2-Metruk

Vaveyla Yazarı: Deva G.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: 2-Metruk

Gam’ın İkinci bölüm sizlerle. Elimden geldiğince güzel yazacağım. Keyifli okumalar dilerim efenzimmm 🙃🤭
-
Siz hiç kayboldunuz mu? Umarım asla bunu yaşamazsınız.
Çünkü insan, ailesiyle her gün yan yanayken ne kadar onlardan bıktığını hissetse de, aileden ayrı kaldığında mumla arar oradaki sıcaklığı.

Ailemden hiç ayrılmamalıydım. Babamın bana şeker almaması üzerine onlardan ayrılmış ve biraz uzaklaşmıştım Vural yanımdaydı ama o da geri dönüş yolunu aklında tutamamıştı. Aslında biraz eğlenceli gelmişti bana bu olay. Biraz yalnız olsam ne olur ki?

Çok şey olurmuş. Keşke hiç öğrenmeseydim.

Bir eve getirildim. Amcam sadece bir süre orada olacağımı, sonrasında babamın beni alacağını söyledi. Babamın arkadaşıymış bu kişiler.

İnanmak istemedim doğrusu. Babam ne ara şu kötü kokulu şeyi içen arkadaşlar edinmişti ki? Hem bu evin havası çok gericiydi.

Evdeki adam bana korkunç gelmişti. Uzun boylu sıska bir adamdı. Kara gözlü kara kaşlıydı. Öyle kaşları çatıktı ki bir an başının nasıl ağrımadığını düşündüm.

Kapı kenarından geçip eve girdim. Kırmızı ayakkabılarımı çıkarıp dağınıklığa aldanmadan düzenle koydum. Arkamı dönüp bana dik dik bakan kişilere aynı şekilde karşılık verdim.

"Ne oydu ki? Ayakkabılar hep dağınık! Bakın hiç hoyş değil! En azından ben düzenli olayım dedim yani..." Gerginliğimi aksi halimle bastırmaya çalıştım.

Kollarını göğsünün altında bağlayan kadın bana yaklaşıp omzumdan tutarak evin ortasına doğru savurdu. Şaşkın ve korku dolu doluydum. Babamın arkadaşları neden böyle davranıyordu ki?

Kadın, çirkin sarı dişlerinin arasından konuştu. "Bana bak! Bu evdeysen bu evin kurallarına uyacaksın, duydun mu beni? Dağınıkmış... şükredeceksin sen o dağınıklığa!"

Adam sigaranın sararttığı bıyıklarının altından güldü bana. Kendimi korkudan titrerken buldum. Annem ve babam ne zaman gelecekti?
-
Aradan galiba üç saat kadar geçti. Kadın beni saçlarımdan tutarak evin bir köşesine götürmüş ve oradan kalkmamam için bağıra çağıra uyarılar yapmıştı. Korkudan ağlayamadım. Gözyaşları gözlerimi yaktı ama akıtamadım.

Kadının ayak sesleri uzaklaştığında başımı yavaşça kaldırdım. Koridorun sonundaki kapı gıcırdayarak kapandı. Ev yeniden sessizliğe gömüldü.

Dizlerimi karnıma çekip kırmızı ayakkabılarıma baktım. Birinin bağı çözülmüştü. Eğilip bağlamak istedim ama kadının sesi kulaklarımda yankılandı.

“Oradan kalkma!”

Elimi hemen geri çektim.

Annem olsa saçlarımı okşardı şimdi. Babam olsa beni kucağına alır, korkacak bir şey olmadığını söylerdi. Sonra da o kocaman elleriyle yanaklarımı sıkıp beni kızdırırdı.

Dudaklarımı birbirine bastırdım.

Babamın yanaklarımı sıkmasını bile özlemiştim.

Hem de çok.

“Baba…” diye fısıldadım.

Sesim o kadar cılız çıkmıştı ki kendim bile zor duydum.

Biraz daha bekledim. Belki kapı açılırdı. Belki babam içeri girer, beni bulamadığı için ne kadar korktuğunu anlatırdı. Belki de annem koşup bana sarılırdı.

Ama kapı açılmadı.

