Gece Karanlığı kitap kapağı

3. bölüm / 5

Gece Karanlığı

3. Karanlıktan Sonra Gün Işığı

Vaveyla Yazarı: Ecrin Nur DEMİRTAŞ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 3. Karanlıktan Sonra Gün Işığı

Beğendiğin yerleri yorumlara etiket ile yazmayı unutma. Nereleri beğendiğin ya da eleştirdiğin benim için çok önemli. Şimdiden İyi okumalar.

Karanlık

Gözlerimi açtığımda kendimi beyaz hastane odasında buldum. Kalkmaya çalıştım ama omzum buna izin vermiyordu. Anladım ki yaşıyorum. Biraz etrafa bakındıktan sonra yoğun bakım servisinde olduğumu anladım. Kapı açıldı ve beyaz önlüklü sarışın bayan bir doktor içeri girdi. “Merhaba mucize pilot. Nasılsın? Kendini nasıl hissediyorsun?” Diyen doktora “İyiyim” dedim. Sesim kısılmıştı. Bunu boğazımda ki konuştukça çıkan hırıltıyla anlıyordum. “Sen kendini yormadan ben sana neler olduğunu ve önündeki zor süreci anlatayım.” Dedi doktor kocaman gülümsemeyle.

“Adın Eflin Sancak. Milli savunma üniversitesi hava harp okulunu 3. Sınıf öğrencisiymişsin. Aldığın eğitimler sırasında bilinmeyen bir nedenden dolayı çıkan sistematik bir arıza sebebiyle uçağının kontrolünü kaybetmişsin. Ve açtığın daha doğrusu yarım açılan paraşüt sayesinde yere kısmi şekilde çakılmışsın. Onu açmasaydın ölecektin. Ve şimdi geldi anlatması kolay ama uygulaması zor olan kısma yani tedavi sürecine. Sağ omzunda ki dokular tamamen zedelenmiş, parçalanmış. Aynı zamanda kemiklerin de. Bu yüzden platin taktık yani yapay kıkırdaklardan oluşan bir çeşit yapay kemik. Bundan sonra fizik tedaviye başlayacak ve uzun süre buradan çıkamayacaksın. Beynine aldığın hasar ile bazı şeyleri unutmuş olabilirsin ama bu geçici bir şey. O yüzden adını soyadını söyledim. Geçmiş olsun.” Bu kadın neler diyordu böyle. Bütün hayallerimin orda son bulduğunu anladım. Kendime verdiğim söz de o uçak gibi yanıp kül olmuştu. Doktor benim hakkımda bilgi vermiş olacaktı ki annem ve babam içeri girdi.

“Eflin!” diye koşarak içeri girdi annem. O kadar yorgun hissediyordum ki kendimi. Annem sarıldı ,saçlarımın kokusunu içine çekti. Bense kıpırdayamadığım için karşılık veremiyordum. Babam ellerimin içini öpüyor ,annemse ağlıyordu. Beni kaybetme korkusu onları baya sarmıştı.

“Yavrum, anneciğim seni seni bir daha asla bırakmayacağız.” diyordu annem başımda.

“Yalvarırım kızım bir daha gitme bizi bırakma babana hemen burada söz veriyorsun.” Diyen babamın itiraz istemeyen sözleri kalbime ok gibi saplandı.

“Ya- yapamam baba. Bunun için size söz veremem. Elbet bir gün başaracağım. Hedeflerime hedeflerime ulaşacağım.” Dedim. Babamın yüzü asılmıştı.

Annem “Şimdi bu konuları konuşmanın sırası değil. Lütfen ikinizde susun. Ahmet sende kızımı fazla yorma sesinin bile gücü bitmiş yavrumun.”

Bütün yaşananlara şahit oldukları için çok korkmuşlardı. Onlar o gün benim ilk yalnız uçuşumu görebilmek için gelmişlerdi. Uçuşu bırakın ölümüme şahit olacaklardı.

