15. bölüm · Gerçek aile (polis)

1,0

İrem sude Civelek

Görevden 10 gün sonra...
Görevden çıkalı on gün olmuştu.
Bu on günde yine birkaç küçük göreve çıkmış, Aysel Hanım'la bir iki kere konuşmuştuk. Görevden sonra beni aramış ve başsağlığı dilemişti. O akşam evde değillermiş. Bir davete gitmeleri gerekmiş, geceyi de orada geçirmek zorunda kalmışlar. Bunları anlatmış, biraz sohbet etmiştik.
İnci'nin şehit olduğunu Karel ile Aslan söylemişti zaten.
Abi tayfası, Ali Bey ve Alp'le de görüşmemiştik.
Bu sıralar sadece ev-iş yapıyordum. Sarp'la bile doğru düzgün sohbet edemiyorduk. Akın az da olsa toparlanmıştı ama biz dışında kimseyle görüşmüyor, evinden çıkmıyordu. Yiğit her zamanki gibi enerjik ve şakacıydı ama bu sıralar daha bir şakacıydı. Özellikle Akın'ın moralini düzeltmeye çalışıyordu ve başarıyordu da.
Akın her geçen gün daha iyi oluyordu.
Eninde sonunda eski haline dönecekti.
Herkes gibi...
Bundan yaklaşık üç yıl öncesine kadar hayatımda önemli üç şey vardı.
Bunlar Sarp, Alaz ve dostlarımdı.
Şu an da öyleydi.
Hâlâ Sarp, Alaz ve dostlarımdı.
Ancak üç yıl önce hepsi yanımdayken şimdi Alaz yoktu.
Hayatımın en önemli parçalarından biri yoktu.
Gitmişti.
Hem de sonsuza kadar...
Yatağımda oturmuş, âşık olduğum adamın fotoğrafına bakıyordum.
Ona hâlâ ilk günkü gibi âşıktım.
O hayatta olmasa da...
Fotoğrafa birkaç saniye daha baktıktan sonra derin bir nefes aldım.
Ayağa kalkıp dolabıma yürüdüm.
Raflı olan kısımdan hazine sandığına benzeyen küçük sandığı aldım. Üzerindeki mekanizma dört haneli bir şifre istiyordu.
Ben bu şifreyi yedi sene önce belirlemiştim.
1997.
Alaz'ın doğum yılı.
Sandığı Alaz almıştı.
İçinde onlarca çikolata vardı.
Ben de sandık boşaldıktan sonra içine Alaz'ın bana verdiği bütün hediyeleri koymuştum.
Aldığı çiçekleri bile kurutmuş, yapraklarından birkaçını bir kâğıda yapıştırmış ve üzerine o günü yazmıştım.
Her şeyi ölümsüzleştirmiştim.
Sandığın içinde Alaz'ın fotoğrafları da vardı.
En sevdiklerim onlardı zaten.
Gittikten sonra künyesini vermişlerdi elime.
Onu da sandığa koymuştum.
Onu çok özlediğim zamanlarda çıkarıp boynuma takıyordum zaten. Küpe hariç taktığım tek takı oydu.
Sandığın içinde bizim beraber olduğumuz birkaç fotoğraf da vardı.
Elimdeki fotoğrafı sandığın içine koyup kapağını kapattım.
Şifreyi tekrar ayarlayıp sandığı yerine yerleştirdim.
Bornozumu alıp odadan çıktım.
Tam çaprazımda kalan banyoya girdim.
Küveti doldurdum.
Evet, evimizin benim olan banyosunda küvet vardı.
Bunu Sarp'a kaptırmazdım.
Suyu güzelce köpürtüp kıyafetlerimi çıkardım ve küvete girdim.
Evde kimsenin olmayışının rahatlığı ve kimsenin beni aramayacağı düşüncesiyle sonunda biraz olsun rahatlayıp gözlerimi yumdum.
Yarım saat sonra...
