4. bölüm / 5
GELİNİSTEME
Bölümler 5Şu an: İSTEME
- 1 Asker940 kelime
- 2 UZLAŞMA1.838 kelime
- 3 DUA2.807 kelime
- 4 İSTEME3.330 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Serpil Olmak2.426 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kadir günlerin bu kadar yavaş geçmesinin verdiği acıdan dolayı uyuyamaz, yemek yiyemez hale gelmişti. Hele Dila’sıyla bırakın yüz yüze görüşmeyi telefonla bile 1 saat konuşamazken Veysel denilen o itin Dila’sının yaşadığı yere bu kadar kolay çıkıp girmesi sinirlerini bozarken bir yandan da ne kadar uyarırsa uyarsın amca ve yengelerinin her gün başka bir kızla konaklarına gelip o kızları Kadirle zorla tanıştırmaya çalışmaları o kadar canını sıkıyordu sıkmasına ama ne zaman ağzını açmaya kalksa babasının sakin ol dercesine bakan bakışlarından dolayı susuyordu.
Dervan ise ağabeyinin bu kadar üzülmesinden dolayı akrabalarına çok kızgındı. Ağabeyi kendini bildi bileli sadece bir kızı sevmişti ve şimdi onunla evlenmek istediğinde sanki dünyanın en büyük günahını işlemiş gibi davranıyorlardı.
Bir gece bile olsun rahatlaması için ağabeyini ve arkadaşlarını Rahmi Dayı’nın mekanında toplamıştı.
Kadir’in arkadaşları geldikleri zaman Kadir’e sitem etmeye başlamışlardı. İlk okuldan beri en yakın arkadaşı olan Murad “Sonunda bizi hatırlayabildin paşam” dedi .
“ Eh oğlum! Adam sonunda sevdiği kıza kavuşacak seni mi hatırlar? Beni mi hatırlar?” diye lafını sokmadan duramadı Ahmet.
Sırtına şaplağı art arda atan kuzeni Mahmut” Sonunda başardın ha, helal olsun koçuma!”
Kuzeninin şaplaklarından kaçmak için kenara çekilen Kadir “İnşaAllah bakalım isteme için günü aldık ama”
“Ama Erbay denilen o şerefsizin bir haltlar çevirmesinden korkuyorsun” diye arkadaşının lafını tamamladı Murad. Zaten oldum olası Erbay’dan hoşlanmazdı.
“Sıkma canını bende Dila bacımı tanıyorsam senden başkasına varmaz” dedi Mahmut kuzenini rahatlatmak amacıyla.
O da biliyordu Dila o kadar yıl Kadir’e bağlı kalmış, ağzından bir kere bile sitem çıkmamıştı ama gururuna yediremiyordu işte sırf bir öküz yüzünden sevdiği kadından olma fikrini.
Ağabeyinin canının sıkıldığını gören Dervan konuyu değiştirmek amacıyla “Her şey olacağına varır, haydi oturun haydi!”
Muhabbet gelecek güzel günler üzerine dönerken içeriye Veysel ve arkadaşları girdi. Veysel’i gören Dervan, ağabeyinin olay çıkmasından endişelendi. Kardeşinin gerildiğini gören Kadir ne olduğunu anlamak için etrafına bakarken Veysel’i gördü.
Veysel’i gören Kadir elindeki bardağı bırakıp ayağa kalkmak için hamle yaptı ama sağ kolundan Mahmut sol kolundan ise Murad tutup oturtturmaya çalıştı ama Kadir o deli kuvvetiyle kollarını çekmiş ve Veysel’in önüne dikilmişti.
Kendisine karşı gelen Kadir’in deliliğini bilen Veysel’in ağzından “Dila’yı kardeşim gibi görüyorum oda beni ağabey olarak görür. Onunla aramda hiçbir şey olmadı olamaz da.” diye kelimeler dökülmüştü.
Kadir’in biraz da olsa yumuşadığını gören Veysel, Dila’nın da hatırı için “Eğer şu an kavga edersek Erbay bunu isteme günü için kullanır ve Dila’nın canını çok yakar” dedi.