Annem ve babamın Ardından kapı çaldı ve içeri giren Yusuf Yarbay, Yağız, Eren ve Tuğba’ydı. Annem ve babam hemen çıktı ,onlar içeri girdi. Ben ayaklanmaya çalışınca komutan “Otur asker otur!” Dedi Yusuf Yarbay.

“Geçmiş olsun asker!”

“ Sa – sağolun komutanım.” Dedim. Ardından Tuğba bana sarıldı ama karşılık veremiyordum. Berbat bir histi. Sonra Eren yanıma yaklaşıp dizlerinin çöküp , “Geçmiş olsun Eflin. Bizi çok korkuttun. Çabucak iyileş ki yine göklerde parla çünkü sen olmadığın sürece bu yıldız da göklerde uzun süre parlayamayacak.”

Eren kulağıma sessizce işte bu cümleleri fısıldadı. Ardında göz kırptı. Gülümsemek ve başımı sallamakla yetindim.

“Beni çok korkuttun Eflin. Geçmiş olsun. Sana inanıyorum bir an önce iyileşip toparlayacaksın.” Dedi Yağız.

Biraz sohbet ettikten sonra beynimi vuran cümleyi duydum. “Bundan sonra ki süreçte pilotluk hayallerin bitmiştir Eflin Sancak. Yaşananlar için üzgünüm.” Diyen komutan hiç mi acımıyordu bana. O an ne oldu bilmiyorum ama duyduklarımdan sonra kendimden geçmişim. Uyandığımda oda boştu. Duyduklarımı unutmak istiyordum ama bu vücut sağlığı ile beni kapısından bile sokmazlardı. O gün tüm gece ağladım. Sabah kalktığımda gözlerim şişmişti. Elim yüzüm morarmıştı. Doktor bana söylemedi ama bir kaç yerimde de kırıklar vardı. Kendime burada kaldığım süreçte ilk defa aynadan baktım. Dayak yemiş gibiydim. Kendimi bu halde görmeye dayanamadığım için aynaya yumruğumu geçirdim. Kırık ayna parçaları elime batmış, elim kanlar içinde kalmıştı. Doktorlar ve hemşireler içeri girdi. Beni tutup sakinleştirici iğne yapmış olmalılar ki artık “Neden ben? Neden ben!” Diye sayıklamıyordum. Her gece kabuslarla uyanıp bir daha uyuyamıyordum. Bu zorlu süreçte bana eşlik eden psikoloğum Ayşe vardı. Ayşe abla bana çok iyi geliyordu. Yaşadıklarımı onunla daha çabuk atlatacağıma emindi. Ailem de hiç yalnız bırakmamıştı beni. Ağabeyim de beni kontrol ediyor, iyileşme sürecimi hızlandırmak için elinden geleni yapıyordu. Tatillerde Eren ve Tuğba yanıma geliyor beni hiç yalnız bırakmıyorlardı. Acaba Eren ona çocukluktan beri aşık olduğumu bilseydi hislerime karşılık verir miydi? Ya da onun da bana hisleri var mıydı?

Yağız ise hemen hemen her gün arıyordu onu nasıl yapıyordu bilmiyorum. Çünkü harbiye de cep telefonu yasaktı. Genellikle telefonlarını açmıyordum ama o hala arıyordu. Yaptığı gurursuzluktan başka bir şey değildi. 1 yıllık süreç olmuştu 3 aylık. Tedavilere vücudum beklenilenden daha olumlu tepkiler verdiği için günden güne iyileşiyordum. Kimi zaman pişman oldum bu yola girdiğim için , kimi zamansa asla pişmanlık olmadığımı söyledim .

Hastaneden taburcu olma günüm gelmişti. Ama ben ailem gelmeden önce hastaneden çıkmış kendime iş bulmak için harbiyeye gidiyordum. İzmir Foça da komando birlikleri vardı. Bilgi almak için onların yanına gitmeyi düşündüm. Ama oraya başvuru yapmam için asker olmam lazımdı. Eve gitmek e mantıklısıydı. Eve gittiğimde herkes yine bana tepkiliydi. Neymiş onlara haber vermeden neden hastaneden çıkmışım.

