9. bölüm · Geçmişinden kaçan

Bölüm 5: Anılar

Almangay Paşkan

Bizim üçlü farklı üniversitelere gitselerde hep beraberlerdi. İtalya gastronomi, Almanya otomotiv mühendisliği, Japonya hem bilgisayar mühendisliği hem de inşaat mühendisliği okudu. Üçü de mesleklerini elde etmek için sınavlara hazırlanıyorlardı. İtalya çok rahattı. Sonuçta yemek sınavı onun için kolaydı. Japonya da gece gündüz demeden derslere çalışıyordu. Normalde Almanya'nın çalışması da lazımdı fakat ilk başlarda çalışmadı. Nedenini merak ediyor musunuz? Bizimki yine aşık olmuştu. Hani bir daha aşık olmayacağına söz vermişti dediğini duyar gibiyim. Napalım Almanya'nın birine bağlanma duygusu doğasında var. O zaman yavaştan anılara geçelim mi?

-Polonya ile anısı-

Almanya parkta otururken Polonya'yla göz göze gelir. Polonya bir yerden tanıdık geliyordu. Nereden tanıdık geldiği düşünürken Polonya Almanya'ya ufacık gülümser ve gözlerini başka bir yere çevirir. Almanya için o an dünya donmuştu. Ufacık gülümseme bile kalbini feth etmişti. Ama bu gülümseme hâlâ tanıdıktı. En sonunda aklına gelmişti. Küçükken Polonya Nazi'yle beraber evlerine gelmişti. O zamanda Polonya bakıp ufacık gülümsemişti. Sonradan bir daha görmemişti. Sadece dosyaları okuduğu gece de Polonya'nın dosyasında görmüştü. Dosyaları düşünmek yerine gülümsemeyi düşündü. Bir gülümseme yıllar geçse de değişmez mi Tanrı aşkına?!. Polonya'ya bakıyorsak değişmiyormuş.

Almanya banktan kalktığı gibi eve koşarak gitti. Eve bir anda girdi ve koltuğa yığıldı. O sırada İtalya yaptığı pizzaları Japonya'ya tattırıyordu. İtalya ve Japonya, Almanya'ya baka kalır. İtalya Almanya'nın bu durumuna anlam veremedi. Japonya ise çoktan anlamıştı. Sonuçta akıllı bir kızdı. Japonya bu yüzden de gülmemek için kendini zor tutuyordu. İtalya'nın bakışları Japonya'ya çevrilmişti. İtalya Japonya'ya anlam veremedi. Japonya bunu anlayarak İtalya'nın kulağına fısıldadı. Bunu duyunca İtalya elindeki kaşığı düşürdü. Çıkan sesle Japonya gülmeye, Almanya ise hızlıca onlara bakmaya başlar.

İtalya: Bizimki aşık mı olmuş?

Almanya bir anda kızarır. Kafasını yastığa gömer. İtalya ve Japonya Almanya'ya yaklaşır. Japonya gülmekten yürüyemiyordu bile.

Almanya: Siz nerden biliyorsunuz bunu? Size daha söylemedim ki

İtalya: Valla bana Japonya söyledi.

Japonya: Animeler sayesiyle birkaç bir şey biliyorum işte.

İtalya: Almanya'nın aşık olduğunu sen animeler sayesiyle mi anladın yani?

Japonya: (alkışlar) Bu yaşta bu zeka. Harikasın canım kankam.

İtalya: Geç dalganı geç. (Trip atmaya başlar ve mutfağa gider)

Almanya ise onları yanakları kızarık şekilde izliyordu. Japonya da Almanya'nın yanına oturdu.

Japonya: Gerçekten mi aşık oldun?.. Umarım doğru kişiye aşık olmuşsundur... Ee tanıdığımız birisi mi?

Almanya: Ben bile adam akıllı tanımıyorum. Sadece adını biliyorum. Belki de o bile değildir. Hatırladığım kadarıyla ismi Polonya. Onu tanıyor musun?

Japonya: Polonya.. hmm.. Birkaç bir şey duymuştum. Ama sana görelik birine benzemiyor. Bence çok ümitlenme dostum.

Almanya: Nerden biliyorsun ki!? Belki sevecek beni.

Japonya: Hey hey tamam sakinleş. Kötü bir şey demedim ki. Sadece fikrimi söyledim.

Almanya: Bana onun hakkında bildiğin her şeyi söyler misin?

Japonya: Duyduğuma göre korkak birisiymiş. Sosyalleşen bir kişi değilmiş. Kitap okumayı çok seviyormuş. Sanırım güvende hissettiği zaman beyaz olan kanatları çıkıyormuş. Fakat daha kimse görmemiş. Bu uydurma olabilir. Bi de çiçekleri çok seviyormuş. Özellikle de gelincikleri çok fazla seviyormuş. Bildiğim kadarı bu kadar. Bu bilgiler artık ne işine yararcaksa artık. Tekrar uyarım çok fazla ümitlenme. Senin gibi ruhsal olarak güçlü birine benzemiyor.

Almanya, Japonya'nın uyarısını duymamıştı. Aklında birçok plan oluşmuştu bile. Yarının olması için can atıyordu ama tek isteği yarın Polonya'yı bulabilmek. Acaba yine parka gelecek miydi? Yine gülümseyecek miydi? Sanırım bu gece Almanya'ya uyku yok.

Yarın olunca Almanya kalktığı gibi en sevdiği kitabını dolaptan alıp kendisi evin dışına atar. İtalya da o sırada Almanya'yı şaşkın şaşkın izliyordu. İtalya tam trip atacakken Japonya sözünü keser.

