6. bölüm · Flowerhill
Tarak
Clara gözlerini açtığında, ilk hissettiği şey korku değildi.
Yabancılıktı.
Yanlış bir rüyadan uyanmış gibiydi; sanki bedenini tanıyordu ama bulunduğu yer ona ait değildi. Nefes aldı. Hava temizdi ama ağırdı. Ciğerlerine dolarken tat bırakıyordu. Dün geceki odanın o keskin, soğuk havası yoktu burada.
Tavana baktı.
Bu tavan…
Genç Efendi’nin odasındaki tavan değildi.
Orada taşlar koyuydu, çatlaklar vardı, gölgeler köşelerde birikir, insanı izler gibi dururdu. Buradaysa tavan yüksekti; açık renk taşlar düzgünce yerleştirilmişti. Üzerindeki oyuklar fazlasıyla kusursuzdu. Gökyüzünü taklit etmeye çalışan bir el vardı sanki ama bir noktada vazgeçilmişti. Fazla düzgündü. Fazla sakindi.
Clara doğruldu.
Altındaki yatak genişti. Çarşaflar ağır ve pahalıydı; tenine değdiğinde serinlik bırakıyor ama boğmuyordu. Başlık koyu ahşaptandı, üzerine oyulmuş gül motifleri vardı. Güller kusursuz değildi. Yaprakları kırılmış, bazı çizgiler yarım bırakılmıştı. Bilerek yapılmış gibi.
Sonra fark etti.
Üzerindeki pijamayı.
Aceleyle kendine baktı. Açık renkli, sade bir pijamaydı. Küçük düğmeleri vardı, kumaşı yumuşak ama kalındı. Ne kendi elbisesiydi ne de dün gece üzerinde olanlar. Kumaşı sabunla yıkanmıştı ama altında başka bir koku vardı. Kurutulmuş çiçekler ve çok daha eski bir şey. Tanımlayamadığı kadar eski.
Kalbi hızlandı.
“Ben… burada mı uyudum?” diye fısıldadı.
Son hatırladığı şey Genç Efendi’nin odasıydı. Sandalyenin sertliği. Bileğinde hissettiği soğuk. Parmaklarının saçlarında dolaşması. Sonrası yoktu. Taşındığını hissetmemişti. Uyandırılmamıştı.
Başını çevirince odayı gördü.
Oda lükstü.
Ama sıcak değildi.
Duvarlar açık renk taşla kaplıydı, aralarına ince altın çizgiler işlenmişti. Pencereler uzundu; ağır kadife perdeler ışığı tamamen içeri almıyor, sadece süzüyordu. Güneş bile bu odaya girerken tereddüt ediyordu.
Duvarlarda tablolar vardı. Çoğunda yüzler seçilemiyordu. Bazılarının gözleri kazınmıştı. Bazılarında ise gözler vardı ama yanlış yerlere bakıyorlardı.
Ve sonra…
Clara yalnız olmadığını fark etti.
Pencereye yakın bir yerde biri duruyordu. Duvara o kadar yakındı ki gölgesi onunla birleşmişti.
Bir kadın,Hizmetçi.
Üzerinde sade ama kusursuz ütülenmiş bir üniforma vardı. Koyu renkliydi, yakası kapalıydı. Kumaşı eskiydi ama temizdi. Kolları inceydi. Fazla ince. Saçları katran karasıydı omuzlarından düşüyordu.Ellerini önünde birleştirmişti, parmakları birbirine dolanmıştı.
Yüzü… beyaz bir yüzü vardı gözleri çukurdu gözlerinde renk kalmamıştı. Dudakları çatlamış yaşlı gözüküyordu ama gençti fakat Clara'yı rahatsız eden şey kadının yıpranmışlığı değildi. Kadın ın yüzünde rahatsız edici bir gülümseme vardı, yapmacıktı sanki Clara'nın uyanmadından hoşnut olmamıştı.
“Uyanmışsınız,” dedi.
Sesi yumuşaktı. Fazla yumuşak. Kelimeler doğruydu ama aralarında boşluklar vardı; sanki cümleler nefes almayı unutmuştu.
Clara yatağın kenarına tutundu.
“Beni buraya kim getirdi?”
Hizmetçi başını çok hafif yana eğdi.
“Genç Efendi,” dedi, “sizin için uygun gördü.”
Bir adım attı. Ayak sesi neredeyse yoktu.
“Dün gece onunlaydım,” dedi Clara. “Ben—”
Hizmetçi onu duymamış gibiydi.
Elinde bir tarak tutuyordu Clara daha önce fark etmemişti sanki birden elinde belirmişti. Ahşap saplı, eski bir tarak. Yüzeyi pürüzsüzdü; yıllarca kullanılmış gibiydi.
“Saçlarınız,” dedi.
“Düzeltilmeli.”
Clara itiraz edemeden kolundan tutuldu. Sert değildi. Ama kaçınılmazdı.parlak beyaz boyalı Makyaj masasının önündeki sandalyeye oturtuldu.
Ayna tam karşısındaydı.
Clara kendi yansımasını gördü. Parlak mavi gözlerini gözlerinin altında torbalar oluşmuştu yüzü beyaz ve pürüssüzdü . Ve arkasında duran hizmetçiyi.
