5. bölüm / 5
GELİNSerpil Olmak
Bölümler 5Şu an: Serpil Olmak
- 1 Asker940 kelime
- 2 UZLAŞMA1.838 kelime
- 3 DUA2.807 kelime
- 4 İSTEME3.330 kelime
- 5 Serpil Olmak2.426 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dila sabaha Kadir’den gelen “artık benim yüzüğümü takıyorsun ” mesajıyla gözlerini açtığından yüzündeki o aptal aşık gülümsemesiyle ortalıkta dolaşıyordu.Ağabeyi ise bugün beklediğinden daha da sessiz bir halde köşesinde takılıyordu.Analığı ise sabahtan beri babasıyla nişan hazırlığını konuşuyordu.Babası gönülsüz bir halde hallederiz diye konuyu kapatmaya çalışıyordu ama analığı hayırlı iş uzatılmaz diyerek konunun kapatılmasına engel oluyordu.
Aradan geçen bir hafta sonra babası zar zor ikna olmuş,analığını ve kuzenleriyle beraber dışarı alışverişe göndermişti.Dila,babasının bunları kötü niyetle yapmadığını biliyordu.Kız isteme gününden sonra babası yemeden içmeden kesilmiş hüzünlü gözlerle kızına bakıyordu.Birisi bir şey deyincede baba olunca anlarsınız diyerek çevresindekilerin acısını anlamasını istiyordu.
Dila ise her ne kadar Kadir’ine kavuşmayı dört gözle beklesede babasının bu sürecine saygı duyduğundan nişan konusunda ağzını açmayıp konuyu analığının halletmesine razı geliyordu.
Dila’nın yüzüncü kez(!) elbise denemesine dayanamayan Şükran en sonunda patlayıp”Kızım yeter artık çarşıda elbise denemediğin dükkan kalmadı”dedi.
Elbiseler güzeldi ama Kadir’e en güzel halinde görünmek istediğinden bir türlü abiye seçemiyordu.
“Kızı bunaltma sonuçta sevdiği adama güzel görünmek istiyor”dedi Nazlı parmağına yeni taktığı yüzüğe hülyalı bakışlar atarken.
“En iyisi anamların zamanındakiymiş bir basma elbiseyle her şeyi hallediyorlarmış”dedi Nermin bütün bu olayları saçma bulduğunu belli eden küçümseyici bir sesle.
“Evleneceğin zaman göreceğiz seni kesin Dila’dan daha da beter olursun”dedi Serpil,insanın sevince nasıl bir ruh halinde olduğunu bildiğinden.
“Ben”dedi Nermin kendinden emin bir sesle”Bir kot pantolunu ve bir tişörtle evleneceğim ne nişan yapacağım ne de düğün”dedi.
Şükran ise her zamanki hazırcevaplığıyla “Ananda nikahından önce kemiklerini kırar böylece balayı yerine hastahaneye gidersin” deyince ortamdaki kadınlar gülmeye başladı.
Muhabbetin nişan elbisesinden başka bir konuya dağılmasını istemeyen Dila”Eğer çarşıdaki hiçbir abiyeyi beğenmezsem ne olacak?Ne giyeceğim nişanımda”diye endeşesini dile getirdi.
“Sakin ol kızım.Eğer buradaki abiyeleri beğenmezsen irternetten bakarız onuda terzi Nezahat Abla’ya diktiririz”diye kızını sakinleştirmeye çalıştı Nergis.
Bir abiye dükkanında elleri boş çıkmanın siniri ve bıkınlığıyla kuzenleri eve dönmeye karar verildi ama Dila biraz daha dolaşmak için ısrar edince onu Şekip’in iki saat sonra alacağını söyleyip Serpille beraber çarşıda bıraktılar.
Dila tam başka bir dükkana girecekken Serpil yorulduğunu söyleyip biraz olsun dinlenmeleri için bir çay bahçesine gitmek için ısrar etti.Çay bahçesine oturduğu an ne kadar yorulduğunu anladı Dila ayakları sızım sızım sızlıyordu.
