Geçmişim Kapımı Çaldı kitap kapağı

8. bölüm / 17

Sekizinci Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: Sekizinci Bölüm

Aras, Arya'nın gözlerindeki kararlılığı görünce boğazına bir yumru oturdu. Masanın üzerinde duran kelebek kolyeye göz ucuyla baktı, ardından Arya'nın yüzüne döndü. İçinde bir huzursuzluk vardı. Onu kaybetmekten korkuyordu, ama artık gerçeği saklayamazdı.

"Arya, gerçekten ne söylemeye çalıştığını bilmiyorum." Sesi soğukkanlı çıkmıştı ama içinde fırtınalar kopuyordu.

Arya gözlerini kısarak ona yaklaştı. "Gerçekten mi, Aras? O zaman bana şunu açıkla. Bu mektupları ve bu kolyeyi bana kimin aldığını gerçekten bilmiyor musun?"

Aras, duraksadı. Kaçamak bir bakış attı ama hemen ardından gözlerini Arya'nınkilere dikti. "Yanlış anlıyorsun. Ben—"

Arya onu susturdu. Montunun cebine elini attı ve içinden küçük, siyah-beyaz ipten yapılmış eski bir anahtarlık çıkardı. Masanın üzerine koydu.

"Hatırlıyor musun bunu?" dedi sesi hafif titreyerek.

Aras'ın nefesi bir anlığına durdu. Gözleri masadaki anahtarlığa kaydı. O anahtarlık... O kadar eskiydi ki, ipleri artık eskimiş ve yıpranmıştı. Ama onu her gördüğünde hissettiği şey değişmiyordu.

Arya'nın sesi bu kez daha sert çıktı. "Bunu sana ben verdim, Aras. Yıllar önce. Beşiktaşlı olduğun için, takımını sevdiğin için. Hatırlıyor musun?"

Aras sessizdi.

Arya devam etti. "Bu anahtarlık, mektupların ipiyle aynı. O kelebek kolyenin zinciri de sana verdiğim eski bir bilekliğin zinciriyle aynı. Bunlar küçük detaylar olabilir ama iz bırakırlar, Aras. Ve ben fark ettim. Her şeyi fark ettim."

Aras derin bir nefes aldı. Elleri istemsizce masanın kenarını kavradı. Birkaç saniye boyunca gözlerini Arya'dan kaçırdı. Ama sonunda, göz göze geldiklerinde artık bir şey saklamanın anlamı olmadığını anladı.

"İnkar etmenin bir anlamı yok, değil mi?" dedi, sesi neredeyse fısıltı kadar hafifti.

Arya başını iki yana salladı. "Hayır, yok. Çünkü ben zaten biliyorum. Bana bu mektupları ve kolyeyi alan kişi sensin, Aras Yıldırım."

Aras derin bir nefes aldı, sırtını sandalyeye yasladı. "Evet, Arya. Benim. Ama bilmeni istediğim bir şey var. Bunu sadece sana yakın olabilmek için yaptım. Seni kaybetmek istemediğim için."

Arya'nın gözlerinde bir gölge belirdi. Duydukları onu şaşırtmamıştı, ama yine de kalbinde bir ağırlık oluşturuyordu. "Beni kaybetmek istemedin ama yıllarca sakladın. Neden, Aras? Neden başından beri söylemedin?"

Aras gözlerini kapattı. "Çünkü doğru zamanı bekliyordum. Ama sanırım, doğru zaman diye bir şey yokmuş."

Masada bir sessizlik oluştu. İkisi de konuşmuyordu. Sadece denizden gelen rüzgâr, sahile vuran dalgalar ve çayın hafifçe tüten dumanı aralarındaki boşluğu dolduruyordu.

Aras, Arya'nın gözlerinin içine baktı. Mavi gözlerinde bir belirsizlik vardı, sanki duyguları içinde savaşıyordu. O an, tüm korkularını bir kenara bırakması gerektiğini anladı. Arya'yı kaybetmek istemiyordu.