Başımı dizlerimin arasına gömdüm. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladığında onları elimle silmeye çalıştım. Ağlamayacaktım. Çünkü babam hep güçlü olmam gerektiğini söylerdi.

Ben de güçlüydüm zaten!

Hem kocaman bir kızdım. Beş yaşındaydım!

Beş yaşındaki bir kız neden ağlasındı ki?

Burnumu çekip başımı kaldırdım. Tam o sırada karşımdaki duvarda asılı duran saate takıldı gözlerim. Akrep ile yelkovanın ne anlama geldiğini pek bilmiyordum ama evden geldiğimiz zamandan beri epey ilerlemişlerdi.

Babam hâlâ gelmemişti.

Ayağa kalkmak için ellerimi yere dayadığımda koridordan gelen sesle olduğum yerde kaldım.

“Ne yapıyorsun sen orada?”

Kadın geri dönmüştü.

Hemen doğrulup ellerimi elbisemin üzerine sildim.

“Hiçbi sey yapmıyoyum.”

“Ben sana kalkma demedim mi?”

“Ama şok sıkıldım.”

Kadın bir an yüzüme baktı. Ardından öyle bir güldü ki söylediklerime pişman oldum.

“Sıkılmışmış! Sen daha neler göreceksin, küçük hanım.”

Ne demek istediğini anlamadım. Anlamadığım için de sordum.

“Ne göreceğim?”

Gülümsemesi bir anda kayboldu.

“Çok konuşuyorsun sen!”

Başımı eğdim. Annem bana hiç böyle bağırmazdı. Babam kızdığında bile biraz sonra dayanamaz, gelip gönlümü alırdı.

Bu kadın neden öyle değildi?

“Ben eve gitmek istiyorum,” dedim usulca. “Annem beni merak etmiştir. Babam da… Babam kızacak şimdi bana. Ona söyleyin, ben bir daha kaçmayacağım. Şeker de istemeyeceğim. Söz veriyorum.”

Kadın cevap vermedi.

“Lütfen.”

Yüzüme baktıktan sonra arkasını dönüp mutfağa yürüdü. Peşinden gitmeye cesaret edemedim. Birkaç saniye sonra adamın sesi duyuldu.

“Ne diyor bu çocuk?”

“Eve gitmek istiyormuş!”

Adam güldü.

“Daha çok beklersin.”

Kaşlarımı çattım. Ne demekti şimdi bu?

“Babam gelecek ama!” diye seslendim. “Babam beni almaya gelecek!”

Bu kez ikisi de sustu.

Sonra adamın ağır adımlarla bana yaklaştığını duydum. Başımı kaldırdığımda önümde durmuş, ellerini beline koymuştu.

“Babanın geleceğini kim söyledi sana?”

“Amcam.”

“Amcan mı?”

Başımı salladım.

Adam, kadınla birbirlerine baktılar. O bakışta anlamadığım bir şey vardı. Sanki ikisi de benim bilmediğim bir şeyi biliyordu.

“Peki,” dedi adam, eğilip yüzüme yaklaşırken. “O zaman bekleyelim bakalım.”

Gözlerimi gözlerinden ayırmadım.

“Babam gelince size kızacak.”

Adamın yüzündeki gülümseme büyüdü.

“Öyle mi?”

“Evet! Hem babam çok güçlüdür. Kimse ondan korkmaz sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Benim babamdan herkes korkar!”

Bunu söylerken göğsümü kabarttım. Babam yanımda değildi ama adını söylemek bile kendimi biraz daha güvende hissettiriyordu.

Adam doğruldu.

“Göreceğiz, küçük hanım. Göreceğiz.”

Sonra arkasını dönüp gitti.

Ben de yeniden duvarın dibine oturdum. Kırmızı ayakkabılarımın bağcıklarını bu kez bağlamaya çalıştım. Parmaklarım titrediği için başaramadım.

Başımı kapıya çevirdim.

Bekledim.

Biraz daha bekledim.

Sonra gözlerim ağırlaşmaya başladı. Karnım acıkmıştı. Susamıştım. Annemin yaptığı çorbayı, babamın aldığı bisküvileri, evimizin kokusunu özlemiştim.