Eniştesinin huyunu bilen Dila mahcup bir sesle”Kusura bakma Serpil abla.Senide bu saate kadar oyaladım ama hiçbir abiye içime sinmedi.”dedi.
Kocasıyla bir dakika dahi az zaman geçirmek için her şeyi yapmaya razı olan Serpil”Ne kusuru canım şuan beni o evden uzak tutacak her şeyi yapmaya hazır ve nazırım”dedi.
Kadir’den bir dakika bile ayrı olmayı düşünemeyen Dila’nın yüzündeki ifadeyi görünce Serpil acı bir şekilde gülümsedi.”Sevmediğin bir adamla aynı evde yaşamak aynı boğulmak gibidir.Sürekli boğulduğunu nefes alamadığını düşünsene”dedi.
Kadir’den başka bir erkekle evlenmeyi değil düşünmek aklının ucundan bile geçiremezdi ki Dila ama o baskıyı çok iyi biliyordu ağabeyi o Sedat denilen adamla evlenmesi için o kadar baskı yapmıştı ki Dila her gece gözyaşları içinde dualar etmişti.
“Allah’tan tek duam sana inşaAllah hiçbir zaman benim yaşadıklarımı yaşamazsın ve Kadirle bir ömür mutlu olursun”
“Amin”dedi Dila her ne kadar Serpil’in yaşadıklarına üzülsede tek dileği ömrünü sevdiği adamla geçirmekti.
Sanki Kadir kendiliğinden bahsedildiğini anlamış gibi “Bu kadar güzel giyinme kıskanırım”diye mesaj atınca Dila’nın kalbi adeta davul gibi çalmaya başlamış ve etrafta sevdiği adamı aramaya başladı.
Kadir ise yanında Dervanla beraber ağacın yanında durmuş sevdiği kadını izliyordu.İsteme gününün gecesi ablası,Dila’nın biraz mahzun durduğunu söylediğinden beri aklı sevdiği kadındaydı ama nişan yapılıncıya kadar gözleri üzerlerine çekmemek için ufak mesajlar dışında görüşmeme kararı almışlardı.
Kadir’i görünce yanakları kızardı ve sevgilisine “Sen de çok yakışıklısın” yazıp gönderdi.
Serpil ,bu iki genç çifti izlerken aklına aşık olduğu adam geldi.Onlarda çeşme başlarında,evlerinin arka bahçesinde buluşur o kısa zamanda birbirlerine olan hasretlerini gidermeye çalışıyorlardı ama şimdi evde onu bekleyen kocasının yanına gitmemek için çabalayan bir kadına dönüşmüştü.
Dila o kadar dalmıştı ki aklında ne nişan korkusu ne de abiye bulamama telaşı hiçbir şey kalmamış aklından hepsi uçup gitmişti.Ne kadar bakıştılar önüne kaç tane çay kondu hiçbirini bilmiyordu tek bildiği Kadir’in bakışlarını üzerinden çekip ağacın arkasına saklanmasıyla ne olduğunu anlamak için etrafına baktığında kuzeni Şekip’i gördü.
“Hoş geldin Şekip ağabey” dedi tedirgin bir şekilde ama Şekip ağabey kızmak yerine muzip bir tavırla “Hanımefendi, sonunda bizi fark etti.” deyince Dila rahatladı.
“Aşk olsun ağabey.”
Şekip “Zaten aşk olduğu için bu haldesin. Hatta bu haldeyiz” deyince Serpil’in yüzünde hüzünlü bir gülümseme belirdi. “Onlar kavuşup mutlu olsunlar da gerisi önemli değil”
Şekip, Serpil ablasının neler çektiğine bizzat şahit olmuştu. Serpil evlenmeyeceğim diye inat edince amcası kızını günlerce dövmüştü. Şekip araya girmese kadının sonu mezarlıkta bitecekti.
Şekip “Nişana uygun bir şeyler bulabildin mi?” diye sorup konuyu değiştirmeye çalıştı ama Kadir’in gitmesiyle endişeleri geri dönen Dila’nın yüzünde ağlamaklı bir ifade belirdi.
