GECE kitap kapağı

1. bölüm / 3

GECE

-1GECENİN AYDINLIĞI

Vaveyla Yazarı: Lina Şahin

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: -1GECENİN AYDINLIĞI

"Gece, yalnızlığın üzerine dökülen bir asfalttır."
🖤🌪

Karanlık ve ruhsuz bir gecenin ardından, gökyüzü bir kez daha sabaha uyanmıştı. Bense o karanlığın içinden, ruhumda açılan derin yaralarla yine sağ çıkmayı başarmıştım. Sağ kalmak denirse tabii... Doğruydu; hayattaydım, nefes alıyordum fakat içimde bir yerlerde bir şeylerin çoktan öldüğünü hissediyordum. Çünkü benim için her şey, tam olarak o lanetli gecede başlamıştı.

Ben her zaman böyle hırçın, böyle sessiz bir kadın değildim. Bir zamanlar hayat dolu , gözlerinin içi gülen, umut dolu neşeli bir kız çocuğuydum. Ancak hayat, ona sunduğum o saf çocuksu sevginin karşılığını bana aynı güzellikle vermedi. Annem olacak o kadının, para hırsı uğruna babamı aldatıp hayatımızı paramparça etmesinden önce, biz parmakla gösterilecek kadar mutlu bir aileydik. Annemin lüks bir yaşam uğruna feda edemeyeceği hiçbir değer yoktu. Babam ise adeta onun etrafında pervane olur, bir dediğini ikiletmez, ne isterse önüne sererdi. Ben, o kabus gibi gecede annemin aslında ne kadar acımasız bir şeytana dönüşebileceğini ilk kez öğrendim. Hayatın o soğuk yüzüyle tanıştığımda, acı iliklerime kadar işledi.

O akşam, her şeyden habersiz odamda kulaklıklarımı takmış, müziğin sesine sığınmıştım. Evin dış kapısının çalındığını, içeriye bir felaketin adım attığını duymamıştım bile. Ta ki salondan yükselen o keskin, kulak tırmalayan kırılma sesini işitene kadar... Kulaklıkları hızla kulağımdan söküp atarak korkuyla salona koştum.

Babamı hayatımda hiç böylesine kontrolünü kaybetmiş bir halde görmemişim. O bir Türkçe öğretmeniydi; naif, sakin, kendi halinde ve kelimeleriyle yaşayan bir adamdı. Her gece yatağımın kenarına oturur, bana o şefkatli sesiyle masallar okur, beni dizinde uyuturdu. Onu tüm kalbimle, çocuk dünyamın en güvenli limanı olarak seviyordum. Fakat o an içeri girdiğimde, gözlerinden adeta saf bir öfke saçılıyordu. Annemin üzerine doğru bağırırken, ben ne olduğunu anlayamayarak korkuyla aralarına girmeye, babamı durdurmaya çalıştım.

"Bize bunu nasıl yaptın Aysel?" diye kükredi babam, sesi duvarlarda yankılanarken. "Nasıl yapabildin? Ben seni bu kadar çok sevmişken... Sen bana, en önemlisi de kızıma bunu nasıl yaşattın?" Hiddeti dinmiyor, elleri titreyerek etraftaki eşyaları savuruyordu. "O şerefsizle beni nasıl aldatırsın?!"

Duyduğum kelimeler zihnime bir balyoz gibi indi. Adımlarım o an parkeye çakıldı, hareket edemedim. Yanaklarımdan süzülen sıcak yaşları, ağladığımı fark ettiğimde bile durduramadım.

Annem ise yüzündeki o korkunç pişkinlikle, zerre utanma emaresi göstermeden babamın karşısında dikildi. "Eee, sıkıldım senden artık! Yeter!" diye bağırdı hiddetle. "Bu sünepe, daracık eve tıkılıp kalmaktan bıktım! Anla artık, seni sevmiyorum!"

