2. bölüm / 5
Gece'nin Mavisi5 yıl sonra Comeback |0.1
Bölümler 5Şu an: 5 yıl sonra Comeback |0.1
Evimize yaklaştığımda Zeynep’i aradım, "Eve bir şey lazımsa alayım," diye. Çünkü bugün festival günüydü. Böyle akşamlarda Tonya'daki tüm gençler toplanır; şarkı söylenir, müzik aletleri çalınır, oyunlar oynanır, dertleşilir, kafa dağıtılır... Ben böyle geceleri çok severim çünkü o zamanlarda tüm asabiliğim geçer. İnsanlarla konuşur, dertlerini dinler, tavsiyeler veririm. Kızlarımı üzen tüm insanlara söver, ben de sinirimi atardım. Müzik beni tek sakinleştiren şeydi ve insanlar bu konuda çok yetenekli olduğumuzu söylerdi.
Evet, yetenekli olduğumuzu... Çünkü bu konuda Atlas da çok iyi. Akşam bir tık abarttım, çocuk ilk önce bırakmasının nedenini söyleseydi keşke. Neyse, benim tanıdığım Atlas gerçekten sebebi iyiyse bunu bana anlatırdı.
Zeynep telefonu açtı.
— Zeyzey, evin bir ihtiyacı var mı? dedim.
— Birkaç tane cips ve çay al da gel Mavi'nin Gecesi, dedi.
— İnci çiçeğim bir şey ister mi? dedim.
Birkaç dakika ses gelmedi, sonra Zeynep’in sesi geldi:
— Bir şey istemiyormuş, dedi.
— Tamamdır Zeyzeyy, deyip kapattım telefonu.
Yeni önüne geldiğim markete girdim ve direkt abur cubur bölümüne yöneldim. Sepete birkaç cips attıktan sonra altı tane çikolatalı süt aldım ve çayların olduğu reyondan bir paket çay aldım. Aldıklarımı ödedikten sonra arabama binip hemen yandaki evimizin garajına sürdüm. Arabayı park edip kapıyı çaldım.
Karşımda evin başka bir sakini, İkra açtı kapıyı. Dans ediyor ve şarkı söylüyordu. Bu şarkıya birkaç gündür takıntılıydı; şarkı, Tarkan'ın Salına Salına şarkısıydı. Ben de şarkıya eşlik etmeye başladım:
Belindeki kemer olayım,
Saçındaki toka olayım,
Nefesin olup içine dolayım,
Ez geç, yürüdüğün yollar olayım...
Eve girip kapıyı kapatınca direkt bağırıp Zeynep’i çağırdım:
— Zeyzey! dedim.
Zeynep içeriden geldi ve benim "Ben bir bok yedim" bakışlarımı fark edince beni direkt oturma odasına götürüp oturttu ve:
— Yine ne bok yedin? dedi.
İkra sorgulayıcı bakışlar atıyordu çünkü o benim bir bok yediğim hallerimi bilmiyordu. O geldiği günden beri hiç karakolluk olmamıştım, şaşırtıcı bir şekilde (Sus iç ses, sırası değil!)
— Şimdi ben bugün şarkı söylerken bir anda içeriye Atlas girdi ve olanlar oldu, dedim.
— Çocuğu dövmedin, değil mi? dedi İkra.
— Abartma, uşağı dövemem herhalde, ayı kadar uşak, dedim.
Biraz bekleyip sinsice sırıttım:
— Ama vurabilirim, dedim.
İkisinin de ağzı beş karış açıldı. Zeynep:
— Şaka yapıyorsun! dedi.
— Tabi ki şaka, niye vurayım uşağı? dedim ve olanları anlattım.
Anlatmam bitince:
— Bir tık abarttım sanki, dedim şiveyle.
— Bir tık mı? Kızım, o çocuk bu akşam suçluluk duygusundan uyuyamaz! O uşak çocukluk arkadaşım, dedi Zeynep.