Japonya: İtalya'cığım acaba sen eline kepçeyi alıp pizza yapsana. Yoksa tüm gün senin triplerini dinleyemem.

İtalya: Trip atmam normal ama!? Kahvaltı yapmadan çıktı gitti. Hem bize günaydın bile demedi.

Japonya: Aşk, adamı bu hâle getiriyor işte canım. (Avuçunu çenesine koyar) Sonuçta sen Yunanistan'a olan aşkın yüzünden her şeyi zeytinli yapıyorsun.

İtalya: (yanakları kızarır) Öhüm öhüm.. Ben en iyisi pizza yapmaya başlarım.

Japonya'nın dediği gibi Almanya aşkı için bu kadar heyecanlıydı. Çiçekciye gidip bir tane gelincik aldı. Ondan sonra da dünki parka gitti. Daha parka Polonya gelmemişti. Almanya da beklerken ders çalışmaya karar verdi. Fakat zihni buna izin vermiyordu. Uzun zamandan sonra aşık olmak farklı hissettiriyordu. Derse bir türlü odaklanamadı. Kendini zorla derse odaklanmaya çalışırken birkaç saat geçmişti bile. Polonya gelmiş mi diye kontrol etmek için etrafa bakındı. Çiçeklerin olduğu yere takılmıştı. Evet gelmişti. Derin nefes alarak yanına gitmeye karar verdi. Fakat vaz geçti. Hazır olduğuna emin miydi?

Almanya: Hadi Almanya yaparsın. Başarmadığın bir şey yok senin. Tabi coğrafya'dan kaldın ama olsun. Konunun bunla ne alakası var!? Tamam kendini topla.

Birkaç sefer nefes egzersizi yaptıktan sonra banktan kalkarak Polonya'nın yanına yaklaştı. Yakınlaşınca daha da güzelleşiyordu. Erkek olmasına rağmen kız gibi tatlıydı. Beyaz saçıyla harika görünen rengarenk çicek tacı vardı. Kıyafeti beyaz gömlek ve onun üstünde kahverengi hırkası vardı. Polonya çiçeklerle ilgilenirken Almanya'yı fark etmemişti. Almanya'da Polonya'yı izliyordu. Polonya çiçeklere çok fazla dalmıştı. Etrafa bakarım derken Almanya'yı görünce korkudan yere düştü. Almanya da olanlara baka kaldı.
Almanya, Polonya'ya elini uzatır fakat tutmaz. Böylece Almanya elini geri çeker. Pişman ve rezil hissetmişti.

Almanya: Ben seni korkutmak istememiştim. Sadece çiçeklere bakarken çok güzel görünüyordun (öksürür) Yani güzel görünen çiçeklere dikkatlice bakıyordun.

Polonya hiçbir şey demez ve yerden kalkar. Almanya'dan bir adım uzaklaştı. Almanya, Polonya'nın bu sessizliğine anlam veremiyordu. Ama dün Polonya ona gülümsemişti.. O gülümsemenin hesabını sormak hakkıydı, değil mi?

Almanya: Neden bana böyle davranıyorsun ki? Dün bana gülümsemene rağmen.

Polonya,ilk denemek istediğini anlamadı bu yüzden sessiz kalmak istedi fakat sonradna ne dediğini anlamıştı. Yine de konuşmak istemiyordu ama dayanamadı.

Polonya: Ben sana gülümsemedim ki. Ben genellikle gördüğüm çiçeklere gülümserim.

Almanya o an kendimi rezil hissetmişti. Bir anda ortadan kaybolmak çok istedi. Meğerse dün oturduğu bankın arkasında çiçekler varmıştı. Ama yine de aşık olmuştu.

Almanya: Uhm.. peki.. O zaman tanışalım mı? Benim adım Almanya.

Polonya: (ilk başta bir şey demez) Benim de Polonya. O elindeki gelincik mi? Çok güzel gözüküyor. Bakabilir miyim? (Heyecanlanır)

Almanya, Polonya'nın bu davranışına çok mutlu olmuştu. Elindeki gelinciği direk Polonya'ya verir. İlk başta batırşa da her şeyi şimdi düzeltmişti.

Böyle günler geçip durdu. Daha şu anlık arkadaş gibiydiler. Her gün buluşup vakit geçiriyorlardı. Japonya Almanya'nın bu durumuna üzülüyordu fakat hiçbir şey demiyordu. Sonuçta yakında sınavları vardı ama Almanya çalışmıyordu. Polonya'ya gelirsek ilk günki gibi korkmuyordu. Bazı günler Polonya Almanya'dan daha çok konuşuyordu. Almanya bu durumdan çok memnundu. İkisi de uzun zamandır bu kadar mutlu olmamıştıı.

Bir gün Polonya konuşup Almanya dinlerken Polonya'nın bir anda bembeyaz kanatları ortaya çıktı. Almanya kanatlara bakakalmıştı. Harika görünüyorlardı. Polonya ise kendini rezil hissetmişti. Bu yüzden yüzünü saklamıştı.

Almanya: Kanatların..

Polonya: Çok iğrenç, değil mi? (Üzülmekten kendini kasar)

Almanya: Harika görünüyorlar.

Polonya: Ne? Gerçekten beğendin mi kanatlarımı?

Almanya: Beğenmek ne kelime! Harikalar. Fakat kanatların yaralı. Ne oldu.

Polonya: (yüzü kararır) Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum..

Almanya: Peki.. (başka konu açmak için düşünür) ...kanatlarını neden saklıyorsun?