O an yer yarılsa da içine girsem diye dua ettim. Annemin bu acımasız sözleri söylerken gözlerinde en ufak bir pişmanlık bile yoktu. Delirmiş gibi annemin üzerine yürümek istedim, öfke gözümü kör etmişti. Ancak babam daha ilk adımımda kolumdan tutarak beni sertçe geriye çekti.

"Almina, dur kızım!" dedi babam.

Annem benim o öfkeli halimi görünce hafifçe irkildi, yüzüne sahte bir telaş yerleştirerek, "Kızım dur, açıklayabilirim... Yanlış anladın, lütfen dinle," diye mırıldandı.

"Neyi yanlış anladım?!" diye bağırdım sesimin çıktığı kadar. "Babam yalan mı söylüyor?!" Onu çok seviyordum ama o saniyeden sonra ona bir daha nasıl "anne" diyeceğimi, içimdeki o kırılmayı nasıl tamir edeceğimi bilmiyordum.

Annem aniden maskesini tamamen düşürdü ve babama dönerek, "Ben kızımı alıp gidiyorum, sen de ne halin varsa gör!" diye çıkıştı.

Babamın gözü tamamen dönmüştü. "Hayır! O benim kızım, artık senin hiçbir şeyin değil!" diye gürledi.

Ben de araya girerek, "Ben senin gibi bir kadınla asla hiçbir yere gitmem!" diye bağırdım nefretle.

Babam daha fazla dayanamadı, bir hışımla annemin kolundan kavrayıp onu dış kapıya doğru sürüklemeye başladı. "Artık senin Almina diye bir kızın, Adnan diye de bir kocan yok! İstediğin cehenneme gidebilirsin, ben kızımı senin gibi bir ahlaksıza vermem!" dedi. Annem çığlıklar atarak, "Hayır, o benimle gelecek!" diye direndi. Kapının eşiğinde büyük, kontrolsüz bir arbede ve itişme yaşandı. Tam o saniyede annem dengesini kaybedi; geriye doğru savrularak kafasını salondaki masanın keskin ucuna sertçe vurdu.

Odanın içine buz gibi bir sessizlik çöktü. Annemin başından oluk gibi kan sızmaya başladığında, babam ne yapacağını bilemez bir halde titreyen elleriyle telefonuna sarıldı ve ambulansı aradı. Ona ne kadar kızgın, ne kadar kırgın olursa olsun, içindeki o merhametli adam hala ona değer veriyordu. Babam onu deliler gibi sevmişti ama aslında koynunda bir yılan beslediğinden habersizdi.

Dudaklarımdan öyle büyük, öyle acı bir çığlık koptu ki, sanki o an çıkardığım sesle tüm apartman yerinden oynadı.

Çok geçmeden ambulans ve polis ekipleri evi doldurdu. Memurlar olayın nasıl gerçekleştiğini sorup dururken, ben yaşadığım şokun etkisiyle adeta dilimi yutmuştum. Tek bir kelime bile edemiyor, sadece boş gözlerle etrafı izliyordum. Bu, henüz 14 yaşındaki bir kız çocuğu için taşınması imkansız bir yüküydü. Hastaneye vardığımızda doktorlar, neyse ki çarpmanın çok şiddetli olmadığını, birkaç saate kadar uyanacağını söyleyerek içimizi rahatlatmaya çalıştı.

O birkaç saat, benim için adeta bir ölüm uykusu gibi geçti; zaman bir türlü akmıyordu. Babam ise koridorda bir sağa bir sola volta atıyor, çıldırmanın eşiğinde geziniyordu. Ellerini o gür, siyah saçlarının arasına daldırmış, "Ben ne yaptım, ben ne yaptım?" diye kendi kendini yiyordu. Koyu kahverengi gözlerinin içine kan oturmuştu. Heybetli, uzun boylu bir adamdı benim babam; dışarıdan bakıldığında sert bir duruşu vardı ama içi pamuk gibiydi. Anneme bunca yıl bir gün olsun elini kaldırmamıştı.

