1. bölüm / 5
Geçmişin Gölgesinde 2KARŞILAŞMALAR
Bölümler 5Şu an: KARŞILAŞMALAR
- 1 KARŞILAŞMALAR5.626 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 TETİĞE BASILMADAN ÖNCE3.108 kelime
- 3 ALTI AY SONRA4.801 kelime
- 4 YENİ GELEN GEÇMİŞ4.279 kelime
- 5 ŞAHMARAN SOYU3.035 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
MEHMET’İN DİLİNDEN
YIL 2024
Zaman geçiyordu. Günler, haftalar, hatta yıllar... Verdiğim bütün sözleri yerine getirmeye çalışmıştım. Getirmiştim de. Ama bu sefer farklıydı. Verdiğim söz öyle bir sözdü ki yerine getirmekte zorlanıyordum. Melis’e verdiğim sözü tutmakta zorlanıyordum.
İkizini bulamıyordum. Bulamıyorduk.
Aynı kandan, aynı anne babadan olan ikiz kardeşini bulamıyorduk. Yirmi bir yıldır ayrıydılar. Ayrı evlerde, ayrı hayatlarda yaşamışlardı. Belki kardeşi zengin bir ailenin çocuğu olarak büyümüştü. İyi eğitimler görmüş, bir sürü şehir ve ülke gezmişti. Belki de Melis’in yaşayamadığı hayatı ikizi yaşamıştı.
Aklımdan geçen tek bir şey vardı: Bunu Melis’e söylemek istemiyordum.
İki yıldır peşine düştüğümüz ikizinden herhangi bir ize rastlayamamıştık. Belki Melis’e söylemesem de bunu anlayabiliyordu. Kardeşinin ölmüş olma ihtimalini düşünüyordu. Ama Melis, kardeşi ölmüş olsa bile mezarını görmek, mezarına dokunmak istiyordu.
Elimizde kardeşi hakkında tek bir iz dahi yoktu.
Adı vardı sadece.
Nare.
Nare... Adı Nare’ydi.
Soyadı tutan, kan bağı tutan Türkiye’de bir Nare yoktu. Belki de Nare Türkiye’de değildi. Belki dünyanın bir ucunda yaşıyordu.
Kardeşi dünyanın bir ucunda dahi olsa Melis gitmeye razıydı. Nare’yi bulmaya, görmeye, ona dokunmaya... Her şeye hazırdı.
Ama asıl sorun Melis’in kardeşini bulması değildi.
Asıl sorunumuz, kardeşinin Melis’i isteyip istemeyeceğiydi.
İki yıldır kardeşini bulmak için uyku uyumamıştı. Yorulmuştu. Uykusu vardı ama uyumuyordu. Damarlarında su yerine kahve dolaşıyordu. Günde kaç tane kahve içtiğini ben bile artık sayamıyordum.
Nare’yi bulduğumuzda ya elimiz boş dönecektik ya da yirmi bir yıldır hasretini çektiği kardeşine kavuşacaktı.
Tek bir izdi bizim aradığımız.
Tek bir izle Türkiye’de kardeşini bulabilirdik.
Ama o izi ne zaman, nerede bulacaktık?
İşte bunun cevabını ben de çok merak ediyordum.
" Melis, uyu artık. Göz altların morarmış. Haber gelirse ben seni uyandırırım, söz veriyorum."
Melis bilgisayarın başına oturmuş, İstanbul’daki bütün kameralara erişmişti. On dokuz yaşında taciz edilirken bulduğum kız, şimdi en güçlü hacker'ım olmuştu. Melis’in zekâsıyla asla baş edemezdim. Saniyelerini alıyordu kameralara erişmek.
"Hayır, ben iyiyim Aylin. Teşekkür ederim. Bir kahveni alırım ama."
Melis saatlerdir çalışma masasının başında oturuyordu. Beyaz teni artık kızarmış, gözlerinin altı morarmıştı. Dayak yemiş gibiydi. Uykusu vardı. Kafasını yastığa koysa saatlerce uyuyacaktı ama uyumak istemiyordu.
Aylin bana baktı. Aylin’le bakışlarımız kesiştiğinde göz kırptım. Ne yapacağını anlamıştım.
Aylin, odadaki büyük yemek masasının üzerinde duran çantasını açtı. Melis’in sırtı Aylin’e dönük olduğundan ne yaptığını göremiyorduk ama Miraç da ben de ne yapacağını biliyorduk.
Aylin çantasından bir pamuk çıkardı. Küçük ilaç şişesinin kapağını açıp içindeki sıvıyı pamuğa döktü. Şişenin ağzını kapatıp tekrar çantasına koydu. Ardından yavaşça Melis’e yaklaştı.
Bir anda pamuğu Melis’in burnuna bastırdı. Melis, Aylin’in kollarında çırpınmaya başladı.
" Nefesini tutuyor, "dedi Miraç.
Aylin pamuğu biraz daha bastırdı. Melis artık dayanamadı ve yavaşça göz kapaklarını kapattı. Bedenini Aylin’in kollarına bıraktığında uykuya geçiş yapmıştı artık.
Aylin hâlâ pamuğu Melis’in burnundan çekmiyordu.
" Tamam, daldı. Uykuya bırak artık kızı," dedim.
"Ya bilerek yapıyorsa? Ya nefesini tuttuysa? " dedi Aylin.
Birkaç saniye daha öylece kaldı. Melis’in bayıldığına emin olunca pamuğu burnundan çekti.
"Miraç, şunu yatağa taşısana. Uyusun artık." Aylin bana baktı. "İki yıldır araştırıyoruz, hâlâ iz bulamadık. Kız belki öldü. Nereden bileceğiz ya? "
Miraç oturduğu koltuktan kalktı ve Melis’i kucağına aldı. Melis çoktan derin bir uykuya dalmıştı. Başını Miraç’ın kollarından aşağı doğru bıraktı. Aylin ise masanın sandalyesini alıp karşıma geçti.
" Bir fikrin var mı, Mehmet? Ne yapacağız? Kardeşi ya öldüyse? İki yıl... İki yıl koskoca iki yıl. Kıza dair tek bildiğimiz şey üvey ailede büyüdüğü ve adının Nare olduğu. Başka hiçbir şey bilmiyoruz," dedi Aylin.
Miraç, Melis’i yatağa yatırıp tekrar koltuğa oturdu.
" Ve en önemlisi, nasıl birisi olduğunu bile bilmiyoruz ki. Bakkalın anlattığına göre kahverengi saçları varmış. Ama Melis kızıl saçlı. Melis’e benzemiyor bile," dedi Miraç.
Biliyordum, haklılardı. İki yıldır Nare’yi bulamamıştık. Belki de hayatta bile değildi. Ümidi artık kesmeliydik.
Tam o sırada telefonum çaldı. Yusuf arıyordu.
Miraç telefonu açıp hoparlöre aldı.
"Yusuf, bir şey bulduysan söyle. Yoksa hiç nef..."
"Buldum kızı. Buldum. Nare’yi buldum. Hem de tam karşımda şu an."
Yusuf’un sözleriyle üçümüzün de bakışları birbirine bağlandı.
"Nerede kız? Nerede?" dedi Miraç heyecanla.