Aslında haklılardı. Başıma bunca olay gelmişken yalnız çıkmam saçma olmuştu.

Mutfağa doğru yöneldim ki annem elinde ki maşayla elime bir vurdu.

“ Ah ne yapıyorsun anne, hem de sağ koluma!” Diye sızlandım.

Annem durur mu hiç. “Önce ellerini yıkayacaksın , sonra üzerini değiştirecek ılık bir duş alacaksın , sonra-“

“Tamam anne tamam sonrayı sen boş ver ben anladım.”

Dedim ve odama çıktım. Evimiz iki katlı aslında bodrum katını da sayarsak 3 katlıydı. Birinci katta mutfak, salon ,yemek odası gibi odalar varken yukarı katta yatak odalarımız ve çalışma odası var. Benim odam kocaman bir ormana bakıyor. Terasa çıkıp doyasıya izliyorum. Bir elimde sıcak kahve, diğer elimde annemin yeni yaptığı sıcacık kurabiyeler ve aklımdan hiç çıkmayan hava harp okulu...

Ben tutulmuştum o okulun havasına, uçaklarına ama yapacak bir şey yoktu, 2 hafta sonrası için uçak bileti aldım. Annem ve babamın haberi yoktu. Akşam babam eve geldi ve babam eve gelene kadar evin bu gün ki bütün işleri ben yapmıştım. Babam gelince çayı koyup kendi yaptığım kurabileyeleri fırından.

Babama kocaman bir hoş geldin öpücüğünden sonra hep birlikte çaya oturduk. Annem gözüme baktığı gibi anladı bir şeyler anlatmak isteyeceğimi. “Eee Eflin hanım dökül bakalım.” Dedi annem. “Neyi döküleyim anne?”

“Bu gün ki yaptıklarının sebebini.”

“Anne illa bir sebep mi olması gerekiyor sana yardım edebilmem için? İçimden geldi işte.” Deyiverdim. Annem durur mu “ Başına taş mı düştü kızım senin?”

“Afiyet olsun!” Dedim sitem dolu sözlerle.

“Ellerine sağlık bal kızım” diyen babamdı. Kocaman gülümsedim. Konuşmaya başladım

“Anne baba ben-“

“Hayır o cümleyi sana kurdurtmam kızım sakın bir daha deneme!” Dedi annem ve parmaklarını dudaklarıma bastırdı. Sanki konuşma yasağı getirmiş gibi.

“Anne bak yıllardır bu cümlemden kaçtınız,ne olur bir kere daha denesem? Ama bu sefer pilot olarak değil de asker olarak hıh olmaz mı? Bir kerecik olsun beni-“

“Evet bir kerecik olsun bizi anla Eflin anla! Olmaz dedik başına neler geldi. Yapma dedik yaptın sen bizi hiç yanına gelmedik seni görmedik sandın ama biz hep senin arkandan babanla seni izledik, yetmedi ölümden döndün ve mucizevi bir şekilde. Yetmez mi kızım bu kadar?”

“Hayır anne yetmez! Siz beni anlamadınız hem de hiçbir zaman! Bir kez daha deneyeceğim anlayın artık ben yapamıyorum. Hayalini kurduğum ,yıllarca hayalini kurduğum mesleği yapmaktan vazgeçemiyorum.” Dedim ve masadan kalktım. O an sessiz kalan babamın kan kustuğunu ve öksürdüğünü gördüm. “Baba!” Diye bir çığlık attım. Annemin “Ahmet!” Dediğini duydum.

“Alo alo 112 ben Eflin Sancak. Sakarya mahallesi 352. Sokak no 27 acil ambulans istiyorum.” Dedim ve ilk yardımı uygulamaya başladım. Harp okulunda aldığımız eğitimlerin yanında ilk yardım da vardı. Babamın kalp krizi geçirdiğini anladığım an ambulans yetişmişti. Babacığımı hemen oradan alıp en yakın hastaneye götürdüler. Ben o sırada annemi sakinleştirmeye çalışıyordum.