Oturduğu sandalyeden hafifçe öne doğru eğildi ve Arya'nın elini tuttu. Parmakları, Arya'nın soğuk ellerini nazikçe sardı. Kalbi, göğsünde hızla çarpıyordu ama sesi sakindi.

"Arya..." diye fısıldadı. "Beni affedebilir misin? Sana her şeyi söylemeliydim, bunu biliyorum. Ama korktum. Seni kaybetmekten, senin gözlerinde farklı bir adam olmaktan korktum."

Arya başını hafifçe eğdi, gözleri Aras'ın ellerine kaydı. "Sen çok değişmişsin, Aras," dedi kısık bir sesle. "Anaokulundaki o çocuk değilsin artık. Şimdi yakışıklı, kendinden emin bir adamsın. Ama ben... Ben hazır mıyım bilmiyorum."

Aras, Arya'nın tereddüdünü anlayabiliyordu. Onun güvenini kazanması gerektiğini biliyordu. Elini biraz daha sıktı, ona güven vermek istercesine.

"Bana Barış'tan sonra bir şans verir misin?" dedi yavaşça. "Sana söz veriyorum, seni asla üzmeyeceğim. Seni hep koruyacağım, Arya. Her zaman yanındayım, bunu bilmeni istiyorum."

Arya, dudaklarını hafifçe ısırdı. Gözlerinde geçmişe dair hatıraların izleri vardı. "Bilmiyorum, Aras," dedi usulca. "Bilmiyorum nasıl olur, nereye varırız..."

Aras hafifçe gülümsedi. Onun tereddüdüne anlayışla yaklaştı ama vazgeçmeyecekti. Arya'nın kalbine dokunmalı, ona inandırmalıydı.

"Eğer bilmiyorsan, neden denemiyoruz?" diye sordu. "Belki de ikimiz için yeni bir başlangıç olabilir. Bana güven, Arya. Senin yanındayken, seninle olduğum her an mutlu olacağımı biliyorum."

Arya, derin bir nefes aldı ve Aras'ın gözlerine baktı. İçinde bir şeyler kıpırdandı. Onun yanında kendini güvende hissediyordu ama yine de çekiniyordu.

Aras, elini yavaşça kaldırdı ve Arya'nın yanağına hafif bir dokunuşla dokundu. "Peki," dedi Arya, başını hafifçe sallayarak. "Pekâlâ, deneyelim."

Aras'ın yüzünde büyük bir gülümseme belirdi. Gözlerinde, uzun zamandır özlemini çektiği mutluluğun parıltısı vardı. Arya'nın elini biraz daha sıktı, sonra yavaşça yanağına eğildi ve hafifçe öptü.

"Pişman olmayacaksın, kelebek," dedi yumuşak bir sesle.

Arya, duyduğu kelimeyle bir an duraksadı. "Kelebek..." diye fısıldadı.

Aras gülümsedi. "Evet, kelebek. Sen bana hep böyle derdin, hatırlıyor musun?"

Arya hafifçe başını salladı. Kalbi, içinde büyüyen duygulara karşı koymaya çalışsa da, Aras'ın yanında bir güven hissediyordu.

Aras ona bir kez daha gülümsedi ve fısıldadı: "Birtanem."

Arya, Aras'ın elini sımsıkı tutarken gözlerini kapadı. O an, geçmişin hatıralarıyla geleceğe dair belirsizlikler arasında bir yerde duruyordu. Ama içinde hafif bir umut parıltısı vardı.

Aras gözlerini açtığında odası hâlâ loştu. Başucundaki telefon titreşerek ekrana ışık yayıyordu. Eliyle ekranı yokladı ve gözlerini kısarak arayanın ismine baktı. Arya.

Kalbi hızlandı. Bu saatte neden arıyordu? Hemen telefonu açtı.

"Arya?" diye sordu endişeyle.

Karşıdan gelen boğuk, titrek nefes, Aras'ın tüm uykusunu kaçırdı. Arya ağlıyordu.

"Aras... Babamı hastaneye kaldırdılar. Durumu çok kötü," dedi, sesi kırılmış gibi çıkıyordu.

Aras hızla yatağından fırladı, yorganı kenara attı ve gözleri telaşla odada dolaştı. "Aşkım, hemen geliyorum! Hangi hastanedesiniz?"

