8. bölüm · Gecenin Yassı
7.Bölüm “Yanlışlar ve Doğrular”
7.Bölüm
-Yazarın anlatımıyla-
"Hep birbirimizi yanlış anladık ama hiçbir zaman yanlış sevmedik. Bazı aşklar vardır, her tarafta anlaşılamaz ve biter. Ama bazı aşklarda vardır ki yanlış anlaşılmak ayrılığa yol açmaz. Bazen tatlı tebessümle karşılanırsın aşk tarafından ama mutsuz sonla biter bir çoğu, fakat bizimkilerin hikayesi mutsuz bitmeyecekti. Buna hisleri kadar eminlerdi.
Gece saat dört sularıydı. Eflal'e bu saatlerde uyku haram gibiydi, hemen kendine sıcak bir kahve yaptı. Gündüz çıkan güneş gitmişti geceye doğru sadece şimşek çakmıştı, yani bu demek oluyorduki kış bize göz kırparak geliyordu. Eflal kendine sıcak kahve yaptıktan sonra adımlarını oturma odasına doğru attı, daha sonra usulca kendini kanepenin üzerine bıraktı.
Elinde ısıttığı kahve, aklındaki deli sorular ve yalnızlık... Eflal için bu üçlü gerçekten baş ağrısı sebebiydi. Ama son ikisi hiç peşini bırakmıyordu, Eflal nereye onlar oraya artık.
Duruldu biraz, sonra gözleri tavanla buluştu. Derin bir iç çektikten sonra istemsizce aklına Tuğra geldi. Acaba neredeydi? Ne yapıyordu? Yine Işıl'la mıydı? Aklında artık Eflal var mıydı? Acaba haksızlık mı etmişti ona? İlk adımı Eflal mi atmalıydı? Hatasını anlayıp özür mü dilemeliydi? Ya da gerçekten Işıl'la nişanlı değiller miydi?
Aklındaki delice sorulardan kurtulmak için ve Tuğra'dan özür dilemek için yarın Tuğra'nın evine gidecekti. Son kararı mıydı? Evet, son kararıydı çünkü başka türlü olmazdı, vicdan azabı çekiyordu. Sıcak kahvesini hızlı adımlarla içtikten sonra odasına doğru yöneldi. Üstüne geceliklerini giyip yatağına doğruldu ve yavaşça uykuya dalmaya çalıştı. Yarın büyük gündü, enerjik olması lazımdı.
ERTESİ GÜN
Sabah telefonun çalmasıyla uyandı Eflal. Uykuluydu, hemde çok uykuluydu. Birkaç defa meşgule atsada arayan kişi baya ısrarcı biriydi. En sonunda yatakta doğrularak telefonu eline aldı, arayan kişi Melisa'ydı. Çok beklemeden açtı Eflal.
"Efendim Melisa" dedi uykulu bir ses tonuyla.
"Ohoo, sen hâlâ uyuyor musun?"
"Dün gece çok geç yattım ya" diyerek diğer eliyle gözünü avuşturdu.
"Hadi kalk. Elini yüzünü iyice yıka, hatta soğuk bir duş al, yorgunluğun azalır."
"Hasta olmamam lazım. Hava yeterince soğudu zaten."
"O zaman elini yüzünü falan yıka. Neyse, gel hadi kahvaltı yapalım beraber."
"Aşağıda mısın?"
"Yok hayır. Seni mükemmel bir lokantaya götüreceğim. Otelin restoranında fazla çeşit yok. Gideceğimiz yerde enfes çeşitler var."
"Peki. O zaman ben şimdi hazırlanayım."
"Tamam. Ben zaten araba ile geleceğim. Hızlı davranmana gerek yok."
"Tamam birtanem" deyip kapattı Eflal
Hemen kalkıp yatağını düzeltti, ardından elini yüzünü yıkayıp dişlerini fırçaladı. Kişisel bakımı bittikten sonra kıyafet dolabına doğru yöneldi. Dolabı açtığında yazlık elbiseler ve croplarla göz göze geldi. Elbise giymek istiyordu ama bu havada mümkün değildi. Düşünmeye başladı ama hiçbir şey bulamıyordu. Yattığı odayı kontrol etmeye başladığında bavulun en altında kalan ince bir badi geldi eline. Ancak badi giyebilirdi çünkü elinde ondan başka giyecek kalın kıyafeti yoktu.
