5. bölüm / 5
Gece'nin MavisiKadına el kaldırmaya utanmıyor musun?|0.4
Bölümler 5Şu an: Kadına el kaldırmaya utanmıyor musun?|0.4
Karşımda Yağız'ı görünce yüzüm düştü ve kasıldı. Sinirle gözlerine bakıp:
– N'oldu, en güzel yaşlarımı çürüttüğün yetmedi, gençliğimi de mi çürüteceksin? dedim.
– Yok yavrum, önemli bir şey için geldim, dedi.
"Yavrum" dediği yerde yüzümü buruşturdum ve:
– Neymiş önemli olan "yavru"? dedim, "v" ve "r" harflerinin üstüne bastırarak alaycı ve yapmacık bir ses tonuyla.
Elini tutmaya çalışınca elimi çekip yüzüne yumruğumu geçirdim:
– Konuş, sonra da yanımdan siktir git! dedim.
Elini vurduğu yere tutup:
– Ben burada seni sevdiğimi söylemeye geliyorum, sen bana vuruyorsun, çok ayıp, dediğinde kısa bir kahkahadan sonra ciddileştim:
– Ne oldu? Hayatını mahvettiğin yetmeyip bir de tecavüz etmeye çalıştığın kızdan mı hoşlandın? Ama ben sana söyleyeyim... dedim ve biraz bekleyip yüzüme alaycı bir gülümseme yerleştirdim:
– O kız senin anca Azrail'in olur! dedim.
Sonra sanki yeni bir şey hatırlamış gibi yaptım ve:
– Ha bu arada, Tonya'da sayılı günlerin kaldı. Tabii abim seni öldürmeden benim de biraz öcümü almam gerekiyor, dedim.
Belindeki silahı bana gösterince ben de ona sırtımdaki silahı gösterdim:
– Boş gezdiğimi düşünmen beni çok üzdü, dedim.
– Silahsız kavgayı sevmem ama abimlere yaptığın şerefsizliği ben söylemeden ölmemen lazım, dedim ve yüzüne bir yumruk daha geçirip karnına tekme attım.
Yere düşünce çömeldim, sırtımdaki silahı alıp silahın arkasıyla sert bir şekilde burnuna vurdum. O ayağa kalkmaya çalışıp kalkamadıkça yüzümdeki sırıtış büyüyor ve ona daha sert vuruyordum. Eğildiğim için yukarıdan adım sesleri gelince yukarıya baktım; uzaktan Ömer, Güneş ve Atlas geliyordu. Atlas, Ömer'in çok yakın arkadaşı olduğu için o da gelmişti büyük ihtimalle.
Ömer ve Güneş'e bakıp:
– Hoş geldiniz güzellerim, dedim.
Çömeldiğim yerden kalkmadan önce fısıltıyla:
– Bekle tamam mi ula, daha o "yavrumu" götüne sokacağım, dedim ve nasıl patladığını anlamadığım dudağımdaki kanı baş parmağımla sildim, parmağımı yaladım:
– Hangi rüzgar attı sizi ha buraya? dedim.
Ömer:
– Ha buradan ses gelince bir bakalım dedik de, ne oluyor ula burada? dedi.
Yağız nefes nefeseyken:
– Ne olacak ula yine man... demeye çalıştığında ona bakmadan sözünü kesip:
– KES O SESİNİ! diye bağırdım. Ardından sesimi kısmama rağmen sert olan bir sesle ona dönerek:
* Yoksa o ses tellerini teker teker söküp götüne montelerim! dedim, "teker teker" kelimesini uzatarak.
Ömer'e dönüp:
– Her zamanki Yağız, ne bekliyorsun? Şerefsizliğine devam ediyor, dedim.
Sol elimi saçlarıma daldırıp önüme gelen perçemlerimi arkaya attım. Güneş yanıma yaklaşıp sağ cebindeki pamuk ve tentürdiyotu çıkardı. Hem tıp okuyup hem de durmadan savaşın olduğu bir yerde yaşamak böyle bir şeydi, bana pansuman yapmaya çalışıyordu:
– Gerek yok ula, her zamanki şey, dedim pamuktan kaçarken.
Güneş:
– He, "acır" diye korkuyorum demiyorda "gerek yok" diyor, gel ha buraya! dedi.