Polonya: Kimsede yok o yüzden. (dedikten sonra kanatları kapanır ve çimene yatar)

Almanya: Ne güzel işte. Herkesten farklı olursun. (Polonya'nın yanına yatar)

Polonya: Ya herkes dalga geçerse..

Almanya: Dalga geçen olursa onları si.. (öksürür) yani uyarırım. Sen takma kafaya.

Polonya, Almanya'nın cümlesine gülmüştü. Almanya'da gülmesine mutlu olmuştu. Yani Polonya'nın kanatları güvendiği yerde çıkmıyordu onun yerine istediği zaman çıkıyor diye düşünüyorsunuz, değil mi? Bilmem belki öyledir belki de değildir.

Almanya'nın aklına harika bir fikir gelmişti. Polonya'yla randevusu biter bitmez eve gitmişti. Eve geldiği zaman İtalya ve Japonya tartışıyorlardı. Almanya onlara "konu ne" diye bakıyordu. İtalya ve Japonya tartışmaktan Almanya'yı daha sonra fark etmişlerdi. Japonya sinirli bir şekilde mutfağa gitmişti. İtalya ise gülmekten yerinde duramıyordu.

İtalya: Kanka Japonya'dan harika bir şey öğrendim.

Almanya: Ne öğrendin acaba?

İtalya: Amerika ile flörtleşiyormuş~

Japonya: (mutfaktan bağırır) Bak İtalya beni oraya getirme! Son kez Amerika ile bir şey söylersen Yunanistan'ı ararıp eve çağırırım!

İtalya: He he öyle bir şey yaparsın zaten. (Almanya'ya bakar) Neyse Amerika'ya yarın çıkma teklifi edecekmiş ama sınav bittikten sonra randevulara başlayacaklarmış. Yarım akıllı bir kankamız var.

Japonya: (mutfaktan bağırır) Konuş sen konuş ben Yunanistan'ı arıyorum! Bütün her şeyi anlatıyorum. Özellikle de zeytini.

İtalya: (yanakları kızarır) Sakın yapma! (Mutfağa koşarak gider)

Almanya olanlara sadece gülmüştü. İtalya ve Japonya hep böylelerdi. Tartışmak için yer arıyorlardı. Almanya gülümseyerek odasına gitti. Fikri için çalışmaya başladı. İlk başta resim çizmekle başlamaya karar verdi. Saatlerce fikri için uğraşırken Japonya odaya geldi. Almanya'nın yanına yaklaşarak omzuna dokunmuştu. Almanya Japonya'nın geldiğini duymuştu fakat arkasına bile dönmemişti. Birkaç dakika bu sessizlik uzadı.. Almanya sessizliği bozmak istedi.

Almanya: Ee Amerika olan işe noldu?

Japonya: İtalya'nın dediği gibi yarın çıkma teklifi edeceğim. Bunu birkaç gün düşündüm aslında. Sonuçta bizim için önemli bir sınav var.

Almanya: Haklısın..

Japonya: Haklısın diyorsun da sen neyle uğraşıyorsun. Bunlar kanat çizimleri mi? Aklında ne var?

Almanya: Bugün Polonya'nın kanatlarını gördüm.. (bunu diyince kalbim eridi) Bende düşündüm ki kendime neden kanat tasarlamıyorum? Bana yardım edersin, değil mi?

Japonya: Bilmiyorum Almanya.

Almanya: Lütfen.. bu benim için çok gerekli. Belki Polonya beni daha çok sever.

Japonya: Off peki yapacağım. Fakat Polonya'ya karşı çok ümitlisin. Tavsiyem çok ümitli olma. Hem Polonya yüzünden sınava çalışmıyorsun. Bence o seni yavaşlatıyor.

Almanya buna bir şey demez ve işine döner. Sinirlenmişti sanki. Yani Japonya'ya öyle hissettirmişti. Japonya'da ne diyeceğini bilemedi. Sadece kendini çaresiz hissetti. Arkadaşının sınava odaklanmasını istiyordu. Fakat ona da kıyamıyordu.

Japonya: Peki Almanya ne istiyorsan onu yapmakta özgürsün. Her türlü kararında yanında olacağız.

Japonya batırmamak için susmuştu. Almanya yine bir şey dememişti. Anladı ki odadan çıkma vakti gelmişti. Japonya Almanya'nın yanağına öpücük kondurur ve odadan çıkar. Almanya yine yalnız kalmıştı. Tasarladığı kanat fikrini yapmaya devam etti. Acaba güzel olacak mıydı? Bakalım..

Almanya kanat için tüm gecesini vermişti. Kanatın takılışı çok kolaydı. Kanatların rengi siyahtı. Beyazın zıt rengi olduğu için seçmişti.

Buluştukları zaman ilk önce kanatlarını göstermişti. Polonya kanatları görünce çok mutlu olmuştu. Onun için ilk defa biri bir şey yapmıştı. O zaman özel olduğunu hissetmişti. Almanya Polonya'nın mutluluğunu görünce kalbi dayanamıyordu. Birisi mutlu olunca bu kadar tatlı olur muydu ya? Almanya'nın gözünden oluyormuş.

Kanat olayından sonra birbirlerine olan yakınlıkları daha da artmıştı. Almanya bunu fırsat olarak sevgili olma teklifi etmeye karar verdi. O gün çok fazla hazırlanmıştı. Kıyafeti beyaz gömlek ve gömleğin cebinde de gelincik vardı. Çok heyecanlı hissediyordu. Polonya'yı beklerken aklından birçok düşünce geçiyordu. Polonya'da gelince düşünceleri kayboldu bir an. Polonya biraz üzgün gözükse de fark ettirmemeye çalışıyordu. Almanya konuşmak için ağzını açacaktı fakat Polonya durdurdu.