— Ula tamam, ben hallederim onu. Durun, bize ne aldım? dedim şiveyle.
Çikolatalı sütleri market poşetinden çıkarttım ve kızlara ikişer ikişer dağıttım. Konuşmaya devam ettim:
— Asiye'ye yazayım gelsin, ondan öğreniriz gerçekten pişman mı diye, dedim.
Kızlar fikrimi beğenmiş olacaklar ki hiç ses çıkartmadılar. Ben de telefonumu çıkartıp Asiye'ye...
Siz
Ballım, neredesin?
Ballım
İyiyim, sen neredesin?
Bir şey mi oldu? Abim ilk defa bu kadar durgun...
Siz
Abinden niye İstanbul'a gittiğini öğreniyorsun ve bize geliyorsun. K.K.Ö.A.H. başlıyor!
Yazdım, ondan da görüldü yiyince kabul ettiğini anladım. K.K.Ö.A.H. kısaltmasını çok önceden çöpçatanlık yapmak için bulmuştuk. Açılımı ise Karadeniz Kızları Özel Aşk Harekâtı'ydı. Biraz saçma ama çok önceden bulduk ismi sonuçta.
Asiye'yi beklerken festival için götüreceğim gitarlarıma ve kemençeme bakım yaptım, çantalarına koydum. Tam işim bitince kapı çaldı. Kapıyı açmaya gittim ama Zeynep çoktan açmıştı. Beni görünce Asiye:
— Abime ne yaptın? dedi.
Ellerimi teslim olur gibi kaldırdım:
— Tamam anlatacağım ama sen de öğrendiğin şeyleri anlatacaksın, dedim ve konuşmaya başladım.
Anlatmam bitince dışarıdan bir ses geldi: silah sesi... Bense minik bir kahkaha attım. Silahlarla uğraşmayı çok severdim, hatta koleksiyonum bile vardı. Koltuğun yanındaki kilitli komodinden silahımı aldım ve kızlara salonda kalmalarını tembihleyip dışarıya çıktım.
Dışarıda abim, Osman abi, Yağız ve amcam vardı. Dün aldığımız eve işleri olduğu için daha gelmemişlerdi. Abime biraz kırılmıştım ama olsun. Direkt gidip abimin boynuna sarıldım, yani daha doğrusu atladım. Evet, sabah görüşmüş olabiliriz ama yine de özlemiştim.
Sonra sarılmayı bırakıp geri çekildim ve ahşap, iki katlı tatlı evimin kapısını açıp:
— Abim, hoş geldiniz, dedim ve önlerine terlik koyup kızlara bağırdım:
— KIZLAR, ABİMLER GELDİ!
Abim:
— Habersiz geldik, kızlar rahatsız olmasın, dedi şiveyle.
— Yok ya, bizim kızlar: Zeynep, İkra bir de Asiye, dedim.
Asiye de Yılmaz ailesindendi ama onun bize yaptığı hiçbir kötülük yoktu.
Asiye'yle beraber büyümüştük. Onların konakları benim evime çok yakındı. "Ne alaka?" diyebilirsiniz, sonuçta konak burası değil ama önceden bu ev bizim konağımızdı. Sonra abim ani bir kararla yeni konak yaptırdı ve oraya taşındık. Bense burayı ve evin tam yanındaki boş kulübeyi hep özledim. Biraz büyüyünce de burayı yine satın aldık ki zaten Tonya'nın yarısından fazlası bizimdi.
İçeri geçtik. Biraz sonra ben Asiye'yi uğurlayıp evine gönderdim ve gittiği gibi bana mesaj yollamasını tembihledim. Tekrar içeriye geçip Zeynep'in oturduğu tekli koltuğun yanındaki koltuğa oturdum ve sohbetlerine ben de katıldım.
2 saat sonra
Saat öğleden sonra beş olmuştu. Abimler, çoktan yanımıza Yağız'ı bırakıp yetişmek için festival alanına gitmişti. Bizse festival için götüreceğimiz eşyaları toplayıp giyinmiştik.
