.”
“Elif kalabalık sayılır mı?”
Bu soru onu hazırlıksız yakaladı.
Başını kaldırdı. Elif gülümsüyordu ama gözleri ciddiydi.
O an içinde küçük bir çatlak daha oluştu. Ama bu karanlık bir çatlak değildi. Bu, ışığın girdiği bir yarıktı.
Elif onun hikâyesini yavaş yavaş öğrendi. Tam değil. Çünkü o anlatmayı beceremiyordu. Ama bazı parçalar döküldü.
“Kardeşim vardı.”
Geçmiş zaman.
Elif sustu. Onu dinledi. O sessizlik yargılayıcı değildi. Bekleyiciydi.
“Öldü.”
Bu kelimeyi söylerken boğazı düğümlendi. Ama Elif kaçmadı.
“Üzgünüm,” dedi sadece.
Bu basit cümle, annesinden hiç duymadığı bir şeydi.
O gün eve döndüğünde gecenin sesi daha zayıftı. Kardeşinin fısıltısı o kadar net değildi.
Çünkü ilk kez birine anlatmıştı.
Aylar geçtikçe Elif onun hayatında düzenli bir varlığa dönüştü. Birlikte ders çalıştılar. Birlikte yürüdüler. İlk kez biri onun yazdığı küçük şiirleri okudu.
Evet, yazıyordu. Kimseye göstermeden. Kâğıtların kenarına. Defter aralarına.
Elif okudu.
“Güzel,” dedi. “Ama çok karanlık.”
“O kadar karanlık mı?”
“Elif biraz ışık ister.”
O an hafifçe güldü. Uzun zamandır ilk gerçek gülüşüydü bu.
Zamanla sevgili oldular.
Bu kelime onun için ürkütücüydü. Çünkü bağ demekti. Bağ, kayıp demekti.
Ama Elif’in elini tuttuğu ilk gün, içinde bir şey sustu.
Geceleri artık yatağın kenarında kardeşini daha az görüyordu. Çünkü zihni yeni bir görüntüyle doluydu: Elif’in saçlarını rüzgârın savuruşu.
Bir akşam parkta otururken Elif başını omzuna yasladı.
“Biliyor musun,” dedi, “sen sandığından daha güçlüsün.”
Bu cümle tanıdıktı ama farklıydı.
Güçlü.
Annesi bunu emrederek söylerdi.
Elif bunu inanarak söylüyordu.
Ve o ilk kez güçlü olmak zorunda değilmiş gibi hissetti.
Halüsinasyonlar tamamen kaybolmadı.
Bazen geceleri hâlâ bir gölge görüyordu. Bazen aynada bir anlık kararma oluyordu.
Ama artık yalnız değildi.
Elif’e anlatmadı. Çünkü korkuyordu. Onun da gideceğinden.
Fakat Elif’in varlığı zihninde bir denge kurmuştu.
Suçluluk artık her saniye değildi. Daha seyrek geliyordu.
Kardeşinin sesi artık her gece değil, ayda birkaç kez duyuluyordu.
Ve o, bunun iyileşme olduğunu sandı.
Ama zihnin bazı kırıkları, sadece üzeri örtülmüş cam parçaları gibidir. Üzerine halı serersin. Görünmez. Ama basınca hâlâ keser.
Lise yılları yaklaşırken o daha da bağlandı. Elif onun için sadece bir sevgili değil, bir kurtuluş hikâyesiydi.
Ona şiirler yazdı. Daha az karanlık. Daha umutlu.
Birinde şöyle yazdı:
“Eğer gece beni yutarsa
Adını fısıldarım
Ve sabah olur.”
Elif okudu. Gülümsedi.
“Gece seni yutmaz,” dedi.
Ama bazı geceler insanı yutmak için bekler.
Elif’in yanında olduğu günlerde dünya biraz daha dengeli görünüyordu.
Gökyüzü daha mavi değildi belki ama gri tonları artık boğucu değildi.
Okul koridorları hâlâ kalabalıktı ama o artık o kalabalığın tamamen dışında hissetmiyordu.
Elif onun boşluklarını doldurmuyordu.
Ama boşlukların kenarlarına oturuyordu.
Düşmesini engelliyordu.
Birlikte yürüdükleri bir akşam, sonbahar rüzgârı yaprakları savururken Elif aniden durdu.
“Bazen seni izliyorum,” dedi.
Nasıl yani der gibi baktı.
“Gülüyorsun ama gözlerin hep tetikte. Sanki bir şey olacakmış gibi.”
Bu cümle onu ürpertti. Çünkü doğruydu.
İçinde sürekli bir bekleyiş vardı.
Felaket bekleyişi.
“Alışkanlık,” dedi kısaca.
Elif elini tuttu.