Polonya: Bugün daha düzenli giyinmişsin. Sanırım aşkla ilgili teklifte bulunacaksın, değil mi? Üzgünüm ben... ben kabul edemem. (Sonralarda doğru sesi titremişti)

Almanya sadece şaşkın şaşkın bakıyordu. Tamam teklif edeceğini anlamış fakat neden reddetmişti ki?

Almanya: Ama neden..?

Polonya: Çünkü seni hatırlıyorum! Sana daha önceden söylemem gerekirdi fakat şimdi söylüyorum. Ben küçüklüğümle ilgili olan tüm anılarımı hatırlamıyorum. Fakat dün gece kitapların arasında küçüklüğüme ait fotoğraflar ve küçük oyuncaklar buldum. Sonra hatırladım ki o gün babanla eve geldiğim zaman senle karşılaşmıştım. O gün senle arkadaş olacağımı sanmıştım. Ne kadar da aptalım! Hayatımın en berbat gününü hatırlamak dünyanın en kötü şeyi olabilir! Anılarımı unutmasaydım senle sevgili olmayı bırak arkadaş bile olmazdım. Senin ailen canavarın tekiydi. Büyük ihtimalle sende öylesindir. Olmasaydın babanın yaptığı kötülükleri durdururdun. Üzgünüm Almanya seninle asla birlikte olamam. Böyle davranıyorum diye bana kızma çünkü neler yaşadıklarımı bilmiyorsun!...Her şey için teşekkür ederim beni mutlu ettin. Ama bu evrende biz birlikte olamayız... (Bunları söylerken ağlıyordu)

Almanya: Polonya... (Elini Polonya'nın elini uzatır)

Polonya: (Eli geri iter) Senin yanındayken ilk defa güvende hissetmiştim. Bu yüzden kanatlarım ortaya çıkmıştı. Mutlu olduğum zaman ve güvende hissettiğim zaman kanatlarım ortaya çıkıyor ya da en savunmasız anımda.. Neyse sana söyleyeceklerim bu kadar. İlerideki hayatında sana mutluluklar dilerim... Almanya. Belki başka bir evrende..?

Polonya bunları söyledikten sonra ağlaya ağlaya gitmişti. Almanya çok üzgün görünüyordu. Polonya'nın o kadar lafı çok ağır gelmişti. Bu yüzden de dizlerinin üstüne düştü. Polonya Almanya'ya söz söyleme hakkı tanımamıştı. Oysa Almanya'nın şu an diyeceği çok şey vardı ama ağzından sadece bunlar çıktı..

Almanya: Neler yaşadığını biliyorum.. Babamın ne kadar canavar olduğunu biliyorum fakat ben canavar değilim. Bu arada o evrende seni bekliyor olacağım..

Almanya eve geldiği zaman direk odasına gitmişti. İtalya ve Japonya olanlara anlam veremedi. Odadan gelen sesler de yükselmişti. Almanya odadaki bütün her şeyi deviriyordu. İtalya ve Japonya odaya girdiklerinde Almanya'yı durdurmuşlardı ve sarıldılar. Ne olursa olsun bu üçlü hep yan yana olacaktı.

Sınava 1 ay kala Almanya çalışmaya başlamıştı. Japonya kazanacağını pek düşünmüyordu çünkü aylarca ders çalışmamıştı. Ama Almanya 1 ay içinde ders çalışarak sınavı kazanmıştı. Üçü de istedikleri meslekler olmuştu. Fakat Almanya'nın kalbi sonsuza kadar kırık olacaktı...

-Birleşik Krallık ile anısı-

Japonya teknoloji ile ilgili mesleği olduğu için evde sürekli bilgisayara bakıyordu. Ara sıra eve Amerika geliyordu. Evde sadece İtalya olduğu için Amerika ile Japonya'yla uğraşıyordu. Fakat Amerika eve gelmemeye başlamıştı. Onun yerine Birleşik Krallık gelmeye başladı. Birleşik Krallık teknoloji konusunda mükemmeldi. Bu yüzden de Japonya ile Birleşik Krallık hemen anlaşmışlardı.

Bunlar yaşanırken Almanya'nın haberi yoktu. Çünkü o evden erken çıkar ve geç vakitleri gelirdi. Ama bir gün evde çalışmaya karar verir. Odasında araba çizimleri yaparken -resim yeteneğini artık iş için kullanıyordu- uykusu gelmişti. Uyanık kalmak için kahve hazırlamaya karar verdi. Odadan çıkar çıkmaz Birleşik Krallık'ı gördü. Birleşik Krallık normal şartlarda Almanya'dan kısadır fakat topuklu ayakkabı giydiği için Almanya'dan uzun görünüyordu. Sağ gözünde altın renginde monokl gözlük vardı. Siyah ütülü bir takım elbise giyiyordu. Kafasında uzun bir şekilde fötr şapka vardı. Ellerinde beyaz eldiven vardı. Fakat el bilekleri farklı görünüyordu. Sağ bileği normalken sol bileği altın gibiydi. Sanırım sol kolu protez bir koldu. Birleşik Krallık Almanya'yı fark etti ve ona itici bir şekilde gülümsedi. Almanya bu durumdan çok rahatsız olmuştu. Japonya ise Almanya'nın geldiğini görünce sandalyeden kalkar ve Almanya'ya yaklaşır.

Japonya: Sonunda odadan çıktın ya. Seni Birleşik Krallık ile tanıştırırım. O bana işlerimde yardım ediyor.