– Ula niye acısından korkayım ya, ne acılar çektim ama vallahi gerek yok, dedim.
En sonunda Güneş beni bir eliyle tutup diğer eliyle pansuman yapınca yerimde durdum. Acıyordu ama bizim de bir karizmamız var yani, çizdiremeyiz; hele ki yanımda ex flörtüm bana bakarken ve bana takıntılı olan manyak yerde bana bakarken asla!
Atlas Yağız'ın yanına çömelip:
– Kadına el kaldırmaya utanmıyor musun ha?.. Ama unuttum, sen şerefsizdin, ondan utanmıyorsundur, dedi ve duraksayıp çömeldiği yerden Ömer'e bakıp:
– E o zaman utandıralım, dedi.
Yüzüne sert bir yumruk geçirince gözümü onlardan çekip Güneş'e baktım. Evet, az önce Yağız'ın ağzını yüzünü dağıtmış olabilirim; boks, tekvando gibi dövüş sporlarının eğitimini almış olabilirim ama maalesef ki sadece yumrukların ve tekmenin olduğu kavgalara çok bakamıyorum. Eskiden yaşadığım bir şey yüzünden... Sonra anlatırım size.
Yanımızdan dövüş sesleri, Atlas'ın ve Ömer'in sinirle söylediği sözler ve Yağız'ın inleme sesleri geliyordu. Birkaç dakika sonra ben ne olduğunu anlamadan Atlas yanıma gelip çenemi tutup dudağıma baktı ve ağzından birkaç küfür çıktı:
– Başka bir şey yaptı mı? dedi ama ben hiçbir şey anlamıyordum. Beni bu kadar önemsiyorsa neden beni burada tek bırakmıştı ya da rol mü yapıyordu?
Benim düşüncelerimi susturan Güneş'in sözü oldu:
– Ula çekil de işimi yapayım da!
Atlas'ın ağzından birkaç mırıltı çıktı ve geri Yağız'ın yanına gitti. Ben de olayın şokundan çıkıp cebimden telefonu alıp Zeynep ve İkra ile olan grubumuza **"Kızlar bugün kız gecesi yapalım mı? Size de uygunsa siz, Asiye ve Hande'yle, ben Güneş'le eve geleyim"** yazdım. Kızlardan da onay mesajları gelince Güneş'e dönüp:
– Güneş, bizim eve gidelim; zaten bayadır kız kıza toplanamıyorduk, Hande'yi de çağırırız, gelirler, olur mu? dedim.
Güneş:
– Olur, dedi.
Arkasında durup Yağız'ı döven abisine bakarak:
– Bugün Gecelerdeyim, arama, dedi.
Ben de erkeklere baktım. Çoğunlukla Atlas vurmamaya çalışıyordu; ne kadar Ömer de polis olsa, Atlas bir komiserdi ve Ömer diğer komiserlere hesap verebilirken o veremeyebilirdi.
– İstediğiniz kadar dövün ama öldürmeyin, daha birkaç piçliğinin cezasını kesmedim, dedim ve arabayı alıp Güneş'le eve geçtik.
Evdeki tüm abur cuburları oturma odasının ortasındaki masaya koyduk ve etrafına dizildik. Çoktan herkes pijamalara geçiş yapmıştı. Benim altımda hilal ve yıldız desenleri olan gece mavisi renginde bir pijama vardı; üstümdeyse gece mavisi bir hırka vardı ve hırkanın altında sadece yarım atletim vardı.
Asiye etrafa bakıp:
– Kız gecesi yapıyoruz yıllar sonra! Ben de o zaman eski geleneklerimizi yerine getireyim, dedi ve cebindeki telefonu ve Hande'nin telefonunu, bir telefon yarımızı bir telefon yarımızı alacak şekilde, toplam hepimizi kadraja alacağı şekilde koydu. Asiye'nin telefonu beni, Asiye'yi ve Güneş'i çekiyordu; Hande'nin telefonu da diğerlerini çekiyordu.
Klasik olarak D/C'yle başladık. Normalde pek oynamazdık ama Hande yeniydi ve bazılarımız birbirlerini bayadır göremiyordu; değişen çok şeyimiz olabilirdi. İlk ben çevirdim, ben Hande'ye soruyordum:
– Hani benim biri olduğumu anladığını söyledin ya, kim olduğumu anladın? dedim.
