Bölümler 17Şu an: İkinci Bölüm
- 1 Birinci Bölüm2.367 kelime
- 2 İkinci Bölüm3.032 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Üçüncü Bölüm1.786 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm3.512 kelime
- 5 Beşinci Bölüm1.129 kelime
- 6 Altıncı Bölüm1.554 kelime
- 7 Yedinci Bölüm3.107 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm3.148 kelime
- 9 Dokuzuncu Bölüm645 kelime
- 10 Onuncu Bölüm2.931 kelime
- 11 Onbirici Bölüm3.605 kelime
- 12 Onikinci Bölüm1.225 kelime
- 13 Onüçüncü Bölüm901 kelime
- 14 Ondördüncü Bölüm990 kelime
- 15 Onbeşinci Bölüm667 kelime
- 16 Epilog358 kelime
- 17 Son Söz ve Teşekkür189 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Arya, odadaki eski ahşap saatin tok bir sesle çalmasıyla uykulu gözlerini araladı. Gözleri hâlâ gece gördüğü rüyaların sisindeydi, ama yavaşça farkına vardı ki bu sabah da tıpkı diğerleri gibi başlamıştı. Yatağında doğruldu gözleri hâlâ dalgındı. Siyah, uzun saçlarını usulca elleriyle topladı ve sıkıca bir at kuyruğu yaptı. Bir an için zihni, dünkü yaşananlara geri döndü. Yaşlı bilge adamın sözleri aklından çıkmıyordu. Onun her şeyi biliyor olması Arya'yı hâlâ derinden sarsıyordu. Nasıl olabilirdi? Arya bu soruyu kendi kendine defalarca sormuş, ama bir cevap bulamamıştı.
Bir iç çekişle yataktan kalktı. Hâlâ uykusunun ağırlığı omuzlarına çöküyordu, ama buna rağmen her zamanki gibi günü karşılamak için hazırlandı. Yavaşça, adeta bir ritüel gibi kıyafetlerini giydi; sade ama kendini rahat hissettirecek bir kombin seçti. Yüzüne hafif bir makyaj yaptı, aynada kendisine kısa bir bakış attıktan sonra odasından çıktı.
Mutfağa girdiğinde, tanıdık bir sıcaklık onu karşıladı. Annesi Güllü, küçük bir kahvaltı sofrası hazırlamıştı. Sıcacık çayın buğusu mutfağın içine yayılmış, sofraya özenle yerleştirilen peynir, zeytin ve taze ekmekler güne huzurlu bir başlangıç yapmanın işaretiydi. Arya, gözleriyle sofrayı taradı ve hemen masaya oturdu. "Anne, abim kalkmadı mı?" diye sordu, sesinde hafif bir merak ve uykusunun verdiği sersemlik vardı.
Güllü, boş çay bardağına taze çayı doldururken başını hafifçe Arya'ya çevirdi ve gülümsedi. "Abin bu hafta öğlenci, saat ikide işe gidecek," dedi yumuşak bir ses tonuyla ve çay bardağını masaya koydu.
Arya, kahvaltısını bitirdikten sonra annesine dönüp hafif bir gülümseme ile "Ben çıkıyorum anne," dedi. Annesinin huzur veren varlığı, içinde bir tür rahatlama yaratıyordu, ama yine de aklındaki düşünceler bir türlü dağılmıyordu.
Güllü, Arya'nın gerginliğini fark etmişti. Kızına yaklaşarak yumuşak bir ses tonuyla, "Kızım, bugün işine odaklan ama aklını meşgul eden her neyse, bil ki ben hep yanındayım. Ne olursa olsun, bana güvenebilirsin," dedi. Sesi, sıcak bir güven veriyordu.
Arya, annesinin bu sevgi dolu yaklaşımına karşı bir an duraksadı. Kalbindeki ağırlığı hafifletmek için annesinin söylediklerine sıkı sıkı tutunuyordu. Gözlerinde hafif bir parıltı belirdi. "Teşekkür ederim anne," dedi, ve ona sarıldı.
Güllü, kızına sarılırken onun saçlarını okşadı. "Sen çok güçlü birisin Arya."
Arya, annesine sarıldıktan sonra derin bir nefes aldı ve hafifçe geri çekildi. Yüzünde zayıf ama içten bir gülümseme vardı. "Biliyorum anne," dedi. "Seni seviyorum." dedi ve Çantasını aldı ve yavaşça kapıya yöneldi.