“Sağ ol” deyip Veysel’in omzuna vuran Kadir yıkılmış bir halde masasına döndü ve “Biraz daha bu Erbay meselesi sürerse omu elimden kimse alamayacak bakarsınız da görürsünüz”
O sırada masada duranların tek duası arkadaşlarının başına bir iş açmadan sevdiği kadına kavuşmasıydı.
Dila sabahı sabah etmiş bütün gece boyunca mutluluktan uyuyamamış adeta içinden sevinç nidaları atmak geliyordu ama ağabeyi Erbay öfkeli bakışlarla Dila’yı takip ediyor her ağzını açtığında yılan gibi tıslıyordu.
Kahvaltı için sofraya oturduklarında ağabeyi bir kere bile yüzüne bakmayıp her istediğini Mustafa aracılığıyla iletiyor bir dakika bile olsa Dila’yı sofraya oturtturmaya yemin etmişçesine sürekli bir şeyler istiyordu.
Bu duruma daha fazla dayanamayan analığı Nergis ” Oğlum bırakta kız bir kahvaltısını yapsın ne istersen bana ya da kızlara söyle” dedi.
Analığına sesini çıkartamayan Erbay daha da öfkelenerek kız kardeşine baktı ama Nergis’in asıl canını sıkan şey kocasının bir lokma bile yememesiydi.
“Kahvaltıyı beğenmediysen sana başka bir şey hazırlattırayım mı bey?”diye sordu Nergis.
Hüzünlü bir ifadeyle kızına bakan Mahmut Ağa hüzünlü bir ifadeyle”Bu gün bir babanın en hüzünlü günü kızımı istemeye geliyorlar”
Babasının lafı üzerine masayı Erbay’ın homurtusu sardı.Babasına karşı gelemediğinden tepksini dolaylı yollardan belli ediyordu.
Dila’nın en mutlu gününün mahvolmasını istemeyen Nergis”Her kız babası bu duyguları yaşar ama önemli olan kızımızın o evde değer görmesi sevilip sayılmasıdır.”
“O zaman gidebileceği en yanlış eve gidiyor” diye ağzının içinden geveledi Erbay.
“Erbay ne söylüyorsan adamakıllı söyle oğlum bilirsin bu hayatta en sevmediğim şey insanların yüzüme düşüncelerini söylememesidir.”
Erbay tam bu evliliği istemediğini o aileyi bu eve sokarlarsa bir daha bu eve adım atmayacağını söylemek ağzını açtığında Nergis önce davranıp”Eee onun da kız kardeşi evleniyor o da üzgün değil mi Erbay?”
Nergis’in uyarı dolu bakışlarından dolayı cevaplarını yutmak zorunda kalan Erbay”Evet,Nergis Ana sonuçta bir tanecik kızkardeşim isteniyor nasıl üzgün olmam ki?”derken bakışlarını kızkardeşine dikmişti.
Dila bütün bu anlarda akıllı davranıp çenesini kapatmış ve bu sohbete dahil olmamıştı.Çünkü ağabeyine edeceği her laf bu akşam ona misliyle geri döneceğini biliyordu.
Kahvaltı sonrası Mahmut Ağa kızından bol köpüklü kahve istemiş ve Erbay’a bir şey lazım olursa alıp gelmesi için ortalıktan kaybolmamasını söyleyip avludaki divanına kurulmuştu kurulmasına ama her zamanki gibi Dila’yı vermemesi için kardeşleri konuşmaya gelmişlerdi.
Aynı lafları dinlemekten canı sıkılan Mahmut Ağa karısına seslenip “Kardeşlerime de kahve yap hanım”
Mesajı alan Nergis Hanım “Tamam Bey” deyip kahveyi yapan Dila’ya “Sen odana geçte akşam için hazırlan”
Amcalarıyla muhatap olmak istemeyen Dila tamam anlamında başını salladı ve mutfağın arka kapısından çıkıp odasına doğru giderken sinirden akan gözyaşlarını siliyordu.
Ablasının ağladığını gören Mıstık yaramazlığı bir kenara bırakıp ablasına yaklaştı ve “Neden ağlıyorsun abla?” diye sordu.
Gözyaşlarını silen Dila “Bir öküzün benden daha değerli olmasına üzülüyorum kardeşim” dedi.
Ablasının neden bahsettiğini anlamayan Mıstık “Öküz mü? Öküz ne alaka?” diye sordu.