Hande biraz gerildi ve Asiye'ye bakıp:
– Bunu söylersem abime ihanet etmiş olur muyum? dedi.
– Hangi abin? dedi Asiye.
– Atlas, dedi Hande.
Ben de rahat bir şekilde:
– Sizin tüm ailenin yeterince zayıf noktasını biliyorum, hele ki Atlas'ın! Hatta zayıf noktasını bırak, Atlas'la alakalı her şeyi biliyorum, dedim.
Asiye de beni kafasıyla onayladı.
– Şimdi abim bana adını vermeden bir kızdan bahsediyordu ama hep ona "Gece'nin mavisi" derdi. Sana da öyle deyince sen olduğunu düşündüm ki sanırım sensin, dedi.
Ben de:
– Bu köylerden birisindeyse kesin benimdir, çünkü küçüklüğümden beri sadece bana onu der ki zaten köylerde de benimle alakalı bir şey konuşulacağı zaman hep "Gece'nin mavisi" derler, dedim.
Bu lakabı bana Atlas takmıştı ve benim de en sevdiğim lakaplarda ilk üçe girer ama bir olamaz; çünkü birincisi abimin bana "gaybana" demesidir.
Bir kere daha çevirdik şişeyi. Zeynep Asiye'ye soruyordu. Zeynep Asiye'ye gözünü kısıp bakıp:
– Kimden hoşlanıyorsun? dedi.
Asiye'yse ağzını bir karış açıp:
– Nereden anladın lan? dedi ve:
– Adını sonra söylersem videoya başkası bakar falan, şimdi baş harfini söyleyeyim, sonra adını söylerim, dedi.
Biz de kafamızı sallayınca:
– "Y" harfi... Baş harfi "Y", diyince beni bir korku sardı. Ya Yağız'sa ve bana yaşattıklarını yaşatırsa diye Asiye'nin kulağına:
– Nolur Yağız değil de... diye fısıldadım.
Asiye'yse:
– Ne oldu, sevdalı mısın? dedi fısıldayarak.
Gözlerimi büyütüp:
* Saçmalama ula, kimseye sevdalı falan değilim! O uşaktan çok çektim ben, sen de çekme diye diyrum zaten. İkra'nın ikizi diye kafasına sıkamıyorum, dedim.
Şivem kaymıştı; kızların yanında pek şive yapmazdım ama sinirden kaymıştı işte. Asiye'yse:
* Merak etme, seni denedim o kadar düşmedim ula, dediğinde iç çektim.
Asiye şişeyi çevirdi, İkra Hande'ye soruyordu. Kimseye D/C mi diye sormamamız garip geldiyse söyleyeyim; geleneğimizdir, kız kıza D/C oynarsak her zaman D sorusu sorardık çünkü kimse korkudan "cesaret" diyemezdi.
– Kendi klasik sorularımdan soracağım; en son hangi tür kitapta hüngür hüngür ağladın? dedi.
Hep böyle sorular sorardı; evet, aramızdaki en çok kitap okuyan, dizi ve film izleyen oydu. Ben de kitap okumayı severdim ama dizi ve film konusunda çok seçiciydim. Hande soruya cevap vermek için biraz düşündü:
– Sanırım... Fantastikti. Evet, evet fantastikti, hatta en sevdiğim karakter ölmüştü, dedi.
Benim bir kitapta ağlamam için yaşadığım ve empati yapabileceğim bir şey olması lazımdı; kolay kolay kitaplarda ağlamazdım. Hande şişeyi çevirdi, Zeynep bana soruyordu:
– Sen şimdi hiçbir şeyi bize anlatmadığın için sorayım; bize şimdi neden gittiğini ve gittiğinde ne olduğunu detaylıca anlat ve aynı zamanda dudağına ne oldu, onu da söyle.
