2. bölüm / 5
GELİNUZLAŞMA
Bölümler 5Şu an: UZLAŞMA
- 1 Asker940 kelime
- 2 UZLAŞMA1.838 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 DUA2.807 kelime
- 4 İSTEME3.330 kelime
- 5 Serpil Olmak2.426 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
11 AY SONRA
Dila geçen onca ayda Dervan'ın Mıstık aracığıyla azda olsa hasretini gideriyordu ama en büyük sorunu Kadir'den korkanların Kadir'in askere gitmesiyle yüz bulup kapılarını aşırdırmasıyken ağabeyi ise sürekli en yakın arkadaşım dediği Sedat'ı sürekli babasının ya da analığının yanında övüyordu.Onca aydır hazırladığı övme çalışması sonucunda bu akşam Dila ve analığı televizyon izlerken ağabeyi yüzünde oluşan gülümsemede sinir bozucu bir ifadeyle yanlarına yaklaşıp"Yarın akşam hayırlı bir iş için misafirlerimiz var"diye haber vermişti.Analığı ,Dila yerine kim olduğunu sorunca yüzündeki o sinir bozucu gülümseme daha da artmış ve"Mahzun emminin oğlu Sedat"deyince Dila konunun kendisine geldiğini hissedince oturduğu yerden kalkıp yavaşça odasına gidecekken ağabeyi"Yarın güzel giyin"diye laf etmeden edemedi.
Dila her ne kadar ağabeyine Kadir varken o aptal arkadaşına bakmayacağını söylemek istesede gece gece ağabeyinin elinde can vermemek için çenesini kappalı tutup odasına gitti ama ağabeyine yine de o adamı istemediğini belli etmek için kapıyı sertçe kapadıktan sonra iki üç dakika odaya kimsenin gelmediğini görünce rahatlayıp yatağın altına sıkıştırdığı mektubu çıkardı ve neredeyse kokusu gitmeye başlayan mektubun kokusunu yine de içine çekti.
Onu o kadar özlemişti ki ama özlemden daha çok canını yakan şey Kadir'in annesinin kız bakmaya başlamış olduğunu haber alıyordu.Her tarafta askerden dönünce Kadir'i evlendireceğinden bahsediyordu.Kadir'in ona sadık olduğunu biliyordu ama sevipte kavuşamayan o kadar insan vardı ki onlardan biri olmaktan korkuyordu.
Geçen uykusuz on bir aydan sonra yine uykusuz bir sabaha hoşgeldin deyip isteksizce yataktan kalkmıştı.Banyodaki işlerini halletikten sonra üstünü değiştirip aşağıya indiğinde bütün aile sofradaydı.Herkese günaydın diyen Dila on bir aydır yaptığı gibi zorla iki üç lokma yedikten sonra sofradan kalkmaya çalıştı ama kızının gün geçtikçe erimesinden dolayı üzülen babası "Kızım neden yemiyorsun?Eğer canın istediği bir şey varsa kızlar yapsınlar"
"Gerek yok babacığım her şey çok güzel olmuş ama acıkmadım"
"Acıkmamış olsan bile iki üç lokma ye böyle giderse açlıktan öleceksin"dedi Mahmut Ağa karısını kaybettiğinden beri Dila'nın üstüne daha fazla düşer olmuştu.Bütün çocukları bir tarafa Dila bir tarafaydı.
Dila'nın neden bu halde olduğunu bilen analığı"Kızı zorlama bey yemek isterse mutfak orda pişirir yer"
Bu konakta onu anlayan tek insan olan analığına minnettar bir bakış atıp"Nilüfer anam doğru diyor babam acıkırsam yerim sonuçta burası benim evim"
Ağabeyi bu akşamı ima edercesine"Bu kadar emin olma istersen bir bakmışsın ki evleni yuvadan uçup gitmişsin" dediğinde Mıstık gülmüş ve bunun sonucunda anası tarafından ensesine yediği tokattan dolayı gülmeyi bırakıp homurdanmaya başlamıştı."Ben ne yaptım ki şimdi?Lafı söyleyen Orhan ağabeyim ama dayağı yiyen benim."
Nilüfer,oğlunun ağzına bir parça ekmek sıkıştırırken bir yandan da"Çeneni kapat ve yemeğini ye"
Oğlunun lafından hoşlanmadığını belli edercesine elindeki çatalı sertçe sofraya bıraktı ve sert bir sesle"Dila evlensede evlenmesede bu konak onun evidir ayrıca Dila evlenmek istemediği sürece evlendirilmeyecek"deyip sofrayı hışımla terk etti.