Ben üstüme uzun kollu, omuzları açık siyah dar bir crop; altına saçımla aynı renk koyu bir eşofman giyinmiştim. Regl olduğum için koyu giyinmiştim. Koluma yine saçımla aynı renk bir çanta taktım. Saçlarım doğuştan dalgalı olduğu için sadece tarayıp salık bıraktım.
Zeynep kumralımsı sarı saçlarıyla uyumlu olacak şekilde üstüne limon sarısı bir tişört, altına ise kahverengi bir eşofman giydi ve yanına beyaz kol çantasını aldı.
İkra ise kızıldı ve saçlarına en çok uyan haki yeşili, omuzları açık ama kolları uzun bol bir crop giymişti. Altına ise kahverengi bir eşofman tercih etmişti.
Aşağıya indim; hazırladığım müzik aletlerimin çantalarını aldım ve arabama koydum. Kızlar ve Yağız zaten gelmişti.
Yolcu koltuğunda ben, sürücü koltuğunda da Zeynep vardı. Yol boyunca arabada açılan şarkıları Zeynep'e cilve yaparak söyledim. Eski enerjim yerine gelmişti, sonunda beş yıl önceki halim gibi enerjiktim. Bunu kızlar da fark etmiş olacak ki müzik aletlerini alıp Yağız yanımızdan ayrıldığı anda İkra:
— Beş yıl önceki tek kız kuzenim comeback mi yaptı, yoksa bana mı öyle geldi? dedi gülümseyip.
Söylediği kelimeden bir şarkı yakalayıp söylemeye başladım:
She never come back
I be callin' and callin', I be callin' all night, ay
When she go, she never come back
I be callin' and callin', I be callin' all night, ayy...
Ben şarkıyı söylerken onlar da bana katıldı. Bir yandan şarkıyı söyleyip kızlarla birbirimize cilve yapıyor, bir yandan da festival alanındaki pufların olduğu yere gidiyorduk.
Pufların olduğu yere vardığımızda, başta söylediğimiz şarkıyla alakası olmayan bir şarkı, Ben Fero'dan Demet Akalın söylerken bulduk kendimizi. Tabii şarkıların havası nasıl bu kadar değişti bilmiyordum ama şikayetçi de değildim.
Geldiğimizde saat beş buçuktu ve sadece birkaç kız gelmişti. Zaten erkekler saat altı buçuğa kadar festivalin farklı yerlerinde takılırdı. Biz de onlar gelene kadar dertleşir, yeni yaşadığımız anılarımızı anlatırdık.
Geldiğimizde kızlar bir şeyler anlatıyorlardı. Bizim sesimizi duyunca bu tarafa döndüler, sarıldık. Sonra ben her zaman oturduğum lacivert pufa oturdum. Konuşmaya devam ettiler, biz de konuyu anlamaya çalıştık. Defne:
— Yani onu görünce garip hissediyorum... Sanki hayat sadece o yanımdayken devam ediyor, dedi.
Defne buraya okumak için gelmişti ki buradaki çoğu kişi de öyleydi, beş altı kişi hariç. Defne hislerini anlatırken eskiden Atlas'a duyduğum hisler aklıma geldi. Tam yüzümde salak bir sırıtış oluşacakken durup yüzümü astım ve:
— Kızım, seni de mi kaybettik? Sevdalanmışsın sen de, dedim şiveyle.
Herkes bana baktı. Defne konuşup:
— Her aşık olana böyle diyorsun. Sen ne yaşadın ki aşk yüzünden? dedi.
Yüzümde alaycı bir gülüş oluştu:
— Ne yaşamadım ki... dedim.
Defne sorgulayıcı bakışlarıyla:
— Anlatsana, hepimiz çok merak ediyoruz, dedi.