Üstüne önce badi, sonra beyaz bir elbise daha sonrada elinde tek kalan beyaz fuları giymişti üstüne. Kıyafet işini hallettikten sonra Melisa'dan aldığı birkaç makyaj malzemesi ile makyaj yaptı. Tokyo'ya geldiğinden beri ilk defa özenerek hazırlanmıştı. Neyseki çok geçmeden hazırlanmıştı. Ve bu esnada kulaklarını korna sesi doldurdu. Aceleyle ayakkabılarını giyip nihayet çıkıp arabaya doğru ilerlemişti.
"Güzellik. Yaktın buraları" dedi tatlı şekilde Melisa
"İnan, buraya geldiğimden günden bugüne kadar ilk defa özenerek çıktım dışarıya" diyerek arabaya bindi Eflal
"İyi yapmışsın. Farklı bir hava katmışsın kendine" dedikten sonra arabayı sürmeye başladı Melisa
Tebessüm ederek teşekkür etti Eflal.
-Tuğra'nın anlatımıyla-
Sabaha kapının ziliyle gözlerimi açtım. Söve söve kalktım yavaş şekilde. Bir elimle gözümü avuşturarak merdivenlerden inip kapıyı açtım. Açtığında karşısında Senay vardı.
"Ben kapını çalmasam hiç arayıp sormayacaksın" diyerek hemen içeriye girdi.
"Biraz kafa dinlemeye ihtiyacım vardı" dedim sakince.
"Dün seni görmedim sanma. Yine bir yere gidiyordun"
"Spora gittim. Kaç haftadır gitmiyordum" dedim yine aynı sakinlikle.
"Hâlâ aranız bozuk, değil mi?"
Eflal'i kastettiğini biliyordum, ama yinede sordum.
"Kiminle?" dedim bilmiyormuş gibi.
"Kimden bahsettiğimi biliyorsun. Yeme beni."
"Evet" dedim başımı öne eğerek.
"Neden ismini söylemiyorsun?"
"Çünkü daha çok özlüyorum"
"O günden sonra hiç konuşmadınız mı?"
"Benden daha çok soğudu"
"Neden?"
"Işıl'la konuşmaya gittiğim gece, Işıl Eflal'in kıskanması için beni öptü"
"Nasıl yani? Üçünüzde aynı mekanda mıydınız?"
"Evet, bir otelin restoranında"
"E o zaman biliyorsun nerede kaldığını"
"Bilsem ne olacak ki, bir daha benim yüzüme bakmayacak. Bir yerde karşılaşsak ilk yapacağı şey yüzüme tükürmek"
"Benim sevdiğim adamıda benim yanımda öpseler bende aynı şeyi yapardım"
"Yalnız oda değil. Yanına karı kılıklı bir lavuk almış, Işıl öyle yapınca hemen Eflal'in elini tuttu yavşak"
"Oha, skandala gel"
"Hadi elini tuttun, ne haddine güzelim diyorsun sen kıza it!" dedim elimi yumruk yaparak
"Sen çok geç kalmışsın" dedi Senay
"Neye?" dedim ters şekilde
"Madem bu kadar seviyorsun, cesaretini toplayıp konuş. Neyi bekliyorsun?"
"Kız hâlâ Işıl'ın yalanına inanıyor Senay"
"Sende olayları baştan sona anlatsana. Bu yalanın içinde sizin ilişkiniz zedeleniyor. Işıl yine hayatına devam ediyor"
"Nerede konuşabilirim ki? Annemler bugün geliyor. Normalde de buraya çağırsam gelmez zaten"
"Benim evimde konuşursunuz. Yarın Berkay askerden gelecek onun için hazırlık yapacağız Ben evde olmayacağım"
"İyi ki varsın be kızım" diyerek Senay'a sarıldım
"Ne demek, kardeşler bugünler içindir" diyerek sırtımı sıvazladı.