Yağız'ın bana söylediği şeyi nasıl söyleyeceğimi düşündüm ve söylememeyi düşündüm ama söylemeliydim, bu yüzden kısaltmaya karar verdim:
– Şimdi ben kendimi iyi hissetmedim, bayadır deniz kenarına gidemiyordum, oraya gittim. Yağız geldi ve sinirimi bozan saçma sapan şeyler söyledi. Ben de ona doğru çıkışınca bana silahını gösterdi. Ben de bunu görünce ve söylediği şeyleri düşününce buna saldırdım, o kavgada da dudağım patladı, dedim.
– Nasıl yani, başka bir şey yok mu? dedi Zeynep.
Ben de:
– Daha garip yerlere gelmedim. Şimdi bunlar, Güneş, Ömer ve ne alakaysa Atlas geldi, kavga seslerini falan duymuşlar. Neyse, Güneş panikledi falan, bana pansuman yaptı ama bu Ömer'le Atlas bir sinirli, bir sinirli... Görseniz inanmazsınız. Neyse, bunlar Yağız'ı dövüyorlar falan, bir anda Atlas yanıma geldi... derken İkra sözümü bölüp:
– Atlas mı? O göt ne alaka be? dedi ve Hande ile Asiye'yi hatırlayıp:
– Pardon ama hiçbir şey söylemeyip bir anda bizi satıp İstanbul'a giden birine "göt" diyebilirim bence. Biz ona bir şey oldu diye o kadar korktuk ki gittiğinde... dedi.
Ben de sözüme devam ettim:
– Neyse, bir anda bu Atlas benim çenemi tutup kendisine çevirdi, dedim (Asiye'ye aynısını göstererek).
– Sonra "Başka bir şey yaptı mı?" falan dedi. Ben anlamadım, bu yarım akıllı lale bana niye böyle davranıyor diye donakaldım mal gibi. Neyse ki Güneş beni kurtardı, sonra da yanınıza geldik zaten, dedim.
Kızlar onaylar sesler çıkarttı. Sonra idare edip bir dahaki tura geçtik, Hande bana soruyordu:
– Çok klasik ama şu an birinden hoşlanıyor musun?
– Hayır, şuralar hayatımdaki abim, Osman abi ve amcam haricindeki erkeklere hayır, dedim.
Biraz daha oynadıktan sonra Asiye:
– Ben sıkıldım, ikinci klasiğe geçelim, dedi ağzına cips atarken.
– İkinci klasik ne? dedi Hande.
İkra ellerini heyecanla çırpıp:
– En sevdiğimiz ideal tiplerimizi anlatacağız! dedi.
Ben de sıkkınlık sesleri çıkartıp:
– Yıllardır aynı ama Hande için bir daha anlatırım. Hani siz nasıl benim iki saat ideal tipimi anlatmamı dinliyorsunuz ama ben kendimi çekemiyorum, dedim.
Kızlar kıkırdadı ve sırayla ideal tiplerimizi anlatmaya başladık. İlk İkra başladı:
– İlk fiziksel olarak: akışkan yeşil gözlü, uzun boylu ama bayağı uzun, 1.95 falan yani. Sonra yapılı ama çok da değil, böyle ortalama. Arabacı, mümkünse motordan korkarım yani, Gece'ninkine zor biniyorum, bir erkeğin arkasına nasıl binerim? Neyse, sonra ay! Böyle kısa saçlı ama kel değil. Sonra huy olarak hanımcı olmak zorunda, dedi.
Ve devamını dinlemedim. Zeynep'te sarışın kahve gözlü istediğini söyledi. Hande özetle esmer kahve gözlü, Asiye buğday tenli mavi ela gözlü istediğini söyledi. Sıra bana gelince:
– Bismillah! İlk önce kumral, ela gözlü ama... Yeşil ela! O yoksa kahve de olur ama yeşil ela artı puan. Boyu 1.98 falan olsa güzel olur. Kaslı olsun, saçları dalgalı hafif kıvırcık olsun; var ya, dağılınca ya da böyle hafif terleyince acayip iyi oluyor o saç. Neyse, benim gibi motorcu olsun ama arabası da olursa iyi olur, zaten benim gemi kaptanlığım var, o yeter ikimize. Hanımcı, bir yere gideceği zaman haber veren... dedim ve anlatırken yayıldığım yerden dikleşip kameraya doğru roller yaptım:
– Bakın, haber versin; izin almasın ki ben de kimseden izin almam, yani kimsin? Ben abimden bile izin almam, sadece haber veririm; yani "Canım, haberin olsun, şuraya gideceğim" demek zor değil. Bu arada saçma salak sevgi sözcükleri de söylemesin: "Yavrum", "bücür", "cüce" falan... dedim.