Telefonum çalıyordu.
Ve bu çok sinir bozucuydu.
Sinirle telefonu açtım.
"Ya anlamıyorum, neden ya? Neden arıyorsun? Şurada kafa dinliyorum be kardeşim."
Karşıdaki cevap vermeyince telefonu kulağımdan çekip kim olduğuna baktım.
Tanımadığım bir numaraydı.
Kaşlarımı çattım.
Telefonu tekrar kulağıma koyup bu sefer Rusça konuşmaya başladım.
"Алло, с кем я разговариваю?"
(Alo, kimle görüşüyorum?)
Cevap yoktu.
Bir saniye bekledim.
"Eğer kendinizi tanıtmazsanız kapatmak zorunda kalacağım. Kimsiniz?"
Karşıdan hâlâ cevap gelmeyince sinirle söylendim.
"Kimsiniz ya? Aa, kapatıyorum. Uğraşamam."
Telefonu kapattım.
Bütün rahatlığımı kaybettiğim için durulanıp bornozumu giydikten sonra odama geri döndüm.
Temiz kıyafetlerimi giydim.
Evi biraz topladım.
Sonra yorulduğum için yatağıma uzandım.
Telefonu elime aldım.
Arayan numaraya baktım.
Hâlâ kayıtlı değildi.
Bir süre numarayı inceledim.
Sonra omuz silktim.
"Herhalde yanlış numara."
Telefonu komodinin üzerine bırakıp gözlerimi kapattım.
Ama nedense o numara aklımın bir köşesinde kalmıştı.
Sabah...
Alarm sesiyle uyandım.
Telefonu susturup birkaç saniye tavana baktım.
Bugün üç saat sonra yakın bir kız arkadaşımın etkinliğine katılacaktım.
Konsept olarak elbise giymemiz gerekiyormuş.
Ama ben çok iyi bir arkadaş olduğum için onu sinir edebilmek adına takım elbise giyecektim.
Yataktan kalkıp hızlıca hazırlandım.
Üstüme

Giydim
Aynada kendime bakıp saçlarımı düzelttim.
"Tamamdır" Kendi kendime konuşurken
Telefonumu, cüzdanımı ve anahtarlarımı alıp aşağı indim.
Garaja geçtim.
Orada duran R25'imi görünce yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.
"Bebeğim..."
Kaskımı ve eldivenlerimi aldım.
Motorun üzerine oturup kaskımı taktım.
Kontak çevrildi.
Motorun sesi garajın içinde yankılandı.
İşte şimdi gerçekten kendime gelmiştim.
Bir sokak arasından geçerken motor dükkânı gördüm.
Fren yaptım.
"Dur bakalım."
Motoru kenara çekip dükkâna girdim.
İçeride çeşitli kasklar vardı.
Bir süre raflara bakarken aklıma Alp geldi.
Özlemiştim.
Çantamdan telefonumu çıkarıp görüntülü aradım.
Üçüncü çalışta açtı.
Ekranda dağınık saçlarıyla Alp belirdi.
"Alo abla! Ben de tam seni arayacaktım. Bize gelir misin nolurrr?"
Gülümsedim.
"Günaydın Alp. Size gelemem, seni başka bir şey için aradım."
"Ya abla zaten bulut abim tatilde diğerlerine katlanamıyorum bari sen gel nolurr"
"Olmaz alp "
Suratı düştü.
"Ee, ne diyecektin o zaman?"
"Ben sana seni kahvaltıya götürüp beraber alışverişe gitmek için aramıştım. İster misin acaba?"
Resmen yerinde sıçradı.
"OLUR! Hazırlanıyorum hemen!"
"Güzel. Yarım saate oradayım. Hızlı ol."
"Hazırlanıyorum!"
Dedi ve telefonu kapattı.
Bulut'un tatile gittiğinden haberim yoktu ikizim olan kişiyle hiç vakit geçirmediği mi fark ettim en kısa sürede onunla buluşmam gerekiyordu bunu aklıma yazdıktan sonra şuana geri döndüm.

