9. bölüm · ESTETİK EVLİLİK HATALARI

˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 8

Gülay Sena DÜNDAR

-8-

Matbaadan kâğıt örneklerini beklerken odamda annemle telefonda konuşuyordum. Ersan Bey'in evleneceğini ve Jale Hanım'dan haber alamadığımızı falan anlattım.

Tüm bu kaosların arasında annem neye takmıştı dersiniz? "Jale Hanım Bülent'in telefonlarına bakmayınca endişelendik, Lidya gitmiş bakmaya ama son durum ne oldu bilmiyorum." cümlemdeki tüm karmaşayı bir kenara bırakıp bambaşka bir şeye taktı.

"Kayınvalidene hâlâ hanım mı diyorsun kızım? Ne ayıp!" dedi yargılayan bir sesle. "Jale anne diyeceksin, Jale anne! Bak, Bülent bana nasıl Aysun anne diyor?"

"Anne o seni mutlu etmek için söylüyor." Oysa ben Jale Hanım'a anne dediğimde mutlu olmak bir yana, uyuz oluyordu. Sanki en büyük düşmanı ben oluyordum birdenbire. "Ayrıca Jale Hanım hoşlanmıyor anne lafından. Yaşlı hissettiriyor, biliyorsun. Kaç defa konuştuk bunu ya!"

"Amerikalı aileler gibisiniz, ben sizi anlamadım gitti kızım! Eskiden böyle miydi? Babaannene anne demesem yüzünü sarkıtırdı üç hafta."

"Anne sen beni dinlemiyor musun? Ailede küçük çaplı bir savaş çıkmış, sen hâlâ anne kelimesine takmış gidiyorsun."

"Ay peki nasıl olacak şimdi? Siz düğüne gideceksiniz herhâlde."

"Bilmiyorum, Bülent bir şey söylemedi. Babasına kızgın olduğu için sinirlenmesin diye soramadım da. Gideceğiz derse gideriz, bir şey demezse sormam ben."

"Kaç yaşında adamın yaptığını görüyor musun bak? Peki gelin kimmiş, kimlerdenmiş?"

Güldüm annemin sorusuna. Gelinin kim olduğunu bilmiyorduk, bilseydik de sanki söyleyince tanıyacaktı. Limagillerden Adriana desek nereden tanıyacaktı acaba çok merak ediyordum. Ona takılmak yerine "Bilmiyorum anne. Daha haberi yeni aldık, hiçbir şey bilmiyoruz." diye kestirip attım. Kapının Somer tarafından tıklatıldığını görünce "Şimdi kapatmam lazım, ben seni sonra ararım." dedim, vedalaşıp telefonu kapattım.

İçeri Somer'in girmesiyle ağır ağır yerimden kalktım. Adamın bakışlarında şaşkın bir ifade vardı. "Açıkçası senden bir dönüş beklemiyordum."

"Neden?" dedim tek kaşım havaya kalkarken. "Özgeçmişine güvenmiyor muydun?"

Alaycı bir gülüşle karşılık verdi. "Espritüel insanlar, en sevdiğim. Anlaşılan yeni patronumla çok iyi anlaşacağız."

Elimdeki kalemi kaldırdım iddiayla. "Onu çalışma performansın gösterecek."

Biz tam gülüşürken kapı aralandı ve önde Suzi, hemen arkasında da ellerinde çiçeklerle Bülent belirdi. Bizi öyle gülerken görünce yüzünde savaşa hazır, tatlı bir ifade baş gösterdi.

Suzi "Bülent gelmiş seni görmeye." dediğinde göz kırptı. Ortamdaki gerilimi o da hissetmiş gibiydi. Ve aradan sıvışıp kaçmasını iyi bildi.

Somer'in yüzü küçük çaplı bir değişime uğradı bakışları bana dönerken. "Evli olduğunu bilmiyordum." Bunu geçiştirici bir cümle gibi kullandıktan sonra Bülent'e elini uzattı. "Merhaba, Somer ben. Yeni yayın koordinatörü."

Başını emme basma tulumba gibi sallayan Bülent "Memnun oldum, Bülent Tanay." Sanki yeterince anlaşılmamış gibi beni gösterip "İnci Tanay, Bülent Tanay." dedi.

Elindeki çiçeklerle yanıma geldi, çiçekleri "Karıma iş ziyaretinde bulunayım dedim." diyerek takdim etti ve dudaklarıma şap diye bir öpücük kondurdu. Karım kelimesine vurgu yaptığı da dikkatimden kaçmadı.

"İyi yapmışsın hayatım, oturmaz mısın?"

"Tabii otururum karıcığım." Ama oturmamıştı. Bakışları Somer'i süzüyordu. Somer'se kendi havasındaydı. Hâlâ yayınevini, odayı falan inceliyordu öyle saf saf. Bülent'in hain bakışlarından habersizdi.