Kızlar bana katılınca devam ettim:
– Ben sadece abim bana "bücür", "cüce" derse katlanabilirim ama o derse kafasına bir tane çarparım. Ve nolur bana lakap taksın ya, çok severim lakapları! Şu ana kadar ki çoğu lakabımı severim ama örnek vermeyeceğim, ilerdeki sevgilim izlerde kopya çeker diye. Neyse, yılışık olmasın, hiç sevmem... Bunu söyledim ya, kesin çok yılışık biriyle evleneceğim! Benim hakkımdaki küçük detayları hatırlarsa çok sevinirim, çünkü bence insanın dinlendiğini hissettiriyor. Hatta ben anlatmadan çıkarım yaparsa da çok hoşuma gider. Neyse, bu kadar yeter, diğerleri de bana kalsın, dedim.
Asiye'yse bana bakıp:
– Fiziksel özellikler çok tanıdık geldi ya... dedi.
– Önemli olan çok da fiziksel özellikler değil, önemli olan huyları. Hem bir sürü yakışıklı insan var, hepsi adam mı? Yani bence değil; kitap okursan çoğu kötü karakterin yakışıklı olduğunu görürsün, dedim.
Zeynep konuyu dağıtıp:
– Gece'nin en sevdiği bölüm geldi! dedi ve televizyonu açtı. Televizyonumuz internete bağlanıyordu, Zeynep Kenan Doğulu - Çakkıdı açtı. Asiye'yse direkt telefonuyla beni çekmeye başladı. Şu ana kadar tek birisiyle flört eden bendim yani, sanırım... ve kızlar çok güzel mimik yaptığımı söylerdi ve açık konuşmak gerekirse bu köyün gizli şarkıcısı ben miydim? Bana dönen telefonla kıkırdayıp:
– Tamam, fanım olduğunu biliyorum, dedim alayla.
Şarkı başladığında moda girip mimik yapmaya ve şarkıyı söylemeye başladım:
– Zihin oyunlarım mı?
Resmî duyumlarım mı?
Koyun uyumlarım mı?
"Kah kah" gülesim var!
Diyip hemen sert bir mizaca bürünüp söylemeye devam ettim. Şarkının devamında Asiye'nin telefonunu alıp Asiye'yi çektim. Sonra şarkı bitince birkaç şarkı söyledim ve benim söylemeyi en sevdiğim Model şarkısı gelince direkt Asiye telefonu alıp bana çevirdi. Şarkı: Model - Dağılmak İstiyorum. Neşeli ve yüksek bir sesle şarkıyı söylemeye başladım:
* Yüzüm gözüm şişene kadar, ağlamak istiyorum
İçip sabaha kadar, bayılmak istiyorum
Caddelerde dolanıp, bağırmak istiyorum
Müsaadenle bu gece, dağılmak istiyorum!
Derken kapının önünden garip sesler geldi. Ben de çekmecemden silahımı alıp belime taktım, Asiye de kendi silahını beline takıp yanıma geldi. Kızlar şarkıyı durdurdu. Asiye'nin üstünde İkra'nın civcivli pijaması olduğu için, elinde bıçak tutan bir an civciv var ya, ona benziyordu.
Biz kapıya doğru gittik ve kapı deliğine bakmadan kapıyı açtım. Karşımda Ömer ve Atlas'ı görünce nasıl tuttuğumu anlamadığım nefesimi verdim ve Asiye'nin Ömer'e garip baktığını fark ettim. Ömer'in ikinci ismi Yunus'tu, acaba Ömer'e mi aşıktı diye düşünsem de şu an zamanı olmadığı için erkeklere dönüp:
– Ha burada ne oluyor ya gecenin bir körü? Kafayı mı yediniz, hem sen nasıl Tonya'ya girdin? dedim sinirle Atlas'a dönüp.
