4. bölüm / 5
Gece'nin MavisiAklın hayalin şaşar| 0.3
Bölümler 5Şu an: Aklın hayalin şaşar| 0.3
Tekrardan festival alanına giderken hiçbir şey konuşmadık. Daha doğrusu o konuşmaya çalıştı ama ben ona cevap vermeyince kendi kendine konuşmaya başladı. Festival alanına girerken fon müziği mükemmel bir şarkı çalmaya başladı.
Sizce hangi şarkı ya da şarkıcı? Neyse, uzatmaya gerek yok: Tarkan - Dudu. Şahsen Tarkan'ın en sevdiğim şarkısı Dudu, ikincisi ise bence herkesin sevdiği bir şarkı olan Öp.
Neyse, girerken şarkıya eşlik ederek giriş yaptım; sanki az önce astım krizi geçirmiyormuş gibi neşeyle şarkıyı söylemeye başladım:
"Ata ata dertleri hep içime attım"
"İnsan gibi yaşamak benim de hakkım"
"İçimdeki zemberek kırıldı artık"
"Tamiri mümkün değilse işte o gün yandık"
Bu kısım bitince yerime oturdum ve yerimde şarkıya uyumlu bir şekilde hareket edip yanımda oturan Zeynep'e cilve yapmaya başladım. Cilve yeteneklerimi kaybetmemeliydim, çünkü ihtiyacım olacaktı. Şarkı bitince Ömer etrafına bakıp:
– Ne açayım? Yorulmuşsunuzdur, sonra şarkı çalarsınız, dedi.
İşte düşünceli erkek! Yanlış anlamayın, Ömer'le kardeş gibi büyüdük çünkü aile dostumuzun oğluydu. Allah sahibine bağışlasın! Sonra ben:
—Öp! dedim, çünkü en sevdiğim Tarkan şarkılarından birisiydi. Herkes susup bana bakınca yanlış anlaşıldığımı anladım:
—Tarkan'ın Öp diye şarkısı var ya, ula ondan bahsedeyrum, sizi fesatlar! dedim.
Herkes gülüşmeye başladı ve istediğim şarkıyı açtılar. Ben ise biraz durduktan sonra şarkıya uyum sağlayıp söylemeye başladım:
"Yıkadı günahlarımdan beni masumiyeti"
"Cennetten gelen bir melekti sanki"
"Her şeyim tastamam yapmaya çalıştığım"
"Yazlığım kışlığım bir de yanına yakıştığım"
Son yeri söylerken kafamı yanımda Zeynep'in bacağına koydum. O ise benim saçlarımla oynamaya başladı. Şarkının patlama kısmının geldiğini fon müziğinin hareketlenmesinden anlayınca ikimiz de bakıştık. Ben kafamı onun bacağından kaldırıp oturduğum yerde dikleştim ve patlama kısmı gelince bağıra bağıra bu kısmı söylemeye başladık. Tabii söylerken Atlas bana normal bir şekilde bakarken, resmen Yağız'ın gözleri tarafından taciz ediliyordum. Rahatsız olsam da takmamaya çalıştım ve patlama kısmını söylemeye devam ettim:
"Ben o şelale saçlara o ay o hilal kaşlara"
"Süzme bal o dudaklara Öp öp öp öp doyamadım"
"Sütten ak o gerdana bir çıkar ki meydana"
"Gel de uyma şeytana Bak bak bak bak duramadım"
Birkaç şarkıyı birlikte söyledik, sonra getirdiğim kemençeyle Atlas'la birkaç horon şarkısı çaldık. Festivalin şarkılı kısmı bitmişti. Herkes oturmuş normal bir şekilde konuşurken, Güneş elini çantasına daldırıp cam bir su şişesi çıkarttı ve:
– Festival klasiğidir, Doğruluk mu Cesaretlik mi oynayalım, ne olur? dedi.