"Beykoz’da bir kafede garson olarak çalışıyor. Adı Nare Karaca. Melis’le soyadları tutmuyor ama isim tutunca merak ettim. Patronla görüştüm. Adam, parayla her şeyi anlattı. Nare öğrenciymiş. Hâlâ okuyor, bu sene son sınıfmış. Dört yıldır çalışıyormuş kafede."
"Ailesinden bahsetti mi?" diye sordu Aylin, Yusuf’a.
"Söyledi. Babası alkolikmiş. Babasının borçlarını ödüyormuş. Annesi de aynı şekilde, o da alkolikmiş. Gecekonduda yaşıyorlarmış. Bir evin tek kızıymış. Şehir dışında okumayı çok istiyormuş. Patronun dediğine göre sınavda çok iyi puan yapmış ama babasının borçlarını ödemek için İstanbul’da kalmak zorunda kalmış."
"Yusuf, sen var ya... Adamsın. Adam! Adamın dibisin."
"Allah razı olsun Mehmet abi."
"Şimdi Yusuf, şöyle yapıyoruz. Tam emin değiliz Nare’nin Melis’in kardeşi olduğundan. Sadece isim ve aile durumu tutuyor. Bir evin tek kızı dedin. Benzerlik de olabilir. Kardeşim, sen yanına birkaç adam daha al. Kafenin hemen karşısında bekleyin. Çok dikkat çekmeyin ama. Kız kafeden çıkana kadar kızı takip edin. Evi nerede, nasıl bir mahallede oturuyor, onu araştırın. Bir de DNA testi önemli. DNA testi yapacağız kızlar arasında," dedim.
"Tamam, kıza söyleyelim. Senin ikiz kardeşin var. Aslında sen üvey anne babanın yanında büyüdün, diye," dedi Miraç.
"Olmaz. Şimdi olmaz. Belki Melis’in kardeşi değil, nereden bileceğiz?"
Aylin’e baktım.
"Aylin, yarın sabah Yusuf seni buradan alsın. Tamam mı? Yolda kızla karşılaşmış gibi yapacaksın. Onu sanki tanıyormuşsun gibi davranacaksın. Sarıldığında saçının ucundan makasla kesmen lazım. Bu sayede DNA testi yapacağız. Tamam mı?"
"Tamam da kız beni tanımıyor ki. Ne konuşacağım ben kızla?"
"Kız illaki afallayacak. Sen de birine benzettim diyeceksin. Kusura bakma, falan de. Olmadı zaten Yusuf seni bir yerde bekler. Hemen laboratuvara göndeririz saçları."
"Vallahi senin aklınla kimse ölçemez. Mehmet, tilki gibi kurnazsın ya."
"Vallahi ben kaplan olmayı tercih ederim," dedim.
Durumun ciddiyetini bildiğimiz hâlde gülmeye başladık.
Nare’yi bulmuş olabilirdik. Melis’e verdiğim sözü tutmuş olabilirdim. İki yıldır aradığımız kızı bulmuştuk. Ama düşündüğüm gibi bir hayatı yoktu. Zengin bir ailenin kızı değildi. Üstelik olmayan ailesinin borçlarını ödüyordu. Anne ve baba diye bildiği kişiler gerçek ailesi değildi. Gerçekleri öğrendiğinde nasıl tepki verecekti, bilmiyordum. Belki yıllardır ailesi bildiği insanlardan nefret edecekti, belki onları bırakıp gitmek isteyecekti, belki de Melis’i kabul etmeyecekti. Bunun cevabını henüz bilmiyordum. Bildiğim tek şey, Melis’e verdiğim sözü tuttuğumdu. Şimdi sıra kendime verdiğim sözü tutmaktaydı. Eğer kafedeki kız Melis’in kardeşiyse, ömrümün sonuna kadar o kızı koruma altına alacaktım. Gittiği her yolu, bindiği her otobüsü bilecektim. Nerede olduğunu, kimin yanında olduğunu, başına ne geldiğini bilecektim. Onu korumak için ne gerekiyorsa yapacaktım. Ve bütün bunları yaparken kalbimi sonuna kadar mühürleyecektim.
Kızı bulmamızın sevinciyle odaya sürekli yemek siparişi veriyorduk. Hamburgerler, pizzalar, meyve tabakları masayı doldurmuştu. Yemek yemekten midemiz artık iflas edecekti ama kimsenin umurunda değildi. İki yıldır ilk kez elimizde gerçek bir umut vardı. Melis ise hâlâ uyuyordu. Bütün bu gürültüye rağmen uyanmamıştı.
"Mehmet, peki o kız, kafedeki kız gerçekten Melis’in ikiziyse ne yapacağız?" diye sordu Aylin.
"Önce kızı koruma altına alacağız. Kız okuldan mezun olsun, kendi işi olan bir kuruma yerleşsin. Sonra düşünürüz neler yapacağımızı. Ama kızı her zaman takip eden birisi olacak."
"Kızın sevgilisi varsa?" dedi Miraç.
"Olabilir. Genç kız sevgilisi olabilir," dedi Aylin.
"Bunu daha sonra konuşuruz. Yatalım artık. Yarın erken kalkacağız. Özellikle sen Aylin, erken kalkacaksın."
Aylin oflayarak sandalyesinden kalktı ve ellerini yıkamak için banyoya geçti. Miraç ise hâlâ önündeki koca pizzayı yemeye devam ediyordu.
"Oğlum, patlayacaksın şimdi. Yeter artık," dedim.
"Ne be? Ziyan mı olsun?"
"Sen ziyan olacaksın şimdi, patlayacaksın. Yeme artık."
Miraç’ın önündeki pizza kutusunu kendime doğru çektim.
"Ya dur! Dört dilimim kaldı ya," dedi Miraç.
"Tamam, yarın yersin."
Elimdeki kutuyu tekrar aldı.
"Olmaz. Yarın buz gibi oluyor."
"İyi be, ne yapıyorsan yap. Ben yatacağım. Uykum geldi zaten."
"Boşuna uğraşma," dedi ellerini yıkayıp yanımıza gelen Aylin. "Yemeye başladı mı kimse Miraç’ı durduramaz."
"Ne ya? Yemek yemeyi seviyorum. Allah Allah! Ya kimse bana karışmasın kardeşim. Siz gidin uyuyun."
"İyi zıkkımlan Miraç ama umarım boğulmazsın."
"Boğulmam Mehmet, merak etme," dedi Miraç.
Aylin’e göz kırptım ve sandalyemden kalktım. Odanın içerisinde üç ayrı oda daha vardı. Her kapıdan başka bir odaya geçiyorduk. Kendi odamın kapısına doğru yürürken arkamdan Aylin’in sesini duydum.
"Mehmet..."
Sesindeki hüznü hemen fark ettim. Durup Aylin’e baktım.
"Ya o kız Nare, bizim aradığımız Nare değilse? O zaman ne yapacağız? Melis çok üzülecek. Bunu biliyorsun, değil mi?"
"Evet," dedim. "Biliyorum. İki yıldır kardeşini arıyor. Ve o kız bizim aradığımız Nare değilse Melis’i tutamam. Aylin, dünyanın bir ucuna gider kardeşine kavuşmak için."
"O zaman ne yapacağız peki?" dedi Aylin.
"Melis’e söylemeyeceğiz. Nare diye bir kızı bulduk demeyeceğiz. DNA sonuçları çıkınca söyleyeceğiz."
Aylin hafifçe gülümsedi.
"Dur, bekle."