Güllü, kızının ardından bakarken sessizce ona dualar etti. Arya, kapıyı açıp dışarı çıkarken başını hafifçe geriye çevirdi ve annesine son bir kez daha gülümsedi. Ardından yola koyuldu.
İş yerine vardığında Arya, hızla soyunma odasına geçti. Günlük rutinini yerine getiriyordu, ama aklı hâlâ bilge adamın söylediklerinde takılı kalmıştı. Soyunma odasında, en yakın arkadaşı Melek'i buldu. Melek, dolabının başında duruyordu ve Arya'nın geldiğini fark edince gülümsedi.
"Hey, nasılsın? Dünkü buluşma nasıldı?" diye sordu Melek, Arya'nın yüzündeki düşünceli ifadeyi fark ederek.
Arya, iç çekerek montunu çıkarıp dolabına astı. "Dün... biraz tuhaftı," dedi ve gözlerini Melek'e dikti. "O bilge adam bana babamın köye geri döndüğünü söyledi. Yanında Aylin adında bir kadın varmış. Ve Barış'la yollarımızın kesişeceğinide söyledi."
Melek, Arya'nın söylediklerini dinlerken hafifçe kaşlarını kaldırdı ve gülümsemeye başladı. Kahverengi gözlerinde belli belirsiz bir şüphe vardı.
Bu tür şeylere inanmıyordu, ama Arya'nın anlatımı onu hem eğlendiriyor hem de düşündürüyordu. "Gerçekten mi? Arya, sen gerçekten bu tür şeylere inanıyor musun?" dedi, biraz nazikçe alay ederek. "Madem o adam bu kadar her şeyi biliyor, keşke benim için de bir şeyler sorsaydın. Mesela bu kilolarımdan nasıl kurtulurum diye... ya da belki de perilerine danışırdı!" dedi ve kahkahasını bastıramadı.
Arya, Melek'in bu hafif alaycı tavrı karşısında gülümsemeye çalıştı. İçindeki karmaşa devam etse de, Melek'in hafifletici sözleri ona biraz da olsa iyi gelmişti. "Biliyorum, bunlar tuhaf şeyler," dedi Arya, iş töşortunu giyerek. "Ama sanki... bilge adamın söyledikleri beni çok etkiledi. Her şey gerçek mi değil mi bilmiyorum, ama kafamda dönüp duruyor."
Melek, Arya'nın koluna hafifçe dokundu ve ona anlayışla baktı. "Şaka yapıyorum," dedi yumuşak bir sesle. "Ama yine de senin için her şeyin iyi olmasını isterim. Ne olursa olsun, hayat bizim ellerimizde. Sen güçlüsün Arya, üstesinden geleceksin."
Arya, Melek'in sözleri karşısında biraz olsun rahatlamıştı. "Teşekkür ederim," dedi hafifçe gülümseyerek. Arkadaşının yanında olmak, içinde bir tür güven hissi yaratıyordu. "Bana her zaman iyi geliyorsun."
Melek, Arya'ya göz kırptı ve "Tabii ki, işimiz bu!" dedi neşeyle. İkisi de giyinme odasından çıktılar.
Pastanenin içi her zamanki gibi tatlı kokularla doluydu; yeni fırından çıkan taze kurabiyeler, kekler ve pastalar vitrini süslüyordu. Müşteriler ise her zaman olduğu gibi bu huzur veren atmosfere kapılmış, masalarına oturmuşlardı.
Arya, tezgâhın arkasında siparişleri düzenlerken, Melek hızla yanına yaklaştı. Gözleri heyecanla parlıyordu ve yüzünde bir gülümseme vardı. Arya'nın kulağına doğru eğildi ve heyecanla fısıldadı: "Deniz burada sekiz numaralı masada oturuyor."
Arya, Melek'in yüzündeki heyecanı görünce hafifçe gülümsedi. Melek'in uzun zamandır Deniz'den hoşlandığını biliyordu ve arkadaşına bu konuda yardımcı olmak istiyordu. "Peki, o masaya sen mi gidiyorsun yoksa ben mi?" diye sordu Arya, ama cevabı zaten belliydi.
Melek, Arya'ya hafifçe itiraz eder gibi bakıp utangaçça gülümsedi. "Lütfen sen git. Ben çok heyecanlanıyorum ve ne diyeceğimi bilemiyorum," dedi, sesinde tatlı bir utangaçlık vardı.