"Ee, şimdi ne yapacağız?"
Senay telefonu eline alıp tarihe baktı.
"Şu an tarihlerden dört Şubat"
"Yani?" dedim anlamsızca bakışlar atarak
"Tuğra, sen Eflal'den sonra gerçekten sıyırdın! Aylardan bir habersin"
Alt sakalımı kaşıyarak anlamsız bakışlarımı sürdürdüm.
"Kızım, açık açık söylesene"
"Beş gün sonra sevgililer günü Tuğra. Kaç dakikadır sana bunu anlatmaya çalışıyorum"
"Hass*ktir!" dedim dizime şapalak vurarak.
"Ne oldu?" dedi Senay bu sefer anlamsız bakışlar atarak.
"Ben hayatımda hiç ilişki yapmadım ki. Nasıl romantik hazırlıklar yapılır bilmiyorum. Sıfırdayım anasını satayım"
"Ne güzel işte" dedi Senay sırıtarak "Her şeyi ilkini Eflal'le yaşayacaksın"
"Senay, sen en iyisi ben soru sorduğumda cevap ver. Tamam mı?"
"Ne dedim ki ya?"
"Dilin fazla uzuyor"
"Tamam be" dedi sitem ederek
-Eflal'in anlatımıyla-
Melisa'yla lokantaya geleli dört buçuk saat olmuştu. Kahvaltımızı yapmış, tatlı sipariş edip yiyorduk.
Gözlerimi önce martılarla süslenmiş manzaraya çevirdim. Sonra dertli şekilde güzel bir iç çektim. Anında anladı Melisa bende bir sıkıntı olduğunu, çünkü anlaşılmayacak gibi değildi. Tuğra'nın evinden ayrıldığım günden bu yana ben eski ben değildim. Tuğra her gözümün önüne geldiğinde her defasında daha çok özlüyordum. Kokusu burnumda, gözleri aklımda, elleri hep boynumdaydı sanki, sadece bu hisleri yaşayarak özlemimi gidermeye çalışıyordum, ama maalesef ki o da yetmiyordu.
Dertli nefesimden sonra hemen sordu Melisa.
"Neyin var?"
"Özlüyorum" diyebildim sadece, dudaklarım sadece özlüyorum kelimesini ezberlemişti Tuğra'dan sonra.
Şaşkın bakışlarla sormaya devam etti Melisa.
"Kimi?"
"Onu" dedim gözümü camdan ayırmadan.
"O kim abla?"
"Tuğra" dedim. İlk defa o günden sonra ismini söylemiştim.
"Eski sevgilin mi?" dedi Melisa şaşkın gözlerle.
"O, benim için asla eskiyecek birisi değil" dedim ifadesizce.
"Aranızda bir sorun mu var?" dedi eliyle elimi tutarak
"Her şey çok güzeldi. Taa ki Işıl denen kız bizi ayırana kadar"
"Ne oldu? Anlatsana biraz"
Başladım anlatmaya. Dökebildiğim kadar döktüm içimi. Evet, belki basit bir olaya çocuk gibi davranıyordum ama, karşımdaki benim sevdiğim adamdı.
"Oha, yani aranızı Işıl denen kız mı bozdu?"
Derin bir nefes aldım
"Evet ama, bende Tuğra'ya haksızlık ettim sanırım"
"Büyük müydü kavganız?"
"Aslında onu dinlemeden ben çıkıştım ona. Tuğra bana açıklamaya çalıştı ama ben onu susturdum"
"Sence hâlâ seni seviyor mu peki?" dedi bir anda
"Onun benden vazgeçeceğini veya unutacağını düşünmüyorum"
"E o zaman ne duruyorsun? Gidip düzgünce konuşsana"
"Ya ben yanılıyorsam? Ya Işıl'ın dedikleri gerçekse?"