“Hayır, güzeller ama bana hayal ettiğim gibi yakışmıyorlar.”
Küçüklüğünden beri Dila’yla uğraşma fırsatını kaçırmayan Şekip” Belki de çirkin olduğun için sana hiçbir şey yakışmıyordur.”
Dila’nın gözlerinin dolduğunu gören Şekip hemen “Güzelsin kızım güzel” dedi ama Dila ona inanmayan bir suratla bakınca “Kızım sen güzel olmazsan Şanlı Urfa’nın en köklü iki aşiretin oğlu seninle evlenmek için neler yaptılar, unuttun mu?”
“O zaman neden hiçbir elbise bana yakışmıyor?” diye sordu ağlamaklı bir ses tonuyla.
“Hepsi sana çok yakıştı kuzum” dedi Serpil, kuzenini teselli etmek amacıyla.
“Hem sen üzülme ben seni Antep’e de götürürüm, olmadı seninle terzi terzi gezerim sen yeter ki gül.”
“Gerçekten mi?” diye sordu Dila.
“Gerçekten” dedi Şekip, kuzenini gülümsetmek amacıyla ne derse desin evet derdi.
“Tamam o zaman” dedi Dila ve yüzünde belli belirsiz beliren bir gülümsemeyle “Ne zaman gidiyoruz Antep’e”
“Yandın sen. Antep’e götürünceye kadar peşini bırakmaz artık”
Nasıl Serpil’in kardeşleri varken Serpil’e kardeşlik yapmışsa şimdi Dila’nın ağabeyi olmasına rağmen ona ağabeylik yapacaktı.
Konağa vardıklarında kapıdan çıkan amcalarını görünce Dila her ne kadar yüzlerine bakmak istemese bile babası için ellerini öpmek için hamle yaptığı sırada büyük amcası elini çekip “Benim, o aşirete gelin gidecek yeğenim yok” diyerek arabasına binmişti. Geriye kalan iki amcası ise ağabeylerinin korkusuna ellerini isteksiz bir şekilde uzatmışlar ve elleri öpülürken de sitem etmeden durmamışlardı.
Dila, Kadir’ine kavuşmak için yok sayılmayı da bu lafları da kabul etmişti. Yeter ki Kadir’ine kavuşabilsindi.
,
Sedat o günden sonra konakta her gün kız kuzenlerini, komşularının kızlarını görür olmuştu. En büyük oğlundan sonra küçüğünü de kaybetmek istemeyen anne ve babası çözümü Sedat’ı evlendirmekte görmüştü ama Sedat kendisine gösterilen her kızda Dila’dan bir iz bir parça arıyordu ama kimse ona benzemiyordu. Bu da Dila’nın peşinden koşma isteğini daha da güçlendiriyordu. İçindeki ses Kadir diyordu Kadir aradan çıkarsa Dila senin olur. Bu da geçen sefer başaramadığı eylemi bu sefer sonuçlandırmak istiyordu.
Ne zaman bu düşüncesini eyleme dökmeye çalıştığında babası ve annesi ise bu anları hissediyormuş gibi yanına gelip ağabeyinden bahsediyorlardı. Geriye bir oğulları kaldığı onu da kaybedeler ise bu hayatın onlar için biteceğinden bahsediyorlardı.
Sedat o an sakinleşiyor ama kahvede veya meydanda Kadir’i tebrik ettiklerinde ya da Dila’yı kıyafet alışverişinde görse o dürtü tekrar ayyuka çıkıyordu.
Ailesi ise her gün korkuyla güne başlıyor korkuyla günü bitiriyordu. Oğlunun gösterdiği kızları da beğenmemesinden ötürü annesinin aklına bir fikir geldi. Dila’nın amcasının en küçük kızı Nermin hem bekardı hem de Dila’ya sima olarak çok benziyordu.