"Avcılar Murat Kölük Devlet Hastanesi," diye fısıldadı Arya, sesi kısılmıştı.

"Tamam, oraya geliyorum. Sakın yalnız hissetme, tamam mı? Ben yanındayım."

Arya hıçkırarak telefonu kapattı. Aras derin bir nefes aldı, hızla giyindi ve kapıyı çarpıp dışarı çıktı.

Aras arabayı hastanenin otoparkına bırakıp hızla içeri girdi. Kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Gözleri koridorda Arya'yı aradı. Onun ailesi biraz ileride bekliyordu ama Aras doğrudan onlara gitmedi.

Ve sonunda Arya'yı gördü.

Koridorun sonunda, cam kenarında kollarını göğsüne sarmış bir halde duruyordu. Yüzü solgundu, gözleri ağlamaktan kızarmıştı. Aras bir saniye bile düşünmeden ona doğru yürüdü.

Arya, onun yaklaştığını görünce başını kaldırdı. Göz göze geldiklerinde, bir an duraksadı. Sonra hiçbir şey söylemeden, hızla Aras'a doğru koştu.

Aras, Arya'nın titreyen bedenini kollarına aldığında, onun ne kadar kırılgan olduğunu fark etti. Kollarını sıkıca ona doladı.

"Buradayım," diye fısıldadı, elini onun saçlarına götürerek. "Her şey yoluna girecek, Arya. Ben yanındayım."

Arya, başını onun göğsüne yasladı. "Çok korkuyorum, Aras," dedi, sesi ince bir fısıltıydı.

Aras, Arya'nın sırtını yavaşça okşadı. "Hiçbir şey olmayacak. Sen güçlüsün. Baban için, ailen için... ve benim için."

Arya derin bir nefes aldı, gözleri Aras'ın gözlerini buldu. O an Aras, Arya'nın içindeki acıyı tüm ağırlığıyla hissetti.

Parmaklarını Arya'nın yüzüne götürdü, yanaklarını nazikçe okşadı. "Ben buradayım. Seni asla yalnız bırakmam," dedi kararlı bir sesle.

Arya bir şey söylemedi, sadece gözlerini kapattı ve başını hafifçe eğdi. Aras yavaşça ona yaklaştı, tereddütsüz bir şekilde Arya'nın dudaklarına kısa ama sıcak bir öpücük kondurdu.

"Her şey düzelecek, kelebek," diye fısıldadı.

Arya gözlerini açtığında, Aras'ın gözlerinde huzur buldu. Hafifçe gülümsedi ama hüzün bakışlarında asılı kaldı.

"Şimdi gitmeliyim," dedi sessizce. "Annem gilin yanına dönmeliyim."

Aras başını salladı. "Tamam. Ama unutma, seni seviyorum."

Arya bir an duraksadı, sonra hızla Aras'ın elini tuttu ve sıktı. "Biliyorum," dedi. "Ben de seni seviyorum."

Aras başını salladı, elini Arya'nın omzundan çekmeden biraz daha sıktı. "Her zaman yanındayım," dedi.

Aras, onun uzaklaşmasını izlerken içindeki koridorlarda yankılanan ayak seslerini duyuyordu. Arya'nın ailesinin yanına varmasıyla konuşmaların tonu değişti, daha da ciddi bir hava çöktü üzerlerine.

Aras, derin bir nefes alarak gözlerini kapattı. Elini saçlarının arasından geçirdi ve hafifçe başını eğerek yere baktı. Birkaç saniye içinde kendisini toparladı ve yoğun bakım bölümüne yöneldi.

Barış, ellerini cebine sokmuş, başı öne eğik bekliyordu. Aras yaklaşırken, Barış hafifçe başını kaldırdı ve gözleri Aras' la buluştu. İkisi de bir süre sessiz kaldı.

"Nasıl?" diye sordu Aras, sesi kontrollüydü ama gözleri gerçeği öğrenmeye hazırdı.

Barış, gözlerini bir an kapattı, sonra derin bir nefes alarak konuşmaya başladı. "Yoğun bakımdan çıkarıldı ama... pek iyi değil."