“Umarım hiçbir zaman da anlamak zorunda kalmazsın”deyip kardeşinin başını okşadı.
Dila akşamüstüne kadar kuzenleri yalnız bırakmamış analağı da olmak üzere herkes yüzünü güldürmeye çalışmıştı ama Kadirlerin gelmesine yakın süreye kadar canı sıkkın bir halde oturmuş onların gelme zamanı geldiğinde ise heyecandan yerinde duramamış odasında volta atmaya başlamıştı .Bu da kuzenlerinin ona gülmesine sebep olmuştu.
“Kız sen hak get delisin ha.Sabah yaşanan onca olaya rağmen hala daha Kadir,Kadir diye sayıklıyorsun”dedi Nazan telefonda babasının saçtığı öfkeden dolayı hala tedirgin bir halde bir olay çıkmasını bekliyordu.
“Hiçbiri umurumda değil.Babam kabul etmişken kim laf söylemeye cesaret edebilir?”dedi Dila.
“Keşke”dedi odanın köşesinde oturan Şükran sevmediği bir adamla geçirdiği onca yılın ardından kederli bir ses tonuyla”Hepimizin babası seninki gibi olsaydı”
Odada bulunan kızlar her ne kadar bu evlilikten emin olmasalarda hepsinin hemfikir olduğu tek konu Mahmut Ağa gibi baba sahip olmak istemeleriydi.
“Aralarında düzgün adam gibi adam bir Mahmut amcam çıkmış o da baba olarak sana nasip oldu.”dedi Şükran’ın kızkardeşi Kader.
Dila,babasının amcalarından farklı olduğunu biliyordu ama babasını affetmeyeceği tek konu amcalarının aklına uyup Dila’yı ortaokuldan sonra okutmamasıydı.Yaşıtları liseye giderken Dila konağın kapısından onları izlemişti.
Oysa en büyük hayali doktor olmaktı.Annesinin çare bulanamayan bir hastalıktan dolayı gözlerinin önünde erimesini izlemiş üç ay gibi kısa bir sürede de annesini kaybetmişti.
Dila’yı aklındaki düşüncelerden Mıstık’ın sesi uzaklaştırdı.Nefes nefese bir halde odanın kapısını açmış ve heyecanlı bir sesle”Abla geldiler”diye adeta bağırmıştı.
“Yavaş oğlum yavaş kapıyı kırma”diye uyardı Serpil ama Mıstık heyecandan yerinde duramıyordu.
Herkes Dila’nın heyecandan Mıstık gibi heyecandan yerinde duramayacağını sanıyordu ama Dila’nın gözünden yaşlar damlamaya başlamıştı.Dila,analığını çok severdi ama kimse anasının yerini tutamazdı ve şimdi sevdiği adama kavuşmaya bu kadar çok yaklaşmışken annesinin yanında olmaması canını çok yakıyordu.
Mıstık dışında herkes Dila’nın neden ağlamaya başladığını anlamıştı.Zaten herkesi bu isteme konusunda üzen konulardan bir tanesi de yengelerinin aralarında olmamasıydı.Yengeleri ölümün onu erken bulacağını hissetmiş gibi kızının çeyizini hazırlamış kocasınada kızına istediği gibi düğünü yapmasını vasiyet etmişti.
“Bugün senin ağlaman değil mutlu olman lazım.Sen mutlu ol ki anan yattığı yerden mutlu olsun”dedi Şükran ama Dila’nın yüreği acıyordu.
Herkes,Şükran’ı onaylarcasına sesler çıkarırken Dila acı dolu bir gülümsemeyle baktı.Anasız kalmayan biri anasız olmaktan ne anlardı ki?
Acıyan yüreğine rağmen Dila gözyaşlarını sildi.Çünkü daha fazla ağlarsa Nergis ana hakkında kötü düşüneceklerini biliyordu.Kuzenleri,kızın akan makyajını düzeltmiş ve onu yukarıya çıkarmadan güldürmeye çalışmışlardı ama nafileydi Dila baktığı her yerde anasızlığını görüyordu.
Erkekler büyük odada otururken kadınlar küçük odaya sıkışmıştı ama muhabbetleri odayı aşmış avludan bile duyuluyordu.Dila odaya girer girmez kadınlar zılgıt çekmeye başlamışken kayınvalidesi ve analığı aynı anda MaşaAllah demişlerdi.