Arya, arkadaşının bu haline karşılık hafifçe güldü. "Tamam tamam, merak etme," dedi. "Senin için hallederim." Arya, tezgâhın arkasından çıkıp Deniz'in oturduğu masaya doğru yürüdü.
Deniz, sekiz numaralı masada iki arkadaşıyla oturmuş, sohbet ediyordu. Arya masaya yaklaştığında hafifçe gülümsedi. "Merhaba, ne alırsınız?" diye sordu nazik bir ses tonuyla.
Deniz, Arya'ya bakarak kibarca gülümsedi. "Evet, biz üç çay ve yanında da birer dilim çilekli pasta alalım," dedi. Arya, siparişlerini not aldı. "Tamamdır, siparişleriniz hemen geliyor," dedi Arya ve bir gülümsemeyle masadan ayrıldı.
Arka tarafa döndüğünde, Melek heyecanla yanına geldi. "Ne dedi, nasıl bir şey oldu?" diye sordu gözleri parlayarak. Arya hafifçe güldü. "Sadece çay ve çilekli pasta istediler," dedi. Melek gülümseyerek "Teşekkür ederim Arya," dedi, içten bir gülümsemeyle. "Sen olmasan bu anı atlatamazdım."
Arya, arkadaşının bu haline karşılık nazikçe başını salladı. "Her zaman senin yanındayım," dedi.
Arya, mutfakta hazırlanan çay ve çilekli pastaları dikkatlice bir tepsiye yerleştirdi. Siparişleri sekiz numaralı masaya götürmek için yola koyuldu. Deniz ve arkadaşları hâlâ sohbete dalmışlardı. Arya, masaya yaklaştı ve tepsiyi dikkatlice boş duran masanın üzerine yerleştirdi.
"Buyurun, üç çay ve çilekli pastalarınız," dedi gülümseyerek ve siparişleri masaya koydu. Deniz ona hafifçe başını salladı ve teşekkür etti. Arya, siparişleri verdikten sonra masanın boşluğunu fark etti. Orada duran bardaklar ve tabaklar toplanmayı bekliyordu.
Arya, bardakta duran yarım kola ve masadaki diğer boş eşyaları toparlamaya başladı. "Bunları mutfağa götüreyim," diye düşündü. Tepsiyi dikkatlice topladı ve geri dönmek üzere hareket etmeye başladı. Ancak tam o sırada, arkasında biri olduğunu fark etmedi.
Bir anlık dalgınlıkla, bir esmer bayanla çarpıştı. Elindeki bardakta kalan yarım kola, kadının üzerine döküldü. Arya'nın gözleri korkuyla büyüdü. Kola, kadının beyaz bluzuna hızla yayılmış, leke anında belirginleşmişti.
Arya, şaşkınlık ve üzüntüyle ne yapacağını bilemedi. "Çok özür dilerim!" diye aceleyle konuştu. Hemen masada duran peçeteye uzandı ve kadının üzerindeki kolayı temizlemeye çalıştı. Ancak peçeteyle lekeyi silmeye çalıştıkça, kola daha da yayıldı. Arya ne kadar uğraşsa da lekeyi düzeltemiyor, aksine daha da beter yapıyordu.
Esmer bayan, Arya'nın çabalarını sinirle izledi. Yeşil gözleri öfkeyle parladı ve kaşlarını çattı. "Ne yapıyorsun sen? Daha da kötü hale getiriyorsun!" diye sinirli bir sesle çıkıştı.
Arya, mahcubiyetle geri çekildi. "Çok özür dilerim," dedi, sesi titriyordu. Kadının bakışları onu adeta yerin dibine sokmuştu. Kadının sinirli ifadesi, Arya'yı daha da endişelendiriyordu.
"İlk önce kola döküyorsun, sonra da bu berbat hale getiriyorsun. Nasıl beceriyorsun bunu?" dedi kadın, alaycı ve sinirli bir tonla. Arya'nın özürleri kadını sakinleştirmemişti, aksine daha da kızdırmıştı.
Arya, daha fazla üzülmemek için derin bir nefes aldı. Ne kadar çabalarsa çabalasın, durumu düzeltmek yerine daha kötü hale getirdiğini fark etti. Gözleri yere bakarken, kadının öfkesinin dinmesini umdu. Ama o an ne yapacağını bilemez halde, sessizce bekledi.