Çantasındaki küçük pembe çakıyı çıkardı ve yavaşça Melis’in yatağına yaklaştı. Melis’in hâlâ derin bir uykuda olduğundan emin olduktan sonra saçlarının kökünden birkaç tel kesti. Ardından masanın üzerindeki kâğıt havludan üç parça kopardı. Melis’in kızıl saçlarını havlunun içine koyup sıkıca katladı ve çantasının içine yerleştirdi. Sonra bana baktı.
"Yarın nasıl bahane bulurum bilemedim. Hazır uyuyorken işimi halledeyim dedim."
"İyi yaptın," dedim.
Hepimizin beklediği tek şey yarın yapılacak DNA sonucuydu. İki yıldır aradığımız kişinin gerçekten kim olduğunu öğrenmek, tek bir teste bakacaktı. Sonuçta ne çıkacağını bilmiyorduk. Ama Melis’in kardeşi olması için bütün gece dua edecektim, anlaşılan.
Odamın kapısını açtım. Üzerimde pijamalarım vardı. Yatağımın üzerindeki battaniyeyi kaldırıp yatağıma uzandım ve battaniyeyi üzerime örttüm. Fakat bu gece bana uyku yoktu. Yıllardır aradığım kız, kendi ailesi bildiği insanların yanında büyümüştü. Başka bir adamın borcunu ödüyordu ve bunu bilmiyordu. Hayatı boyunca gerçek ailesinden habersiz yaşamıştı.
Her şey yarın çıkacak tek bir sonuca bakacaktı. O sonuç yalnızca bizim değil, o kızın da hayatını altüst edecekti. Buna emindim. Henüz tanımadığım Nare’nin hayatına girecek olan o gerçeğin, onun için ne anlama geleceğini bilmiyordum. Bildiğim tek şey, yarın hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağıydı.
"Mehmet, kalk. Mehmet, hadi."
Aylin’in sesiydi. Yatakta sarsılıyordum. Aylin, omuzlarımdan tutmuş beni hızlı hızlı sallıyordu.
"Ölüm uykusuna mı yattın? Kalksana be!"
Gözlerimi açtığımda Aylin başımda durmuş, bana bakıyordu.
"Ne oldu sabah sabah? Ne istiyorsun?" dedim.
"Kalk. Melis’in sana haberi var."
Hızlıca doğruldum.
"Melis mi?"
"Evet. Melis, şu zorla sevgili olduğu kişi hakkında çok önemli bir bilgiye ulaştı. Çabuk, hemen gelmen lazım. Hadi."
"Tamam."
Hızlıca yataktan kalkıp ortak salona girdim. Melis masada bilgisayarın başına geçmiş, bir ses kaydını dinliyordu.
"Melis," dedim. "Bu kimin ses kaydı?"
"Aras vardı ya, uzaktan akrabam. Allah kahretsin ki babamın evlenmemi istediği Aras. Bu onun ses kaydı. Salak mafyaya bulaşmış, iki sene önce."
"Mafyanın adı ne?" diye sordum.
"Mafyanın adı Marcello ama elebaşı Cesur Korkut. Adamlar sürekli bunu arıyormuş, bir müşteri yüzünden. Cesur şu an hapisteymiş. Haliyle Cesur’un adamları Aras’ın peşinde," dedi Melis.
"Tamam, mafyayı ben hallederim. Melis, senin şimdi bu salak Aras’tan acil ayrılman lazım, tamam mı?"
Melis bana baktı. Gözleri parladı.
"Neden?" diye sordu.
"Neden mi?" dedi Aylin. "Kızım, sen Eyüp’le olabilmek için Aras’ın açığını yakalamıyor muydun? Tamam işte, bu da sana fırsat. Eyüp’le birlikte ol, fotoğraf at. Aras’ın birazcık gururu varsa zaten senden ayrılır."
Melis hızlıca ayağa kalktı.
"Dalga mı geçiyorsunuz? Gerçek mi?"
"Gerçek kızım, gerçek. Git benim dolaptan elbise giy. Üzerine. Eyüp’ün yanına git. Sonra ne yapacağını sen biliyorsun zaten," dedi Aylin.
Melis mutlu olmuştu. Aras denen o salaktan ayrılmak için gün sayıyordu ve şimdi eline geçen bu fırsatı ben de veriyordum. Melis koşarak Aylin’in odasına gitti. Hazırlanırken Aylin bana döndü.
"Neden Aras’tan ayrılmasını söyledin? Melis’in yanında bir şey diyemedim ama Aras’tan ayrılması daha kötü olursa?"
"Merak etme," dedim. "Bir şey olmayacak. Aras’ı bizden uzaklaştırmak asıl daha iyi olacak."
"Kararlarını sorgulamıyorum," dedi Aylin.
"Sağ ol hayatım. Da bizim açgöz Miraç nerede?"
"Yusuf aradı. Dün akşam kıza saldırmışlar. Yusuf zaten peşlerindeymiş, kızı kurtarmış. Kız da haliyle korkunca Yusuf’a sarılmış. O esnada Yusuf kızın saçından bir tel almış. Melis’in saçını aldı. Miraç laboratuvara götürdü. İki saate sonuç çıkar dedi ama bayağı oldu. Melis çıksın, arayalım, dedi," dedi Aylin.
"Vallahi Yusuf’tan korkulur ya. Benim yapamadıklarımı Yusuf yapıyor."
"Çok normal değil mi Mehmet? Yusuf’u on dört yaşında korumaya aldın. Yusuf şu an yirmi dört yaşında. On bir yıldır seninle çalışıyor. Çok normal, artık senden daha fazla iş yapması," dedi Aylin.
Yusuf’un ailesi gerçek ailesi değildi. Öz annesini de öz babasını da trafik kazasında kaybetmişti. Anne dediği kişi teyzesiydi. Şerefsiz eniştesi, Yusuf’u kapıya atmıştı. O gece yarısı Yusuf, teyzesini ve kız kardeşini geride bırakıp benim kapımı çalmıştı. On bir yıldır benim yanımdaydı. Miraç ve Aylin’e söylemediğim her şeyi Yusuf’a söylerdim. Ona güvenirdim. Bu zamana kadar da başımı yere eğdirmemişti.
"Nasıl olmuşum?"
Melis’in sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. Üzerine kısa, kırmızı, ince askılı bir elbise giymişti. Sevinçle yanımıza gelmişti.
"Harika olmuşsun ama bu elbisenin altına spor gitmez. Topuklu ayakkabı giy," dedi Aylin.
"Siyah ayakkabını giyeyim mi?" diye sordu Melis.
"Giy. Ne istiyorsan onu giy," dedi Aylin.
Melis hızlıca odaya girdi.
Aylin bana baktı.
"Umarım o kız Melis’in kardeşidir Mehmet. Melis’in artık uykusuz kalmasını istemiyorum. Eyüp, Melis’e tek iyi gelen kişi. Aras’ın yakın arkadaşı olsa da Eyüp’le birlikteyken iyiler, bayağı iyiler."
Hiçbir şey diyemedim. Aklımda tek düşündüğüm şey Nare’ydi. Nare, Melis’in kardeşi olabilir miydi? Bizim aradığımız Nare olabilir miydi? İki yıldır gecemizi gündüzümüze katmıştık. Nare’yi bulmak için uyku uyumuyorduk. Bütün tanıdıklarım, bütün adamlarım bir kızın peşine düşmüştü ve aradığımız kişiyi Yusuf bulmuş olabilirdi.