“Anne bak babam iyi olacak sana söz veriyorum iyi olacak. Düşündüğün gibi bir kriz değil ilk müdahaleyi ben yaptım. Geç kalınmış-“

“Geç kalmıştın Eflin. Babanı krize sokacak kadar geç! Ona eğer bir şey olursa, eğer ona bir şey olursa-“ “Olmayacak anne olmayacak!”

Saatler gece 4’ü gösteriyordu. Babam hala ameliyattan çıkmamıştı. Bir ameliyat bu kadar uzun sürmemeliydi. Ameliyathanenin önünde ki uzun bekleyişlerimiz sonunda son buldu. Doktor çıktı ve babamın durumunun hala kritik olduğunu söyledi.

“Ahmet Bey’e ilk müdahaleyi yapmak kurtarmış onu, siz yaptınız sanırım.”

“Evet ben yaptım babama ilk müdahaleyi ,durumu nasıl?”

“Durumu hala kritikliğini koruyor, kalp krizi daha başlamadan önlendi, canını sıkan bir şey olmuş olmalı ki kan beynine kadar sıçramış.” Dedi doktor. O an annemin bana bir bakışları vardı. Kızı olduğumu unutsa beni oracıkta boğacak gibiydi. Babamın iyi olduğunu saatler sonra öğrenince içim ferahladı. Babamı eve çıkarabileceğimiz söylenince babamı hastaneden alıp eve götürdük. Babam iyi gibiydi ama hiç konuşmuyordu. Ben arabayı kullanıyordum, annem de babamın yanında arkada oturuyordu. Hastanede çok fazla kaldığımız için sabah olmuştu. Arabayı park ettikten sonra babamı arabadan indirdik. Ben telefonla ağabeyimi aradım

2 Hafta Sonra

Babamın rahatsızlanmasından tam iki hafta geçmişti. Ama babam bana kızgın değildi , hem de hiç kızgın değildi. Aksine artık beni destekleyen tek kişi oydu. Biz iki kardeşiz. Benden 3 yaş büyük olan ağabeyim var. Ağabeyim doktor oldu diye benim de doktor olmamı istiyorlar. Babama olanları duyunca ağabeyim de ilk uçakla İzmir’e geldi.

Oturup ailecek konuştuk ve annem bana bir şans daha verdi. Zaten uçak biletimi aldığımı da öğrendiği için ısrar etmeden kabul etti.

Harbiye’deki arkadaşlarımı en önemli de Eren’i çok özlemiştim. Yağız tabii ki telefon yasak olmasına rağmen bir yerlerden bana mesajlar atıyordu. Bu çocuk tam bir psikopattı. Bana mesaj atmaması için daha kaç kere engel yemesi gerekiyordu?

Bu sefer ki biletim İstanbul’a değildi. Ankara için bilet almıştım. Girdiğim yazılı sınavdan başarılı bir şekilde geçmiştim. Ankara’ya mülakatlar için gidiyordum. Mülakatlardan başarıyla geçebilirsem en korktuğum mülakata girecektim. Sağlık mülakatı.

Ankara’ya tek başıma gitmek istedim fakat ağabeyim Ankara’da doktor olduğu için onunla birlikte gidecektim. Annem ve babam beni kırmadı. Ama gitmeden önce yapmak istediğim son bir şey vardı. İzmir’i izlemek. Attım kordona kendimi. Tüm gün tek başıma gezdim İzmir’in her karışını. Akşam eve döndüğümde annem yine elinin lezzetini konuşturmuştu. En sevdiğim yemekleri yapmış bir de bana yolluk hazırlamıştı.

Enginar dolması, patates püresi, magnolya tatlısı derken midem ağzına kadar dolmuştu.