"Kendin söylüyorsun seni hâlâ unutamadığını"
"Ama ben öyle tahmin ediyorum"
Melisa dudağını hafif kıvırıp güldü
"Belki de tahminin doğrudur"
"Sanmıyorum" dedim ağzıma simit atarak
"Daha adım atmamışsın ki çocuğa. Sen ona bir adım atsan o sana on adım atacak belki de. Sadece kendi tahminlerinle yola çıkma bence"
"Öyle mi dersin?" dedim moral toplayarak
"Tabii" bu sefer diğer elimide tuttu "Eğer seviyorsan peşinden gideceksin. Sevmiyorsan salla gitsin zaten"
"Bak sen ya şuna" diyerek güldüm. Melisa da güldü benimle.
Gerçekten bu konuşmalar bana çok iyi gelmişti. Üstümden bir yük kalkmıştı sanki.
-Tuğra'nın anlatımıyla-
Senay'la birbirimize mal mal baktıktan uzun süre sonra ben sessizliği susturdum.
"Ee, şimdi ne yapacağız?"
Hazır cevap Senay hiç düşünmeden konuştu
"Çok basit"
"Çok bosot" diyerek sinirli halimle taklidini yaptım bilmiş Senay'ın
"Ya salak!"
"Ağabeye salak denmez"
"Oğoboyo solok donmoz"
"Senay" dedim duraksayarak
"Ne var?" dedi soft bir şekilde
"Bana yardım edersen, seni Berkay'la ben evlendireceğim"
"Ya bi git, yalancı"
"Çok ciddiyim" dedim iki kolumu bağlayarak "Hatta bütün masraflarınız benden"
"Sen benden önce evlenirsin, merak etme"
"Tabii ki kızım. Sıramı kimseye vermem, kaptırmam"
"Seninle evlenecek kişiye sonsuz sabırlar diliyorum. Senin soyadını alanın kendisine saygısı yoktur"
"Ne varmış soyadımda?"
"Tek sorunda bu ya işte. Hiçbir şey"
"Senin soyadın çok mu güzel? 'Akil' ı harfi yerine i koymuşlar. Galiba i harfini koymayı falan unutmuşlar"
"Ha ha ha. Çok komiksen, karnım ağrıdı."
"Neyse. Konudan konuya atlamak yerine ben Eflal'le nasıl konuşacağım? Tahmin yürüt, bana akıl ver"
"Soyadımla dalga geçmeden önce düşünecektin onu"
"Ya kızım abartma. Alt üstü bir makara yapalım dedik. Amma alıngan çıktın yemin ederim"
"Sırf Eflal'i sevdiğim için uzatmayacağım. Geç karşıma"
"Emredersin, fasulye."
"Seninle önce güzel bir alışveriş yapacağız. Gül, hediye, çiçek. Aklına ne gelirse. Sonra eve geleceksin, ve yemek yapıp masayı süsleyeceksin, tabiki evin etrafınıda süslemezsek saygılar sunarızın bir anlamı kalmaz"
"Bir dakika, şimdi bütün yemekleri ben mi yapacağım?"
"Evet. Benim de sevgilim var ya hani. Onun yanına gideceğim ya hani?"
"Kızım, ben evi yakarım. Ona göre evini emanet et he"
"Yakarsan o senin sorunun."
"Neyse. Hallederim ben bir şekilde"
Senay bana aldırmadan devam etti.
"Sonra, konuşmak istiyorum ayağına yatıp gelmesini isteyeceksin"
"Lan zaten konuşmak için gelmesini isteyeceğim ya"
"Kızı hiç mi özlemedin? Yazıklar olsun sana"
"O konuyu ben kendim halledeceğim. Sen karışma"
"Nereden anladın benim onu kastettiğimi?"
"Ben anlarım fasulye"
"İyi be. Ne yapıyorsan yap, ama barış Eflal'le hemen"
"Ben onun gönlünü çok güzel alacağım. Sen rahat ol"
"Umarım"
-Eflal'in anlatımıyla-
Melisa'yla lokantadan çıkmış, AVM'ye gidip elbiselere bakıyorduk. Hepsi afetti devrandı resmen. Fakat artık kış geldiği için pek kalmamıştı ama son kalanların inanılmaz bir güzelliği vardı. Yaz bitmiş olsa bile benim elbiselere olan hayranlığım asla son bulmuyordu. Hatta küçükken kış aylarında annemle inatlaşıp elbise giydikten sonra salya sümük hasta olmuştum. Ahh küçük Eflal ah, asla akıllanmıyorsun be!