Almanya: Bu salağı nereden buldun?

Japonya: Sevgilimin babası.

Birleşik Krallık'da onlara yaklaşır ve Almanya'ya sinsice sırıtır. Daha sonra Japonya'ya bakar.

Birleşik Krallık: Canım, benim için çay getirebilir misin? Hem arkadaşınla tanışmış olurum.

Japonya: Pekâlâ bayım

Japonya, mutlulukla mutfağa gider çünkü sevgilisinin babası. Birleşik Krallık ise Almanya'yı hızlıca duvara iter. Sonra altın koluyla çenesini sıkar. Birleşik Krallık'ın yüzü bir anda değişmişti. Gülümseme yerine tehditkar bir yüz vardı.

Birleşik Krallık: Seninle tanışmasam da olur. Sırf Japonya için tanışacağım. Benim adım Birleşik Krallık. Ya sen?

Almanya: Almanya.. (Birleşik Krallık'a korku ile bakıyordu)

Birleşik Krallık: Harika! Hafızama yine boş bir isim eklendi oldu. Bu arada sana bir şey söyleyeceğim.

Birleşik Krallık Almanya'nın çenesini sertçe sıkar ve kulağına fısıldar.

Birleşik Krallık: Japonya'yla işimi bozarsan seni mahvederim! Yani ağzından çıkan sözlere dikkat edin bayım. Yoksa o sözlerle seni boğarım. Sana şu an verdiğimin acının 10 katını veririm. Bi de bu sözlerimi birine söylersen öldüğünü bil!

Birleşik Krallık Almanya'nın çenesini hızlıca bırakır. Sonra da centilmen hâline döndü. Gülümsemeye başlamıştı. Almanya çenesine dokunuyordu çünkü çok fazla acıyordu. Hızlıca odasına gider. Birleşik Krallık ise sırıtarak bay bay hareketi yapıyordu. Japonya çayla beraber gelince Almanya'yı göremedi.

Japonya: Almanya nerede?

Birleşik Krallık: Ha o mu? O odaya gitti.

Japonya: Peki tanışma nasıldı?

Birleşik Krallık: Harikaydı.

Birleşik Krallık sonra ellerini arkasına koydu ve ellerini yumruk yaparak gülümsedi. Almanya da durum kötüydü. Odaya geldiği an kendisini yatağa attı. Nefes alış verişleri çok hızlıydı. İlk defa tehdit edilmişti. Ondan korkmalı mıydı? Bilmiyorum..

Almanya: S.ktir, s.ktir, s.ktir... (yaklaşık 50 kez küfürü tekrarlamıştı)

Almanya sinirden odayı yıkmak istiyordu. Fakat çok ses çıkarabilirdi. Ne yapacağını düşünerek aklına bir şey geldi. Kendini yataktan atar ve çekmeceleri karıştırmaya başlamıştı. Sonunda haplarının olduğu yeri bulmuştu. Sinir haplarını hızlıca aramaya başladı. Bulduğu zaman hapları ağzına atmıştı. Biraz fazla hap atmıştı sonuçta Birleşik Krallık onun üzerinde kötü bir etki bırakmıştı. Hapların etkisinini göstermesini beklerken çekmecenin önüne oturdu. Bu kadar fazla hapı olduğunu düşünürken gözüne bir hap kutusu ilişti. Onu almak için uzandı ve aldı. Gördüğüne inanamamıştı. Bu bir mutluluk hapıydı. Eskiden çok fazla kullanırdı ve bunu İtalya ile Japonya'dan saklamıştı. Hapı tekrardan kullanmak için düşündü. Kullanmamaya karar verdi fakat dayanamadı ve ağzına birkaç mutluluk hapı atmıştı. Sonra yere yattı. Babasını kaybettikten sonra bu hapları kullanmaya başlamıştı. Normalde bu haplarla kendini öldürmeye çalışıyordu ama geliştikçe(büyüdükçe) haplar işe yaramıyordu. Gözlerini kapatıp düşünürken bu hapları Birleşik Krallık'ın boğazını tıkama fikri gelmişti. Fikiri düşünür düşünmez gülmeye başladı.

Günler böyle gelip geçmişti. Birleşik Krallık'tan hâlä negatif enerji alıyordu. Çok sinir bozucu ve şerefsizin tekiydi. Neyse ki Almanya evde çok durmadığı için onun şerefsiz yüzünü görmüyordu. Fakat bir gün bir şey oldu. Almanya odasında resim yeteneği ile işini yapıyordu. Kapısı biraz açıktı. Birleşik Krallık odanın önünden geçerken içeriye baktı. Almanya'nın resim yeteneğine hayran kalmıştı. Aklından harika bir fikir geçmişti. Almanya'nın resim yeteneğini kendi çıkarı için kullanabilirdi. Almanya da sanki izlendiğini hissetmiş olacak ki arkasına baktı ama odanın dışında bir şey göremedi.

Akşam olduğu zaman Birleşik Krallık çoktan gitmişti. Onun yerine Amerika gelmişti. Amerika, Japonya ve İtalya salonda sohbet ediyorlardı. Japonya, Amerika'ya sarılmış sanki birileri alacakmıs gibi sarılıyordu. İtalya'ya gelirsek İtalya biraz değişmişti. Normalde Japonya'ya laf atması gerekiyken bir şey demiyordu. Sanırım aşk onu da değiştirmişti.

Almanya odadan çıkınca ilk önce onlara baktı. Sonra tam mutfağa gidecekken Amerika onu sözüyle durdurdu.

Amerika: Sen Almanya olmalısın, değil mi? Kağıtlardan başını kaldırmayan.