En çok da yatağımı özlemiştim.

Tam gözlerimi kapatacakken dışarıdan bir araba sesi geldi.

Yerimden fırladım.

“Babam!”

Kapıya doğru koşmak istedim ama kadının sesi beni olduğum yere çiviledi.

“Yerinden kıpırdama!”

“Babam geldi!”

“Kes sesini!”

“Babam geldiiii!”

Kapıya doğru bir adım attığım anda kadın kolumdan yakaladı. Canım acıdığı için yüzümü buruşturdum.

“Bırak beni! Babam geldi diyorum!”

Kadın beni kendine doğru çekti.

“Bir daha bağırırsan…”

Cümlesini tamamlamadı. Ama yüzündeki ifadeyi görünce devamını duymak istemedim.

Dışarıdaki araba sesi kesilmişti.

Kapı çaldı.

Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atmaya başladı.

İşte gelmişti!

Babam beni almaya gelmişti!

“Babaaaa!” diye bağırdım bütün gücümle. “Buradayım ben!”

Kadın ağzımı kapatmaya çalıştı ama sesimi çoktan duyurmuştum.

Kapının kilidi döndü.

Bir adam içeri girdi.

Ama babam değildi.

Yüzünü tanımıyordum. Üstelik bana bakmıyordu bile. Doğrudan evin içine ilerleyip diğer adamın yanına gitti.

“Her şey hazır mı?” diye sordu.

Diğer adam başını salladı.

“Çocuk burada.”

Çocuk.

Benden bahsediyorlardı.

Neden adımı söylemiyorlardı?

Neden annemi çağırmıyorlardı?

Neden babam gelmemişti?

Yeni gelen adam başını çevirip bana baktığında kollarımı kendime sardım. Gözlerim kapıya kaydı. Kaçmak istiyordum ama bacaklarım beni dinlemiyordu.

“Adın ne senin?” diye sordu.

Dudaklarımı araladım.

“Nil.”

“Soyadın?”

“Gidyova.”

Adamın yüzündeki ifade değişti. Diğer ikisi yine birbirlerine baktılar.

O an içime daha önce hiç hissetmediğim bir korku düştü.

“Ben eve gitmek istiyoyum,” dedim. Bu kez sesim titriyordu. “Lütfen, annem beni bekliyoyduy şimdi.”

Adam yanıma yaklaştı.

“Annen seni bir süre göremeyecek, Nil.”

Başımı iki yana salladım.

“Hayır! Annem beni hep göyüy!”

“Artık görmeyecek.”

O an ağlamaya başladım. Kendimi tutamadım. Küçük ellerimle adamı itmeye çalıştım, kapıya doğru koşmak istedim ama beni yakaladı.

“BIRAK BENİ!”

Sesim evin içinde yankılandı.

“BABAAA! ANNEEEE!”

Kimse cevap vermedi.

“BEN BİR DAHA ŞEKER İSTEMEYECEĞİM! SÖZ VERİYORUM! LÜTFEN BENİ EVE GÖTÜRÜN!”

Beni kollarından tutan adam yüzüme baktı. Ne kızgındı ne de üzgün. Sanki karşısında ağlayan küçük bir kız değil, taşınması gereken sıradan bir eşya vardı.

Oysa ben yalnızca eve gitmek istiyordum.

Annemin kokusunu duymak, babamın elini tutmak, yatağıma uzanmak istiyordum.

Bir de Vural’ı görmek istiyordum.

O da kaybolmuş muydu?

Acaba beni arıyor muydu?

Beni unutmuş muydu?

Gözyaşlarım yanaklarımdan akarken son kez kapıya baktım. Birinin içeri girip beni kurtarmasını bekledim.

Ama kimse gelmedi.

O gece, ailemden ayrıldığım ilk geceydi.

Ben o zamanlar bilmiyordum.

Bir şeker yüzünden evden uzaklaşan küçük bir kızın hayatı, bir daha hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaktı.

Ve ben, Nil Gidrova, o gün yalnızca evimi kaybetmemiştim.

