3. bölüm · Gecenin Aydınlığı
3. Bazı Bakışlar Tesadüf Değildir
Kapıdan içeri adımımı attığım anda üzerime ağır bir okul kokusu çöktü.
Yeni boyanmış duvarların keskin kokusu, koridorlarda yankılanan ayak seslerine karışıyordu.
Her tarafta öğrenciler vardı.
Kimi son anda ödevini yetiştirmeye çalışıyor, kimi kahkahalar atarak arkadaşlarına bir şeyler anlatıyordu.
Ben ise onların arasından sessizce yürüyordum.
Kimseye çarpmadan...
Kimsenin dikkatini çekmeden...
Tam da istediğim gibi.
Elimdeki kayıt kâğıdına baktım.
11-A
Koridorun sonundaki merdivenlerden yukarı çıktım.
Sınıfı bulmam uzun sürmedi.
Kapının üzerinde siyah harflerle yazılmıştı.
11-A
Derin bir nefes aldım.
Belki de en zor kısım buydu.
İçeri girmek.
Yeni bakışlara alışmak.
Yeni sorulara cevap vermek.
Kapıyı iki kez hafifçe tıklattım.
"Gel."
İçeriden gelen tok sesle kapıyı araladım.
Bir anda bütün gözler üzerime çevrildi.
İnsan bazen onlarca kişinin aynı anda kendisine bakmasına alışamıyordu.
Ben de alışamamıştım.
Sınıfın önünde dururken öğretmen elindeki kalemi masaya bıraktı.
"Arkadaşlar, sanırım yeni öğrencimizi bekliyorduk öyle değil mi?"
Sınıfta birkaç fısıltı yükseldi.
"Adın?"
Bir an duraksadım.
"Elzem."
İsmimi söyler söylemez sınıf yeniden sessizliğe gömüldü.
Ama o sessizlik uzun sürmedi.
Arka sıralardan alçak bir ses duyuldu.
"İlginç isimmiş."
Kimin söylediğini göremedim.
Görmek de istemedim.
Başımı önümdeki sıralara çevirdiğim sırada...
Bir çift gözle karşılaştım.
Diğer herkes birkaç saniye sonra bakışlarını kaçırmıştı.
Ama o...
Hâlâ bana bakıyordu.
Ne merak vardı o bakışlarda...
Ne de şaşkınlık.
Sanki beni tanıyordu.
Ya da...
Benden nefret ediyordu.
Hangisi daha kötüydü, bilmiyordum.
Bakışlarını kaçırmasını bekledim.
Kaçırmadı.
İçimde anlamsız bir huzursuzluk büyümeye başladı.
Başımı çevirip öğretmene döndüm.
"Boş olan yere geçebilirsin, Elzem."
Sınıfı hızlıca süzdüm.
Cam kenarında tek kişilik boş bir sıra vardı.
Kimsenin yanında oturmak zorunda kalmayacağım için içimden sessizce rahatladım.
Çantamı omzuma biraz daha sıkıştırıp sıraların arasından yürümeye başladım.
Tam yerime oturacağım sırada arka taraftan alçak bir kahkaha yükseldi.
"Yeni kız bayağı sessiz."
"Belki de utanıyordur."
"Yok ya... Bana daha çok soğuk biri gibi geldi."
Sanki duymuyormuşum gibi konuşuyorlardı.
Oysa her kelime kulağıma kadar ulaşıyordu.
Hiçbiriyle göz göze gelmedim.
Çantamı sıranın yanına bırakıp pencereye döndüm.
Dışarıda rüzgâr ağaçların dallarını savuruyordu.
İlk ders başlamıştı ama zihnim çoktan başka bir yere gitmişti.
Kalemi elime aldım.
Defterimin ilk sayfasını açtım.
Adımı yazacakken...
Bir his...
Sanki biri hâlâ beni izliyordu.
İstemeden başımı kaldırdım.
Yine oydu.
Aynı çocuk.
Bu kez bakışlarımız bir anlığına yeniden kesişti.
Yüzünde hiçbir ifade yoktu.
Ne gülümsüyordu...
Ne de kaşlarını çatıyordu.
Sadece...
İzliyordu.
Dayanamadım.
Kaşlarımı hafifçe çattım.
"Neye bakıyorsun?" der gibi kısa bir bakış attım.
İlk kez...
Bakışlarını kaçıran o oldu.
Ama nedense bu, içimi rahatlatmadı.
Tam aksine...
İçimde büyüyen o garip his daha da güçlendi.
Tam o sırada zil çaldı.
Koridorları dolduran sesler bir anda sınıfın içine taştı. Sandalyeler gıcırdadı, öğrenciler ayaklanırken sınıf birkaç saniye içinde uğultuyla doldu.
Ben ise yerimden kıpırdamadım.
Çantamın fermuarını açıp defterimi düzenlemeye başladım. Kalabalığın içinde görünmez olmak, dikkat çekmekten çok daha kolaydı.
"Şey..."
Yumuşak bir ses düşüncelerimi böldü.
Başımı kaldırdığımda kumral saçlı, ela gözlü bir kızın sıramın yanında durduğunu gördüm.
Yüzünde samimi ama çekingen bir gülümseme vardı.
"Rahatsız etmiyorumdur umarım."
Bir an duraksadım.
"Hayır."
Elindeki meyve suyunu sırama bıraktı.
"İlk günler biraz zor geçer diye düşündüm."
Şaşkınlıkla meyve suyuna baktım.
"Bunu almak zorunda değilsin." dedi hemen. "Sadece... hoş geldin demek istedim."
Onun bu hâli karşısında ne diyeceğimi bilemedim.
Teşekkür etmek istiyordum.
Ama bunu söylemeye alışık değildim.
"...Teşekkür ederim."
Yüzündeki gülümseme biraz daha büyüdü.
"Ben Eflal."
"Elzem."
"Memnun oldum."
Başımı hafifçe salladım.
Kısa bir sessizlik oldu.
"Eğer istersen teneffüste okulu gezdirebilirim." dedi.
"Sanırım kendim bulabilirim."
Sesim istemeden düşündüğümden daha mesafeli çıkmıştı.
Yüzündeki gülümseme kaybolmadı.
"Tamam."
Omuz silkti.
"Fikrini değiştirirsen ben üçüncü sırada oturuyorum."
Arkasını dönüp sınıfın diğer tarafına doğru yürüdü.
Bir an onu izledim.
Garipti...
İlk defa biri bana yaklaşmaya çalışmıştı.
Üstelik karşılığında hiçbir şey beklemiyor gibi görünüyordu.
Tam yeniden defterime dönecekken...
Eflal'in adımları aniden durdu.
Sınıfın arka tarafına kısa bir bakış attı.
Bakışlarını takip ettim.
O çocuk...
Hâlâ yerindeydi.
Eflal'in yüzündeki sıcak ifade bir anlığına silindi.
Göz göze geldikleri o kısa saniyede, ikisinin de yüzünde anlamlandıramadığım bir gerginlik belirdi.
Sonra Eflal hiçbir şey olmamış gibi başını çevirip arkadaşlarının yanına gitti.
Kaşlarımı çattım.
Belki de...
Okuldaki yabancı tek kişi ben değildim.