Çehresi solmuş, gözleri ağlamaktan kızarmış bir halde yanıma geldi. Karşıma çömelip ellerimi sımsıkı tuttu. "Kızım..." dedi, sesi pişmanlığın en ağır tonuyla titriyordu. "İsteyerek olmadı, yemin ederim isteyerek olmadı."

Konuşamadım. Hiçbir şey diyemedim, sadece gözlerinin içine baktım. "Bana öyle bakma ne olur," dedi içten gelen bir hıçkırıkla. "Sende beni öldürme be kızım..."

Tam o sırada odanın kapısı açıldı ve hemşire dışarı çıktı. "Hastamız uyandı, görebilirsiniz."

Polisler, annemin ifadesini almak için bizden önce odaya daldı. İçeride, annemin bunun bir kaza olduğunu söylemesini, babamı korumasını bekledim safça. Ama o, dudaklarından öyle kelimeler döktü ki... İşte o an dünya döndü, sesler kesildi, boğazım düğümlendi. Öyle bir nefretle baktım ki ona, gözlerimden fırlayan ateş o odayı yakabilirdi. İşte tam o saniyede, beni doğuran kadından sonsuza kadar nefret ettim.

Annem, kendisini babamın kasıtlı olarak ittiğini, onu öldürmek istediğini ve daha nice iğrenç yalanı ardı ardına polis memuruna anlattı. Babam koridorda bunu duyduğu an delirmiş gibi odaya daldı. "Yalan! Yalan söylüyor, inanmayın!" diye bağırdı hiddetle. Polisler hemen araya girip, "Tutun şunu, bir delilik yapmasın!" diyerek babamı zapt etmeye çalıştı. Memurlardan biri, "Adnan Bey siz misiniz?" diye sordu soğuk bir sesle. Babam, "Evet, benim," dedi.

"Hakkınızda kasten yaralama suçundan tutuklusunuz."

Duyduklarımla birlikte dizlerimin bağı çözüldü, artık ayakta duracak gücüm kalmamıştı ve kendimi acıyla yere bıraktım. Polisler babamın arkasına geçip ellerine o soğuk demiri, kelepçeyi geçirdiler.

Ben o demirin ne olduğunu çok iyi biliyordum. Bir keresinde sokakta polisler tarafından yakalanan bir amcanın bileklerinde görmüştüm. O zaman çocuksu bir merakla babama onun ne olduğunu sormuştum. Babam da bana, “O bir kelepçe kızım, suçlulara takılır,” demişti. Ben de safça, “Yani sadece kötü adamlara takılıyor değil mi? Baba, sen hiç kötü olmadın, sana takmazlar değil mi?” diye sormuştum. Başını şefkatle sallayıp beni onaylamıştı.

Şimdi ise... Bir karıncayı bile incitmekten korkan o adamın ellerinde o soğuk kelepçeyi görüyordum. O an şuurumu tamamen kaybettim.

Polislerin arkasından çığlıklar atarak koştum. "Hayır! Götürmeyin onu! O iyi bir adam, o kimseye zarar vermez ki! O kötü biri değil, çıkarın lütfen o şeyleri!" diye yalvardım.

Kimse beni dinlemedi, arkalarına bile bakmadılar. Babama son kez, içimi yakan o çaresizlikle baktım. Ağladım, çok ağladım. Odaya dönüp anneme bağırdım: "Neden?! Neden bunu bize yaptın?! Lanet olsun, senden nefret ediyorum! Seni asla affetmeyeceğim, benim senin gibi bir annem yok artık!"

O esnada boynumda keskin bir sızı hissettim. Sakinleşmem için arkamdan yaklaşan hemşire derin bir sakinleştirici iğne vurmuştu. O kadın istemişti bunu, babamın arkasından gitmeyeyim diye beni bilerek bayıltmışlardı. Bilincim yavaş yavaş kapanırken, dudaklarımdan dökülen son kelimeler şunlar oldu: "Sen... Senden nefret ediyorum. Bizi hiç mi sevmedin anne?.."