Dila önce müstakbel kayınvalidesinin elini öpüp”Hoş geldiniz”dedi ve ardından sırayla bütün misafirleri öpüp hoş geldin dedikten sonra analığının yanına oturacağı sırada kayınvalidesi yanına çağırmış ve elinden tuttuğu gibi yanına oturtmuştu.
Zilan “Kırk bir kere maşaAllah aynı annesinin gençliği gibi”deyince Dila’nın gözleri tekrar doldu.
“Evet,Cemile ablam çok güzel ve çok nazik bir kadındı.Allah rahmet eylesin”dedi Nergis
“Öyledir Nergis ablam.Kaç öksüze annelik kaç yoksulu giydirip evlendirmiştir Allah bilir.”dedi Belkıs,eltisinin iyi yüreğine kaç kez şahit olmuştu.
Ortamdaki bütün kadınlar,Belkıs’ı onaylayan sesler çıkartmıştı.Dila her zaman annesinin merhametine hayran kalmıştı ve Allah’tan hep onun gibi bir insan olmak istemişti.
Kahve ikramı için mutfağa geçen Dila kendisine uzatılan kahve tepsisini taşırken heyecandan elleri titriyordu ve içinden Allah’ım ne olur düşürmeyeyim diye dua ederek tepsiyi önce müstakbel kayınvalidesine ikram edip ardından bütün kadınlara uzattı.Kahveler içildikten sonra Mahmut Ağa’nın gür sesiyle hayırlı olsun sesinin duyulmasıyla kadınlar zılgıt çekmeye başlarken Zilan çantasından yüzüğü çıkartıp kızın parmağına takarken kızlar şerbet ve tatlı ikram etmeye başlamıştı..
Yüzük takıldıktan sonra adet gereği kayınvalidesi Urfa akıtmasını gelinin gerdanına takınca Dila da kayınvalidesinin elini öperken gülümsemeden duramıyordu.
Gelecekte ne yaşayacaklardı Dila bilmiyordu ama en azından sevdasına sahip çıkmaya devam edeceğinin sözünü o gece kendine verdi.
Dervan’dan gelen mesajla Allah diye avluya çıkan Kadir önüne çıkan herkesi öpmüş ve sarılırken onu izleyen Sedat’tan habersizdi. Sevdiği kadının başka birisine verilmesinin acısıyla elindeki şişeyi yere atan Sedat belindeki tabancaya doğru hamle yaptığı sırada ondan önce silaha uzanan sesiyle durdu.
“Yapma oğlum” dedi babası aşk acısıyla kendinden geçmiş oğlunun bir aptallık yapmasından korkarak bu gece adım adım oğlunu takip etmişti.
“Neden yapmayayım baba? O, benim sevdiğim kadına göz koydu.”dedi Sedat nefret dolu bir sesle.
“Oğlum, kızda onu seviyorsa kimseye laf düşmez”
Babasının sözlerine daha da öfkelenerek “Peki ya ben ne olacağım baba? Onlar mutlu mesut yaşarlarken ben ne yapacağım, onları mı izleyeceğim?” dedi ve bir kez daha silahını almak için hamle yaptı ama babası izin vermedi.
“ O çocuğa dokunmak istiyorsan önce beni ezmelisin” dedi babası silahı daha da sıkı tutarak
“Yapma baba” dedi Kadir’e her ne kadar öfkeli olsa da baba katili olmak bambaşka bir şeydi.
“Yapacağım” dedi babası kararlı tavrını sürdürerek “Ben bir çocuğumu daha toprağa vermeyeceğim o yüzden önce beni vur”
Ağabeyini kanserden toprağa vermeden öncesinde ağabeyi yaşlı babamız sana emanet demişti. Şimdi onu gökyüzünden izleyen ağabeyini de hayalkırıklığına uğratıyordu ama canı çok yanıyordu.
“Baba” dedi silah elinden kayıp giderken gözyaşları da gözlerinden akıyordu. “Canım çok yanıyor”
Oğlunun ağlamasına dayanamayan babası da ağlamaya başlamıştı. “Geçecek oğlum sana söz veriyorum ki geçecek”
“Ama geçmeden önce seni yakıp kül edecek”dedi.