AVM'yi ve içinde olan kıyafet mağazalarınıda dolaştık. Ben kendime hem kazak hem de elbise seçmiştim. Melisa da full kış sezonu için hazırlık yapmıştı.
"Yuh abla. Kazak hariç hepsi yazlık bunların"
"Ne yapayım kızım. Yaz mevsimi mi yaşayabildim bu sene"
"Elbiselerin üstüne giyecek ceket, hırka falan da alsaydın keşke"
"Gerek yok, sevmiyorum"
İkimizde konuşa konuşa kasaya doğru ilerledik. Ardından ücreti ödeyip mağazadan çıktık.
"Kasada duran kadında şaşırdı elindeki elbiseleri görünce"
"O yazda mı yazlıkları hâlâ reyonlarda tutuyorlar?"
"Sezon bittiği için alınacağını düşünmemişlerdir"
"Düşünerek iş yapsınlar o zaman onlarda"
"Niye gerginleştin ki bir anda?"
"Görmüyor musun? Sevgililer günü geliyor diye neredeyse anons yapacaklar"
Melisa ilk başta anlam veremedi. Sonra etrafına baktı.
"Aaa. Bir kaç gün sonra sevgililer günü"
"Senin var mı konuştuğun?" diye sordum meraklı Melahat gibi.
"Yok ya, ben evlenmeyide düşünmüyorum"
"Doğru söylüyorsun. Bekarlık sultanlık valla"
"Bence bu sözü söyleyecek son kişi sensin, abla"
"Niye kız?"
"Senin hayatında Tuğra var. Her ne kadar aranız bozuk olsada"
"Orası doğru tabii. Ama yinede, bekarlık dünyanın en güzeli"
"Ee, sen ne yapacaksın?"
"Ne konuda?"
"Tuğra konusunda"
"Bilmiyorum. Karşısına çıkacak kadar cesaretli değilim"
"Bence gidip bir konuş. Denemekten zarar gelmez"
"Bakacağız"
~ ~ ~ ~ ~
"Ya oğlum sen salak mısın ya?" diye bağırdı Miraç
"Ben mi önüme atla dedim sana Mirkaç?
"Adam akıllı oyna şu oyunu lan!" diyerek tepki verdi Kaan.
O sırada içeriye iki ellerinde tabaklarla geldi Ecem ve Buğçe
"Ne bağırıyorsunuz ya. Sesiniz diğer evlerden duyuluyor." diyerek elindeki tabağın bir tanesini Miraç'a verdi Ecem
"Yavrum ne yapıyorsun ya?"
"Biraz işe yarayın. Sabahtan beri playstation oynuyorsunuz"
"Ama kaç gündür oynamıyorduk yenge. Bırakta keyfini çıkaralım"
Miraç hemen Kaan'ı dürttü
"Ne var oğlum, ne vuruyorsun alttan?"
"Birde bana geveze dersiniz"
"Ne dedim ki?"
"Hemen pat diye kıza yenge denir mi lan? Daha beraber çıktığına alışamadı kız"
"Yoo, ben gayette iyi ve rahatım" dedi Ecem.
Miraç anında Ecem'e döndü
"Emin misin yavrum? Bak istemezsen söyle, şu yanımda duran kertenkeleyi uyarayım"
"Şimdide kertenkele mi olduk lan"
Buğçe gülerek araya girdi
"Sizin arkadaşlık anlayışınızı asla anlayamıyorum ya."
"Bacım bende sizi anlayamıyorum. Ne playstation'dan anlıyorsunuz, ne maçtan. Anca trip atın." dedi Miraç
"Kızla doğru konuş lan, geveze"
"Biz sizin gibi boş işlerle saatlerimizi harcamıyoruz. Çalışıp emek veriyoruz iş yerimizde" dedi Ecem
"Güzelim, sizinde bir tatiliniz yok ki. Geç saatlere kadar iştesiniz. Bayılıp kalacaksın diye korkuyorum"
"Bayılmadığımı nereden çıkarttın Miraç?"