Arya, kadının sinirli bakışları altında ne yapacağını bilemez halde dururken, tam o sırada patronu Mete Bey, durumu fark etti ve hızla Arya'nın yanına geldi. Mete Bey, Arya'yı uzun zamandır tanıyordu ve onun işindeki titizliğinden memnundu. Bu nedenle Arya'nın bir hata yapması karşısında onu kovmayı düşünmüyordu. Amacı, sinirli müşteriyi sakinleştirmek ve durumu kontrol altına almaktı.
"Hanımefendi, lütfen sakin olun," dedi Mete Bey, nazik ama aynı zamanda otoriter bir ses tonuyla. "Gerçekten çok özür dileriz. Hemen üzerinize dökülen kolanın telafisini yaparız. Arya iyi bir çalışanımızdır, bu tür kazalar her zaman olmasa da nadiren yaşanabilir. Size yardımcı olalım."
Müşteri, Mete Bey'in sözlerine kulak vermek yerine sinirli bir şekilde kolaydan lekelenmiş olan bluzunu işaret ederek konuşmaya devam etti. "Kola dökülmüş bir kıyafetle buradan nasıl ayrılmamı bekliyorsunuz? Bu kabul edilemez!" diye öfkeyle çıkıştı.
Tam o sırada, sinirli kadının yanına genç bir bayan geldi. Kadın, nazik ve rahat tavrıyla annesine dönerek, "Anne, alt tarafı kola dökülmüş. Bu kadar abartmasan olmaz mı?" dedi. Kahverengi gözleriyle Arya'ya dönüp sanki 'Merak etme, sorun yok' dercesine sıcak bir bakış attı. Arya, bu bakış karşısında biraz olsun rahatladı.
Sinirli kadın kızına kadına alınmış bir ses tonuyla, "Tabii Derin Hanım, sizin için sorun yok değil mi? Sonuçta benim bluzum battı, sizin değil," dedi ve boş duran masanın sandalyesine oturdu.
Genç kız, annesinin alaycı çıkışını sakinlikle karşıladı. Derin'in annesinin karşısına oturduktan sonra Arya'ya döndü ve annesi adına özür diledi. "Annem için üzgünüm," dedi nazik bir sesle. "Ama ciddiye almanıza gerek yok, bu sadece bir kazaydı." Ardından siparişlerini verdi. "Üç kahve ve üç cheesecake alabilir miyiz? Eşim'de arabayı park etmeye gitti, birazdan gelir."
Arya, kibarca başını salladı ve hızlıca mutfağa doğru yöneldi. Müşterinin sert tavrına rağmen kızı sayesinde biraz rahatlamıştı. Mutfağa adım attığında, derin bir nefes aldı ve kendini topladı. Kahveleri ve cheesecake'leri hazırlamak için hemen işe koyuldu.
Arya, mutfakta siparişleri hızla hazırladıktan sonra tepsiyi dikkatlice doldurdu. Üç kahve ve üç cheesecake'i özenle yerleştirdi ve on numaralı masaya doğru yola koyuldu. Müşterilerin masasına yaklaştığında, her zamanki gibi dikkatli ve nazik bir şekilde servis yapmaya başladı. İlk kahveyi kolayı bluzunun üzerine dökmüş olan Hanım'ın önüne, ikinciyi kızı Derin Hanım'ın önüne yerleştirdi.
Siparişleri dağıtırken Derin Hanım'ın eşi masaya geldi, ama Arya o kadar meşguldü ki, masaya oturan kişiyi fark etmedi. Son kahveyi de masaya koyduktan sonra başını kaldırdı ve tam o an, Derin Hanım'ın yanına oturmuş olan adamı gördü. Derin'in gülümsemeyle "Doktor sevgilim hoş gelmiş." demesiyle Arya, bir an nefes almayı unuttu. Karşısındaki kişi... o gözler... kalbini derinlemesine sarsan o bakışlar.
Barış.
Ermiş Dede'nin sözleri bir anda zihninde yankılandı: "Yollarınız tekrar keşişecek, kızım." Arya, bu anın kaçınılmaz olduğunu biliyordu ama bu kadar çabuk gerçekleşeceğini hiç beklememişti. Barış, tam karşısında oturuyordu ve Arya henüz buna hazır değildi.