O gece sabaha kadar Sedat ağladı babası teselli etti.Ta ki gün doğup herkes için yeni bir gelecek çizinciye kadar.
Kadir günlerin bu kadar yavaş geçmesinin verdiği acıdan dolayı uyuyamaz, yemek yiyemez hale gelmişti. Hele Dila’sıyla bırakın yüz yüze görüşmeyi telefonla bile 1 saat konuşamazken Veysel denilen o itin Dila’sının yaşadığı yere bu kadar kolay çıkıp girmesi sinirlerini bozarken bir yandan da ne kadar uyarırsa uyarsın amca ve yengelerinin her gün başka bir kızla konaklarına gelip o kızları Kadirle zorla tanıştırmaya çalışmaları o kadar canını sıkıyordu sıkmasına ama ne zaman ağzını açmaya kalksa babasının sakin ol dercesine bakan bakışlarından dolayı susuyordu.
Dervan ise ağabeyinin bu kadar üzülmesinden dolayı akrabalarına çok kızgındı. Ağabeyi kendini bildi bileli sadece bir kızı sevmişti ve şimdi onunla evlenmek istediğinde sanki dünyanın en büyük günahını işlemiş gibi davranıyorlardı.
Bir gece bile olsun rahatlaması için ağabeyini ve arkadaşlarını Rahmi Dayı’nın mekanında toplamıştı.
Kadir’in arkadaşları geldikleri zaman Kadir’e sitem etmeye başlamışlardı. İlk okuldan beri en yakın arkadaşı olan Murad “Sonunda bizi hatırlayabildin paşam” dedi .
“ Eh oğlum! Adam sonunda sevdiği kıza kavuşacak seni mi hatırlar? Beni mi hatırlar?” diye lafını sokmadan duramadı Ahmet.
Sırtına şaplağı art arda atan kuzeni Mahmut” Sonunda başardın ha, helal olsun koçuma!”
Kuzeninin şaplaklarından kaçmak için kenara çekilen Kadir “İnşaAllah bakalım isteme için günü aldık ama”
“Ama Erbay denilen o şerefsizin bir haltlar çevirmesinden korkuyorsun” diye arkadaşının lafını tamamladı Murad. Zaten oldum olası Erbay’dan hoşlanmazdı.
“Sıkma canını bende Dila bacımı tanıyorsam senden başkasına varmaz” dedi Mahmut kuzenini rahatlatmak amacıyla.
O da biliyordu Dila o kadar yıl Kadir’e bağlı kalmış, ağzından bir kere bile sitem çıkmamıştı ama gururuna yediremiyordu işte sırf bir öküz yüzünden sevdiği kadından olma fikrini.
Ağabeyinin canının sıkıldığını gören Dervan konuyu değiştirmek amacıyla “Her şey olacağına varır, haydi oturun haydi!”
Muhabbet gelecek güzel günler üzerine dönerken içeriye Veysel ve arkadaşları girdi. Veysel’i gören Dervan, ağabeyinin olay çıkmasından endişelendi. Kardeşinin gerildiğini gören Kadir ne olduğunu anlamak için etrafına bakarken Veysel’i gördü.
Veysel’i gören Kadir elindeki bardağı bırakıp ayağa kalkmak için hamle yaptı ama sağ kolundan Mahmut sol kolundan ise Murad tutup oturtturmaya çalıştı ama Kadir o deli kuvvetiyle kollarını çekmiş ve Veysel’in önüne dikilmişti.
Kendisine karşı gelen Kadir’in deliliğini bilen Veysel’in ağzından “Dila’yı kardeşim gibi görüyorum oda beni ağabey olarak görür. Onunla aramda hiçbir şey olmadı olamaz da.” diye kelimeler dökülmüştü.
Kadir’in biraz da olsa yumuşadığını gören Veysel, Dila’nın da hatırı için “Eğer şu an kavga edersek Erbay bunu isteme günü için kullanır ve Dila’nın canını çok yakar” dedi.
“Sağ ol” deyip Veysel’in omzuna vuran Kadir yıkılmış bir halde masasına döndü ve “Biraz daha bu Erbay meselesi sürerse omu elimden kimse alamayacak bakarsınız da görürsünüz”
O sırada masada duranların tek duası arkadaşlarının başına bir iş açmadan sevdiği kadına kavuşmasıydı.