"Şimdi nasıl olmuşum?" dedi Melis.
Melis’e bakmıyordum. Kanepeye oturmuş, parmaklarımı dudaklarımda gezdiriyordum. Melis ve Aylin kendi aralarında konuşuyordu. Söylediklerini duymuyor, anlamıyordum. Aklım başka yerdeydi.
"Mehmet, kendine gel artık ya!"
Aylin’in bağırmasıyla kendime geldim. Etrafa baktım. Melis yoktu.
"Melis nerede?" diye sordum.
"Şimdi çıktı," dedi Aylin.
"Telefonun çalıyor. Bak artık şu telefona."
Eşofmanımın cebindeki telefonu çıkardım. Yusuf arıyordu. Aylin’e baktım.
"Yusuf arıyor."
"Aç, hemen aç. Sonuç çıkmış olabilir."
Telefonu açıp hoparlöre aldım. Elim titriyordu.
"Yusuf, kardeşim. Ne oldu? Sonuç çıktı mı?" diye sordum.
"Abi, çıktı. Sonuç çıktı. Saç telleri uyumlu. Yüzde yüz uyumlu. Nare, Melis’in ikiz kardeşi. Kızı bulduk abi."
Aylin’e baktım. Hiçbir şey demiyorduk. Sadece birbirimize bakıyorduk. Sonuç çıkmıştı ve kızı bulmuştuk. Rastlantı sonucu kızı bulmuştuk. Testler uyumluydu. Melis’e verdiğim sözü tutmuştum. İkiz kardeşini bulmuştum.
"Abi, sana fotoğraf gönderdim. Kız bu. Dün kafede çektim. Oturduğu evi, çalıştığı kafeyi, okuduğu okulları da gönderdim sana."
Yusuf’un aramasını kapatmadan sohbete girdim. On üç tane fotoğraf vardı. İlk aradığım fotoğraf Nare’nin kendi yüzünün olduğu fotoğraftı. Beşinci fotoğrafa geldiğimde Nare’yi gördüm. Fotoğrafa tıklayıp büyüttüm. Yüzü çok belirgindi. Koyu kumral saçları, esmer teni ve kahverengi gözleri vardı. Melis’e asla benzemiyordu.
Olduğum yerde öylece kaldım. Gözlerimi Nare’nin yüzünden ayıramıyordum. Sanırım mührümü istemesem de kırmıştım. Yeminim bozulmuştu. İlk görüşte aşk dedikleri buydu sanırım. Bir kadına ilgi duymayı bilmezdim. Ama bu sefer bir kadına nasıl bakılır, nasıl konuşulur, bunu fotoğraftaki kadın sayesinde öğrenecektim. Nare artık benim himayem altında kalacaktı. Melis’i ya da Yusuf’u koruduğum gibi Nare’yi korumayacaktım. Çünkü Nare’yi daha çok koruyacaktım. Yanına yaklaşan herkesi öldürecektim. Kimse ona dokunmayacaktı. Kimse onunla konuşamayacaktı. Dedem haklıydı. Nare’yi korumak için bütün gücümü kullanacaktım.
2026 YILI
NİKAHTAN BİR GECE ÖNCE
Gündüzün ışığı yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştı. Nare’yi bulduğumuz günden bu yana Melis sürekli Nare’yi takip ediyordu. Kaza geçirmişti, hastane kapısında sabahlamıştı. İkiz kardeşiydi ama Nare, Melis’i yolda görse asla tanımazdı. Üstelik asla olmaz dediğimiz bir şey olmuştu. Nare ve Aras sevgili olmuşlardı. Melis’in eski sevgilisiyle ikiz kardeşi sevgili olmuştu. Aras denen şerefsiz kaza geçirmiş, yoldan geçen Nare de ambulansla Aras’ın yanında hastaneye gitmişti. Melis sürekli peşlerindeydi. O gece de peşlerindeydi. Aras’ın kaza yaptığı gece evine kadar takip etmişti. Evin önünde durmuş, canının diğer yarısı evde ölürken kapının önünde durmuş kardeşinin çığlıklarını dinlemişti. Üstelik onu döven kişiye baba demişti. Ama babası bildiği kişi babası değildi. Melis’in canını da bu yakıyordu. Yirmi üç yaşında hâlâ dayak atıyorlardı. Peki bebekken, çocukken de böyle miydi? Nasıl bir çocuk olmuştu? Ya da çocukluğunu yaşayabilmiş miydi? Her şeyin bir cevabı vardı ama bütün cevapların doğru bir yeri ve doğru bir zamanı vardı.
"Mehmet, kuzenin Ege arıyor."
Pencerenin önünde durmuş, İstanbul’un ışıltısını izliyordum. Aylin koluma dokununca penceredeki yansımadan onu gördüm. Aylin’e hiç bakmadan uzattığı telefonu aldım. Dedemin evlatlıktan reddettiği amcamın oğlu, salak kuzenim Ege arıyordu. Başı sıkışmasa beni aramayan kuzenim, akşamın bu vakti neden arıyordu?
Telefonu açıp kulağıma götürdüm.
"Efendim Ege?"
"En sevdiğim kuzenim, ne yapıyorsun ya?"
Yalakalık yapıyordu. Kesin benden bir şey isteyecekti.
"Mardin’ deyim Ege. Ne oldu, ne istiyorsun benden?"
"Hemen de anladın. Vallahi çok zekisin sen ya," dedi Ege.
"Ege, ne istiyorsun? İşim var, hemen söyle."
"Çok yakın arkadaşlarımın yarın nikâhı var da... Sencer amcam nikâh memuru ya, bildiğim kadarıyla İstanbul’da. Sen konuşsan da yarın sabah erkenden nikâhlarını kıyabilir mi? Ben konuşursam beni dinlemez."
Kaşlarımı çattım. Nare ve Aras’ı Ege’nin yanında gördüğünü Melis söylemişti.
"Nare ve Aras mı?" dedim. "Öyle mi? Hangi arkadaşların peki? Ben tanıyor muyum?"
"Yok, tanımıyorsun. Nare ve Aras adında yakın iki arkadaşım var da... Nare hamile. Hemen evlenmeleri gerekiyor."
Hamile mi?
Nare hamile miydi?
Ama nasıl hamile olabilirdi? İki yıldır Melis Nare’yi takip ediyordu. Bir haftadır Nare ve Aras konuşuyordu. Bir haftadır da bildiğim kadarıyla bir bebek anne karnına düşmezdi.
"Öyle mi? Hamile demek..."
"Evet."
"Ben öğlen amcamla konuştum. Mardin’e geri gelecekmiş. Benim yakın bir arkadaşım var, nikâh memuru. O, kıyar nikâhlarını."
"Harbi mi kuzen?"
"Harbi Ege. Sabah kaçta olacak?"
"Sekiz ya da dokuz gibi falan," dedi Ege.
"Tamam. Ben konuşurum. Şimdi benim de İstanbul’da işlerim vardı. İki saate uçağım var. Benim düğüne katılmamda sıkıntı var mı? Arkadaşlarınla tanışmış olurum hem."
"Tabii ki olur. Asla sorun değil."
"Benden başka ihtiyacın var mı? Ege, kız evlenmeden hamile kalmış. Ailesi nasıl karşıladı?" diye sordum.