Etraftaki herkesi sevdiğim için başımı salladım:
— Şiveyi bir kenara bırakıp anlatacağım, deyip derin bir nefes aldım ve sözlerime devam ettim:
— Sanırım aşık olduğuma emin olduğumda 15 yaşındaydım. Sevmeye 14 yaşında başlamıştım ama fark etmemiştim. Daha doğrusu kabul etmek istememiştim çünkü çocukluk arkadaşımdı. Ama...
Biraz durup devam ettim:
— Sonradan fark ettim ki ben sadece o varken hayatta hissediyordum. Ben sadece ona mutsuzluğumu gösteriyordum. Abimin yanında bile ağlamayan ben, onun omzunda ağlıyor, nefes alıyordum. Nefes sorunu olan ben, sadece onun yanında rahat nefes alıyordum...
Derin bir nefes aldım. Gözlerim dolmuştu. Gözbebeklerimi yukarıya kaldırıp gözyaşlarımı durdurdum ve devam ettim:
— Ve ben 16 yaşındayken bu çocukla hani bayağı bir flört ediyorduk. Arkadaşken bana hiç iltifat etmeyen, edebiyattan hiçbir şey anlamayan adamın içinden bu yıllarda adeta bir şair çıkmıştı. Öyleydi yani... Ben de saçımı çok boyatmak istiyordum. Ona hangi renge boyatayım diye sordum. Bana, "Gece mavisi yap, tam olarak seni anlatıyor. Gece mavisi rengi, doğru ışığı bulana kadar siyah gözükür; senin dışarıdan soğuk gözüktüğün gibi... Ama doğru ışığı bulunca gerçek rengini gösterir; senin güvenince gerçek kendini gösterdiğin gibi..." dedi. Ki zaten önceden bana bu rengi anımsatan bir lakap takmıştı.
Herkes söylediğim sözlere erimiş gibiydi, benim gibi... Gülümseyip devam ettim:
— Ben de sizin gibi eridim çünkü söylediği sözler tam olarak beni anlatıyordu. O söylediği günden bir gün sonra saçımı gece mavisine boyattım, tam o anlattığı renge... Bu renge!
Saçımı omzumun arkasından önüne alıp gösterdim:
— Ve o gün ona göstermeye gittim. Ama gittiğimde, herkesin içinde onun boynuna bir kız atlamıştı... Ki daha biz birbirimizi sevdiğimizi kendimize söyleyememişken! Kızın saçının rengi de aynı benim saçımın boyatmadan önceki rengi gibiydi. O gün kendime söz verdim; asla saçımın eski rengine dönmesine izin vermeyeceğim diye... O gün bugündür nefes sorunlarım arttı. Hiçbir erkeğe kolay kolay güvenemiyorum. Hatta abim ve Osman abim hariç hiçbir erkeğe güvenmiyorum. Saçlarımı da bu renk bıraktım, ki bence yakışıyor da...
Defne:
— Kızın kim olduğunu sormadın mı? Belki çok eskiden farklı bir şehre gitmiş kuzeni falandır, dedi.
— Sormadım, daha doğrusu soramadım. Sakinleştikten sonra sormak çok istedim ama ben sakinleştiğimde o İstanbul'a gitmişti... Bana hiçbir şey söylemeden, dedim.
Herkesten şaşırma sesleri çıkarken bazıları Atlas'a sövüyordu. Bense devam ettim:
— Geçenlerde Trabzon'a geri dönmüş. Bana ne dedi biliyor musunuz? "Zorundaydım." Kafana silah mı dayadılar?
Rabia —çok güvendiğimiz bir adamımızın yavuklusu— söze girdi:
— Olabilir vallahi. Hele ki sizin gibi büyük ve soylu bir ailenin çocuğuysa...
Mantıklı bir sözdü.
— Vallahi hiç sıkıntı yapmıyorum. Benim tanıdığım uşaksa, hele ki benim affedeceğimi bilirse gelir her halükârda bana söyler, dedim şiveli ve tüm rahatlığımla.
Bölüm etkileşimi