Aras'ın çenesi gerildi. "Ne kadar kötü?"

Barış gözlerini kaçırdı. "Elimizden gelenin fazlasını yapmaya çalışıyoruz ama az bir zamanı kaldı."

Hastanenin soğuk koridorları daha da sessizleşti sanki. Aras, içinde oluşan ağırlığı bastırmaya çalışarak başını salladı. Bu haberi nasıl vereceklerini düşündü.

Arya'nın yüzünü hatırladı. Ona bunu söylemek en zor olanıydı.

Barış gözlerini Aras'a dikti. "Bunu ailesine benim söylemem gerek," dedi, sesi ciddiydi.

Aras bir an düşündü, sonra başını salladı. "Evet, bunu senden duymalılar doktor olan sensin."

Barış, hastane koridorlarında yavaşça ilerleyerek Arya'nın ailesinin olduğu yere doğru yürüdü. Güllü oturduğu yerde dua ediyordu, Murat ise endişeyle telefonuna bakıyordu. Arya ise köşede durmuş, kollarını göğsüne sarmış, belli ki kendi içinde bir savaş veriyordu. Melissa ise bir sandalyeye oturmuş bekliyordu.

Barış bir an duraksadı, sonra derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.

"Güllü Hanım ve ailesi"

Arya başını kaldırdı, bakışları Barış'a kilitlendi. Bir şeylerin ters gittiğini anlamış gibi, nefesi kesildi.

"Babanız yoğun bakımdan çıktı ama fazla zamanı kalmadı," dedi Barış, sesi titrememeye çalışıyordu ama duyduğu üzüntü sözlerine yansımıştı.

Güllü bir anda soluğunu tuttu ve gözlerinden yaş akıyordu. Murat yumruğunu sıktı ve duvara dönerek derin nefes aldı. Arya'nın yüzünden tüm renk çekilmişti.

"Hayır" diye fısıldadı, geri adım attı.

Melissa, bir süre olanları tam anlayamamış gibi bakakaldı. Ama Barış'ın sözleri kulaklarında yankılanırken, yüzü hızla değişti. Önce kaşları çatıldı, sonra dudakları titredi.

"Hayır babam ölmeyecek!" diye bağırdı birden.

Vücudu titriyordu, gözleri yaşlarla dolmuştu. Ayağa kalktı ve gözyaşları yanaklarından süzülmeye başladı.

"Siz, siz onu zaten hiç istemediniz!" diye hıçkırarak konuştu Melissa. "Ama o benim babam! O benim babam! Ölemez, hayır!"

Güllü, kızının ağlamalarını duyunca içini çekerek ona doğru yöneldi. "Kızım." dedi, sesi kırılmıştı.

Ama Melissa geri çekildi, gözleri öfke ve acıyla doluydu. "O benim babam! Onun yanında olmak istiyorum! Ölmesine izin vermeyeceğim!" dedi ve hızlı adımlarla koridorun diğer ucuna koştu.

Arya, Melissa'nın arkasından donmuş gibi bakıyordu. Kendi içindeki fırtına yetmezmiş gibi, şimdi de küçük kız kardeşinin öfkesine şahit oluyordu.

Aras, Arya'nın gözlerinde beliren çaresizliği gördüğünde dayanamayıp ona doğru ilerledi. Arya, onun yaklaşmasını izledi, gözyaşları yanaklarını ıslatıyordu.

Aras, Arya'nın titreyen bedenini sıkıca sararken gözlerini kapattı. Onun kokusu, sıcaklığı, umutsuzca kendini ona bırakışı, içinde bir şeyleri harekete geçiriyordu. Kollarını bir an bile gevşetmeden Arya'yı daha da kendine çekti.

"Yanındayım," diye fısıldadı, sesi güven vericiydi. "Ne olursa olsun buradayım."

Arya, onun göğsüne yaslanmış, gözlerini kapamıştı. İçinde kopan fırtınalara rağmen Aras'ın kollarında biraz olsun huzur buluyordu. Ama bu huzur, uzun sürmeyecekti.