Aramızdaki en küçük odur, yani sanırım "o kız" ondan küçük değilse odur ve Ömer'in kardeşidir. Herkes kabul etti ama bir anda Atlas elini masaya koyup:
– Bu arada sizi Hande'yle tanıştırmayı unuttum, üvey kardeşim, dedi o kızı gösterip.
Ne kardeşi ya, sen beni onunla aldattın! diyemeyeceğim için ben de olaya atlayıp elimi Hande'ye uzattım:
—Benim adım Gece, aramıza hoş geldin, dedim.
Nasıl üvey olduğunu Asiye'ye soracaktım; tabi aynı zamanda bize neden üvey kardeşi olduğunu söylemediği için onu azarlayacaktım. Hande de elimi tuttu ve el sıkıştık:
– Ben de Hande, dedi.
Teker teker herkesin ismini söyleyip ona gösterdim ve sonra ona dönüp:
–Bu arada kaç yaşındasın? dedim.
– 19, dedi.
Güneş'le aynı yaştaydı. Güneş heyecanla:
– Sonunda benimle yaşıt biri! Ne okuyorsun ve buraya okumaya geldiysen nerede okuyorsun? dedi.
– Tıp okuyorum, 2 yıldır. Okulumu buraya aldırdım, Trabzon Üniversitesi'nde okuyorum, dedi.
Güneş'le biraz daha konuştular, sonra oyuna geçtik. Ömer Güneş'e soruyordu, yani abi-kardeş... Allah Güneş'e sabır versin! Daha Ömer sormadan Güneş:
– Doğruluk! Yeri yalamak için daha gencim, dedi. Ufak kıkırtılar geldi, sonra Ömer:
– Kaç tane sevgilin oldu? dedi.
Güneş eliyle saymaya başlayınca Ömer'in ağzı açık kaldı. Sonra Güneş kahkaha atıp:
– Şaka yaptım ya, daha bu güzele layık bir çocuk doğmadı! diyince Ömer'den şükür sesleri geldi. Bense:
–İşte benim kızım! dedim.
Sonra diğer yanımda oturan Güneş bana sarılıp:
– Çünkü ben annemin kızıyım, dedi.
Ben gülmeye başlayıp:
–Annen gibi hatalar yapma ama güzelim, yoksa güvenin çok pis kırılır; öyle kırılır ki nefes bile alamaz hâle gelirsin, dedim
Yani duygusal acı çektirme ustası olduğumu söylemiş miydim? Neyse, oyuna devam ettik. Bu sefer ben Asiye'ye soruyordum. Asiye'ye baktığım gibi:
– Doğruluk tabii ki! dedi.
–Dönemezsin artık ama bunun cevabını sadece bana söyleyebilirsin, bu yüzden sana özelden yazacağım, dediğimde herkes söylense de özel bir şey olduğunu söyledim ve telefonuma "Birisinden mi hoşlanıyorsun?" yazdım.
Evet yazınca ona doğru bakıp "anlamıştım, detayları istiyorum" bakışı attım. Bir dahaki tura geçmek için şişeyi çevirdim. Sibel bana soruyordu, yani tam anlamıyla sıçmıştım! Çünkü Sibel öyle sorular sorardı ki ya da öyle görevler verirdi ki konuşmayı unuturduk. Sibel'e dönüp:
–Doğruluk, dedim korkarak.
Sibel:
– Korkma ula, bugün iyi günümdeyim, dedi.
Yaşıtlarım Trabzon'da çok şive yapmazdı, çünkü üniversitede Trabzonlu sayısı pek fazla değildi ve şiveyi de pek anlamazlardı. Sibel biraz düşünüp:
– Şu ana kadar kaç kişiden hoşlandın? dediğinde kıkırdayıp:
–Ünlüler ve kurgusal karakterler hariç bir kişi, ama başta hariçleri de sayarsak en az elli kişi vardır, dedim.
Bir kişi olmasına şaşırmış olacak ki kaşları kalktı:
– Cidden mi, kim? dedi.