"Aslında bayağı kötü karşıladılar."
"Tamam. Kız nerede kalıyorsa bana konum at. Ben kapının önüne koruma göndereyim."
"Tamam kuzenim, hemen atıyorum konumu. Çok sağ ol."
"Rica ederim Ege. Başka bir şey diyor musun? İşim var, kapatmam lazım."
"Yok, başka bir şey demiyorum kuzen. Kolay gelsin sana."
"Sağ ol."
Hızlıca telefonu kapattım ve hiç vakit kaybetmeden Yusuf’u aradım. İkinci çalışta açtı.
"Efendim abi?"
"Yusuf, sana konum atacağım şimdi. Konuma gidin, sabaha kadar nöbet tutun. Tamam mı? Herhangi bir şey olursa beni ara hemen."
"Tamam abi. Sen konumu at, hemen yola çıkıyoruz."
"Tamam kardeşim."
Telefonuma bildirim geldi. Ege konumu atmıştı. Yusuf’a Ege’nin gönderdiği konumu gönderdim.
"Tamam abi, geldi."
"Tamam. Bir de Yusuf, bilezik alın. Bir tane büyük olsun ama elmaslı olsun. Mardin’de takılan bileziklerden olsun."
"Tamam abi. İlk bileziği alırız. Geç oluyor, kuyumcular kapanır. Bileziği alınca konuma gideriz."
"Tamam Yusuf. Bir şey olursa beni arayın ama."
"Tamam abi. Haber veririm."
"Tamamdır kardeşim. Sağ ol."
Telefonu kapattım. Arkamı döndüğümde Miraç ve Aylin bana bakıyordu.
"Hayırdır? Yine kimin düğününe davetlisin?"
"Sadece ben değil, Melis de davetli. Ara Melis’i. Hemen buraya gelsin."
"Kız ikizinin peşinde. Nasıl gelsin buraya?" dedi Aylin.
"Ben Yusuf’u Nare’nin peşine taktım. Ara Melis’i. Buraya gelsin hemen. Yarın kardeşinin düğününe davetli."
"Ne?"
Miraç da Aylin de cümlem karşısında şaşkınlıkla ayağa kalktı.
"Ne diyorsun oğlum? Ne düğünü? Bu kız geçen gün dayak yemedi mi babası bildiği heriften? Ne ara evlenecek?"
"Bilmiyorum. Ara Aylin şu Melis’i. Konuşacağız."
"Tamam, arıyorum," dedi Aylin.
Kendimi tekli koltuğa bıraktım. Aylin odasına geçti. Miraç ise sadece bana bakıyordu. Birkaç saniye sonra dayanamadı.
"Sor sorununu Miraç. Ne sormak istiyorsun?" dedim.
"Abi, biz kızı Aras’tan kurtarmaya çalışıyorduk. Ne evlenmesi? Şimdi ne yapacağız?"
Miraç’a baktım.
"Bu nikâh olmayacak kardeşim. Nikâh memuru olarak seni bilecekler. Sen olacaksın nikâh memuru. Anladın mı? Devlette asla karı koca olarak gözükmeyecekler. Buna asla izin vermeyeceğim."
"Nare gerçekten Aras’a âşık olduysa, o zaman ne yapacaksın?" diye sordu Miraç.
"Öyle bir şey olmayacak Miraç. Asla izin vermeyeceğim."
"Tamam da diyelim ki oldu. Bu kız gerçekten Aras’a âşıksa o zaman ne yapac..."
Hızlıca ayağa kalktım.
"Öyle bir şey olmayacak," dedim. "Miraç, Nare hiçbir zaman Aras’a âşık olmayacak."
Miraç bir süre sustu.
"Haklısın," dedi.
O sırada odasından çıkan Aylin konuşmaya dahil oldu.
"Nare çok güzel. Melis’ten daha güzel. Üstelik Aras da çok yakışıklı ve çok çekici birisi. İnsanların bir haftada evlenmeyi kabul etmesini anlamadım ama gerçekten çok aşık oldularsa birbirlerine ne yapacaksın, Mehmet?"
"İkisini de öldürürüm o zaman."
Aylin’in yüzündeki ifade değişti.
"İkisini de? Nare’ye âşık olduğun hâlde, âşık olduğun kadını mı öldüreceksin?"
Hiçbir şey demedim. Arkama döndüm ve yeniden pencerenin önünde durdum. İstanbul’un ışıltılı, hareketli gecesine baktım. Güneş kaybolmuş, hareketli gece başlamıştı İstanbul’da.
Aylin de Miraç da haklıydı ama kabul etmek istemiyordum. Nare salak bir kadın değildi. Öğretmendi. Anaokulu öğretmeniydi. Devlete atanmıştı. Bilmese de mülakatta adamlarımı sokmuştum. Belki bir kişinin hakkını, hayallerini elinden almıştım ama bu zamanda güç her şey demekti. Gücün yoksa sen de yoksun demekti. Paramı bu yüzden seviyordum. İnsanların gözünü parayla boyayabiliyordum. İstediğim kapıyı açabiliyor, istediğim insanı istediğim yere sokabiliyordum. Nare’nin hayatında da bunu yapmıştım ve belki de onun bundan haberi bile olmayacaktı.
Odanın kapısına vurulduğunda bakışlarım yerdeydi. Kanepeye oturmuş, sadece halıya bakıyordum. Melis gelene kadar halının bütün desenini ezberlemiştim.
"Ne oldu? Neden beni bu kadar acil çağırdınız?"
"Nare, Elif’in yanına gitti. Elif’in evinde şu an. Zeynep teyzem Nare’ye her şeyi söyleyebilir."
Melis’e baktım.
"Sen bizden gizli ne yaptın, Melis?"
Melis bana baktı. Afallamıştı. Gözleri önce bende, sonra Miraç ve Aylin’de gezindi.
Ayağa kalktım ve Melis’in üzerine yürüdüm.
"Evet, cevap ver. Bizim bilmediğimiz bir şey yaptın. Sen ne yaptın? Söyle hemen."
"Mehmet, ne diyors..."
"Söyle!"
Sesim yüksek çıkmıştı.
"Sen ne yaptın? Nare neden yarın Aras’la evleniyor?"
Melis bana baktı. Gözleri kocaman açılmıştı. Şaşırmıştı.
"Ne? Ne demek yarın evleniyorlar? Ne demek bu?"
"Nare ve Aras bizim bilmediğimiz bir şey yaptılar. Yoksa bir haftadır tanıştıkları hâlde Nare bir haftada hamile kalamaz, değil mi? Üstelik hiç baş başa kalmadıkları hâlde... Nare hamile kaldı. Uzak mesafeyle sevişip çocuğu uzaktan mı yaptılar? Nasıl oldu bu, Melis? Anlat."
"Tamam, tamam. Anlatacağım."
Melis sesimden korkmuştu. Benden korkmuştu. İlk defa.