Aras derin bir nefes aldı ve yavaşça geri çekildi. Arya'nın gözlerinin içine baktı.

"Gitmem lazım," dedi usulca.

Arya başını kaldırdı, gözlerinde yorgunluk ve hüzün vardı. Ama bir şey söylemedi, sadece başını salladı. Aras, elini onun yanağına götürdü, hafifçe dokundu.

"Seni sonra göreceğim," dedi yavaşça, sonra birkaç adım geri çekilip hastane koridorunda hızla uzaklaştı.

Hastanenin soğuk havasından çıkıp geceye karıştığında, cebindeki telefonu çıkardı. Tam arabasına doğru yürüyordu ki, ekranında Deniz Komiser yazısını gördü.

"Deniz?" dedi Aras telefonu açarken.

"Aras, neredesin?" diye sordu Deniz'in sesi, telaşlıydı.

Aras, hızla arabasına binerken cevap verdi. "Hastanedeydim, şimdi çıkıyorum. Hayırdır?"

Deniz bir an duraksadı. "Senin merkeze gelmen lazım. Müdür Mahir seni görmek istiyor. Önemli bir konu varmış."

Aras'ın kaşları çatıldı. "Ne hakkında?"

Deniz'in sesi bir an ciddileşti. "Telefonda konuşamam. Ama seni burada bekliyorlar. Bence oyalanmadan gel."

Aras içinden bir küfür savurdu ve motoru çalıştırdı. "Tamam, geliyorum."

Telefonu kapatıp gaz pedalına bastı. Gece vakti, yollar neredeyse boştu ama kafasının içi düşüncelerle doluydu. Hastanedeki olaylar, Arya'nın kırılgan hali, Melissa'nın çığlıkları ve şimdi de Mahir Müdür'ün onu acil olarak merkeze çağırması.

Hızla emniyetin kapısına vardığında, arabasını girişe yakın bir noktaya park etti ve binaya adım attı.

Emniyet binasının koridorları her zamanki gibi yoğun ve gergindi. Çalışan polisler, girip çıkan insanlar, telefon konuşmaları ve klavye sesleri. Aras'ın zihni bir anlığına bunları arka plana attı. Deniz onu kapının önünde bekliyordu.

"Mahir Müdür odasında, seni bekliyor," dedi Deniz, Aras'ın gelişine başıyla onay vererek.

Aras kapıyı çalmadan önce derin bir nefes aldı, ardından tok bir vuruşla kapıyı çaldı. İçeriden gelen "Gir!" sesiyle kapıyı açıp içeri adım attı ve kapıyı arkasından kapattı.

Aras, Mahir Müdür'ün odasına girdiğinde içeride bir sessizlik hâkimdi. Duvarlardaki dosya dolapları, yılların yorgunluğunu taşıyan bir masa ve üzerinde biriken belgelerle dolu klasörler arasında ilerledi. Müdür başını kaldırmış, onu dikkatle süzüyordu.

Aras sessizce ilerledi, boş duran koltuğa oturdu. Üzerindeki ağırlık, sadece yorgunluktan değil, hissettiği yoğun öfkeden de kaynaklanıyordu. Derin bir nefes aldı ve doğrudan konuya girdi.

„Ne gibi bilgiler edindiniz, Müdürüm?" dedi, sesindeki gerilim açıkça hissediliyordu. „Aslı Arslan hâlâ cezaevinde. Bunu siz de biliyorsunuz."

Mahir Müdür, Aras'ın sözünü kesmekten çekinmedi. Eliyle masadaki dosyayı işaret etti, gözleri ciddiyetle doluydu.

„Aslı Arslan'ın eli kolu uzun, oğlum." dedi, sesinde hem öfke hem de ciddiyet vardı. „Sevgilisi Önal Yılmaz'ın hastanede, hem de ölüm döşeğinde olduğunu bir şekilde öğrenmiş. Nasıl öğrendiği meçhul. Ama öğrendi. Şimdi de sevgilisini son kez görmek için resmi talepte bulunmuş."

Aras kaşlarını çatarken sandalyesinde doğruldu. Müdür devam etti.