Bu sefer gülümseme sırası Dila'ya geçmişti ve Dila ağabeyine inci gibi dişlerini göstererek gülümsedi.Dila'nın gülümsediğini gören Mıstık "Ama bu haksızlık ben gülünce dayak yiyorum ama Dila gülümseyince ona bir şey diyen yok"dediği an anası bu sefer ekmeği daha da sert sıkıştırıp"Bu sefer de o çeneni kapatmazsan ekmeği komple ağzına sıkıştırırım anladın mı?"diyince Mıstık homurdana homurdana ağzındaki lokmayı çiğnedi.
Ağabeyi ise kızkardeşine bu akşam göreceksin diye bir bakış attıktan sonra babasının ardından sofrayı terk etti.Ağabeyinin gitmesinin ardından yüzündeki gülümsemesi solmuş ve kara kara akşam ne yapacağını düşünüyordu.
"O gülen yüzün solmasın baban sen istemediğin sürece seni evlendirmeyecek bunu sen de biliyorsun"
"Bir vermedi iki vermedi en sonunda pes edip verecek birine"
Nilüfer Hanım,kızının haklı olduğunu bilse de yüzü solmasın diye"Sen canını sıkma gün doğmadan neler doğar demiş atalarımız"
Dila iç çeke çeke analığının haklı olmasını temenni etti ama iki aile arasındaki düşmanlık öyle bir boyuta gelmişti ki birinin gittiği bir yere diğeri ayak basmıyor ,mahalleleri bile iki aşirete göre bölünmüş diğer taraftan aşiretten biri diğerinin mahallesine girdiğinde direk dövülüyordu.Bu şekilde kaç genç hastanelik olmuştu.
Kahvaltı ettikleri sofra kaldırıldıktan sonra kızlar kahve hazırlarken Dila elinde hasretini akıttığı kasnağı işlemeye başladı.Bu elişilerini Kadir'iyle beraber yaşayacakları evlerinde kullanacaktı.Sadece bir ay daha sabretmesi gerekiyordu.
Kahveler içildikten sonra herkes işinin başına dönmüş akşamleyin normalde gece yarısından önce konaktan içeriye adım atmayan ağabeyi babasından bile önce gelip yüzündeki gevrek bir sırıtışla kasnak işleyen kızkardeşinin yanına gidip"Sen niye üzerini değiştirmiyorsun?"diye adeta hesap sordu.
Ağabeyinin yüzündeki sırıtışa inat Dila bilmemezlikten gelip"Niye misafir mi geliyor?"diye sordu.
Kızkardeşinin inadından böyle davrandığını bilen ağabeyi normalde kendisiyle inatlaşan kızkardeşinin saçlarına yapışırdı ama bugün ona istediğini vermeyecekti."Evet,müstakbel kocan geliyor"
Koca kelimesini duyan Dila öfkeden kıpkırmızı kesildi.Kadir varken o salağı kocası olarak kabul etmeyecekti ama ağabbeyiyle kavga etmemek için sustu ve el işi kutusunu alıp oradan ayrılırken ağabeyi arkasından neşeli bir sesle"Güzel giyin he ne de olsa bugün yeni hayatının ilk günü"diye arkasından bağırdı.
Odasının kapısını sertçe kapatan Dila yatağa oturup sinirli bir sesle"Sen öyle san"diye söylendi ama babasının o asalak Sedat'ı sevdiğini bildiğinden içinden acaba bu sefer beni verir mi,diye korkuyordu.İnadına yasa girmiş gibi simsiyah giyinmişti.Kızkardeşinin kıyafetini gören ağabeyi sinirle"Sen beni "diye sesini yükseltsede analığının yalandan öksürmesi üzerine ağzını oynatarak sen bittin dedi.
Zaten Kadir'den başkasıyla evlenmesi ölmek anlamına geldiğinden Dila için ağabeyinin tehditinin hiçbir önemi yoktu.Misafirlerin gelmesiyle Dila yarım ağız hoş geldiniz deyip mutfağa kaçtı.Mutfakta kızlar kahveler pişerken Dila içinden ağabeyi ve Sedat'a beddualar ediyordu.Yardımcılarından Nazan"Dila içeriye gitsene kızım seni görmeye geldiler"
"Peki bana sordular mı?Ben onları görmek istiyor muyum?"diye cevapladı aksi bir şekilde Dila.
Dila'nın cevabı karşısında Nazan kahkaha atmadan duramadı.Mahmut Ağa hariç bu konakta yaşayan herkes Dila ve Kadir'in aşkını bilip -ağabeyi hariç-kavuşmaları için dua ediyorlardı.Kahveler hazırlandıktan sonra kadınların tepsisini eline alan Dila dışarı çıkarken kahveleri almaya gelen Maksut'un yanından geçerken"Zıkkım içsinler inşallah"dedi ve kadınlara özel ayrılan odadan içeriye girip kadınlara kahveleri servis edip analığının yanına oturdu.Kendisine sorulan cevaplara yarım yamalık cevap verdikten sonra odasına çekildi.Biraz sonra yanına analığı geldi ve kızının cevabını bildiği halde usulen bu işte gönlünün olup olmadığı sorulduğu an Dila hiç düşünmeden"Hayır"dedi.