"Nare’nin en son dayak yediği gece ben bir şekilde babasına ulaştım. Uyuşturucu satılacak dedim, Hakkı’yı mekâna çağırdım ve Nare’ye suç attım. O evden kurtulması için kızın evlilik dışı bir adamla birlikte olduğunu söyledim. Zaten o gece eve geç gelince babası da şüphelendi. Haydar mekândan çıktı, ben de arkasından çıktım. Haydar’dan önce eve gidip Nare’yi alacaktım o evden ama yolda arabanın benzini bitti. Nare’ye yetişemedim. Yetiştiğimdeyse Haydar Nare’yi çoktan dövmüştü. Sabaha kadar kapısında bekledim. Hakkı ve o orospu anasının evden çıkmalarını bekledim. Hemen komşulara haber verdim, kızı dövmüşler diye. Komşular da ambulansı aradı. Zaten hastaneye gidince Elif’le karşılaştı. Ben de bilmiyordum Elif’le karşılaşacağını. Ama yemin ederim kötü niyetim yoktu Mehmet. Nare’yi kurtarmak için suç attım üstüne."
Melis’i alkışladım.
"Aferin Melis. Vallahi aferin. Sendeki zekâ bende bile yok ya. Kurtardın mı kardeşini şimdi? Yanında mı Nare? Odanda yatıyor mu? Söylesene, şimdi ne yapacağız? Planın var mı? İkiz kardeşin eski sevgilinle evleniyor, hem de hamile. Vallahi helal olsun. Nare’nin yapamadığı çocuğu senin bir lafınla kardeşinin karnına koydun bebeği. Yeminle helal olsun."
"Tamam, suçlama kızı böyle olacağını bilemezdi. Yapmış bir hata. Şimdi ne yapacağız?" dedi Aylin.
"Ege aradı. Sabah nikâhları varmış. Amcamızı ara, nikâh memuru arkadaşım var, dedim. Salak hemen inandı."
Derin bir nefes aldım.
"Şöyle yapıyoruz şimdi. Miraç, sen nikâh memuru olacaksın. Tamam mı?"
"Ben de gideceğim nikâha. Beni zaten daha önce Ege dışında kimse görmedi. Anlamazlar benim kim ve nasıl birisi olduğumu. Sen de geleceksin Melis, nikâha."
"Ben mi? Ben salona girdiğim an beni öldürürler. Kafayı mı yedin?"
"Sen ikizinin üzerine suç atarken kafayı yemiyorsun ama. Onu ne yapacağız? Neyse, salona şöyle gireceksin. Dışarıda bir yerde bekle. Güzelce hazırlan. Ben sana mesaj attığım an salona gir. Sen salona girince Nare bir şekilde vazgeçecek zaten. Kocasının eski sevgilisiyle karşılaşacak. Gururu varsa zaten evlenmekten vazgeçecek. Nare nikâhtan kaçacak, Elif de peşinden gidecek. Kızları kaçıracağız ve yurt dışına çıkaracağız. Belirli bir süre kızları yanımızda tutacağız. Nare’ye de Elif’e de her şeyi anlatacağız. Nare’nin Melis’le ikiz olduğunu, Elif’in öz kuzenleri olduğunu, kızların anne ve babasının nasıl öldüğünü... Her şeyi anlatırız. Tamam mı?"
"Peki, bir sorun var Mehmet," dedi Aylin. "Nare evet derse o zaman ne yapacağız?"
"Demeyecek, merak etme."
Bunu söylerken kendime bile inanmak zorundaydım.
"Evet derse de Nare’yi korkutacağız. Sadece Nare’nin göreceği, sadece Nare’nin bileceği notlar vereceğim Nare’ye. Bu sayede Aras’ı terk edecek. Ama o masadan kalkacak, buna eminim."
Aylin bana uzun uzun baktı.
"Emin misin?"
"Eminim," dedim.
Aslında emin değildim. Ama emin olmak istiyordum. Nare’yi korumam için Aras’tan uzak durması gerekiyordu. Onun yanında kaldığı her saniye içimde büyüyen korkunun neye dönüşeceğini bilmiyordum. Aras’ın ona zarar vermesinden korkuyordum, ona bağlanmasından korkuyordum, Nare’nin onu sevmesinden korkuyordum. Belki de en çok kendimden korkuyordum. Çünkü Nare’yi bulduğumuz gün verdiğim sözü çoktan unutmuştum. Onu yalnızca korumak istemiyordum artık. Onu hayatımın içinde tutmak istiyordum ve bunun ne kadar tehlikeli bir istek olduğunu ilk kez o gece anladım.
Sabah olduğunda Nare’nin hayatı değişecekti. Belki benimki de.
Ama tek bildiğim bir şey vardı; o nikâh gerçekleşmeyecekti.
Ne pahasına olursa olsun.
NİKÂH SABAHI
Sabaha kadar kimse uyumamıştı. Bütün gece düşünmüştük. Melis yaptığı hatanın farkındaydı ama bir şey diyemiyordu.
"Günaydın dostlar."
Miraç esneyerek yanımıza geldi. Aramızda sadece Miraç uyumuştu. Melis, Aylin ve ben sabaha kadar oturmuştuk. Otelin odasından güneşi izlemeyi seviyordum ama bugün güneş de farklı doğmuştu. Kızıl olan güneş sanki bugün siyah olarak doğmuştu. İçimdeki siniri, nefreti gökyüzü de anlayabiliyordu. Kızdığım kişi Melis değildi, kendime kızmıştım. En başından, Nare'yi ilk öğrendiğimiz gün gerçekleri Nare'ye söyleyecektik. En büyük pişmanlığımı bugün yaşıyordum. Gerçekleri Nare'ye söylemeyerek yaşamıştım pişmanlığımı ama zamanı geriye alamazdım artık. Sanırım gücümün yetmediği ilk yer zamanıydı. İlk defa paramın geçmeyeceği bir yer bulmuştum. Zaman... Paramın zamana karşı gücü yoktu.
"Siz hiç uyumadınız mı?" diye sordu Miraç.
"Hayır."
Miraç'a bakmadım. Pencerenin önünde durmuş, güneşin yükselişini izliyordum.
"Mehmet, saat yedi. Nerede olacak nikâh? Hazırlanmamız lazım artık. Eğer Nare nikâh masasından kalkarsa kızları da kaçıracağız. Çok işimiz var bugün."
Derin nefes alıp veriyordum. Nare'nin masadan kalkması lazımdı. Gururunu ortaya koyması lazımdı.
"Melis."
Gözlerim hâlâ güneşin doğuşunu izliyordu.
"Kalk. En güzel elbisen hangisiyse onu giy. Odana geç, saçlarını ve makyajını yap."
Melis'e döndüm.
"Nare o masadan kalkacak."
Sesim çok ciddiydi. İlk defa benden korkmuşlardı. Hepsi benden korkmuştu. Sesimin ciddiyetini, onlara her emir verdiğimde yüzlerindeki endişeden anlayabiliyordum.
Melis salondan kalkıp odasına geçti. Kimse konuşmuyordu. Herkes hazırlanmaya başlamıştı. Ege nikâh salonunun konumunu gece atmıştı. Bu çocuğun zaman kavramı yok muydu? Saat altı olmuştu. Yola çıkmamız lazımdı. Özel günler için Mardin'den İstanbul'a gelirken ceket takımımı getirmiştim. Bugün özel bir gündü ama Nare masadan kalkarsa daha da özel olacaktı.
Ceketimi giydim, en şık ayakkabılarımı da giydim. Saçlarımı fönledim, en güzel parfümümü sıktım. Telefonumu ve cüzdanımı ceketimin iç cebine koydum. Odamdan çıktım. Ortak salonda Melis, Aylin, Ege ve Miraç hazırlanmış beni bekliyorlardı. Hepsine baktım.