Almanya: Japonya! Beni böyle mi tanıttın gerçekten?

Japonya: Ama öylesin. Ben sevgilime doğru bir şekilde tanıttım.

Almanya: Peki peki tamam. Ee ben Almanya'yım. Ne oldu ki?

Amerika: Seninle özel konuşmam gerekiyor.

Almanya: Özel mi..? Mutfakta konuşalım o zaman.

Amerika Japonya'nın elini yavaşça çeker ve koltuktan kalkar. Sonra ikisi de mutfağa gider. Almanya cebinden sigara çıkarıp yakar. Sigaradan içer ve üfler. Duman Amerika'ya kadar gelmişti. Almanya sigaradan kaynaklı boğazı acırken Amerika duvara yaslanmıştı.

Amerika: Sigaraya yeni mi başladın? Acı çekiyorsun da.

Almanya: Evet daha yeni başladım. (Sigaradan tekrar içer ve üfler)

Amerika: Alkol içiyor musun peki?

Almanya: Ona da yeni başladım da. Neden soruyorsun bunları? Acaba bunlar seni niye ilgilendiriyor. (Son cümlesini sinirli şekilde bastırarak söylemişti.)

Amerika: Babam sormamı istedi. Babamı tanıyorsundur herhalde. Tanımıyorsan Birleşik Krallık ismi.

Almanya o herifin ismini duyar duymaz sinirden titredi. Sigarayı içip sertçe Amerika'ya doğru üfledi.

Almanya: Onu neden ilgilendiriyor ki? Öğrenipte napacak!

Amerika: Yarın seni barda bekliyor olacak. Sanırım seninle konuşacakları var. Sigara içmen güzel çünkü babam pipo çok fazla içiyor. Sigara içtiğine göre babamdan rahatsız olmazsın. Alkol içmen de iyi çünkü babam seni alkol içirmeden gidemezsin.

Almanya: Peki tamam da neden bunları o söylemedi bana?

Amerika: Bilmiyorum. Babam söylememi istedi bende söyledim. Benlik bu kadar.

Amerika söyledikten sonra mutfaktan çıktı. Almanya'da tezgaha yaslanmıştı. Gitmek istemiyordu fakat ne planladığını da merak etmişti açıkcası.
Yarın hem de boştu hem vakit geçirmek için uygun zamandı. Belki eğlenceli olurdu. Tabi onun gibi şerefsizle ne kadar eğlenceli olacaksa artık. Yarın göreceğiz.

Yarın akşam olduğu zaman Almanya hazırlanmaya başlamıştı. Zaten öyle sık giyinmek istemiyordu. Onun yanında sık giyinmek hata olurdu herhalde. Hazırlandığı zaman odadan çıkmıştı. Japonya ve İtalya biraz şaşırmıştı. Bu yüzden Japonya Amerika'nın ağzından sürekli laf arıyordu. Almanya ve Birleşik Krallık birbirlerinden nefret ettiklerini bildikleri için bu kadar şaşırmışlardı. Yine de Japonya mutluydu. Nefret etmelerini istemiyordu. İtalya da durum böyle değildi. İtalya hiç umursamıyordu. Hem onun için laf atacak ortam da oluşmuştu. Neyse konu dağılmadan Almanya'yı evden çıkaralım. Almanya evden çıktığı zaman biraz tedirgindi. Sonuçta nefret ettiği kişiyle buluşmak... ne bileyim garip bir duygu işte. Bara geldiği zaman etrafa bakındı. İlk defa gelmiş buraya. Ama mekanı görür görmez hoşuna gitmişti. Birleşik Krallık ondan önce gelmiş bar sandalyesinde oturuyordu. Biraz sarhoştu yani beklerken içmişti. Almanya yanındaki bar sandalyesine oturdu. Birleşik Krallık hafif sarhoş şekilde ona bakmıştı. Diğer elinde ise pipo vardı. Almanya Birleşik Krallık'ın konuşması bekledi fakat konuşmadı. Bu yüzden de Almanya konuşmaya karar verdi.

Almanya: Beni neden çağırdın? Buraya gelmek istemiyordum bile. Sırf davetini kırmak istemedim. Senin yanında durmak bile işkence benim için. Senden tiksiniyorum.

Birleşik Krallık cevap vermedi. Onunla iş yapabilir mi diye düşünüyordu. Fakat kabul etmeyeceğine karar verdi. Sonuçta geldiği an kötü şeyler söylemeye başlamıştı Almanya. İş teklifini etse ortamın daha da kötüleşeceğini anladı. Bu yüzden de iş yerine barış için çağırdığını söyleyecekti.

Birleşik Krallık: Seni buraya çağırma sebebim... seninle barışmak istiyorum.(elindeki alkol bardağıyla oynuyordu)

Almanya: Pff.. gerçekten mi? Sana inanmıyorum ama olsun.

Birleşik Krallık diğer alkol bardağını Almanya'nın önüne koydu. Almanya içmekten tırsmıştı. Yine de bardağı eline alarak içti. Daha yeni alkola başladığı için sürekli midesi bulanıyordu. Ama tekrar içmek istiyordu. Bu yüzden barmene alkol söyledi. Bu saatlerce böylece geçmişti. Normalde kavga eden bu ikili o gece sanki yıllardır arkadaşlarmış gibi konuşuyorlardı. Ama bunların iyi anlaştığını düşünmeyin. Yarın olduğu zaman yine birbirlerinden nefret etmeye başlamışlardı.

Artık birbirlerinden hep nefret ediyorlardı..