Yeniden gözlerimi açtığımda, nerede olduğumu idrak etmekte zorlandım. O iğnenin üzerinden kaç saat geçmişti bilmiyordum. Gözlerimi tamamen açmak, bu dünyaya dönmek istemedim. Aklıma babamın o kelepçeli elleri geldikçe yok olmak, bu acıdan kaçmak istedim.

Annem... Hayır, ona anne demek bile içimdeki tüm güzel duygulara hakaretti; o benim için artık şeytandan da öte bir varlıktı. Odada biriyle telefonla konuşuyordu. Gözlerimi aralamadan, uyuyor numarası yaparak onu dinlemeye başladım.

"Kızımı da alıp geliyorum, artık Adnan’la bir işim kalmadı."

Dişlerimi sıktım. Ne demek Adnan'la işim bitti? Ben bu kadını bunca yıl hiç tanıyamamışım... Telefontan gelen kalın, erkek sesi odaya yayıldıyordu. Karşıdaki adamın bağırıp bağırmadığını tam seçemiyordum ama konuşmalar net bir şekilde duyuluyordu.

"Kızın başımıza bela olmasın? 'Babam da babam' diye tutturmasın sonra."

"Hayır, tutturmaz, merak etme sen. Uçak biletlerini ayarladın mı? Sonunda şu sünepe yerden kurtuluyorum!"

"Evet, her şey hazır. Adamlarım sizi havalimanında karşılayacak."

Duyduklarımla beynimden aşağı kaynar sular dökülen gibi hissettim. Ne... Havalimanı mı? Kurtulmak mı? Ne saçmalıyordu bu kadın? Ben babamı bırakıp hiçbir yere gitmeyecektim. Yattığım yerden doğruldum ve aniden ayağa kalktım; başım döndü ama dengemi son anda sağladım. Annem beni ayakta görünce telaşla, "Tamam, ben yine ararım," diyerek telefonu kapattı ve hızla koltuğa fırlattı.

O ana kadar lüks, geniş bir arabanın içinde olduğumuzu ancak fark edebilmiştim. Annem bana doğru uzanıp, "İyi misin kızım?" diyerek dokunmaya çalıştı. Yaşanan tüm bu felaketlerden sonra hala bana nasıl "iyi misin" diye sorabiliyordu? Ama unutmuştum; onun bir kalbi olmadığını ben zaten dün gece öğrendim.

"Dokunma bana!" diye bağırdım hiddetle, elini iterek. "İftiracı kadın! Babam nerede, biz nereye gidiyoruz söyle! Konuştuğun o adam kim? Cevap ver! Buradan gidemeyiz, babamı istiyorum!"

Annemin yüzündeki o sahte şefkat anında silindi. "Eee, yeter be! Kes sesini! Senin bu şımarıklıklarını dinleyemem artık!" diyerek yüzüme sert bir tokat indirdi. Yediğim tokadın şiddetiyle koltuğa savruldum.

"Artık baban yok! Bana yaptığının cezasını çekecek. Bir yıl hapishanede geçsin de gününü o zaman belki pişman olur!"

Duyduklarım karşısında tamamen şoka girmiştim. Babam, bu kadının yüzünden hapishaneye mi girmişti? Artık sağlıklı düşünme yetimi kaybetmeye başlamıştım. "Hayır..." dedim fısıltıyla. Ben babamsız yaşayamazdım. Ben onu çok severken, o günden sonra onu bir daha asla göremeyeceğimi o an bilemezdim...