Hizmetçi aynadan ona bakıyordu.
Tarak saçlarına girdi.
Yavaşça.
Gümüş rengi saçları omzundan aşağı döküldü. İlk hareketler nazikti. Tarak, dalgaların arasından sabırla geçti. Clara gözlerini aynadan ayıramadı. Hizmetçinin ifadesi değişmiyordu. Gülümseme sabitti. Öğretilmişti.
Bir tarama daha. Tararken hizmetçi sanki zorundaymış gibi bir iltifat etti sesi yapmacık doluydu. "Saçınız ne güzel böyle çok canlı. "
İltifattan sonra odada ağır bir sesizlik oluştu hizmetçi nazikçe saçları taramaya devam etti.
Biraz daha sert.
Bir çekiş.
Clara kaşlarını çattı.
“Canımı acıttınız.”
İşte o an…
Odadaki hava değişti .
Tarak saçların arasında asılı kaldı. Gülümseme yüzünden silindi. Yerine hiçbir şey gelmedi. Ne öfke ne şaşkınlık. Sadece boşluk.
Bir saniye geçti.
İki.
Sonra hizmetçi, hiçbir şey söylemeden kendi saçına uzandı.
Ve çekti.
Koca bir parça.
Saçla birlikte derinin bir kısmı da koptu. Kan, koyu ve ağır bir şekilde şakağından aşağı süzüldü.
Ama hizmetçi acı çekmiyor gibiydi.
Clara yerinden fırladı.
“Durun! Kanıyorsunuz—yardım etmeliyim!”
Bir adım attı.
Sonra zihninde bir cümle yankılandı.
Yalnızca Genç Efendi’nin sağlığıyla ilgileneceksin.
Başka kimseye dokunmayacaksın.
Bacakları kilitlendi. Eli havada kaldı.
Hizmetçi başını kaldırdı. Kan akıyordu ama gözleri Clara’ya değil, içinden geçen bir şeye bakıyordu sanki.
“Öğreneceksiniz,” dedi.
Sesi artık dümdüzdü.
Tarak yere düştü.
Ve hizmetçi odadan çıktı.
Kapı kapandığında Clara dizlerinin üzerine çöktü. Kalbi göğsünü parçalayacak gibiydi. Yardım etmek istemişti. Gerçekten istemişti. Ama durdurulmuştu kendi zihni onu durdurmuştu.
Yardım etseydi ilk kural ihlali bu olucaktu.
Yardım etmek istemişti.
Ve ev, bunu fark etmişti.
Bir süre sonra ayağa kalktı. Odanın ihtişamına yeniden baktı. Altın detaylar, pahalı kumaşlar, sessizlik.
Bir kafes gibiydi.
Dün geceyi düşündü.
Genç Efendi’nin soğuk bileğini.
Nefesini.
Parmaklarının saçlarında dolaşmasını.
Ve o fısıltıyı.
Birden odanın içini ağır bir koku doldurdu.
Tatlı. Yoğun.
Kadife çiçeği.
Clara irkilerek kapıya yöneldi. Kapıyı kapattı. Kilitledi. Sırtını yasladı.
Kadının gözlerine baktığını hatırladı .mektupta yapmaması yazıyordu ama o yapmıştı. Ağzından histerik bir kahkaha çıktı. Buradayım,” diye fısıldadı kendine.
“Ve hayattayım
Ama bu sarayda, bunun gözlerin süreceğini kim bilebilirdi?
Hızla kendini toparladı dolabını açtı kendi kıyafetleri yoktu yeni pahalı kumaşlar , inciler ve dantallerle süslü güzel elbiseler vardı. Hiç biri Clara' ya uygun değildi Clara bu kadar güzel giyinemezdi. Burnuna elbiselerin çiçek kokusu geldi. Elbiselerden gelen koku odadaki kadife çiçeği kokusunu bastırıyordu. Hızla bordo siyah dantelli bir elbiseyi kendini çekti buruna yaklaştırdı. Kokuyu burnuna çekti, kadife çiçeği kokusunu bastırmaya çalıştı. Lavanta kokusu burnuna geldiğinde içindeki kaygının üstüne bir tül örtmüştü , kaygı hâlâ oradaydı ama bastırılmıştı. Bir süre daha kadife çiçeği kokusunu bastırdıktan sonra bordo elbiseyi giydi üzerine oldukça iyi oturmuştu. Gümüş şaçlarına makyaj masasının çekmecesinden bulduğu siyah bir kurdele ile bağladı. Hazırdı yemek odasına gitmeliydi ayakları ileriye gitmiyordu geri geri kaçıyordu. Ne düşesi görmek istiyordu nede başka birini fakat cesurca bir adım attı kapının ağır kilidini açtı uzun ve büyük camların olduğu koridora çıktı koridorda,çalışanların koşuşturması vardı.
~Bölüm sonu~
Umarım bölümü beğenmişsinizdir! Beğendiyseniz bölümü beyenmeyi, kitabı beyendiysenizde kitabımı beyenmeyi unutmayın lütfen yorumlarınız çok kıymetli ve onları dikkate almaya çalışıyorum okudunuz ve beyendiniz için şimdiden teşekkürler 💕Bir sonraki bölümde görüşmek üzere iyi kalın! ♥