„Bu talep İstanbul Büyükşehir Emniyet Müdürlüğü'nden Arif Müdür aracılığıyla kabul edilmiş. Resmi izin bu sabah geldi. Cezaevinden çıkartılacak ve doğrudan hastaneye götürülecek."

Bir an durdu, sonra gözlerini Aras'a dikti.

„Ve bu görev, sana verildi."

Aras'ın yüzündeki ifade anında sertleşti. Çenesini sıkarak arkasına yaslandı ve başını iki yana salladı. Bu duydukları ona fazla gelmişti.

„Müdürüm, bu kadını ben tıktım o hapishaneye." dedi, sesi artık yükselmişti. „Şaka mı bu? Şimdi ben mi çıkartacağım onu dışarıya? Yetmezmiş gibi bir de başında bekleyip, bakıcılık mı yapacağım?"

Aras ayağa kalkar gibi yaptı ama kendini tuttu. Yumruğunu dizine dayadı. İçinde öfkeyle birlikte derin bir kırgınlık da vardı. Aslı Arslan, geçmişin en karanlık dosyalarından biriydi onun için. Onun yarattığı yıkım, yalnızca dosya sayfalarında değil, insanların hayatlarında da iz bırakmıştı.

Mahir Müdür, Aras'ın gözlerine sertçe baktı. „Sen profesyonelsin, Aras. Ne olursa olsun bu görevi kişiselleştiremezsin. Biliyorum, kolay değil. Ama bu emir yukarıdan geldi. Görevi kabul etmen gerekiyor. Gözün onun üzerinde olacak. Ne bir adım sağa, ne bir adım sola."

Aras başını yere eğdi. Derin bir iç çekti. Sanki içinden çıkamayacağı bir bataklığa yeniden adım atmak zorundaydı. O an Arya'nın gözyaşları geldi aklına. Melissa'nın titreyen sesi, Güllü'nün suskunluğu. Ve şimdi Aslı Arslan.

Düşünceleri paramparça olmuştu ama emir emirdi.

Gözlerini Mahir Müdür'e kaldırdı.

„Ne zaman çıkartılıyor?" diye sordu Aras, sesi hâlâ öfkeyle yüklüydü ama içinde bulunduğu düzenin neye izin verip neye vermeyeceğini de iyi biliyordu.

Mahir Müdür dosyayı kapattı ve yan tarafa koydu. Ardından saatine baktı.
„Yarın öğlen saat on iki buçukta cezaevinden alınacak. Götürme işlemi sana zimmetlenecek. Hastaneye kadar yanına sen eşlik edeceksin. Ziyaret süresi en fazla kırk beş dakika. Onu aldıktan sonra tekrar cezaevine geri götüreceksin. Araç ve kelepçe işlemleri organize ediliyor."

Aras birkaç saniye sustu. Çenesini sıktı, gözlerini bir noktaya dikti. İçinde buz gibi bir duvar yükseliyordu. Aslı Arslan'la tekrar karşılaşmak, ona eşlik etmek, onu yeniden görmek... Kalbinin bir yerinde tarif edemediği, bastırdığı bir öfke kaynıyordu. Ama emir emirdi.

Başını eğerek sandalyesinden kalktı.
„Anlaşıldı, müdürüm." dedi kısa bir ses tonuyla.

Kapıya doğru yöneldi. Kapının tokmağına uzandığında, Mahir Müdür'ün sesi arkasından geldi:
„Duygularını karıştırma, Aras. Her şey resmî sınırlar içinde kalmalı. Bu kadına güven olmaz, bunu en iyi sen bilirsin."

Aras başını çevirip kısa bir bakış attı, sonra kapıyı açtı ve arkasından sessizce kapattı.

Cezaevinin yüksek duvarlarının ardında, beton karla birlikte buz tutmuştu. Aras, resmi araçtan indiğinde etrafı kontrol etti. Girişte görevli polislerle göz göze geldi. Elindeki resmî belgeleri uzattı.

Cezaevi yetkilisi onu içeri aldı. Sıra dışı bir gün olduğu belliydi. Bu tür özel izinler çok nadiren verilirdi. Üstelik konu Aslı Arslan'sa, temkin daha da artardı.