Çocukluğumu da kaybetmeye başlamıştım.
-
Günler geçtikçe evin içindeki seslere alışmaya başlamıştım. Adamın ağır adımlarını duyduğumda odama gidiyor, kadının mutfaktan yükselen sesine istemeye istemeye karşılık veriyordum. Burada yaşamayı hâlâ sevmiyordum ama en azından hangi köşede durmamam, hangi eşyaya dokunmamam gerektiğini öğrenmiştim.

Yine de kapının sesi her duyulduğunda içimde bir heyecan beliriyordu. Elimde ne varsa bırakıp koşuyor, gelen kişinin babam olup olmadığını anlamak için kapıya bakıyordum. Her seferinde karşıma başka biri çıkıyor, ben de kimseye belli etmemeye çalıştığım hayal kırıklığımla odama dönüyordum.

Bir akşam yine kapının önünde oturmuş, ayakkabılarımın bağcıklarıyla oynarken kadın yanıma geldi.
“Ne yapıyorsun sen burada?”

“Babamı bekliyorum.”

Kadın gözlerini devirerek yanımdan geçmeye çalıştı ama söyledikleri hoşuma gitmediği için arkasından seslendim.

“Babam gelince ona burada ne kadar kötü davrandığını anlatacağım. Hem yemekleriniz de güzel değil. Bir de sürekli bana bağırıyorsunuz.”

Kadın durup bana döndü.
“Boşuna bekleme. Baban gelmeyecek.”

Kaşlarımı çatarak yüzüne baktım. Bunu daha önce de söylemişti ama her defasında ona inanmadığımı anlatmaya çalışıyordum. Çünkü babam beni seviyordu. Beni parka götüren, kucağına alıp havaya kaldıran, geceleri üstümü örten adamın beni istemediğini söylemek düpedüz saçmalıktı.
“Gelecek işte! Sen nereden biliyorsun?”

“Kaç gündür gelmedi, hâlâ anlamadın mı? Seni buraya kendi isteğiyle bıraktı.”

“Yalan söylüyorsun!”
Sesim evin içinde yankılanınca kadın bir an sustu. Ben de haklı çıktığımı düşünerek kollarımı göğsümde birleştirdim.
“Babam beni seviyor. Annem de seviyor. Hem annem beni uyumadan önce öpüyor, babam da beni parka götürüyor. Beni sevmeyen insanlar bunları yapmaz ki!”

Kadın yüzüme baktıktan sonra hiç beklemediğim bir şey söyledi.
“İkisi de seni istemediği için buradasın, Nil. Seni bize verdiler.”

Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Söylediklerini anlamıştım ama anlamak istemiyordum. Çünkü annemle babamın beni istememesi, dünyadaki bütün oyuncaklarımın kırılmasından daha kötü bir şeydi.

“Hayır,” dedim, bu kez daha sessizce. “Babam gelecek.”

Kadın cevap vermeden odasına gittiğinde kapının önünde kalakaldım. Bir süre sonra dizlerimi kendime çekip başımı kollarıma yasladım. Babamın yüzünü gözümün önüne getirmeye çalıştım. Gözlerini, gülerken yanağında oluşan çizgiyi ve beni kucağına aldığında duyduğum sesini hatırlıyordum.

Hatırlıyordum, değil mi?

Elbette hatırlıyordum. Ben onun kızıydım. İnsan babasını unutmazdı ki!

Yine de gözlerimi kapattığımda yüzü eskisi kadar belirgin değildi sanki. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım bazı ayrıntıları bir türlü hatırlayamıyordum. Bunun nedenini bilmediğim için canım sıkıldı ve hemen başka şeyler düşünmeye çalıştım.

“Baba, ben artık şeker istemeyeceğim,” diye fısıldadım kapıya bakarak. “Söz veriyorum. Hem anneme de kızmayacağım. Yeter ki gel artık.”

O akşam da kapı açılmadı.Ben ise babamın beni almaya geleceğine inanmayı sürdürdüm. Çünkü henüz beş yaşındaydım ve bir çocuğun, kendisini seven insanların onu isteyerek terk ettiğine inanması o kadar kolay değildi.
-
Düzeltmemi istediğiniz bir şey varsa söyleyin lütfen. Okuduğunuz için teşekkür ederim 💗

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

43okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18