Dila sabahı sabah etmiş bütün gece boyunca mutluluktan uyuyamamış adeta içinden sevinç nidaları atmak geliyordu ama ağabeyi Erbay öfkeli bakışlarla Dila’yı takip ediyor her ağzını açtığında yılan gibi tıslıyordu.
Kahvaltı için sofraya oturduklarında ağabeyi bir kere bile yüzüne bakmayıp her istediğini Mustafa aracılığıyla iletiyor bir dakika bile olsa Dila’yı sofraya oturtturmaya yemin etmişçesine sürekli bir şeyler istiyordu.
Bu duruma daha fazla dayanamayan analığı Nergis ” Oğlum bırakta kız bir kahvaltısını yapsın ne istersen bana ya da kızlara söyle” dedi.
Analığına sesini çıkartamayan Erbay daha da öfkelenerek kız kardeşine baktı ama Nergis’in asıl canını sıkan şey kocasının bir lokma bile yememesiydi.
“Kahvaltıyı beğenmediysen sana başka bir şey hazırlattırayım mı bey?”diye sordu Nergis.
Hüzünlü bir ifadeyle kızına bakan Mahmut Ağa hüzünlü bir ifadeyle”Bu gün bir babanın en hüzünlü günü kızımı istemeye geliyorlar”
Babasının lafı üzerine masayı Erbay’ın homurtusu sardı.Babasına karşı gelemediğinden tepksini dolaylı yollardan belli ediyordu.
Dila’nın en mutlu gününün mahvolmasını istemeyen Nergis”Her kız babası bu duyguları yaşar ama önemli olan kızımızın o evde değer görmesi sevilip sayılmasıdır.”
“O zaman gidebileceği en yanlış eve gidiyor” diye ağzının içinden geveledi Erbay.
“Erbay ne söylüyorsan adamakıllı söyle oğlum bilirsin bu hayatta en sevmediğim şey insanların yüzüme düşüncelerini söylememesidir.”
Erbay tam bu evliliği istemediğini o aileyi bu eve sokarlarsa bir daha bu eve adım atmayacağını söylemek ağzını açtığında Nergis önce davranıp”Eee onun da kız kardeşi evleniyor o da üzgün değil mi Erbay?”
Nergis’in uyarı dolu bakışlarından dolayı cevaplarını yutmak zorunda kalan Erbay”Evet,Nergis Ana sonuçta bir tanecik kızkardeşim isteniyor nasıl üzgün olmam ki?”derken bakışlarını kızkardeşine dikmişti.
Dila bütün bu anlarda akıllı davranıp çenesini kapatmış ve bu sohbete dahil olmamıştı.Çünkü ağabeyine edeceği her laf bu akşam ona misliyle geri döneceğini biliyordu.
Kahvaltı sonrası Mahmut Ağa kızından bol köpüklü kahve istemiş ve Erbay’a bir şey lazım olursa alıp gelmesi için ortalıktan kaybolmamasını söyleyip avludaki divanına kurulmuştu kurulmasına ama her zamanki gibi Dila’yı vermemesi için kardeşleri konuşmaya gelmişlerdi.
Aynı lafları dinlemekten canı sıkılan Mahmut Ağa karısına seslenip “Kardeşlerime de kahve yap hanım”
Mesajı alan Nergis Hanım “Tamam Bey” deyip kahveyi yapan Dila’ya “Sen odana geçte akşam için hazırlan”
Amcalarıyla muhatap olmak istemeyen Dila tamam anlamında başını salladı ve mutfağın arka kapısından çıkıp odasına doğru giderken sinirden akan gözyaşlarını siliyordu.
Ablasının ağladığını gören Mıstık yaramazlığı bir kenara bırakıp ablasına yaklaştı ve “Neden ağlıyorsun abla?” diye sordu.
Gözyaşlarını silen Dila “Bir öküzün benden daha değerli olmasına üzülüyorum kardeşim” dedi.
Ablasının neden bahsettiğini anlamayan Mıstık “Öküz mü? Öküz ne alaka?” diye sordu.
“Umarım hiçbir zaman da anlamak zorunda kalmazsın”deyip kardeşinin başını okşadı.