Ertesi gün gideceğim gerçeği annemin yüzüne tokat gibi çarpsa da bu gideceğim gerçeğini değiştirmiyordu. Akşam film gecesi yaptık. Tabii ki de filmi ben seçtim. Yine bir asker filmi seçmem annemin ben askerdeyken de her an yaşayabileceğim şeylerin korkularını çığ gibi büyütüyordu. Annemin kollarında uyuya kalmışım. Sabah kalktığımda kendimi yatağımda buldum. “Seni gece ben taşıdım, kucağımda.” Diyen ağabeyim kucağımda kelimesine özellikle vurgu yapmıştı. “Bir bebek

gibi seni yukarı kata çıkardım, bunun için bana teşekkür etmen gerekiyor Eflin, öyle suratıma tuhaf tuhaf bakman değil.” Diyen ağabeyim çok tatlı gözüküyordu. “Teşekkürler asistan doktor Yiğit Sancak. Ameliyatlar ve reçeteler için olan ellerinizi benim ağır bedenimi taşımakla kullandığınız için.” Dedim. Ağabeyimle ikimiz bir kahkaha tufanı koparttık.

Kahvaltıda annem yine döktürmüştü. Sucuklu yumurta, menemen, patatesli börek tıka basa doymuştum. Babam havalimanında özel güvenlik olduğu için babam ile orada vedalaşacaktım. Gerçi buna veda denirse. Daha seçilip seçilmeyeceğim bile belli değilken neyin vedasıydı bu?

Annemin elini öptüm, doyasıya sarıldım. Yolluklarımı alıp arabada beni bekleyen ağabeyimin yanına gittik. Birlikte korna çalarak havalimanına doğru yola çıktık. Ağabeyim durur mu hiç? Sürekli benimle uğraşıyor sinirlerime hakim olmamı güçleştiriyordu.

“Sen şimdi ne olacaksın?”

“Asker!”

“Kasket mi?”

“Hayır ASKER!”

“Peki olabilecek misin?”

“Neden olamıyor muşum?”

“Çürük elmaları sevmem. Onların da seveceğini düşünmüyorum.”

“Çürük elma mı?”

“Yani sende biraz öfke bozukluğu var ya canım kardeşim o yüzden dedim. Yoksa-“

“Yoksa ne hıh? Ben bir şeyi yaparım diyorsam yaparım. Hem de en güzelini!” Dedikten sonra havalimanına çoktan varmıştık. Sinirden gözüm dönmüştü. Ağabeyimin yeni aldığı arabasına yumruk atmamak için kendimi öylesine zorluyordum ki, alnımda biriken boncuk boncuk terler yüzüme damlayınca yoluma koyulmam gerektiğini fark ettim.

Babam bizi orada bekliyordu. Ağabeyim de benimle gelecekti çünkü ağabeyimin tayini de Ankara’ya çıkmıştı. Birlikte babam ile vedalaştık. Babam kulağıma “Ne olursa olsun kalbinin sesini dinle, pusulanın ibresi daima iç sesin olsun. Yolun açık alnın ak olsun kızım. Zamanında benim yapamadığımı sen yap. İnanıyorum sana hem de sonuna kadar.” Fısıldadı ve saçlarımın arasına kocaman bir öpücük kondurdu. Bense kafamı onaylamak için salladım. Ve babama “Söz veriyorum baba, sana söz veriyorum, Haylini kurduğum mesleği yarım bırakmayacağım.” O an gözümden küçük bir damla yaş süzüldü.

İşte yeniden uçağa binmiştim. Ama ağabeyim benim yerime hemen almıştı cam kenarını. Bu adam beni sinir krizine sokacaktı. Uçakta yine hayallere dalmış uyuya kalmışım. Uyandığımda arabadaydım. Ağabeyim beni mülakatlara gireceğim yere götürüyordu.

“ Mülakatın saat kaçta?”

“Kendim gidebilirdim.”

“Sana ne zaman bittiğini sormadım, ne zaman başlayacağını sordum Eflin.”

“Çürük elmaları sevmediğin için çürük elmanın içindeki kurtu da önemsemene gerek yok, değil mi ağabey?”