– Ula öldürsen söylemem! dedim.
– Tanıyor muyuz peki? dediğinde:
– Tek soru hakkın bitti, dedim ve bir daha şişeyi çevirdim.
Güneş Atlas'a soruyordu. Güneş'ten sıkılma sesleri çıktı ve:
– Ha bu uşağı hiç sevmiyorum, bahtsızlığıma niye çıkıyor ya? diye söylendi. Sonra gözünün içinde bir parıltı oluşunca merakla Güneş'in ne söyleyeceğini bekledim:
– Doğruluk mu, cesaretlik mi?
– Doğruluk.
– Püf, cesaretsiz şey seni! dedi ve biraz bekleyip Güneş:
– Şu an biriyle sevdalılık ediyor musun? dedi.
Bu konu ilgimi çeksede umursamıyormuş gibi yaptım. Atlas:
– Yok, şu an güven kazanmaya çalışıyorum, dedi.
Kendi kendime "Fışkı kazanirsun güven" diye söylendim. Güneş bana dönüp:
– Bi' şey mi oldu? dediğinde herkes bana baktı.
–Yok ula, biri yazmıştı da ona sinirlendum, dedi.
Kafasıyla "anladım" der gibi başını salladı ama hâlâ herkes bana bakıyordu.
–Ne bakaysuz, fışkı mı gördünüz ula? dedim.
Defne:
– Birinin yazdığına emin misin, bildirim sesi gelmedi de, dedi.
– Ula telefonumu rahatsızlık olmasın diye sesize aldım, ondandır, dedim.
Kimse inanmayınca sinirlenip yayıldığım yerde dikleştim ve el kol hareketleriyle:
– Ula fuşki yiyenler, manyadınız mi? Niye öyle... imalı imalı bakaysuz? dedim.
Emre dönüp:
– Sizin Atlas'la aranızda bir şey falan mı var? dediğinde elimle kulağımdaki küpeyi göstermeyecek şekilde elimle çekip kulağımı sakladım, elimi yumruk yapıp masaya vurdum:
– Tamam, fazla düşmandan aşka okuyorum ama o kadar da değil, o kadar da manyaklaşmadım. Hem o iş öyle filmlerde kitaplarda olduğu gibi olmuyor; düşman aşıklar asla kavuşamıyor! Anamla babama bakın, şu an ikisi de annemin takıntılı manyağı yüzünden yaşamıyor! dedim sinirden bozulmuş bir şiveyle.
Sonra Atlas, Asiye ve Hande'ye dönüp:
– Özür diliyorum ama doğrular acıtır, dedim.
Emre bana dönüp:
– O kadar da imkansız değilsiniz, sonuçta çocukluk arkadaşısınız, dediğinde elimi kafama vurdum, sonra Emre'ye dönüp:
– O kadar imkansızız ki aklın hayalin şaşar, dedim. Derin bir nefes alıp devam ettim:
– O olsa olsa İsmet'ten ve anasından sonraki cinayetim olur, dedim sevgi dolu bir şekilde.
– Siz nasıl aynı ortamda birbirinizi öldürmeden durabiliyorsunuz? dedi Hande.
Bense ona dönüp:
– Ula Asiye'yle sen olmasan ben onu çoktan vurmuştum da, benim de abim var; o hapse girdiğinde kendimi vurmamak için zor durmuştum ha ula! Bir de abim hapisteyken sağ olsun kendimi vurmamamı sağladı, yoksa yaşamazdı, dedim Asiye'nin olduğu tarafa öpücük atarak oyuna devam ettim.
Atlas bana soruyordu. Daha o soruyu sormadan:
– Doğruluk, dedim.
Atlas:
– Hayatında kaç kişiyle sevdalılık ettin? dedi.