Aras, içeri alındığında geniş bir bekleme odasında durduruldu. Az sonra, kapı açıldı.

Aslı Arslan.

Simsiyah saçları, toplu hâlde başının arkasına bağlanmıştı. Gözlerinde hâlâ aynı soğukluk, aynı kendinden emin bakış ama bu kez bir fark vardı: gözlerinde hüzne yakın bir yorgunluk vardı.

Kelepçelenmiş elleri önünde birleşmişti. Gardiyan eşliğinde yürüyordu. Aras'a yaklaştığında hafifçe başını eğdi.
„Teyzeni almaya senin almaya geleceğini görmek, şaşırtıcı."

Aras hiçbir şey söylemeden sadece başını salladı.
„Talebin onaylandı. Ziyaret süresi kırk beş dakika. Hastanedeki güvenliği sağlayacağım. Kurallar belli. Herhangi bir taşkınlıkta anında müdahale ederim."

Aslı dudaklarının kenarında küçümser bir gülümsemeyle ona baktı.

„Endişelenme. Bugün sadece vedalaşma geldim."

Gökyüzü gri bir yorgan gibi şehri örtmüş, ince bir kar taneleri rüzgârla savruluyordu. Hastanenin giriş kapısı önünde resmî araç yavaşça durduğunda, Aras'ın elleri montunun cebinde, nefesiyse soğuk havada buharlaşıyordu.

Araçtan ilk çıkan gardiyandı. Ardından Aslı Arslan. Üzerinde cezaevine ait kalın ama sade bir kaban vardı. Soğuk tenine düşen kar taneleri erimeden iz bırakıyordu.

Aras onu başıyla içeri yönlendirdi. Tek kelime etmedi. Karın sessizliği, her adımlarında daha da ağırlaşıyordu.

Hastanenin koridorları sıcak ama kasvetliydi. Koridorda ilerlerken Aras, Arya'nın uzaktan gelen sesini işitti. Hafif bir telaşla başını çevirse de, Arya onları henüz fark etmemişti. Aslı'nın bakışları da o yöne kaydı.

„O kız. Senin senlerce aşık olduğun kızdı, değil mi?" diye sordu fısıltıyla.

Aras gözlerini onun üzerine çevirdi. Soğuk ve sert bir ifadeyle yanıtladı:

„Kapa çeneni ve yürü."

Kapı açıldığında içerisi sıcaktı, ama içindeki hava ölümün ağır sessizliğiyle doluydu. Önal Yılmaz'ın vücudu, makinelerin ritmik sesleriyle çevriliydi. Zayıf düşmüş yüzü, soluk teni ve zor nefesleriyle yatağa gömülmüş gibiydi.

Aslı içeri girdiğinde bir an duraksadı. Aras ise kapının hemen yanında durdu. Her hareketi, her bakışı gözlüyordu.

Önal, güçlükle başını kaldırabildi. Gözleri yarı açıkken tanıdı onu. Dudakları titreyerek sadece tek bir kelime fısıldadı:
"Aslı."

Aslı, yavaşça yatağın yanına yaklaştı. Elleri hâlâ kelepçeliydi. Dizlerinin üzerine çöktü. Karşısındaki adamın halini görmesine rağmen yüzündeki soğukkanlılık çözülmemişti. Ama gözlerinde silik bir buğu vardı.

"Buradayım," dedi. "Son kez görmek için."

Önal gözlerini kaçırmadı. Onca yılın ardından, her şeyin bu noktaya varması.

"Beni hiç gerçekten sevmiş miydin?" diye sordu kısık bir sesle.

Aslı, kısa bir süre sustu. Koridordan gelen sesler bile durulmuş gibiydi.
"Bilmiyorum," dedi sonunda. "Belki de. Ama sana da kendime de zarar verdim. Ve bunun bedelini ödüyorum."

Aras bu sahneyi izlerken duygulanmadı. Ona göre bu sadece bir perdeydi. Aslı Arslan'ın ne zaman rol yapıp ne zaman dürüst olduğunu ayırt etmek neredeyse imkansızdı.