Arya, nefesi daralmış bir halde, zor da olsa kendini toparladı. "Afiyet olsun," dedi aceleyle ve hızlıca arkasını dönüp mutfağa yöneldi. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu. İçeride derin nefesler alarak kendini sakinleştirmeye çalıştı, ama başaramadı. Gözleri dolmuştu, artık gözyaşlarını geri tutamıyordu. Barış'ı görmek, geçmişin tüm acılarını yeniden canlandırmıştı.
Mutfakta çalışanlardan biri, Arya'nın ağladığını fark etti ve hemen dışarıdaki Melek'i çağırdı. Melek, içeride bir şeylerin ters gittiğini hemen anladı. Hızlı adımlarla mutfağa doğru yürüdü, ama tam o sırada on numaralı masada Barış'ın oturduğunu gördü. Bir anlığına şaşkınlık içinde durakladı. Barış'ın burada olması, Melek'i de endişelendirmişti ve hızla adımlarla Arya'nın yanına gitti.
Mutfakta Arya'yı bulduğunda, gözleri yaşlarla doluydu. Arya, sessizce ağlıyordu. Melek, derin bir nefes aldı ve hemen mutfaktaki çalışanlara dönerek, "Mete abiye söyleyin, biz Arya ile giyinme odasında olacağız," dedi. Hızlıca Arya'nın kolundan tutarak onu giyinme odasına götürdü.
Melek, Arya'yı giyinme odasına götürdüğünde Arya'nın gözleri hâlâ yaşlarla doluydu. Odanın kapısını kapatır kapatmaz Arya, kendini tutamayarak hıçkırarak ağlamaya başladı. Soğuk yere çöktü ve elleriyle yüzünden akan gözyaşlarını silmeye başladı. Barış'ın ani dönüşü, onu içten içe parçalamıştı. Onu tekrar görmek, o eski yaraların açılmasına neden olmuştu. Ama en çok yıkıcı olan şey, Barış'ın evli olmasıydı.
Melek, Arya'nın yanına oturdu ve onu yanına cekti, "Arya, lütfen nefes al," dedi. "Bu durum seni ne kadar sarsmış olursa olsun, seni anlıyorum. Ama kendine zarar verme." Melek'in sesindeki şefkat, Arya'yı bir nebze de olsa rahatlatmaya çalışıyordu.
Arya, ağlamalarını durduramıyordu. Gözyaşları yanaklarından süzülürken, boğuk bir sesle konuşmaya başladı. "Melek... neden? Neden bu kadar kötü bir kaderim var? Barış... O adam benim her şeyimdi ve şimdi... şimdi başka bir kadının eşi!" Sesi titriyordu ve ağzından çıkan her kelime, kalbindeki acıyı daha da derinleştiriyordu.
Melek, Arya'nın bu hali karşısında çaresizdi, ama arkadaşının yanında olmak için elinden geleni yapmaya çalışıyordu. "Arya, belki bu bir işaret. Belki de Barış'la yollarınızın kesişmesi kaderinde var ama bu onunla yeniden olmak zorunda olduğun anlamına gelmez," dedi yumuşak bir sesle.
Arya, derin bir nefes aldı ama nefesleri düzensizdi. Başını yavaşça Melek'e çevirdi, Melek'e baktı ve hıçkırarak, "Nasıl olur, Melek? Nasıl bu kadar çabuk karşıma çıkar? O beni terk etti, hiçbir açıklama yapmadan kayboldu ve şimdi... şimdi başka bir kadınla evli. Bu kadar hızlı mı unuttu beni? Ben nasıl unutacağım?" dedi. Gözlerinde, Barış'a olan aşkının yarattığı derin hüzün ve çaresizlik vardı.
Melek, Arya'nın bu haline içten içe üzülüyordu ama onun güçlü kalmasını sağlamalıydı. "Arya, sen de bunu biliyordun. Ermiş Dede sana söyledi, yollarınız kesişecekti.
Arya, ellerini yüzüne götürdü, ve ıslak yanaklarını sildi, kendini tutuyordu ama tekrar ağlamaya başladı. "Ben buna hazır değildim, Melek. Onu görmek... bir anda karşıma çıkması..." diye isyan etti. Gözyaşları, yüzünden süzüldü ve yüreğindeki keder, her damlada daha da belirginleşti.
Melek, Arya'nın acısına ortak olmaya çalıştı. "Belki o seni unuttu ama bu senin değersiz olduğunu göstermez, Arya."