– Ben sevdalandığımda çıkma teklifi kalkmamıştı ki hâlâ daha ben kalktığını kabul etmem. Ben çıkma teklifi almadım, bana çıkma teklifi eden insanları da sevmediğim için hiç sevdalığım olmadi ama ben aşık oldum, biraz karmaşık, dedim şiveyle.
Oyunu biraz daha oynayınca yine Asiye bana sordu. Her zamanki gibi "doğruluk" dedim. Biraz öfkelense de susup sordu:
– Birisi seni aldatsa ne yaparsın? dedi.
– Aldattığına eminsem o benim bir daha yüzümü görmez. Zorunda olmadığım sürece onunla konuşmam ve büyük ihtimalle adını soyadını abime verip dövdürtürdüm adamı; he tabi ben daha önce dövmüş olurdum. Sonra etraftaki her kıza beni aldattığını söyleyip onları korurdum böyle bir pislikten! diyip sustum.
Sonra Güneş şişeyi çevirdi, o Atlas'a soruyordu. Atlas direkt:
– Cesaret, dedi.
Güneş aklına gelen şeyle kıkırdayıp Atlas'a döndü ve:
– Yağız'ı öp! dediğinde etraftan gülme sesleri geldi. Sonra ben de dayanamayıp Atlas'a bakarak kahkaha atmaya başladım. Atlas ise bana ilk başta hayran gibi bakmış, sonra ise:
– Ula kafayı mı yediniz? Ben dudağımı öyle bir piçle kirletmem! dediğinde Hande olaya atlayıp:
– Niye abi, en son sevdiğin kızı mı öptün? dediğinde ben kahkahamı durdurmaya çalışıyordum.
Atlas kafasını eğip gülümsedikten sonra kafasını kaldırıp bana bakıp Hande'ye:
– He öyle, ne yapıcaksın Hande? dediğinde hâlâ bana bakıyordu. Ne ima ettiğini anlayınca gözlerimin büyüdüğünü hissettim; yanaklarım yanmadan farklı şeyler düşünmeye başladım.
Şu anda Yağız bir sapık gibi beni dikizliyordu ki sapıktı zaten. Bana yaşattıklarını unutmamıştım ama artık ondan korkmuyordum. Bana yaşattıklarından sonra boks ve karate gibi dövüş sporları hakkında eğitim almıştım; hatta bana kalsa mezuniyetime bile çağırmazdım onu ama amcam anlamasın ve o böyle bir pisliği evinde barındırdığını bilmesin diye çağırmış ve hiçbir şeyi anlatmamıştım ama en yakın zamanda onu da söyleyecektim.
Kulağıma bir ses gelince kafamı kaldırdım:
– Gece'nin mavisi sana sordu, dediğinde Atlas'a baktım ve:
–Efendim? dedim.
Hande'nin ağzı benim kafamı kaldırmamla birlikte açılınca ne olduğunu anlamayıp gözlerimi Hande'de tutup:
– Neye şaşırdın öyle, güzelim? dediğimde ağzı daha çok açıldı.
– Bu köyde kalırken daha neler öğreneceğim acaba? diye söylenince:
– Ne kaçırdım ya? dedim.
Atlas:
– Bi' şey kaçırmadın, biz de anlamadık neye şaşırdığını, dedi.
Hande ise:
– Birincisi, senin şimdi söylemeyip sonra sadece sana söylerim de biri olduğunu anladım. İkincisi, senin düşman köydeki insanlara iyi davranmana şaşırdım, diyince ben, Atlas ve samimi olduğum birkaç kız kahkaha attık.
Güneş kahkahasını hızlı bitirip:
– O suçlu olmayan insanları suçlamamayı 8 yıl önce bıraktı, öyle önüne gelen herkese de düşman olmaz. Ya karizmaya bak! Gece Demir'in düşmanı olmak için bile bir karaktere ihtiyacın var, dedi. Son cümleyi ise hayranlıkla söyledi. Sonra biraz bekleyip bana bakıp ekledi:
– Abla büyüyünce sen olacağım, dediğinde tutamayıp kıkırdadım ve:
–Olma ablam, zor iş, dedim kıkırdayarken.