Alp'in kişiliğini düşündüğümde istemsizce gülümsedim.
Raflara tekrar baktım.
Gözüm güzel bir kaska takıldı.
"Bu tam Alp."
Kaskı satın aldım.
Sonra tekrar motora binip Çelik ailesinin evine doğru yola çıktım.
Evin kapısına geldiğimde Alp dışarıda hazır bir şekilde bekliyordu zaten.
Yanına motoru sürüp durdum.
Kaskımı çıkardığım anda Alp bana sarıldı.
"Hoş geldin abla. Ben de seni bekliyordum."
"Hoş buldum ablam. Hadi şunu tak da güzel bir kahvaltı edelim."
Çantadan aldığım kaskı çıkardım.
Alp'in gözleri büyüdü.
"Bu benim mi?"
"Evet."
"Abla!"
Kaskı elinden alıp dikkatlice incelemeye başladı.
"Çok güzel!"
"Beğendin mi?"
"Çok!"
"İyi. O zaman şimdi kahvaltı."
Alp kaskı başına geçirip aynadaki görüntüsüne baktı.
"Nasıl?"
"Motorcu olmuşsun."
"Ben zaten motorcu olacağım."
"Önce ehliyet."
"Tamam tamam."
Gülerek motorun arkasına geçti.
"Ben nereye tutunacağım?"
"Omuzlarıma."
"Tamam."
Motoru çalıştırdım.
Alp'in sesi kaskın içinden geldi.
"Abla?"
"Hı?"
"Yavaş git."
"Niye?"
"Çünkü ben ölmek istemiyorum."
Kahkaha attım.
"Sen benim motoruma biniyorsun. Ölmezsin."
"Bu hiç güven verici olmadı."
Motoru hareket ettirdim.
Birkaç dakika sonra...
Şehrin daha sakin bir tarafındaki kahvaltı mekânına geldik.
Motoru park ettikten sonra içeri girdik.
Alp masaya oturur oturmaz menüyü eline aldı.
"Abla."
"Hı?"
"Ben çok açım."
"Sen zaten hep açsın."
"Çünkü büyüyorum."
"Boyuna mı büyüyorsun, mideye mi?"
"İkisine de."
Gülmeye başladım.
Garson geldiğinde kahvaltı söyledik.
Ben kahvemi beklerken Alp telefonuyla uğraşıyordu.
Bir süre sonra telefonunu masaya bıraktı.
"Abla?"
"Efendim?"
"Sen neden uzun zamandır gelmedin?"
Bir an sustum.
"İşim vardı."
"Ben seni özledim."
Bu kadar basit söylemişti.
Ama nedense içime dokundu.
"Ben de seni özledim."
"Annem de seni özledi."
"Biliyorum."
"Babam da."
"Güzel."
"Aslan abim biraz belli etmiyor ama o da özledi."
"Aslan'ı çözemedim zaten."
Alp güldü.
"Bulut abim de seni merak ediyor."
"Benimle ilgili ne merak ediyor?"
"Senin gerçekten bizim kardeşimiz olup olmadığını."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Ne?"
"Şaka yapıyorum."
"Sen var ya..."
Elimi uzatıp saçlarını karıştırdım.
"Abla!"
"Ne?"
"Saçımı bozma."
"Bozacağım."
"Bozma!"
"Bozacağım."
Kahvaltımız geldi.
Yaklaşık kırk dakika boyunca yemek yedik.
Alp durmadan konuştu.
Okuldan, arkadaşlarından, sınavlarından, öğretmenlerinden...
Ben de onu dinledim.
Bir ara bana bakıp:
"Abla, sen mutlu musun?" dedi.
Elimdeki kahve fincanı havada kaldı.
"Ne?"
"Mutlu musun?"
"Nereden çıktı şimdi?"