Dila'nın cevabından yarım saat sonra misafirler konaktan ayrılırken Dila dışarıya çıkmadan penceresinden konukların ayrılmasını izlerken Sedat'ın yüzünün düşmüş bir halde ağabeyiyle konuştuğunu gördüğünde öyle bir haz almıştı ki misafirlerin onu görüp görmediğini umursamadan yüzünde acımasız bir gülümseme belirmişti.
Kardeşinin gülümsemesini gören ağabeyi sen öldün gibilerinden bir bakış atsada Dila'nın umrunda değildi.Sedat asalağından kurtulmanın mutluluğuyla neşeli bir türkü mırıldanarak banyoya girip çıktıktan sonra Kadir'inin ona sağ salim gelmesi için dua ettikten sonra huzurlu bir uykuya daldı.Sabahleyin uzun zamandır kendini ilk defa aç hissederek kahvaltıya indiğinde ağabeyini sofrada görünce mutlu olmuştu ama bu mutluluğu gizleyip hiçbir şey olmamış gibi kahvaltıya oturdu ve güzelce kahvaltısını yaparken analığının"Erbay şirkete gelecek mi bugün?"diye sormasıyla meraklı bir ifadeyle"Ağabeyim nerede ki bugün şirkete gelemiyor?"
Analığı imalı bir şekilde"Dün gece bizden çıktıktan sonra Sedat ve ağabeyin kafa dağıtmak için Hikmet ağabeyin orada buluşmak için sözleşmişler ama ağabeyin oraya gidince ne görsün Sedat ağzı yüzü dağılmış halde sokağın ortasında baygın bir halde yatıyormuş.Ağabeyin geceden beri hastanede."
Normalde Dila'ya talip gelenleri Kadir tarafından dövülüyordu.Ama bu sefer kimin Sedat'ı dövdüğünü o da çok merak ediyordu.
"Kim dövdüyse ellerine sağlık o sünepe daha fazlasını hak ediyor"diye içinden geçenleri dile getirdiğinde analığı yalancı bir öksürükle çeneni kapat diyordu.
Analığının öksürüyle susan Dila kahvaltisına odaklanırken babası sanki kızı hiçbir şey dememiş gibi"Yarın Süleyman Ağa'nın kırkı var"diye dostuna dertlendi.
Kocasının,Süleyman Ağa'ya duyduğu sevgi ve vefayı bilen Nilüfer Hanım"Rahmetli çok iyi bir insandı.Bu şehirde onun iyiliğinin dokunmadığı bir kişi bile yoktur ama oğlunun ölümünden sonra kendini toparlayamadı."
Yanında oturan oğlu Mıstık'a dönüp"Senin de kirvendi.Seni rahmetli oğlu gibi severdi."dedi Nilüfer Hanım o günleri özlemle anıyordu.
"O kadar ağlamama rağmen kaçmama izin vermemişti"dedi Mıstık adamın ölmesine rahmen hala daha o günkü kızgınlığı hala geçmemişti.
Bu hüzünlü anında bile onu güldürmeyi başaran oğlunun başını şefkatla okşayan Mahmut Ağa karısına dönüp"Yarın dostumun kırkı ona göre hazırlık yapın eğer mevlütte bir eksik bile olursa sizinle bozuşuruz"diye emrini verdi.
"Sen merak etme evelallah biz her şeyi hallederiz de sen kimleri davet edeceksin mevlüte?"
"Tabii ki de tüm Diyarbakır'ı çağıracağız bir kişiyi bile davet etmezsek ayıp etmiş oluruz"
Nilüfer Hanım çekine çekine"Hozanları da mı çağıracaksın?"dediği an nefesini tuttu Dila.
"Onlar da Diyarbakırlı olduğuna göre onları çağırmamazlık edemeyiz"derken deminden beni yüzünde olan hüzünlü gülümseme yerini sert bir ifadeye bırakmıştı.
Yıllar sonra ilk defa Kadir'ine kavuşmak için umut ışığı yanmaya başladığından konaktaki yaslı ifadeye rağmen yüzündeki gülümsemeye engel olamıyordu.
Ertesi gün sabah kahvaltısında son on bir aydır yaptığı gibi baş ağrısını geçirsin diye bağladığı çaputla ah vah eden Zilan Hanım kocasının verdiği haberle baş ağırısını bile unutmuş"Hangi dağda kurt öldü de Şiwanlar bizi konaklarına davet ettiler.Hadi onlar davet ettiler sen niye kabul ettin?"diye adeta kocasını sorguya çekiyordu.