–Ee bana ne sordunuz ? dedim.
Hande:
– Abimle birbirinizi nasıl bu kadar tanıyorsunuz? dedi.
– İnsan düşmanını dostundan daha iyi tanımalı. Mesela Atlas'ı sen ve Asiye'den daha iyi tanıyorum, dediğimde Asiye atlayıp olaya:
– Abartma! dediğinde Asiye'ye dönüp:
– Atlas neden yaklaşık on yıldır ıhlamur içmiyor, biliyor musun? dediğimde kafasını hayır anlamında iki yana salladı. Hande'ye döndüm, o da iki yana salladı ve ben:
– Aslında kolay bir soruydu; alerjisi var. Ve bu alerjiyi annesi bile bilmiyor, bunu ise ilk ben fark ettim. Ihlamur içince boynu ve kolları kızarıp kaşınıyor ve üst üste üç kere hapşuruyor, dediğimde Atlas dahil herkesin ağzı şaşkınlıktan açıldı. Bense:
–Hadi oyuna devam, dedim.
Bana Enes soruyordu.
– Doğruluk, dedim o sormadan.
– Ne soracağım ki? diye söylendi. Sonra Deniz yani sevgilisi kulağına bir şey fısıldadı ve Enes:
– Neden teması sevmiyorsun? dedi. Bunu o istediği için değil, Deniz istediği için soruyordu.
Biraz ortaokul ve lisede yaşadığım olaylarla ilgili; her temas masum olmuyor. O kişi sana şefkatle yaklaşmak yerine farklı fantezilerle yaklaşıyor olabilir ve bazı insanların ise teması bana samimi gelmiyor, o yüzden temastan hoşlanmıyorum, dedim.
Telefondan saate baktım, bayağı geç olmuştu ve şu an pek iyi hissetmediğim için kalkıp sahile gitmeye karar verdim. Etrafa bakarak:
–Neyse ben gidiyim, geç oldu uşaklar, size iyi eğlenceler, dedim.
Arkadan kızların "Gelelim mi?" seslerini umursamayıp ilk önce Maçka'dan çıkıp Tonya'ya gittim, sonra sahile gittim.
Kuma oturup denizi izledim. Konuşmadım, ağlamadım, gülmedim, kırılmadım, sinirlenmedim. O an sanki kendi vücudumda değildim. 8. sınıfta daha minik bir çocukken taciz edilmemiştim, daha bebekken annemi kaybetmemiştim, fiziksel ve duygusal şiddete maruz kalmamıştım; peşimde bana takıntılı bir manyak yoktu ve özellikle de o bana takıntılı olan manyak en sevdiğim kuzenimin ikizi değildi.
Ben o anda belki bir gökyüzüydüm, iki sevdalı insanın uzanarak izlediği; belki de kumdaki bir çocuğun yazdığı yazıyı götüren bir dalgaydım, belki başka bir çocuğun tırmandığı bir ağaçtım, ya da bir eşin hamile karısı aşerdi diye kapı kapı dolaşıp en sonunda bir komşusunun bahçesinde bulduğu bir meyveydim... Ama tek bildiğim o an ben Gece Demir ben değildim.
Ama bir sesle yavaş yavaş o gerçeklik kopmaya, bozulmaya başladı. Yeniden eski hayatıma döndüm; sanki hafızamı kaybeden bir kitap karakteriydim ve her şeyi bir daha hatırlıyordum. Tüm anılarım teker teker gözlerimin önüne geldi ve en sonunda şuradaki Gece Demir oldum. Ve sesi net bir şekilde duydum:
– Kaptan hanım, sana çok önemli bir şey söylemem lazım, dedi.
Arkamı döndüm, karşımda bana sarı saçlarıyla bakan mavi gözler gördüm.
Bölüm etkileşimi