"Bilmem. Seni ilk gördüğümden beri hep ciddi duruyorsun."
"Ben ciddiyimdir."
"Hayır. Sarp abi gibi değilsin ama senin de komik bir tarafın var."
"Kim söyledi?"
"Ben "
"Bunu nerden çıkardın "
"Geçen sefer cam sileceği gibi gülmüştük"
Gülmeye başladım.
"Onu hâlâ unutmadın mı?
Ben unutmuşsun dur zannetmiştim rezil olmuştuk "
"Evet ve hayır hayatım boyunca o anıyı unutmucağım "
"Harika."
Bir süre sessiz kaldım.
Sonra ona baktım.
"Mutluyum Alp."
Bu sefer yalan söylemedim.
"Tamamen mutlu değilim ama..."
Omuz silktim.
"Hayat böyle."
Alp başını salladı.
"İnci ablayı mı özlüyorsun?"
Soruyu duyduğum anda yüzümdeki gülümseme silindi.
Alp bunu fark etti.
"Özür dilerim."
"Yok."
Derin bir nefes aldım.
"Özlüyorum."
"Çok mu?"
"Her gün."
Alp bir süre sustu.
Sonra elimi tuttu.
"Ben seni üzmek istemedim."
"Üzmedin."
Elini sıktım.
"Sadece bazı insanlar hayatımızdan gitse bile aklımızdan gitmiyor."
Alp başını salladı.
"Ben de seni hayatımdan gitmeyecek biri olarak görüyorum."
Ona baktım.
Gülümsememek mümkün değildi.
"Sen zaten küçük kardeşimsin."
Kahvaltıdan sonra alışveriş merkezine gittik.
Alp önce kıyafet baktı.
Sonra ayakkabı.
Sonra telefon aksesuarı.
Sonra kitap.
Sonra tekrar kıyafet.
"Alp."
"Hı?"
"Sen alışverişe mi geldin, mağaza satın almaya mı?"
"Abla, bir daha ne zaman geleceğiz bilmiyorum."
"Peki öyle olsun bakalım "
Güldü.
Sonra bir mağazanın önünde durdu.
"Abla, buna bak."
Bir mont gösterdi.
"Yakışır."
"Alabilir miyim?"
"Al."
"Gerçekten mi?"
"Evet."
"Sen çok iyi ablasın."
"Sonunda anladın."
Öğleden sonra Alp'le birlikte motor dükkânına geri döndük.
Bu kez kaskını değiştirmek için değil, motorlara bakmak için.
Alp dükkânın içinde çocuk gibi dolaşıyordu.
Ben ise motorları inceliyordum.
Bir ara Alp yanıma gelip:
"Abla, senin şu R25'in çok güzel."
"Benim bebeğim."
"Bir gün bana da sürdürür müsün?"
"Hayır."
"Niye?"
"Çünkü sen daha ehliyet bile almadın."
"Alınca?"
"Belki."
"Kesin?"
"Belki."
"Bu ne biçim cevap?"
Gülerek omzuna vurdum.
Tam o sırada telefonum çaldı.
Ekrana baktım.
Rüzgar Karahan.
Kaşlarım hafifçe çatıldı.
Alp hemen fark etti.
"Kim?"
"İş."
Telefonu açtım.
"Alo?"
"Merhaba Alisa"
"Merhaba."
"Rahatsız etmiyorum umarım."
"Şu an Alp'le beraberim."
Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.
"Alp?"
"Evet."
"Çelik ailesindeki Alp mi?"
"Sen nereden biliyorsun?"
"Dosyalardan."
"Anladım."
Alp bana bakıyordu.
"Bir sorun mu var?"
"Yok. Sadece yarınki evraklarla ilgili bir şey soracaktım."
"Tamam. Yarın hallederiz o zaman "
"Olur."
Telefonu kapattım.
Alp hemen sırıttı.
"Kimdi?"