“Sen hala orada mısın Eflin. Ne zaman büyüyeceksin?”

“Ben zaten büyüdüm!”

“Akıl ve ruh olarak söylemiştim ama anlayana.”

Deyip kahkahayı bastı. Sinirlerime hakim olmak o kadar zor bir şeydi ki benim için.

“Ben senin yerine söyleyeyim saat 09.00 da mülakatlar başlıyor. Senin mülakat sıran 12. Her mülakat yaklaşık 25 dakika sürdüğü için sende yaklaşık 12.00 da olacak.”

“Sen bu kadar çok şeyi nereden biliyorsun?”

“Bence gereksiz sorular sormak yerine üstün matematiğimi tebrik etmen gerekiyordu.”

“Ha ha ha aman ne komikmiş. Sen bir şeyler karıştırıyorsun bak demedi deme.” Dedim.

Tam zamanında yetiştirmişti ağabeyim beni. Mülakattan önce beni bir fırına götürüp kahvaltı yaptırmıştı. Kahvaltıdan sonra biraz dışarıda oyalandık.

İşte yeniden o binadayım. İçeri girip sıramı bekliyordum. O kadar stresliydim ki ayakta bir o tarafa bir bu tarafa gidip duruyordum. Kalbim durur mu hiç? Sol tarafımda hızlı hızlı çarpıp duruyordu. Benden önceki son kişi de girdiğinde iyice panik yapmıştım. Bir de yetmezmiş gibi ağabeyimle uğraşıyordum.

“Al bunu.”

“Bu ne ağabey?”

“Bu annemin bana iki yıl önce verdiği okunmuş pirinç taneleri, benim işime yaradığını göre senin de işine yarar diye düşündüm.”

“Sağol ya! Beni zehirlemek için mi yapıyorsun?”

“Kız kuru pirinçten ne olur? Neyin zehirlenmesi? Hem de okunmuş kuru pirinçten. Allah Allah seni hiç anlayamıyorum Eflin. Biraz relax ol. “

“Yanımda senin gibi bir ağabey olduğu sürece ömrüm bile kısa olur benim!” Diye bağırdığımda “Eflin Sancak içeri lütfen.” Diyen sesi duydum. Koşarak odaya doğru yöneldiğim sırada,avucum da ki pirinç tanelerini ağzıma atıp yuttum. İçeri girdiğimde 3 yaşlı komutan ve bir asker vardı. U şeklini almış ve beni bekliyorlardı. U şeklinin tam ortasındaki sandalyeye oturmam için bana işaret eden komutan “Eflin Sancak” dediği an içime bir şey düştü sanki. Benden kendimi tanıtmamı istediler daha sonra Türkiye Cumhuriyeti hakkında bir kaç soru daha sorular. Herkes şey güzel gidiyordu.

“Eflin Sancak mülakat puanın 50 üzerinden 40. Buna göre sözlü mülakatı geçiyorsun tebrikler.” Diyen komutana tam sağol diyecektim ki “Ali Yarbay’ım , Eflin Sancak’ın sağlık raporlarını incelemelisiniz.” Dedi tam çaprazımda duran komutan.

“Bilmem gereken ya da görmem gereken bir durum mu var? Cemil Komutanım?” “Yarbayım bir bakın kararı verirsiniz.” Komutanlar aralarında konuşuyordu ama ben sağlık raporumu incelediklerini biliyordum. Zaten bu mülakatın buraya kadar gelmesi bile mucize gibi bir şeydi. Ardından gelen red cevabı. İlk denemede böyle bir şey bekliyordum zaten. Moralimi bozmadım. Çıkışta ağabeyimle birlikte Kızılay meydanında ki kafeye gittik. Ben ağlamayı hep zayıflık olarak düşündüğüm için ağlamadım. Ağlamamak için kendime böyle bir yalan uydurmuştum. Ama işe yarıyordu. Kendimi sıkar hiç ağlamazdım.

“Eflin üzülmene gerek yok, bir kere daha denersin.” Diyen ağabeyime baktım.