-Türkiye ile anısı-

O gece diğer günlere göre daha sessizdi. Aslında iyi ki de sessizdi. Çünkü uzun yıllar önce birbirlerini sadece birkaç kez gören kişiler bugün buluşmuştu. Onlar Almanya ve Türkiye'ydi. Çocukken Türkiye ve babası Osmanlı, Almanya'nın dedesiyle toplantı yapmak için evlerine gelirdi. Türkiye de toplantılara katılmak çok istiyordu ama Osmanlı izin vermiyordu. Sürekli Alman İmp'nin torunuyla oynamasını söylüyordu. Türkiye yalnız takılmayı sevdiği için Almanya'yla zorla oynuyordu. Böylece birbirlerini bir daha görmediler. Derken uzun zaman sonra ilk defa bir binada karşılaşmışlardı. Sonra anlaşıp bir yüksek binanın terasında buluşmaya karar verdiler.

Almanya ve Türkiye randevuyu iyi seçmişlerdi. Yağmurlu bir gün olduğundan sessizdi sanki ortam. İkisi de alkol ve sigara içiyordu. Uzun yıllar sonra böyle beklemiyorlardı kendilerini..

Almanya: Ee Türkiye ne yaptın bu zamana kadar?

Türkiye: Bir şey yaptığım yok. Gelişmeye çalışıyorum fakat geriliyorum. İş arıyorum ama hiç karşıma iş teklifi çıkmıyor. Senin nasıl hayat?

Almanya: Nasıl olsun ki yuvarlanıp gidiyorum. Zor şeyler yaşadım.

Almanya alkolundan içerken aklına bir şey geldi. Türkiye'ye söylemekte kararsız kaldı. Yine de söyleyecekti.

Almanya: İş arıyordun, değil mi? Benim bu aralar çalışacak birine ihtiyacım var. Benimle çalışır mısın? Kazandığımız paranın yarısı senin olur. Anlaştık mı? (Elini sıkmak için elini uzatır)

Türkiye bu iş teklifi karşısında şaşıra kalır. Heyecandan ne yapacağını bilemez ve Almanya'ya sarılır. Almanya'da karşılık verir çünkü biliyorsunuz ki sarılmaya hayır diyemez. Türkiye ve Almanya o zaman iş ortağı olmuşlardı.

Diğerlerine göre Türkiye ile anısı kısaydı fakat onun için çok önemliydi. Bu yüzden deftere Türkiye'yi yazmak istedi. Almanya için Türkiye önemli bir figürdü..

-Fransa ile anısı-

Almanya sabahları çok erken kalkıp evde çalışmaya başlardı. Sonra iş yerine gider orada çalışmasına devam ederdi. Araba tasarlama şeyine biraz ara vermişti. Çünkü şu an vakti değildi. Biraz daha para kazanarak kendi araba şirketini açacaktı. Bu yüzden şimdilik başka bir yerde çalışıyordu. İşi sürekl evrak işleriydi. İlk başlarda zorlansa da şimdi işini iyi yapıyordu. Evrak işleri normalde herkes sıkılıyordu fakat o eğlenceli bir şekilde yapıyordu. İş yerini de anlattığımıza göre Almanya'nın hayatını değişterecek o ana gelelim mi?

Almanya şirketteydi. Kahve içmek için kahve almaya gitmişti. Beklerken yanına güzel bir bayan geldi. O işte Fransa'ydı. Saçları kısa olmasına göre harika görünüyordu. Boyu uzun olmasına rağmen siyah topuklu ayakkabı giyiyordu. Fakat elbisesi.. harikaydı. Siyah ve kırmızı renklerden oluşan elbisenin içinde harika gözüküyordu. Yüzündeki makyaj da onu daha da güzelleştiriyordu. Almanya Fransa'yı incelerken parmağındaki yüzüğü fark etti. Yüzük bir nişan yüzüğüydü. Böyle güzel bir kadına sahip olan adam çok şanslı olması lazım. Ama Almanya Fransa'ya çoktan büyülenmişti. Fransa da Almanya'yı inceliyordu. Onlar ikisine öyle bakarken Fransa konuşmak istedi.

Fransa: Seni burada hiç görmedim. Yenisin galiba. Ne zaman başladın peki?

Almanya: Birkaç hafta önce başladım.

Fransa: Bende birkaç hafta önce gitmiştim. Daha bugün geldim. Aile işleriyle filan uğraşıyordum.

Almanya: Anlıyorum.. adın ne? (Tir tir titriyordu)

Fransa: Ben Fransa. Ya sen?

Almanya: Bende Almanya

Fransa: Harika! Sonra görüşürüz Almanya.

Fransa gidiyordu. Almanya'da sadece arkasından bakabiliyordu. İlk defa bir kadından hoşlanmıştı. Böyle bir güzel kadına nasıl davranılırdı ki? İnan bilmiyordu.. Acilen Fransa hakkında bilgi öğrenmesi gerekiyordu. Acaba kendi için uygun birisi miydi? Evli olduğu kişi de kim? Bu sorular kafasını tırmalamaya başlamıştı çoktan.

Almanya eve geldiği zaman evde kimseyi bulamadı. Japonya ve Amerika randevuya çıkmış olmalıydı. Büyük ihtimalle İtalya'da Yunanistan ile randevuydaydı. Evde tek kalması iyi oldu. Rahatlıkla alkol içebilirdi. Bu kötü alışkanlıklarını arkadaşlarından hâlâ saklıyordu. Ne zaman söyleyeceğini de bilmiyordu. Odasına gidip yatağa yığıldı. Telefonda Fransa hakkında bilgi aramaya başladı. Sonuçta iş arkadaşlarına soramazdı hem konuştuğu çok az kişi vardı. Onlarda zorunluluktan konuşuyorlardı. Neyse telefonda Countrytagram uygulamasına bakarken Fransa'nın hesabını bulmuştu. Çok fazla içerik atmıştı. Saatlerce içeriklerine mi bakacak diye duyar gibiyim. Evet baktı. Aklındaki tüm soruların cevaplarını da bulmuştu.