“Artık olmayacak.”
Bu cümle umut gibiydi.
Ama aynı zamanda bir kehanet gibi de duruyordu.
Zaman ilerledikçe onun geceleri daha sakinleşti.
Kardeşinin sesi neredeyse kayboldu.
Gölge daha az görünür oldu.
Ama tamamen gitmedi.
Bir gece Elif’le telefonda konuşurken, arka planda çok hafif bir fısıltı duydu.
Sanki iki ses üst üste binmişti.
“Elif…” dedi.
“Efendim?”
“Bir şey duydun mu?”
“Hayır.”
Sessizlik.
O an kalbi hızlandı ama kendini sakinleştirdi.
Belki yorgunluktandı.
Belki zihni hâlâ oyun oynuyordu.
Ama bu kez korku kısa sürdü. Çünkü Elif vardı.
On birinci sınıfa geçtiklerinde bağları daha da güçlendi.
Elif onun yazılarını daha ciddiye almaya başladı.
“Bir gün kitap yazacaksın,” dedi.
O güldü.
“Ben mi?”
“Evet. Ama karanlığı yazacaksın. Çünkü en iyi onu tanıyorsun.”
Bu söz bir övgü müydü yoksa kader mi, anlayamadı.
Ama her güzel şeyin içinde bir titreme vardır.
Kırılgan bir titreşim.
Elif bir kış günü okulda fenalaştı.
Baş dönmesi.
Nefes darlığı.
Hastaneye kaldırıldı.
Bu kez koridorun beyazı ona tanıdıktı.
Çok tanıdık.
Kalbi o eski ritmi hatırladı.
O eski korkuyu.
“Hayır,” diye fısıldadı kendi kendine.
“Bu sefer değil.”
Doktorlar konuşuyordu. Tetkikler. Testler. Belirsizlik.
Belirsizlik onun için en tehlikeli kelimeydi.
Elif birkaç gün sonra taburcu edildi.
Ciddi bir şey olmadığı söylendi.
Ama onun zihninde o koridor silinmedi.
Çünkü o artık bir şeyi biliyordu:
Sevdiği her şey kırılgandı.
Bu farkındalık geceleri geri döndü.
Yatağa uzandığında tavanda hafif dalgalanmalar görmeye başladı.
Gözlerini kırptığında yok oluyordu.
Ama tekrar geliyordu.
Bir gece Elif’i yatağının kenarında gördü.
Bu kez gerçek Elif değildi.
Yüzü daha solgundu. Gözleri daha donuktu.
“Beni kaybedeceksin,” dediğini duydu.
Başını salladı.
“Hayır.”
Ama ses devam etti.
“Her şeyi kaybediyorsun.”
O an ışığı açtı.
Oda boştu.
Kalbi deli gibi atıyordu.
Bu halüsinasyon farklıydı.
Kardeşinin görüntüsü suçluluk taşıyordu.
Bu ise korku taşıyordu.
Elif’le buluştuğunda normal davranmaya çalıştı.
Ama gözlerinin altı morarmıştı.
“Uyumuyor musun?” diye sordu Elif.
“Biraz.”
“Yine rüyalar mı?”
Başını salladı.
Elif onun ellerini tuttu.
“Beni kaybetmeyeceksin.”
Bu cümle bir ilaç gibiydi.
Ama aynı zamanda bir tetikleyiciydi.
Çünkü kayıp kelimesi zihninde yankı yaptı.
Günler ilerledikçe gerçek ile hayal arasındaki sınır çok hafif incelmeye başladı.
Sanki cam bir yüzey vardı ve o yüzeyin altında başka bir dünya hareket ediyordu.
Bazen Elif’in yanında yürürken, birkaç saniyeliğine onun yüzü değişiyordu.
Daha solgun.
Daha uzak.
Sonra normale dönüyordu.
O bunu kimseye söylemedi.
Çünkü eğer söylerse, gerçek olurdu.
Bir gece, Elif’le vedalaştıktan sonra eve yürürken sokak lambasının altında bir gölge gördü.
Bu kez kardeşi değildi.
Elif de değildi.
Uzun. Eğri. İnsan biçimine benzer ama tam değil.
O gölge hareket etmedi.
Sadece oradaydı.
Ve o an şunu hissetti:
Zihni artık sadece kayıpları üretmiyordu.
Korkularını da şekillendiriyordu.
Ama sabah olduğunda Elif’ten mesaj geldi.
“Günaydın.”
Basit bir kelime.
Ama o kelime zihnindeki karanlığı birkaç saatliğine susturdu.
Çünkü Elif hâlâ buradaydı.
Gerçekti.
Nefes alıyordu.
Ve o, onun varlığına tutunarak ayakta kalmaya devam etti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18