"Savcı bir arkadaş "
"Ciddi misin beni onunla tanıştırır mısın lütfen"
"Zamanınız olursa tanıştırırım tabikide "
" Senni çok seviyorum canım ablam benim "
"Alp."
"Efendim canım ablam "
"Bende seni çok seviyorum "
Alp kahkaha attı.
"Sonunda bir sevgi cümlesi yaşasın "
Akşamüstü Alp'i eve bıraktığımda Aysel Hanım kapının önüne kadar çıktı.
"Alisa."
"Merhaba Aysel Hanım."
"Hoş geldin kızım."
"Alp'i teslim ediyorum."
Alp hemen araya girdi.
"Anne, bugün çok güzel geçti."
Aysel Hanım gülümsedi.
"Belli oluyor."
Sonra bana döndü.
"Sen de içeri girsene."
"Bugün bir etkinliğe gideceğim. Başka zaman."
"Tamam kızım."
Bir an durdu.
"Ne zaman istersen gelebilirsin."
Başımı salladım.
"Teşekkür ederim."
Motoruma binmek üzereyken Aysel Hanım arkamdan seslendi.
"Alisa."
Döndüm.
"Seni görmek güzel."
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Sonunda sadece:
"Sizide"
Kaskımı taktım.
Motoru çalıştırıp uzaklaştım. Eve gidip etkinlik için hazırlanmıştım

Etkinliğe gittiğimde herkes elbise giymişti.
Ben ise takım elbiseyle kapıda dikiliyordum.
Arkadaşım beni görünce olduğu yerde kaldı.
"ALİSA!"
Kahkahayı bastım.
"Ne?"
"Sana elbise giy dedim!"
"Ben de giydim."
"Bu elbise değil!"
"Takım elbise."
"Sen var ya..."
Kolumdan tutup içeri çekti.
"Bugün seni öldüreceğim."
"İnci'nin cenazesinden yeni çıktım, sen beni öldüremezsin."
Bir anda sustu.
Ben de sustum.
İnci'nin adı ağzımdan çıkınca içimdeki bütün neşe kayboldu.
Arkadaşım bunu fark edip sessizce yanıma geldi.
"Özür dilerim."
"Yok."
Başımı salladım.
"Ben de özür dilerim."
Birkaç saniye sonra yeniden müzik açıldı.
Herkes eğlenmeye çalışıyordu.
Ben de onlara katıldım.
Ama aklımın bir köşesinde yine Alaz vardı.
Ve İnci.
Ve görev.
Ve hayatımın sürekli bir şeyleri benden alıp durması...
Etkinlikten çıktığımda saat 23.40 olmuştu.
Motoruma binmeden önce telefonuma baktım.
Bir cevapsız arama.
Tanımadığım numara.
Dün beni arayan numaraydı.
Kaşlarımı çattım.
Bu sefer geri aramadım.
Telefonu cebime koydum.
Motoruma bindim.
Tam kaskımı takacaktım ki telefonum yeniden çaldı.
Bu kez numara görünmüyordu.
Gizli numara.
Telefonu açtım.
"Alo?"
Sessizlik.
"Yine mi?"
Karşıdan çok hafif bir nefes sesi geldi.
Sonra bir erkek sesi duyuldu.
"Rusça konuştuğunuzu söylemişlerdi."
Olduğum yerde donakaldım.
"Sen kimsin?"
"Önemi yok."
"Benim için var."
"Alisa..."
Ses tonum değişti.
"Benim adımı nereden biliyorsun?"
Karşı taraf cevap vermedi.
"Konuş!"
"Yakında öğreneceksin."
Telefon kapandı.
Bir süre telefon ekranına baktım.
Sonra etrafıma bakındım.
Sokak sessizdi.
Kimse yoktu.
Ama içimde kötü bir his oluşmuştu.
Motorun üzerine oturdum.
Kaskımı taktım.
Bu kez eve normalden çok daha hızlı döndüm.
Eve girdiğimde Sarp salondaydı.