Konuyu eşine açtığında ilk önce hayır diye şiddetli bir şekilde karşı çıkan eşi zamanla ikna olmaya başlamıştı. Asıl sorun Sedat’tı. Önemli olan Sedat’ı ikna etmekti.
Babası bu evlilik lafını açmak için bütün aileyi bir araya toplamaya karar verdi ve Maraş’ta oturan kızı dahil herkesi çağırdı. Babasının bütün aileyi toplamasından şüphelenen Sedat “Baba neler oluyor?” diye sorduğunda babasının ifadesi gölgeleniyor ve “Hayırlısı” diyordu. “Hepimiz için hayırlısı”
Aile yemekleri için avluda koca bir masa kurulmuş ve masada tek eksik olan şey ise kuş sütüydü. Sedat ise annesinin kuş sütü isteyen olursa içeriden kuş sütü bile getireceğinden şüpheleniyordu.
Aykut eniştesi “Anne valla o kadar özlemişim ki yemeklerini” derken bir yandan da karısından kuru patlıcan dolmasını istiyordu.
“Görende evde yemek pişmiyor sanacak” dedi Sedat’ın ablası Nazgül hoşnutsuz bir şekilde dolmaları kocasının tabağına koyarken.
“Bunlar her zaman böyleler abla” dedi Nazan yemek yerken neredeyse nefes almayı unutan kocasına bakarken.
“Susun bakayım, benim evlatlarım ev geçindiriyor o yüzden de bol bol yemek yemeleri gerekiyor; kan olsun şeker olsun”
“Bol bol et olsun” diye lafı tamamladı en küçük ablası Nazenin. Daha fazla yemek yemek için kemerini gevşeten kocasına bakarken.
“Bir kere bu Türk kası” dedi kocası göbeğini okşayarak.
“Hem erkeğe göbek yakışıyor ben öyle sevmem cılız erkek” diye damatlarını destekleyen annesini gören Nazgül hoşnutsuz bir sesle “Gören de öz evladı sanar onları. Bizi de gelinleri.”
Aykut “Öyle zaten” deyince diğerleri de onayladı.
“Allah” dedi annesi gözlerinin yaşarmasına engel olamayarak “Benden bir oğlumu aldı ama bana 3 oğlan verdi”
“Kızım” dedi Kazım masada yemek yiyen kızına dönüp “Böyle bir kayınvalide buluncaya kadar sana evlenmek yasak”
“O zaman evde kaldı desene” dedi Nazan, kocasına imalı bir bakış atarak.
“Daha çok var benim güzel kızımın evlenmesine” dedi Nazenin konuyu tamda istedikleri noktaya geldiğinden kardeşine bakıp “Hem sırada Sedat var”
Konunun ne zaman dönüp dolaşıp kendisine geleceğini merak eden Sedat, konu kendisine geldiğinde “Benim ne zaman evleneceğim Dila’ya bağlı” deyince masadaki neşe yerine tedirginliğe bırakmıştı.
“Dila yarın nişanlanıyor Sedat. O yüzdem o sayfa senin için kapandı” diye gerçekleri kardeşinin yüzüne vurdu Nazan.
Sedat gizemli bir gülümsemeyle “Belli olmaz bu işler. Ölüm var kalım var” deyince annesi, oğlunun bir fenalık yapmasından korkarak ağlamaya başlamıştı.
Ağlamanın annesinin sağlığını daha da kötü etkilediğini bilen kızlar hep bir ağızdan “O ne demek oluyor Sedat?” diye hesap sordular.
“Tek demek istediğim Dila evlense dahi onu beklemeye devam edeceğim.”
Duydukları karşısında öfkelenen babası “Sana o günde dedim. Senin için Dila defteri kapandı. Sen kızı istemeye gittiğinde dahi kız lütfedip aşağıya inip ne annenin ne de kız kardeşlerinin yüzüne bile bakmadı.” diye gerçekleri dile getirdi.
“Rahatsızdı” dedi Sedat giderek yükselen öfkesinden dolayı dişlerini sıkıyordu.