Arya, bir an durup derin bir nefes aldı. Kendini toparlamaya çalıştı ama gözyaşları durmak bilmiyordu. "Barış... O benim dünyam olmuştu," dedi, sesi neredeyse fısıltı gibiydi. "Ama şimdi başka bir kadının yanında... ve ben hâlâ onu düşünüyorum."
Melek, Arya'nın gözyaşları içinde yaşadığı acıyı izlerken, ona destek olabilmek için ne yapacağını düşünüyordu. Arya, derin bir nefes aldı ama nefesleri hâlâ düzensizdi. "Melek," dedi boğuk bir sesle, "Barış beni sadece sevdiğim adam olarak terk etmedi. O beni... hayallerimden de kopardı." Gözleri tekrar dolmaya başlamıştı.
Melek, Arya'nın bu cümlesini duyunca onun acısını daha iyi anladı. Arya'nın içindeki derin yaraların sadece bir aşk kaybından ibaret olmadığını biliyordu, ama bu sözler Melek'i de derinden etkiledi. "Ne demek istiyorsun?" diye sordu, daha fazla ayrıntı bekleyerek.
Arya, gözyaşlarını sildi ve derin bir iç çekti. "Doktorluk okuyordum," dedi, sesi titriyordu. "Üniversitenin ikinci senesindeydim. Her şey yolunda gibiydi; hayatımın en büyük hayaliydi doktor olmak. Ama Barış... Barış beni terk ettiğinde, her şey anlamını yitirdi. O kaybolduktan sonra hiçbir şeye odaklanamadım. Sanki bütün dünyam çökmüştü."
Melek, Arya'nın bu itirafı karşısında şaşırmıştı. Onun doktorluk hayallerini biliyordu, ama Barış'ın ayrılışının Arya'nın hayatına bu kadar derin bir etki bıraktığını bilmiyordu. "Arya... sen o kadar iyi bir öğrenciydin. Neden bırakmak zorunda kaldın?" diye sordu, sesi nazikti.
Arya, gözlerini yere dikerek içindeki acıyı anlatmaya devam etti. "Bırakmak zorunda kaldım çünkü Barış beni öyle bir boşlukta bıraktı ki, hayata tutunacak bir şeyim kalmadı. Okulun ikinci senesinde her şeyimi kaybettim. Ama Barış? O hayallerine devam etti. Beni terk ettikten sonra, hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etti ve başardı. Hayallerine kavuştu... O benim dünyamı alt üst ederken, kendisi hiç etkilenmedi. Ben bu enkazın içinde boğulurken, o hayatında ileriye gitti."
Bu sözler Arya'nın içindeki derin kırgınlığı ve hayal kırıklığını açığa çıkardı. Onun için Barış sadece bir aşk değildi; aynı zamanda kendi hayatını ve hayallerini kaybetmesine neden olan kişiydi. Arya, bu gerçek karşısında içindeki acıyı daha da derin hissediyordu.
Melek, Arya'nın elini sıktı "Arya," dedi yumuşak ama kararlı bir sesle, "Barış hayallerine kavuşmuş olabilir, ama bu senin başarısız olduğun anlamına gelmez. Senin de yeniden hayallerine kavuşma şansın var. Biliyorum, bu kolay olmayacak. Ama senin içinde hâlâ o gücü görüyorum. Bunu atlatacaksın."
Arya, gözlerini kapattı ve başını ellerinin arasına aldı. "O kadar kolay değil Melek," dedi hıçkırarak.
Melek, Arya'nın bu sözlerine karşı ne diyeceğini bilemedi, ama onun yanında olmak için elinden gelen her şeyi yapıyordu. "Belki şimdi böyle hissediyorsun," dedi sakin bir sesle. "Ama bu hislerin geçecek. Kendini tekrar toparlayacaksın. Hayat senin elinde, Arya. Geçmiş seni şekillendirmiş olabilir ama geleceğini hâlâ sen çizeceksin."
Arya, derin bir nefes aldı ve gözlerini sildi. Melek'in sözleri ona güç veriyordu ama kalbindeki acı hâlâ geçmemişti, ama Melek'in desteği, içindeki karanlıkta bir ışık yakıyordu. "Belki bir gün," dedi sessizce. "Belki bir gün tekrar hayallerime dönebilirim. Ama bugün değil..."