Miraç, gözlerini televizyondan çekip hemen Ecem'e doğru baktı.
"Ciddi misin sen?"
"Ahandaaa" diyerek gülmeye başladı Kaan
"İşbirliği yaptınız değil mi?" dedi Miraç Kaan'a bakarak
"Ben değil, yengeye sor"
"Güzelime laf ettirmem"
"İyice hanımcı çıktı lavukta"
"Hanımcı olmayan erkeğe bizzat ben etek giydiririm"
"Bu konuda Miraç'a katılıyorum" dedi Buğçe
"Doğru söylüyorsun kardeşim. Bende bizzat tırnaklarına oje sürerim" dedi Kaan hemen
"Sana ne oluyor be?" dedi Ecem
"Aşık oldum ben galiba" dedi Kaan
Buğçe’ye bakarak. Buğçe hemen kalkıp Ecem'i çekiştirdi
"Hadi Ecem, biz içecek dolduralım"
Ecem ve Buğçe mutfağa gittikten sonra Miraç ve Kaan'da hemen yanlarında duran büyük masaya kuruldular.
"Lan Kaan, sevgililer günü yaklaşıyor"
"Ee ağabey?"
"Ne alacağım ben benim kıza"
"Benim kızım ne lan öküz. Sevgilim de, manitam de. Annesi misin kızın?"
"Onun anası benim için doğurmuş yeğenim. Ayrıca kıskanma, kertenkele"
"Ne kıskanacağım oğlum. Allah daima mutlu etsin. Gözü olanın gözü çıksın"
"Teşekkür ederiz de. Sen kime aşıksın lan?"
"Kime aşıkmışım?"
"Söyledin ya Ecem'e, aşık oldum falan filanlar"
"Söylersem kırk yıl başımın etini yersin. Gevezelik falan yaparsın. Hiç seninle uğraşamam Miraç"
"Kime söyleyeyim oğlum? Ayrıca banane, senin kime aşık olup olmadığından."
"Niye soruyorsun o zaman?"
"Merak ettim lan, olamaz mı?"
"İyi tamam, söylüyorum"
"Söyle"
"Ama bak. Eğer kızın kulağına giderde bir daha yüzüme bakmazsa senden bilirim geveze"
"Lan, yoksa bizden biri mi?" diyerek bağırdı Miraç
"Hay ağzının yayını. Tövbe" diyerek Miraç'ın kafasına vurdu Kaan.
"Ağabey, anlat yoksa heyecandan masayı yutacağım"
"Buğçe" dedi bir anda Kaan
"Buğçe'ye bir şey mi oldu lan?"
"Yok oğlum Buğçe işte"
"Ulan kertenkele, adam akıllı söylesene"
"Senin harbiden beyninde sıkıntı var kardeşim"
"Buğçe deyip susuyorsun lan, benim beynim gayet sağlıklı. Bozuk plak gibi takılan sensin"
"Buğçe'yi seviyorum işte lan!"
"Yemin etsene" dedi şaşıran gözlerle Miraç
"Oğlum valla çok aşığım"
"Ama abisi sıkıntı, biliyorsun değil mi?"
"O yüzden açılamıyorum zaten kıza"
"Bildiğim kadarıyla Buğçe'nin ilişki yapmasını istemiyormuş"
"Sen nerede biliyorsun?"
"Arkadaşız çocukla. Bir kaç kez konuştuk. İyi biri ama damarına bastığında babasını bile tanımıyor adam"
"Geveze. Yemin ederim bi Tarkan'la tanışmadığın kaldı" diyerek gülmeye başladı Kaan
"Oğlum sus ya. Zaten benimki yine telefonun duvar kağıdına Tarkan'ı koymuş"
"Yazık kıza lan, götürsene Tarkan konserine"
"Sanane kardeşim, sen sevdiğin kıza açıl önce"
"Seni yere yapıştırırım geveze"
El hareketiyle cevap verdi Miraç.