O karanlık gecenin ardından hep bir sabah olsun istersin ama o sabah bir türlü gelmez. O karanlık seni öyle bir girdap gibi içine çeker ki, çırpındıkça daha da dibe batarsın. Kimse seni duymaz, kimse seni görmez; hatta herkes bilerek görmezden gelir. Sen yine de inatla küçücük bir ışık ararsın o zifiride. Tam buldum dersin, evet işte bu ışık beni kurtaracak... Yavaş yavaş tırmanırsın o karanlık kuyudan yukarıya. Tam bitti, az kaldı derken, o karanlık seni bacaklarından öyle bir yakalar ve çeker ki, kendini yine başladığın o lanetli yerde bulursun. Ben, o karanlık gecenin sabahına hiçbir zaman ulaşamadım.

O lanetli gece, beni uykularımdan sıçratarak uyandıran, sabahlara kadar sessiz sedasız ağladığım. Annem denen o kadından günlerce dayak yediğim, sesimi kesip ona itaat etmezsem beni babamın hayatıyla tehdit eden o kadın. Evet, benim yıllarca yanlış tanıdığım o kadın beni bu eve mahkum eden kadın ama bir gün elbet ondan ve şerefsiz kocasından intikamımı alacağım babam için sadece babam...

Ne kadar burada yaşamak istemesem de, yine gözlerimi bu lanetli yerde açtım. Babam gideli tam tamına 12 yıl oldu ama hala ondan bir haber alamıyorum. Bu durum benim canımı o kadar çok yakıyor ki. Anne denen o kadın, babam hapishanedeyken ondan boşanmış ve Çetin denen bu pislikle evlenmişti. Adam zengin bir iş adamıydı, onu buralarda tanımayan yok; eli kolu her yere yeter. Annemle o gece yaşanmadan bir yıl önce tanışmışlar meğer. Tabi annem zengin kocayı bulunca babamı ve beni bir hiç uğruna sattı. Onun adına her şey yolundaydı; yediği önünde yemediği ardında, lüks arabalar, mücevherler... Ne isterse var burada. Ama benim için aynı şeyler geçerli değil. Ben bunların hiçbirini istemedim, o adamın parasını da...

Yıllar önce buraya ilk geldiğimizde annem karşıma geçmiş, "Her şey senin iyiliğin için, ben ne yaptıysam seni düşündüğüm için yaptım nankör!" diye bağırmıştı.

Bense karşısında dimdik durup, "Bu benim iyiliğim için falan değil, senin çıkarın için! Sen bizi asla sevmemişsin. Beni gerçekten düşünseydin, beni babamdan ayırmazdın. Senden nefret ediyorum Aysel Çakır... Pardon, Aysel Kara! Özür dilerim, bizi sattığın o soyadı sana daha çok yakışıyor," diyerek yüzüne tükürürcesine konuşmuştum.

Düşüncelerden sıyrılıp yataktan kalktım. Banyoya doğru ilerleyip önce soğuk bir duş aldım. Soğuk su iyi gelmişti. Bugün önemli bir duruşmam vardı; ne de olsa ben artık bir yargıçtım. "Hakim Almina Çakır." Evet, her şeye rağmen Hakim olmayı başarmıştım. Sırf o kadına inat, üniversiteyi kazanmak için köpek gibi çalıştım ve en iyi üniversitelerden birini Hukuk birinciliğimle bitirdim. Burada adalet yoksa bunu artık ben sağlayacaktım; bu iğrenç dünyada asla adalet yok. Babam bile işlemediği bir suç yüzünden bir sene hapiste kalmıştı, sırf bu yüzden adalet bölümünü seçmiştim oysaki...

Ben hayvanları çok severdim. Babama hep bir Veteriner olmak istediğimi söylerdim. O da beni başımdan öpüp, “Benim kızım dünyanın en iyi veterineri olacak,” demişti oysaki... Ama ben bu kararımı yıllar öncesinde değiştirmiştim.