Melek, Arya'nın bu kabullenişi karşısında hafifçe gülümsedi. "Bugün değil belki," dedi. "Ama bir gün kesinlikle döneceksin. Ve o gün geldiğinde, seni desteklemek için ben hep yanında olacağım."
Arya, başını salladı. "Teşekkür ederim, Melek," dedi gözlerinde hâlâ birikmiş yaşlarla.
Arya kendisini biraz toparlamıştı ve ikiside odayı terk ettiler. Arya, hâlâ yorgun ve duygusal olarak bitkindi, ama Melek'in yanında olmak ona güç veriyordu. İkisi de mutfağa döndüler ve Mete Bey'e gidip durumu açıkladılar. Mete Bey, Arya'nın bugünkü yaşadığı duygusal yıkımın farkındaydı ve ona karşı her zaman anlayışlı olmuştu. "Bugünlük çıkabilirsiniz," dedi nazikçe. "Dinlenin, yarın zaten pazar, pastane kapalı. Kendinize iyi bakın."
Arya ve Melek, aceleyle iş yerinden çıktılar. Arya, derin bir nefes aldı, ama Barış'ın varlığı hâlâ zihnini meşgul ediyordu. O an, bakışlarını on numaralı masaya çevirdi. Barış ve ailesi artık orada değildi. Bu, ona bir anlık rahatlama verdi. Annesini telefonla aradı ve "Anne, bugün Melek'te kalacağım," dedi. Annesi Güllü, Arya'nın sesindeki yorgunluğu hissetti ama bir şey sormadı. "Tamam kızım, dikkat et," dedi sadece.
Melek'in küçük ve şirin evine doğru yola koyuldular. Melek, 30 yaşındaydı ve yalnız yaşıyordu. Evinin dışarısında küçük, sevimli bir bahçe vardı. Arya, bahçeden geçerken zihnindeki düşüncelerden bir nebze olsun uzaklaştı. Ev sıcak ve davetkârdı. İçeri girdiklerinde Melek, Arya'ya gülümseyerek, "Üzerimizi değiştirip rahatlayalım," dedi. Arya'da başını salladı ve ikisi de rahat kıyafetler giyip salona geçtiler.
Melek de Arya nın yanına geçti ve Arya'nın üzerine ince battaniyeyi örttü. "Biraz rahatlayalım," dedi Melek ve Netflix'i açtı. Bir komedi filmi seçip Play tuşuna bastı. Film başladığında, ikisinin de dikkatleri ekrana yöneldi.
Melek kısa süre sonra mutfağa gidip birkaç atıştırmalık getirdi. Film ilerledikçe Arya, gülümsemeye ve arada sırada kahkahalar atmaya başladı. Film komikti ve Arya'nın bu kadar zor bir günün ardından gülmesi Melek'i mutlu etti. Arya'nın gülüşü, içindeki hüznü bir an olsun uzaklaştırıyor gibiydi.
Tam o sırada kapı çaldı. Melek şaşkın bir ifadeyle Arya'ya baktı. "Kim olabilir ki?" dedi hafif bir merakla, kalktı ve kapıya doğru yürüdü.
Melek, Barış'ı kapının önünde görünce şaşkınlığı hızla öfkeye dönüştü. Arya'nın o kadar zorlu bir günün ardından güldüğünü görmek, ona huzur vermişti. Barış'ın varlığı bu huzuru bozabilirdi, buna izin vermemeye kararlıydı. Melek derin bir nefes aldı ve Barış'a sert bir şekilde baktı.
"Defol git buradan," dedi Melek, sesini alçak tutarak. "Arya şu an mutlu ve seni görmeye hiç ihtiyacı yok. Onu daha fazla üzmene izin vermeyeceğim." Barış bir şey söylemek için ağzını açtı ama Melek ona hiçbir fırsat vermeden, kapıyı sertçe yüzüne kapattı.
Melek, birkaç saniye kapının arkasında derin nefesler aldı. Ardından sakinleşti ve Arya'nın yanına döndü. Arya, gözlerini ekrandan kaldırarak merakla sordu, "Kimdi o?"
Melek, gülümseyerek yanına oturdu ve hafif bir ses tonuyla, "Birkaç genç kız ev adresi sordu," dedi. Arya da bu cevabı kabullenerek başını salladı ve tekrar filme bakarak kahkahalara boğuldu. Melekte aryanın bu kadar gülüşüne dayanamayıp oda gülmeye başladı.
Bölüm etkileşimi