Aras saate baktı.
"Süre doldu," dedi.

Aslı başını eğdi, yavaşça ayağa kalktı. Bileklerindeki kelepçelerden çıkan metal sesi odada yankılandı. Son kez Önal'a baktı.

"Hoşça kal, Önal." dedi. "Belki başka bir hayatta."

Odadan çıkarken pencerenin dışına göz ucuyla baktı. Kar yeniden başlamıştı.
Sokak lambalarının altında, yere düşen taneler savruluyor, sanki şehir bile bu vedayı kabullenmeye çalışıyordu.

Aslı Arslan iki memur eşliğinde hastane koridorunda ilerlerken, uzak köşede Arya ve ailesi beliriverdi. Güllü, Murat, Melissa ve Arya'nın adımları hızlanmıştı. Soğuk koridorda sadece ayak sesleri değil, yıllardır birikmiş duyguların gölgesi yankılanıyordu.

Ve o an sessizlik bozuldu.

"SEN!" diye bağırdı Melissa, gözleri Aslı'ya kilitlenmişti.
"Babamı senden dolayı kaybediyorum!"

Melissa, Aslı'ya doğru yürüdü. Kızın gözyaşları yanaklarından süzülüyordu, gardiyanlar ve Aras hemen araya girdi. Murat da kardeşini geriye cekmeye çalıştı.

"Dur Melissa!"

Güllü sert ve acı dolu bir sesle bağırdı:
"YETER!"
Sesi koridorda yankılandı. Tüm gözler ona çevrildi.

Tam o anda içeriden bir ses duyuldu.
"Yapmayın DURUN!"

Herkes sustu. Yatağında güçlükle doğrulan Önal, nefes nefese, solgun bir halde konuşmaya çalışıyordu. Kalp monitörleri hızlı sinyaller vermeye başlamıştı.

"Yeter artık,kavga etmeyin."

Ama bu çaba onun vücuduna ağır geldi. Nefesi düzensizleşti. Gözleri kapanıp açılırken, yüzü bembeyaz olmuştu.

Barış hızla içeri girdi. Hemşireleri çağırdı. Yatak harekete geçirildi, koridora itildi.

Aras ve memurlar Aslı'yı geri çekerken, Aslı bir adım öne atıldı. Gözleri panikle açılmıştı.

"Önal! Sana bir şey söylemem gerek, ben.."

Ama Önal'ın gözleri ona bile çevrilmedi. Sanki orada yokmuş gibiydi. Sadece çocuklarına ve Güllü'ye baktı. Aslı, artık onun dünyasında değildi. Hiç olmamış gibiydi.

Aslı, geri çekilmek zorunda kaldı. Memurlar onu sıkıca tutarak dışarıya çıkardıklar. Aras da Aslı'nın peşinden baktı.

Önal yatağın üzerinde, son kalan gücüyle gözlerini çocuklarına ve Güllü'ye dikti. Sesini zor çıkarıyordu ama kalbindeki sözler, bütün gücünü toplamış gibiydi.

"Size kendimi affettirmek istedim ama başaramadım."
"Kanser ve ölüm daha hızlıydı."

Nefesi kısalıyordu, ama sözlerini tamamlamaya kararlıydı.

"Yaşattıklarım için özür dilerim. Ben cezamı çekiyorum. Ölümle ödüyorum."
"Ama sizi, sizi çok sevdim. Hep sevdim. Bir gün beni affedin olur mu?"
"Babanızın mezarıma gelin ve onun için dua okuyun canım ailem ."

Yatak kapıdan uzaklaşırken, Arya'nın gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Melissa sessizdi, Güllü dimdik ayakta duruyordu.

Murat, boğazındaki düğümü yutkundu.
"Belki affetmek kolay olmayacak ama..."

Arya sessizce ekledi:
"Eğer bir gün başarabilirsek seni affetmeyi baba söz veriyorum, geleceğiz."

Ve Önal Yılmaz, ailesine son kez bakarak ameliyathane kapısından sonsuzluğa doğru ilerledi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…