Siyah gür tutamlarımı açık bırakmıştım; saçlarım belime kadar geliyordu. En az o gece kadar siyah olan saçlarım vardı. Bu yanım babama çekmişti, onun da siyah gür saçları vardı... Neyse ki sadece gözlerim o kadına benziyordu, diğer tüm özelliklerimi babamdan almıştım. Gözlerim, saçlarıma nazaran yeşillerdi. Babam en çok gözlerimi severdi. “O kadar güzel ki gözlerin, yeşillerde kaybolasım var,” demişti. İç çektim; onu o kadar çok özlemiştim ki...

Hızlıca hazırlanmaya başladım. Kahverengi bir bluz geçirdim, sonra çizgili hoş bir etek giydim. Üzerine açık kahve trençkotumu giydim, boynuma gelişi güzel bir kolye taktım. Yüzüm güzeldi, bu yüzden makyajımı o kadar yoğun yapmadım. Çantamda kıyafetlerime uysun diye açık kahveye yakın bir çanta seçtim dolaptan. Çantanın içine lazım olabilecek her şeyi koydum, siyah çizmelerimi de giyip askıda asılı olan Cübbemi aldım ve odadan çıktım.

Tam çıkarken arkada durmuş beni izleyen Selen’e döndüm. O benden 6 yaş küçük, 20’li yaşlarında; benden nefret ediyor. Tabi aynı duygular benim için de geçerli. Buraya geldiğimiz zaman babasına, "Ben onları istemiyorum, annemi istiyorum," diye ağlamıştı. Aslında bir yandan birbirimize çok benziyoruz; o annesini istiyordu, ben de babamı...

Annesini ağır bir hastalıkta kaybetmiş. Onun için üzgünüm; annesinin yerine bu kadın geldiği için tabii ki de bizi sevmesini bekleyemezdim. Bir de abisi var tabi, ben onu hiç görmedim. 28 yaşlarında, benden 2 yaş büyük. Babası onu eğitim için Londra’ya göndermiş. O zamandan bu zamana hiç yüz yüze gelmedik.

Aklımdakilerle bir anda adımlarım yere çakıldı. O... Bugün eve dönüyordu. Kahretsin, kız kardeşini çektiğim gibi bir de onu mu çekecektim?

"Doğukan KARA"

Koşar adımlarla merdivenlerden indim. Selen arkamdan bağırdı ama cevap vermedim; bir an önce gitmek istiyordum bu evden.

Ama aşağıya indiğimde gördüklerimle kaskatı kesildim. Gelmişti... Çetin ve annem denen o kadın onunla bir şeyler konuşuyordu. Çetin, "Almina gelsene, biz de tam senden bahsediyorduk," dedi. Dişlerimi sıktım; o adamın bana seslenmesinden o kadar çok iğreniyordum ki.

Onlara doğru zorlukla da olsa yürüdüm. O an Doğukan’la göz göze geldik. Koyu kahve tutamları dağınıktı. Gözleri en az o gece kadar maviydi ; kimsede görmediğim bir mavilikti bu. Keskin, sert bir bakışı vardı. Kusursuz yüz hatları, ona bakan kadınları kolaylıkla etkileyebilirdi. Dolgun dudakları, pürüzsüz yüzü, belirgin çene hatları onu kusursuz kılıyordu; ne yalan söyleyeyim yakışıklıydı. 'Almina kessene kızım, o senin düşmanının oğlu!' Maalesef ki evet, o beni tanımasa da ben ona şimdiden düşman gözlerle bakmaya başladım. Boyu benim neredeyse iki katımdı; heybetliydi, geniş omuzları onu dev gibi gösteriyordu.

Tam karşılarında durdum. Başımla küçük bir selam verip gitmek istiyordum ki beni durduran şu söz oldu:

"Merhaba cici kardeş... Benimle tanışmayacak mısın?"

Evetttt yorumları alalımmm diğer bölümler de daha fazla Almina ve Doğukan atışması göreceğizzz iyi okumalar🌑🌊🍀"Gece, yalnızlığın üzerine dökülen bir asfalttır."
🖤🌪

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

87okunma 14beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18