Fransa'nın eşi Birleşik Krallık'tı. İçeriklerinde çok yer almazdı ama aldığı zamanda Fransa ona canım kocam diyip duruyordu. Evliliklerinde 3 çocukları olmuş. Fransa'nın üvey çocuğu da vardır. Yani ailesi toplam 6 kişidir. İçeriklerine göre diğer mesleği de moda tasarımcısıymış. Tabi böyle bir güzelliğin moda tasarımcısı olması şarttı.

Fakat Fransa'nın son videosu birkaç hafta önce atılmıştı. Videoda da Fransa boşanmadan bahsetmişti. Sanırım yakın zamanda Birleşik Krallık ile boşanacaktı. Bunu öğrenince Almanya çok fazla mutlu olmuştu. Onun için harika bir haberdi. Telefonu masaya bırakıp tavanı izlemeye başladı. İzlerken de uyuya kaldı.

Birkaç ay geçmişti bile. Fransa ve Almanya işlerini birlikte yapmaya başladı. Fransa'nın elindeki yüzük kalkmıştı. Yani bu boşanmanın göstergesiydi. Yüzüğün olmadığını gördüğü zaman o kadar mutlu olmuştu ki. Almanya'nın aşkı böylece büyümüştü. Bu yüzden Fransa'yı bir akşam yemeğine davet etmişti.

Mekan bir denizin kenarındaydı. Rüzgar harika esiyordu. Fransa ve Almanya'da iş hakkında konuşuyorlardı. Ciddi olarak konuşmuyorlardı, eğlenceli ve komik bir şekilde konuşuyorlardı. Daha sonra Almanya saatine baktı ve zamanın uygun olduğunu düşündü. Almanya masadan kalktı. Fransa nereye gidiyorsun gibi bir bakış attı.

Almanya: Masadan kalkabilir misin?

Fransa olanlara anlam veremedi ama yine de masadan kalktı. Almanya tam Fransa'nın önüne geçti ve diz çöktü. Derin nefes alarak cebinden yüzük kutusunu çıkardı ve açtı. Fransa sadece şaşkın şaşkın bakıyordu. Almanya Fransa'nın gözlerine bakarak şu sözleri söyledi.

Almanya: Her gün seninle göz göze gelmekten korktum. Gözlerin o kadar harika gözüküyorlar ki bakmaya kıyamıyorum. Senin yanında nerede olduğumu unutuyorum. Sürekli sana bakmaktan kimseyi göremiyorum. Görmekte istemem. Seni sadece gündüzleri görmek içimi acıtıyor. Seni artık 7/24 görmek istiyorum. Bu yüzden benimle evlenir misin?

Fransa sözlere şaşıra kaldı. Normalde bir daha evlenmeyi düşünmüyordu. Ama hem Birleşik Krallık'a gıcıklık olsun diye hem de sözlerden etkilenmişti bu yüzden kabul edecekti.

Fransa: Ben tam olarak bilemedim. Ama sözlerin harikaydı. Yani evet kabul ediyorum.

Almanya yerden kalkıp yüzüğü Fransa'nın parmağına takmıştı. Almanya hayatı boyunca bu kadar mutlu olmamıştı. Fransa'da yüzüğe bakıp Almanya'ya gülümsedi.

Almanya: Fransa ben....

Fransa sözünü bitirmesine izin vermedi. Sözünün tam ortasında Almanya'nın dudağından öptü. Almanya o kadar şaşırmıştı ki ne yapacağını bilemedi. Direk yanakları kızarmıştı. Fransa'nın belinden tutarak kendini öpücüğe bıraktı.. İlk defa aşkta kazanmıştı.

Birkaç ay sonra da düğünleri oldu. Düğün Fransa'dan kaynaklı kalabalıktı. Almanya o gün Fransa'nın çocuklarıyla tanışmıştı. Evet çocuklar düğüne gelmişti hem Birleşik Krallık,'da geldi fakat o gün ağzını bile açmadı. Çocuklara gelirsek Amerika'yı tanıyordu zaten. Amerika'yı birkaç yıl tanışa da annesini daha sonradan öğrenmiş olması sinirini bozmuştu. Öz çocuklar ise Almanya'yla anlaşamamıştı. Sonuçta anneleri başka bir adamla evleniyordu. Japonya, İtalya ve Türkiye'de vardı. Onlar Almanya'yı destekliyorlardı. Rusya ve Polonya'da düğündeydi. Almanya Rusya'yı umursamadı bile. Fakat birkaç kez Polonya ile göz göze geldi. Polonya'nın gözlerini görünce kalbi cız ediyordu. Fakat yapacak başka bir şey yoktu.

Almanya birkaç kez etrafa bakınıyordu. Çünkü Doğu Almanya ve Nazi'nin eksikliğini hissediyordu. En çok mutlu olduğu günde en sevdiği kişilerin olmaması çok kötü bir duyguydu. Bu yüzden gelin odasında ağlamıştı. Japonya ve İtalya'da onu teselli etmişlerdi. En büyük destekçileri Japonya ve İtalya'ydı..

Ve böylece Almanya ve Fransa'nın hikayesi başladı..