Dila akşamüstüne kadar kuzenleri yalnız bırakmamış analağı da olmak üzere herkes yüzünü güldürmeye çalışmıştı ama Kadirlerin gelmesine yakın süreye kadar canı sıkkın bir halde oturmuş onların gelme zamanı geldiğinde ise heyecandan yerinde duramamış odasında volta atmaya başlamıştı .Bu da kuzenlerinin ona gülmesine sebep olmuştu.
“Kız sen hak get delisin ha.Sabah yaşanan onca olaya rağmen hala daha Kadir,Kadir diye sayıklıyorsun”dedi Nazan telefonda babasının saçtığı öfkeden dolayı hala tedirgin bir halde bir olay çıkmasını bekliyordu.
“Hiçbiri umurumda değil.Babam kabul etmişken kim laf söylemeye cesaret edebilir?”dedi Dila.
“Keşke”dedi odanın köşesinde oturan Şükran sevmediği bir adamla geçirdiği onca yılın ardından kederli bir ses tonuyla”Hepimizin babası seninki gibi olsaydı”
Odada bulunan kızlar her ne kadar bu evlilikten emin olmasalarda hepsinin hemfikir olduğu tek konu Mahmut Ağa gibi baba sahip olmak istemeleriydi.
“Aralarında düzgün adam gibi adam bir Mahmut amcam çıkmış o da baba olarak sana nasip oldu.”dedi Şükran’ın kızkardeşi Kader.
Dila,babasının amcalarından farklı olduğunu biliyordu ama babasını affetmeyeceği tek konu amcalarının aklına uyup Dila’yı ortaokuldan sonra okutmamasıydı.Yaşıtları liseye giderken Dila konağın kapısından onları izlemişti.
Oysa en büyük hayali doktor olmaktı.Annesinin çare bulanamayan bir hastalıktan dolayı gözlerinin önünde erimesini izlemiş üç ay gibi kısa bir sürede de annesini kaybetmişti.
Dila’yı aklındaki düşüncelerden Mıstık’ın sesi uzaklaştırdı.Nefes nefese bir halde odanın kapısını açmış ve heyecanlı bir sesle”Abla geldiler”diye adeta bağırmıştı.
“Yavaş oğlum yavaş kapıyı kırma”diye uyardı Serpil ama Mıstık heyecandan yerinde duramıyordu.
Herkes Dila’nın heyecandan Mıstık gibi heyecandan yerinde duramayacağını sanıyordu ama Dila’nın gözünden yaşlar damlamaya başlamıştı.Dila,analığını çok severdi ama kimse anasının yerini tutamazdı ve şimdi sevdiği adama kavuşmaya bu kadar çok yaklaşmışken annesinin yanında olmaması canını çok yakıyordu.
Mıstık dışında herkes Dila’nın neden ağlamaya başladığını anlamıştı.Zaten herkesi bu isteme konusunda üzen konulardan bir tanesi de yengelerinin aralarında olmamasıydı.Yengeleri ölümün onu erken bulacağını hissetmiş gibi kızının çeyizini hazırlamış kocasınada kızına istediği gibi düğünü yapmasını vasiyet etmişti.
“Bugün senin ağlaman değil mutlu olman lazım.Sen mutlu ol ki anan yattığı yerden mutlu olsun”dedi Şükran ama Dila’nın yüreği acıyordu.
Herkes,Şükran’ı onaylarcasına sesler çıkarırken Dila acı dolu bir gülümsemeyle baktı.Anasız kalmayan biri anasız olmaktan ne anlardı ki?
Acıyan yüreğine rağmen Dila gözyaşlarını sildi.Çünkü daha fazla ağlarsa Nergis ana hakkında kötü düşüneceklerini biliyordu.Kuzenleri,kızın akan makyajını düzeltmiş ve onu yukarıya çıkarmadan güldürmeye çalışmışlardı ama nafileydi Dila baktığı her yerde anasızlığını görüyordu.
Erkekler büyük odada otururken kadınlar küçük odaya sıkışmıştı ama muhabbetleri odayı aşmış avludan bile duyuluyordu.Dila odaya girer girmez kadınlar zılgıt çekmeye başlamışken kayınvalidesi ve analığı aynı anda MaşaAllah demişlerdi.