“Öyle mi? Peki ertesi gün nasıl bir anda iyileşip kuzenin nişanına gitti” diye cevabı yapıştırdı Nazenin.
“Oradan da Kadirlerin mevlüdüne katıldı” dedi Nazgül.
Kadir’in ismini duymasıyla cinleri zıplayarak “Bu evde o adamın ismini anmayın” diye adeta böğürdü.
“Karımla doğru konuş” dedi Aykut o şakacı ifadesi yerini kızgınlığa bırakmıştı.
“O zaman o da burnunu benim işlerime sokmasın”
Kocasının kardeşine zarar vermesinden korkan Nazgül oturduğu koltuktan fırlamasını engellemek amacıyla kocasının elini tutup “Yapma. Çocukların seni izliyor” dedi.
Bakışlarını bir çocuklarına bir Sedat’a çeviren Aykut’u, kayınvalidesinin yalvarır bir ses tonuyla “ Ne olursun yapma oğlum” demesiyle durdu ve “Sana yazıklar olsun be. Seni sevmeyen bir kadın için bu kadını üzüyorsun ya sana ne desem ne yapsam az kalır da yine büyüklük bende kalsın” demesine rağmen öfke Aykut’u içten içe yemeye başlamıştı.
“Haydi” dedi karısına dönüp “Malum yolumuz uzun”
Bir ağlayan anasına bir yandan da öfkeden tir tir titreyen kocası arasında kalan kadın, kocasının bir kez daha “Haydi” demesiyle adeta oturduğu sandalyede sıçramış ve istemeye istemeye ayağa kalkmıştı.
“Yeter” dedi babaları bu rezilliğe daha fazla katlanamadığından “Herkes otursun. Bakıyorum ki herkes bu evin bir reisi olduğunu unutmuş”
Damadı ve Sedat itiraz etmek için ağızlarını açmak istediler ama babalarının bir bakışıyla sustular.
“Ben, sizi buraya tartışın diye çağırmadım. Anneniz ve ben uzun bir süre düşündük, taşındık ve sonunda kardeşinizi Harun’un kızı Nermin ile evlendirmeye karar verdik.”
Sedat adeta görünmez bir el tarafından sağ ve sol kroşe yemiş gibi bir acıyla babasına “O, Dila’nın kuzeni” dedi.
“Daha iyi ya” dedi anası kızarmış gözleriyle “Hem aralarında Dila’ya en çok benzeyen kız o”
“ Ama” dedi Nazenin, ailesinin aldığı karşısında hem şaşırmış hem de öfke belirmişti. “O kız daha 18 ’sinde”
“Ne var bunda ben babanıza vardığımda on dördüme yeni basmıştım”
“Anne” dedi Sedat yalvaran bir ses tonuyla “ Ne olur o kız olmasın ben yapamam Dila’nın akrabasıyla. Hem bana yazık olur hem de o kıza”
“Geç kaldın oğlum” dedi babası sert sesiyle “ Şimdilik bir söz yapılır sen aklını başına topladığında kız zaten yirmisine basar ve yirmisine bastığında ise nişandı, nikahtı o işleri hallederiz.”
Şimdi bütün sofra birlik olmuş bu işin neden imkansız olduğunu açıklamaya çalışıyorlardı ama babası sert bir sesle “Ben bir oğlumu mezara verdim bir oğlumu daha mezara koyamam” dedi.
“Peki beni diri diri bu hayatta mezara koymaya razı mısın?” dedi Sedat yıkılmış bir ses tonuyla.
“Evet, sen yeter ki nefes al diye ben her şeye razıyım”
“Ben o kızı almam, bu eve de sokmam”
“Hodri meydan” dedi babası, oğlu için oğlundan bile vazgeçmeyi göze alarak.
1 hafta sonra bütün ŞanlıUrfa’yı Sedat’ın Nermin ile evleneceği haberi sarmıştı. Dila daha nişanı için sevinemeden kendini kuzeni için üzülürken bulmuştu. Kadir nişanlanmalarıyla beraber eskisi kadar olmasa da aramaya tekrar başlamıştı.