Atlas:
– Görev için, şu an ciddi olmam lazım ama sen öyle baktıkça olmuyor, dediğinde daha çok sinirlendim. Gecenin bir körü zevkimizi bozmuş, bir de benimle dalga mı diyordu o? Ben bu çocuğu döverim!
– Ne görevi ula, hem benim halimde ne varmış ha? Her insanın gece giyindiği gibi üstümde pijama var, ne bekliyordun, elbiseyle falan mı yatacağım? Hem sana mı soracağım ne giyeceğimi?
– Estağfurullah, benim ne haddime? Neyse, ifadeni almamız lazım, dediğinde ağzım açık, kaşlarım havada ne olduğunu anlamamış bir şekilde ona baktım. Bir bok yemedim ki daha, ne ifadesi ya?
– Ne ifadesi ula? Ben daha bir şey yapmadım ki! dedim.
– Yapmasan niye bu saatte polis üniformasıyla evinin kapısında ne işim olabilir? diyince yanımda Asiye onu cevapladı:
– Mesela üniformalı daha yakışıklı göründüğünü düşünüp giyinmiş, sonra da Gece'yi etkilemek için buraya gelmiş olabilirsin, dediğinde bu fikre gözlerimi devirdim.
Atlas'sa:
– Mantıklı, bir dahakine onun için gelirim.
– Gel ula gel, hatta yine gece gel de sonra ben senin kafana sıkayım, nasıl fikir, beğendin mi? dedim.
– Beğendim, çok beğendim. Ne demiştin sen? O kadar beğendim ki aklın hayalin şaşar, dediğinde Atlas'ın şivesine gülmemek için kendimi tuttum ve:
– Sen birkaç gün sonra yapmaya başla, böyle olmuyor da... Ben bir üstümü değiştireyim, öyle gelirim, dedim.
Atlas'sa bana karşı çıkıp:
– Olmaz, hemen çıkmamız lazım, dedi.
Ben yardım bakışı atınca sorgulayıcı bakışlarıyla:
– Hırkanın altında bir şey... diyerek "var mı"yı getirmedi çünkü bakışlarımdan olmadığını anlamıştı. Sorgulayıcı bakışları gitti ve yerine güven verici bakışlar geldi:
– Bir şey olmaz, birisi rahatsız edici şekilde bakarsa ben fark ederim, zaten fark etmezsem de söylersin, hallederim, dedi.
Evet, hallederdi, biliyordum; bu yüzden uzatmadım ve Ömer'e baktım, onun üniforması yoktu:
– Sen görevde değilsin herhalde, kızların yanında dur. Ben yokum, önce Allah'a sonra sana emanetler, dedim.
Ömer de kafasını salladı ve içeri girdi. Ben de ayakkabılarımı giyip dışarı çıktım, kollarımı bağladım ve Atlas'ın arkasından onun arabasına doğru gittim.
– Normalde motorla gelirdim de Ömer de benimle geldi, dedi.
Evet, motorları ne kadar çok sevdiğimi biliyordu ve o da 16 yaşından beri motor kullanıyordu. 14 yaşımda ondan ne kadar nefret etsem de motor kullanmasına çok imrenirdim ve zaten ben de 16 yaşıma girdiğim ilk hafta motor ehliyetimi almıştım. Arkasından gittiğimde istediği arabayı aldığını fark ettim, acaba istediği motoru da almış mıydı?
Araba gece mavisi spor bir arabaydı, kapımı açtı. Bunu ben de beklemiyordum ama bozuntuya vermeyip arabaya bindim. Benim kapımı kapatıp sürücü koltuğuna oturdu, sağ tarafımdaki emniyet kemerini taktım. Ona doğru döndüm, bana bakıyordu. "Ne bakıyorsun?" bakışı attım. Ben öyle bakınca yüzünde o sinir bozucu ama bir o kadar da etkileyici bir şekilde gülümsedi. Bu gülüş benim için kısaca "Mavi" gülüşüydü; evet, ona "Mavi" diye bir lakap takmıştım zamanında ama kimse bilmiyordu, o bile.
Bu gülüşe karşılık göz devirdim ve:
– Ee ne oldu, niye sorgulayacakmışsın beni? Yine kim şikayet etti? dedim ellerim göğsümün üstünde bağlıyken.
– Ona gelirsek...
Bölüm etkileşimi