“Bir kere denemeyeceğim ağabey, olana kadar deneyeceğim.” Dedim.

“Sende ki azim bende de olsaydı şimdiden profesör olurdum.” İkimizde kahkahayı bastık.

“Bu iyiydi ağabey.” Biraz daha konuşup sohbet ettikten sonra ağabeyimin kaldığı lojmana gittik. Doktorlar lojmanda kalıyor muydu ki? Kaldığı lojman 6. kattaydı. İçeriye girdiğimde harika bir lavanta kokusunun içinde buldum kendimi. Çok güzel kokuyordu evi. Ağabeyimin dağınık odasından sonra bu düzenli evi beni çok şaşırttı. Lise zamanlarında odasını hamam böcekleri basmıştı. Hayvanları da çok seviyordu zaten. Yıllar geçse de bu sevgi değişmemiş olmalı ki salonunda dev bir akvaryum ve büyük kırmızı bir papağan vardı. Salona girdiğim de papağan birden kanatlarını açıp uçmaya başladı. İrkildim ve beni es geçti. Arkamı döndüğümde ağabeyimin omzuna konmuştu. “Hayvanlardan korktuğunu bilmiyordum Eflin.”

“Korkmuyorum ki, içeri girer girmez hareket edince biraz ürktüm.”

Gerçekten de hayvanlardan korkmuyordum. Ben de ağabeyim gibi hayvanları çok seviyordum. Aile evine hayvan alamayacağıma göre ben de dışarıda ki hayvanları besliyordum. Hatta onlardan gizli bir atım vardı. Onlar bunu bile bilmiyordu. At çiftliğine gittiğimde sahiplendim Poyraz’ı. Harika koşan bir attır. Duyguları hissetme yeteneği oldukça yoğun olduğu için beni çok iyi anlıyordu.

“Oturacak mısın yoksa evimi gezeceksin Eflin.” Diyen ağabeyimle dalıp gittiğim yerden uzaklaştım.

“Gezeceğim tabi ki. Anneme anlatmam gereken pek çok şey olacak.” Dedim. Salon ve mutfak aynı oda içindeydi. Solana girdiğim zaman mutfağı da gördüğüm için mutfağa girmedim. Uzun koridorda ilerledim ve 3 oda çıktı karşıma. Biri yatak odasıydı. Diğer iki oda ne odasıydı acaba diye merak ettim. Kapıyı açtığımda kapının önünde bekleyen 3 yavru kediyi gördüm. Üçü de oturmuş bekliyorlardı. Kapı açılınca hepsi birden ayağıma sürtünmeye başlayıp miyavladılar. Çok tatlılardı. Arkamdan gelen ağabeyim

“Maalesef bu tatlı minnoş şeyler benim değil. Yarın gidecekler. 4 gündür misafirimdiler.” Dedi.

“Çok tatlılar.” Dedim.

“Demek ki diğer tatlı şeyi görmedin Eflin. Görseydin emin ol daha tatlı olduğunu anlayacaksın.”

Meraklı meraklı “ Daha ne var ağabey?” Dedim. Kapısını önünden geçerken açmadığım odanın içinden siyah bir Alman kurdu çıktı.

“Alfa ile de tanış Eflin.”

Alfa yanıma yaklaşıp bacaklarını dizlerime koydu. “Merhaba Alfa, ben Eflin.” Dedikten sonra başını sevdim.

“Seni sevmiş gibi görünüyor Eflin.”

“Evet, ben de onu çok sevdim.” Dedim.

“Gel hadi mutfağa gidelim. Bir şeyler hazırlayalım, ben acıktım.”

“Ev senin misafir olan benim, yemekleri ev sahibi yapar ağabey.”

“Aaa haklısın Eflin. Dur hemen arıyorum.” Dedi ve cebinden telefonunu çıkardı.

“Telefon ne alaka ağabey?” Dedim merak içinde.

“Bu evin sahibi ben değilim. Burası bir lojman Ef

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

26okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18