Dila önce müstakbel kayınvalidesinin elini öpüp”Hoş geldiniz”dedi ve ardından sırayla bütün misafirleri öpüp hoş geldin dedikten sonra analığının yanına oturacağı sırada kayınvalidesi yanına çağırmış ve elinden tuttuğu gibi yanına oturtmuştu.
Zilan “Kırk bir kere maşaAllah aynı annesinin gençliği gibi”deyince Dila’nın gözleri tekrar doldu.
“Evet,Cemile ablam çok güzel ve çok nazik bir kadındı.Allah rahmet eylesin”dedi Nergis
“Öyledir Nergis ablam.Kaç öksüze annelik kaç yoksulu giydirip evlendirmiştir Allah bilir.”dedi Belkıs,eltisinin iyi yüreğine kaç kez şahit olmuştu.
Ortamdaki bütün kadınlar,Belkıs’ı onaylayan sesler çıkartmıştı.Dila her zaman annesinin merhametine hayran kalmıştı ve Allah’tan hep onun gibi bir insan olmak istemişti.
Kahve ikramı için mutfağa geçen Dila kendisine uzatılan kahve tepsisini taşırken heyecandan elleri titriyordu ve içinden Allah’ım ne olur düşürmeyeyim diye dua ederek tepsiyi önce müstakbel kayınvalidesine ikram edip ardından bütün kadınlara uzattı.Kahveler içildikten sonra Mahmut Ağa’nın gür sesiyle hayırlı olsun sesinin duyulmasıyla kadınlar zılgıt çekmeye başlarken Zilan çantasından yüzüğü çıkartıp kızın parmağına takarken kızlar şerbet ve tatlı ikram etmeye başlamıştı..
Yüzük takıldıktan sonra adet gereği kayınvalidesi Urfa akıtmasını gelinin gerdanına takınca Dila da kayınvalidesinin elini öperken gülümsemeden duramıyordu.
Gelecekte ne yaşayacaklardı Dila bilmiyordu ama en azından sevdasına sahip çıkmaya devam edeceğinin sözünü o gece kendine verdi.
Dervan’dan gelen mesajla Allah diye avluya çıkan Kadir önüne çıkan herkesi öpmüş ve sarılırken onu izleyen Sedat’tan habersizdi. Sevdiği kadının başka birisine verilmesinin acısıyla elindeki şişeyi yere atan Sedat belindeki tabancaya doğru hamle yaptığı sırada ondan önce silaha uzanan sesiyle durdu.
“Yapma oğlum” dedi babası aşk acısıyla kendinden geçmiş oğlunun bir aptallık yapmasından korkarak bu gece adım adım oğlunu takip etmişti.
“Neden yapmayayım baba? O, benim sevdiğim kadına göz koydu.”dedi Sedat nefret dolu bir sesle.
“Oğlum, kızda onu seviyorsa kimseye laf düşmez”
Babasının sözlerine daha da öfkelenerek “Peki ya ben ne olacağım baba? Onlar mutlu mesut yaşarlarken ben ne yapacağım, onları mı izleyeceğim?” dedi ve bir kez daha silahını almak için hamle yaptı ama babası izin vermedi.
“ O çocuğa dokunmak istiyorsan önce beni ezmelisin” dedi babası silahı daha da sıkı tutarak
“Yapma baba” dedi Kadir’e her ne kadar öfkeli olsa da baba katili olmak bambaşka bir şeydi.
“Yapacağım” dedi babası kararlı tavrını sürdürerek “Ben bir çocuğumu daha toprağa vermeyeceğim o yüzden önce beni vur”
Ağabeyini kanserden toprağa vermeden öncesinde ağabeyi yaşlı babamız sana emanet demişti. Şimdi onu gökyüzünden izleyen ağabeyini de hayalkırıklığına uğratıyordu ama canı çok yanıyordu.
“Baba” dedi silah elinden kayıp giderken gözyaşları da gözlerinden akıyordu. “Canım çok yanıyor”
Oğlunun ağlamasına dayanamayan babası da ağlamaya başlamıştı. “Geçecek oğlum sana söz veriyorum ki geçecek”
“Ama geçmeden önce seni yakıp kül edecek”dedi.
O gece sabaha kadar Sedat ağladı babası teselli etti.Ta ki gün doğup herkes için yeni bir gelecek çizinciye kadar.
Bölüm etkileşimi