"Hadi, başlıyoruz. Unutmayın, amaç Nare'nin masadan kalkması ve kızları almak, tamam mı? Kızların, özellikle de Nare'nin canı acımayacak. Diğerlerinin canını yakmak için elimizden geleni yapacağız."
"Ege de mi?" diye sordu Miraç.
"Evet, Ege de."
Kimse bir şey demedi. Odadan çıktık. Otelden çıkışımızı yaptık. Yusuf bizi bekliyordu. Otelin önünde sürücü koltuğunun yanındaki koltuğa oturdum. Melis, Aylin ve Miraç da arka koltuğa geçti. Araba büyük ve genişti, kimse rahatsız olmuyordu.
"Hazırsanız gidelim abi," dedi Yusuf.
Derin nefes alıp verdim.
"Hazırız kardeşim."
Emniyet kemerimi taktım.
"Gazamız mübarek olsun."
Arkadan Miraç'ın sesini duydum.
"Âmin ya Rabbi."
Salona gidene kadar kimseden ses gelmedi. Kimse konuşmadı. Konuşmak istemiyorlardı ya da benden korktukları için kimse bir şey demiyordu. Yollar bomboştu. Sabahın en erken saatinde yola çıkmıştık. Kimse sokakta değildi. Sanki yollarda sadece bizim arabamızın sesi yükseliyordu. Yolculuğumuz kısa sürmüştü. Belki de kafamdaki susturamadığım düşünceler yüzünden ben kısa sürdüğünü düşünmüştüm.
"Geldik abi," dedi Yusuf.
Salonun biraz gerisinde durmuştuk. Salonu görebiliyordum. Salonun tam kapısında Ege ve Aras vardı. Bir de orta yaşlarda bir kadın ve genç bir adam daha vardı. Daha önce hiç görmediğim kişilerdi.
Arka koltuğumda oturan Miraç'a döndüm.
"Miraç, plan şu. Bir şekilde içeri gireceksin, tamam mı? Nikâh memuru gibi davranacaksın. Bu sayede kimse senin benim adamım olduğunu anlamayacak. Saçma sapan konuşma, ciddi ol. Lafı çok uzatma sakın."
"Tamam da nikâh memurunun cübbesi olur. Ben cübbe almadım."
"Ben aldım," dedi Yusuf. "Bagajda cübbe var. Bir de ben araştırdım biraz. Nikâh saati geldiğinde gelin ve damadı birisi çağırırmış, isimleriyle çağırırmış."
Derin nefes aldım. Bunu düşünmemiştim. İstanbul'da olan nikâhlara katılmamıştım. Mardin'de böyle bir şey asla olmazdı. Nikâh memuru konağa gelir, nikâh konakta kıyılırdı.
"Tamam," dedim. "Sen de eline bir dosya al. Sen çağır Yusuf, tamam mı?"
"Tamam abi, o iş bende. Bu arada Aras ve Nare'nin nikâhından önce bir nikâh kıyılıyormuş. Sonra Aras ve Nare girecek ama nikâh tarihi almamışlar. Biz de almadık. Salonu bir saatliğine kiraladım, çekim yapılacak dedim. Adam parayı görünce kabul etti."
"Sen Mehmet'e sormadan neden onun parasını harcıyorsun?" dedi Miraç.
"Senin aklına gelmezdi mesela," dedim.
"Vallahi gelmezdi."
Yusuf'a baktım.
"Seni aldığım güne kurban olayım Yusuf. Aferin. Salak Ege her şeyi benden bekledi tabii ki. O yüzden tarih almamışlar. Neyse, hallettik en azından. Önce ben gideyim. Yusuf ve Miraç, siz arkadan bir yerden girin."
Sonra Melis'e baktım.
"Melis, sen de benim mesajımı bekle. Mesajımı almadan sakın içeri girme."
Melis bana bakmıyordu. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Sadece "Tamam," diyebildi.
Önüme döndüm. Ceketimi düzenledim. Arabanın kapısını açıp arabadan indim. Aras ve Ege'nin yanına yürüdüm. Arkadaki arabaya asla bakmadım.
Ege beni gördü.
"Kuzen, hoş geldin."
Elini uzattı. Uzattığı eli sıktım.
"Hoş bulduk Ege."
"Bu kadar erken beklemiyordum seni."
"Hızlı geldi uçak."
"İyi yaptın. Bayağı oldu görüşmeyeli."
"Yoğundum bir süredir. O yüzden çok görüşemedik ama şu an buradayım, değil mi?"
"Öyle vallahi. Aa, bu arada arkadaşım Aras. Nare'nin eşi."
Ege Aras'ı gösterdi. Aylin'in dediği kadar da varmış. Pek çekici adammış.
Aras bana elini uzattı.
"Hoş geldin."
"Hoş bulduk. Hayırlı olsun."
"Teşekkürler."
"Annem, abim."
Aras'ın yanındakiler annesi ve abisi miydi?
Hafifçe kafamı salladım. Aras'a tekrar baktım.
"Babanız? Babanız yok mu?" diye sordum.
"Babam yok," dedi Aras. "Nare evlenmeden hamile olunca gelmek istemedi."
"Kaç aylık hamile?"
"Ege iki, Aras bir aylık" dediler
Tahmin etmiştim. Bebek yoktu. Bir şey yüzünden Nare evlenmek zorunda bırakılmıştı. Nare belki de bu evliliği istemiyordu. Zorunda kaldığı için evleniyordu. Ama Nare'yi bu evliliğe zorlayan şey neydi?
"Bir aylık mı, iki aylık mı?" diye tekrar sordum.
"Bir aylık," dedi Aras.
"Evet, evet. Bir aylık. Ben unutuyorum biraz," dedi Ege.
Unutmuyordu. Sadece kaç aylık söyleneceğini konuşmamışlardı.
Salonun tam önünde bir araba durdu. Arka sol kapıdan sarı saçlı, mavi gözlü bir kadın indi. Bu kadını görmüştüm. Bu ikizlerin kuzeni Elif'ti. Ama Nare, yanındaki arkadaş sandığı kişinin aslında öz kuzeni olduğunu bilmiyordu.
Elif arabanın sağ kapısını açtı. Arabadan beyaz elbisenin içindeki o kadın indi. Bilmese de himayem altında olan, nikâh masasından kalkınca hepimizin hayatını değiştirecek olan o kadın...
Nare.
Nare arabadan yavaşça indi. Elbisenin eteği uzundu. Topuklu ayakkabısıyla eteğine basmamak için uğraşıyordu. Gözleri etrafta dolaştı. Nikâh salonunun çaprazında, kocaman siyah jipin arkasında Melis'i gördüm. Gözlerinden yaş geldiğini anlayabiliyordum. Kimse şu an Melis'i görmüyordu. Herkes Nare'ye odaklanmıştı.
İki kız kardeşin hayatları böyle olmamalıydı.
Melis, aynı kan grubuna, aynı DNA'ya sahip olduğu ikizinin nikâhına kocasının eski sevgilisi rolüyle girecekti. Salona Nare'nin yanında şu an Elif değil, Melis olmalıydı.
Nare, Aras'ın tam karşısında durdu. Aras Nare'den gözlerini alamıyordu.
"Çok güzel olmuşsun," dedi Aras.
"Teşekkür ederim. Sen de çok yakışıklı olmuşsun."