Televizyon açıktı.
Beni görünce başını kaldırdı.
"Geç geldin."
"Etkinlik vardı."
"Nasıl geçti?"
"İyi."
Sarp bana birkaç saniye baktı.
"Bir şey olmuş."
"Yok."
"Alisa."
"Ne?"
"Yüzünden belli."
Çantamı koltuğa bıraktım.
"Tanımadığım biri arıyor."
Sarp'ın yüzündeki ifade anında değişti.
"Kim?"
"Numarası görünmüyor."
"Ne dedi?"
"Adımı biliyordu."
Sarp ayağa kalktı.
"Başka?"
"Rusça konuştuğumu biliyordu."
"Alisa..."
"Merak etme."
"Nasıl merak etmeyeyim?"
"Yarın karakolda kontrol ettiririm."
Sarp başını salladı.
"Bu gece yalnız kalma."
"Ben yalnız kalmaya alışığım."
"Ben alışamadım."
Ona baktım.
Bir süre ikimiz de sustuk.
Sonra yanıma gelip başımı hafifçe okşadı.
"Üç yıl önce de böyle yapıyordun."
"Ne?"
"Bir şey olduğunda herkesi kendinden uzaklaştırıyordun."
"Şimdi de öyle yapıyorum."
"Biliyorum."
Gülümsedi.
"Ben yine buradayım."
Sarp'ın sözleri içime işledi.
"İyi ki varsın."
"Sen de iyi ki varsın."
O gece odama çıktığımda ilk işim sandığı açmak oldu.
Alaz'ın fotoğrafını elime aldım.
Yatağın kenarına oturdum.
Fotoğrafta gülümsüyordu.
Sanki hâlâ yanımdaymış gibi.
"Bugün seni yine özledim."
Fotoğrafı parmaklarımın arasında tuttum.
Gözlerim doldu.
Ama ağlamadım.
Fotoğrafı sandığa geri koydum.
Kapağı kapatırken telefonum titredi.
Ekrana baktım.
Bilinmeyen numara.
Bu kez mesaj gelmişti.
"Geçmişini unutmadığını biliyorum."
Kalbim hızlandı.
Bir mesaj daha gelmişti
"Bilmediğin şeyler var "
Telefonu elimde sıkıca tuttum.
Üçüncü mesaj geldi.
"Özellikle Alaz hakkında."
Bir anda nefesimi tuttum.
Telefon ekranına boş boş baktım.
Alaz.
Bu isimle ilgili benden başka kim ne biliyordu?
Mesaj kutusuna yazmaya başladım.
"Kimsin?"
Gönderdim.
Cevap hemen geldi.
"Gerçekleri öğrenmek istiyorsan yarın saat 21.00'de eski tren istasyonunda ol."
Altında bir konum vardı.
Telefonu yatağın üzerine bıraktım.
Kalbim hızlı hızlı atıyordu.
Alaz hakkında...
Üç yıldır kimsenin bilmediği şeyler vardı.
Ama ben onun öldüğünü biliyordum.
Bana verilen bütün bilgiler belliydi.
Dosyalar...
Raporlar...
Künye...
Her şey...
Peki ya bu kişi ne biliyordu?
Telefonu tekrar elime aldım.
Mesaja baktım.
Sonra konuma.
Sonra tekrar Alaz'ın fotoğrafına...
İçimde bir his vardı.
Bu sıradan bir tehdit değildi.
Bu, üç yıl önce kapandığını sandığım bir kapının yeniden açılmasıydı.
Ve ben...
O kapının ardında ne olduğunu öğrenmek istiyordum.
Telefonumu masaya bıraktım.
Yatağa uzandım.
Gözlerimi kapattım.
Ama uyuyamadım.
Çünkü yıllardır ilk kez...
Alaz'ın öldüğünden değil...
Belki de bilmediğim bir şey olduğundan korkuyordum.

✨ До скорой новой встречи,мои дорогие! ✨