Karısı tarafından sorgulanmaktan hoşlanmayan Mehdi ağa hiddetli bir ses tonuyla"Çünkü ben Mahmut Ağayla arayı bulmazsam senin manyak oğulların Diyarbakır'da hastenelik etmediği bir genç bile kalmayacak"diye cevapladı karısını.
Babasının Dila mevzusunu bilmesine şaşıran Dervan"Baba sen nereden biliyorsun?"diye sormasıyla babası kendisini kandırdıklarını düşünen oğuluna aynı hiddetli sesiyle"A benim salak oğlum sen önce yumruklarındaki morluklarını gizle de ondan sonra beni kandırmaya cüret edin"
Oğluna bu on bir aylık sürede bir sürü kız bulan Zilan"Ben o kızı istemiyorum ben oğluma Hamido'nun kızı Gülşah'ı alacağım"dedi
Oğullarını çok iyi tanıyan Mehdi ağa "Eğer senin manyak oğlun önce Dila'nın evleneceği adamı vurur hapise girer ardından bu salakta ağabeyi içinde kızı evlendirebilecekleri diğer taliplerinden birini vurur o da hapse girer büyük oğlunu hapiste Hamido'nun kızıyla evlendirde zavallı kız hayatı boyunca koca yolu beklesin bu salakta üniversite okuyacağına hapislerde sürünsün bu mu oğullarına biçtiğin gelecek"
"Vallahi babam bizi çok iyi tanıyor"dedi Dervan ağabeyi için her şeyi yapardı.
Elindeki çatalı sertçe yere bırakan Zilan Hanım"Senin bu oğulların beni öldürecek bey"diye söylenmeye başladı.
"Merak etme hanım sen bu çeneyle hepimizi gömersin"dediği an Dervan gülmeyim derken ağzındaki ekmeği yutamadığından öksürmeye başladı.
"Anana gülersen işte böyle Allah çarpar"diye oğluna kızsada Zilan Hanım kıyamadığından oğlunun sırtına vurmuş daha sonrada su vermişti.
Mehdi Ağa her ne kadar karısının dırdırından şikayet etsede konu oğullarına gelince şuanki gibi onların bir canı yansa karısının bin canı yanıyordu.Bu yüzden eninde sonunda Şiwanların kızını gelin olarak kabul edecekti.
Her ne kadar yol boyunca Zilan Hanım'ın söylemediği laf kalmamış olsada Şiwanların konağına vardıkları an sanki o lafları söylememiş gibi kendisini karşılayan Nilüfer Hanım'a kırk yıllık ahbap gibi davranmış Dila'ya bile elini öptürmüştü.
Mehdi Ağa ise her ne kadar evinde rahat konuşsada oraya gittiği an sert bir ifadeyle Süleyman Ağayla selamlaşmış o da Şiwanları yakında askerden gelecek olan oğlu için yapacağı ziyafete çağırmış Süleyman Ağa da ailecek geleceklerini söyledikten sonra yanındaki sandalyelerden birini göstermişti.İki tarafında ebeveyni birbirlerine olabildiğince hoşgörülü davranırken Erbay ise Dervan'a elini bile uzatmamış sadece başıyla selam verip yerine geçerken Dervan ağabeyi için gram sevmediği Erbayla sohbet etmeye çalıştı.
"Nasılsın Erbay?Nasıl gidiyor iş güç?"
"Çok şükür iş konusunda her şey yolunda ama geçenlerde şerefsizin biri "diye bastıra bastıra"Bizim kızın nişanlısına saldırmış"
Erbay'ın bilerek böyle konuştuğunun farkında olan Dervan"Hayırlı olsun demek isterdim ama kızı itin biriyle nişanlanmasına çok üzüldüm"diyerek Erbay'ı kendi silahıyla vurdu.
"İşte it olan karşısındakini de it olarak gördüğünden"
"İtle arkadaşlık yapan kişi de it olduğundan onun lafı da benim için önemli değildir"
İki gencin sözlü tartışmasının ayağa kalkmalarıyla kavgaya dönmesini istemeyen Süleyman Ağa" Erbay yukarıya çıkta bir ekik var mı, bak"diyerek oğlunu uzaklaştırmaya çalıştı ama Erbay inatla Dervan'a bakmaya devam ediyordu.
"Erbay dedim"
Babasını daha fazla kızdırmak istemeyen Erbay mutfağa çıktığında mutfakta kızlarla gülüşerek tepsileri hazırlayan kızkardeşini görünce bütün öfkesini ondan çıkartmak için mutfağa girdi ve"Sen bu kucaklaşmalara güvenme Dila Hanım istesen de istemesen de Sedatla evleneceksin bunu o kuş beynine kazı"diye bağırıp mutfaktan çıkarken Dila ona inat ağlamadı.Çünkü Dila ölse bile o Sedat asalağıyla evlenmeyecekti.
Bölüm etkileşimi