"Sağ ol."
Ege'ye baktı Nare.
"Nikâhımızı başka birisi kıyacakmış, doğru mu?"
"Doğru," dedi Ege. "Sağ olsun kuzenim birisini ayarladı."
Nare'ye doğru bir adım attım. Elimi uzattım.
"Merhaba, ben Mehmet Bolkan."
Nare uzattığım elimi sıktı.
"Tanıştığıma çok memnun oldum."
"Ben de."
Giriş kapısının önünde durmuş bekliyorduk. Çok geçmeden kapı yavaşça açıldı. İçeriden Yusuf açmıştı. Üzerinde siyah ceket, içinde beyaz gömlek vardı. Elinde ise bir dosyalık vardı. Dosyanın üzerindeki yazıyı okudu.
"Nare Karaca... Aras Demirhan."
Nikâh salonuna Yusuf'un sesi yayıldı. İçeri geçti. Aras ve Nare el ele tutuştu.
"Hadi," dedi Aras.
Kapıyı sonuna kadar açtılar. İçeri adım atacakken Aras'ın annesi konuştu.
"Bir dakika."
Hepimiz kadına döndük.
"Nereden bileceğiz senin hamile olduğunu? Ya hamilesin de nereden bileceğiz oğlumdan olduğunu?"
Her annenin diyeceği o tarihi cümleyi demişti kadın.
Nare omzundaki küçük çantasını açtı. İçinden gebelik testini çıkardı ve kadına uzattı.
"Al, al bak."
Kadın testi aldı. İki çift çizgiye baktı.
"İyice bakın lütfen. İnanmıyorsunuz sanırım."
Nare'nin sesi titremişti.
Kadın testi Nare'ye uzattı ve başını kaldırdı.
"Tamam, orada çift çizgi olabilir de nereden bilelim senin benim oğlumdan hamile olduğunu?"
Kadın sözlerine devam etti.
"Saf salak gördün çocuğu. Başkasından yaptın, oğlumu kandırıyorsun. Nereden bileceğim?"
"Ne diyorsun be sen?"
Nare kadını dövecek gibiydi. Aras Nare'yi kolundan tutup kendine çekti.
"Anne, çocuk benim. Nare'ye güveniyorum. Nare'ye âşığım. Benden diyorsa bendendir."
"İnanmıyorsan gidebilirsin. Ama gidersen benim gibi bir oğlun olmaz, haberin olsun."
Aras'ın annesi şok olmuştu. Gözleri oğlundan ayrılmıyordu.
"Oğlum, ben sadece emin olmak istedim. Yanlış anladınız."
"Yanlış anlayacağımız şeyler yapma o zaman, anne."
Kadın hiçbir şey diyemedi. Aras Nare'nin elinden tuttu.
"Hadi."
"Bebeğimiz için," dedi Aras.
Nare hafifçe gülümsedi. İkisi el ele yanımdan geçtiler. Salona girdik. Artık o kocaman kahverengi kapıdan içeri girmiştik. Nare ve Aras el ele nikâh masasına doğru yürüdüler. Biz de en öndeki seyirci koltuğuna oturduk.
Miraç önündeki dosyayı açıp evrakları inceledi. Ardından başını kaldırdı, Aras ve Nare'ye baktı.
"Hoş geldiniz."
Salondaki boşluk yüzünden sesi yankı yapıyordu.
"Bugün burada kendi özgür iradenizle evlenmek üzere bulunuyorsunuz."
Özgür...
Nare gerçekten kendi özgür iradesiyle mi evlenmek istiyordu?
Miraç konuşmaya devam etti.
"Aras Demirhan, burada bulunan Nare Aktaş ile hiçbir baskı altında kalmadan, kendi özgür iradenizle evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"
Herkes susmuştu. Hepimiz Aras'ın cevabını bekliyorduk. Düşünmesi saniye bile sürmemişti. Anında "Evet," demişti.
Telefonumu çıkardım. Melis'e mesaj attım.
"Melis, koşarak içeri girmen lazım. Çabuk, hadi."
Miraç mikrofonu Nare'ye uzattı.
"Nare Aktaş, hiç kimsenin baskısı olmadan Aras Demirhan ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"
Nare durdu. Düşündü.
Hadi Melis, çabuk.
Nare'nin gözleri bizim üzerimizde dolaştı. Düşündü. Dudaklarını araladı, sonra tekrar durdu. Sonra yeniden dudaklarını araladı. Mikrofona yavaşça yaklaştı.
Salonun kapısı sertçe açıldı. Kapının sesiyle hepimiz kapıya baktık.
Sonunda geldi.
Melis.
İçimden derin bir nefes aldım.
Melis yavaş yavaş yürüdü. Tam nikâh salonunun karşısında durdu. Nare gözlerini Melis'ten ayırmıyordu. Karşısındaki kızıl saçlı kız onun ikiziydi ama bundan haberi yoktu.
"Nare Hanım, cevabınızı vermediniz," dedi Miraç.
Salak mı bu şimdi? Neden ısrarla soruyor?
"Aras, yapma. Ben seni çok seviyorum."
Melis'in sesi salonda yankılandı.
"Kızım, seni gebertirim orospu!"
Yanımdaki sesle irkildim. Elif ayağa kalkmış, Melis'e saldıracakken Ege onu durdurdu.
"Dur. Şu an sırası değil."
"Nare Hanım, cevabınızı vermediniz."
Miraç kafayı mı yedin? Neden hâlâ soruyor bu?
Aras, Melis'e bakmıyordu. Sadece Nare'ye bakıyordu. Nare durmuş, donmuş kalmıştı. İçinde yediremediklerini, gururunu düşünüyordu. Kalkacaktı. Öğretmen kadındı. Gurur ne demek bilirdi. O masadan kalkacaktı.
Nare elini yavaşça kaldırdı, karnına götürdü. Çok zayıftı. Karnında bebek olsa bile asla belli olmazdı. Ama Nare'nin karnı boştu. Orada yatan ya da yarısı Aras'tan olan bir bebek yoktu. Nare hamile değildi. Aras Nare'ye hiçbir zaman dokunmamıştı ve dokunmayacaktı.
Nare, Miraç'ın önündeki mikrofona uzandı. Mikrofon dudaklarına değdi. Dudaklarını yavaşça araladı.
"Evet."
Salon bu cevabı belki de beklemiyordu.
Nare'nin vazgeçmesi lazımdı. Gururuna yenik düşmüştü Nare. Ya da Nare'nin korktuğu kişi veya kişiler vardı. Bir şey biliyorlardı.
Aras, Nare, Ege ve Elif, bir şey saklıyordu.
Ama sakladıkları şey neydi?
Neden evlendi Aras ve Nare?
Ege ve Elif çok uzun zamandır sevgiliydi ama onlar hâlâ evlenmemişti. Aras ve Nare'nin tanışmasının üzerinden bir hafta bile geçmemişti. Neden hemen evlenmek istediler?
Bu sırrı bulacaktım.
Ve arkasında kim varsa hepsini cehenneme gönderecektim.
Nare bu masadan kalkmamıştı. Melis'i görünce kaçmamıştı. Nare'yi ben kaçıramamıştım.
O zaman sonuçlarına katlanacaktı.
Seni korkutmak benim suçum değil Nare.
Böyle olmasını sen istedin.
Bölüm etkileşimi