Bu aramaların birinde amcasının on sekiz yaşındaki kızını güle oynaya evlendirmeye çalışması o kadar sinir bozucuydu ki sürekli o hazırlıklara yardım etmemek için bahane uyduruyordu ve bunu Kadir’e anlatıyordu.
“Sedat’ın evlenmesi seni neden bu kadar sinir ediyor?” diye sonunda kıskançlığını belli etmişti Kadir.
“Çünkü kız daha on sekiz yaşında ve Sedat” dediği an sustu. Çünkü devamı Sedat hala beni seviyor ve o kızın hayatını mahvedecekler olacaktı.
Dila susmasına rağmen Kadir cümlesini tahmin etmiş gibi “Çünkü o şerefsiz hala seni seviyor”
“Bunun konumuzla alakası yok Kadir. Kız daha 18 yaşında ve kıza bir Allah’ın bir kulu bile istiyor musun? diye sormuyor. Bu durumda kalan ya ben olsaydım” dediği an Kadir telefondan beri “Sakın” diyordu “Sakın o cümlenin devamını getirme.”
“Ben örnek vermek için dedim” diye Dila kendini açıklamaya çalıştı ama Kadir “Ben misal için bile olsa bunu düşünemem. Çünkü biliyorum ki Dila her ne kadar nişanlansak bile akrabalarımız bu işi bozmak için ellerinden geleni ardına koymayacaklar.”
“Özür dilerim” dedi Dila ve nişanlısını az da olsa rahatlatmak amacıyla “Bunları ben de biliyorum ama şunu da çok iyi biliyorum ki bana söylenen her lafta aklıma sana çok yakında kavuşacak olmam geliyor ve bütün o hakaretler birer iltifata dönüşüyor”
“Seni çok seviyorum” dedi Kadir
“Ben de seni çok seviyorum Kadir’im”
İsteme günü geldiğinde aileler çok mutluydu. Nermin ve Sedat hariç ikisi de sanki cenazeleri varmış gibi davranıyordu. Sedat gözleri kıpkırmızı bir halde divaneye dönmüş bir halde geziyordu. İstemenin akşamında Kadir ve arkadaşları dışarıya çıktıklarında üstü başı leş gibi alkol kokan Sedat ile karşılaştılar.
Normalde Sedat’ı her gördüğünde mutlaka kavga eden adam bu sefer onu görmezden gelmeyi seçmişti. Ama Sedat bütün yaşadıklarının sorumlusu olarak gördüğü adamı görünce “Ooo! Kim-ler-i göreyorum- göre- görüyorum. Kadir ve id- iv- itleri” dedi ama o kadar sarhoştu ki dili dönmüyordu bazı kelimelere.
Arkadaşları hamle yapmak istedi ama Kadir durdurdu. “Boş verin onun acısı çok büyük”
“Va- v-vay de-deli-delü-kanlı” diye yarım yamalak cümleler kuruyordu Sedat.
Kadir aynı kıza aşık olmasalardı belki üzülebilirdi ama şimdi tek hissettiği duygu Dila’nın onu seçip onu bu hallerden kurtardığı için duyduğu minnettarlıktı.
Birisi sarhoş bir halde ŞanlıUrfa’yı gezerken Nermin ise parmağına büyük gelen bir yüzükle Serpil’e sığınmış ağlıyordu.
“Allah’ım” diyordu on sekiz yaşındaki kıza yapılmış yirmi beş yaş makyajı ve elbisesiyle kendisine sığınan kızı teselli etmeye çalışırken “Madem en büyük günah kız çocuğu olarak doğmaktı. Neden bizi yarattın? Bizim suçumuz ne? Günahımız ne?”
Etrafında oturan üçüncü Serpil’i, dördüncü Serpil’i gördü ve o da başladı ağlamaya. Hem kendi için hem de diğer Serpiller için ağladı.
Merhaba bu bölümü koyduğum şarkıyla beraber okursanız daha da anlamlı olacaktır.
Bölüm etkileşimi