O an gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırmak zorunda kalmıştım.

"Evli olduğunu bilmiyordum derken... Tam olarak neyi kastettiğinizi anlayamadım." Kıskanırken bile kibarlığından ödün vermeyen adam devam etti. "Yanlış anlamayın, parmağındaki alyans da mı bir fikir vermedi?"

Somer bunu şaka olarak algılayıp gülerken "Yok, haklısın da ben onu aksesuar sanmıştım." dedi ancak ne Bülent'in kıskançlığının farkındaydı ne de onun söylediklerini ciddiye alıyordu. Arkadaşça tavrını sürdürürken devam etti. "İnci evlilik için genç bir kadın gibi hissettirmişti ilk bakışta, o yüzden şaşırdım sanırım."

"Ha, anladım." Sevgili kocam Bülent Tanay, adamı öldürecekmiş gibi hissettiren bakışlarına çekidüzen verirken onaylarcasına başını sallamıştı. Ağzının içinden "Taşı küçük geldiyse demek. Öyle bir göktaşı olsaydı." demişti sadece benim anlayabileceğim bir tonla.

"Neyse, ben matbaadan gelen kâğıt örneklerine bakayım. İşin bitince sen de gelirsin." diyerek çıkan Somer'in ardından bakıyordu benimki.

Odada yalnız kalırken "Aksesuar." diye söylendi kendi kendine. "Aksesuar ha?"

"Bülent." dedim yaramaz bir çocuğu uslandırmaya çalışırcasına gözlerine bakarken.

Az önce çıkan adamı işaretle şikâyette bulundu. "Evlilik yüzüğümüze aksesuar dedi! Bizim evlilik yüzüğümüz o!"

"Öyle sanmış demek Bülent, aaa! Adam ne bilsin." Tatlı tatlı azarlarcasına çıkmıştı sesim.

"Bir de işin bitince gelirsin diyor. Sanki patron o! Sen mi patronsun o mu belli değil!"

Bezgince başımı arkaya atarken bir yanım da durumu komik buluyordu. Bülent'i ilk defa bu kadar kontrolden çıkmış görüyordum. "Sevgilim, oturup soluklanmaya ne dersin? Ayağının tozuyla terminatör gibi girdin. Geç, otur, karın sana şöyle güzel bir kahve ısmarlasın."

İsteksiz bakışları etrafta dolaşırken ilk geldiği vakur tavrından ödün vermeksizin söze girdi. "Öncelikle uğramayalı buralar çok güzel olmuş. Ayda ve Suzi çok çalışıyor, belli. Ekibiniz harika..." Sessizce mırıldandı. "...öyle gelen geçen de girmese..."

"Sen yine ne ağzının içinden söyleniyorsun öyle?"

Bakışları aniden bana döndü. "Çocuk gelin yerine koydu seni ya! Çocuk gelin! Sanki sen çok küçüksün, küçücüksün de ben yanında yaşlı kalıyormuşum gibi!"

Gözlerim büyüdü "Şaka herhâlde!" diye karşı çıkarken.

Somer asla öyle bir şey söylememiş, ima bile etmemişti. Evet, Bülent otuzlarındaydı ama ben de çok genç sayılmazdım. 27 yaşındaydım. Sadece babam tarafımdan bana geçtiğine memnun olduğum tek şey, genç görünmeme yardımcı olan genlerim sağ olsun pek göstermiyordum yaşımı. Tüm bunlar Bülent'in yaş kompleksine girmesine engel olmamıştı.

Somer ve Bülent arasında çok iç açıcı bir tanışma geçmemişti. Durup durup kendini doldurduğunu görünce "Ne diyorum biliyor musun? Sen beni romantik bir öğle yemeğine çıkar." dedim adama. Burada kaldıkça ve Somer'i gördükçe gereksiz yükseliyordu. Beni kıskanması ve çocukça kıskançlığı hoşuma gidiyor, beni eğlendiriyordu ama fazlası zarar olabilirdi. Somer için.

Bakışları biraz daha sakinleşmiş hâlde Ayda'yla kâğıtları inceleyen Somer'i ölçüp tartarken "Olur, çıkalım." dedi ama laf sokmadan olur mu? Hemen ekledi. "Patron yarısı kızmasın?" Bunu sorarken alaycı bir ses tonuyla dışarıdaki Somer'i işaret ediyordu.

Güldüm "Saçmalama da düş önüme." derken. Kıskanç Bülent Tanay da bir başka oluyordu doğrusu.

Öğle yemeğini yakınlarda şık bir restoranda yedik. Normalde buraya rezervasyonsuz hayatta gelemezdiniz, günler öncesinden dolu olurdu ama sevgili kocam Bülent Tanay'ın forsunu kullanmayacaktık da ne yapacaktık? Restoran sahibi bizi kapıda görünce mutlu olmuştu. Ancak aynı mutluluğu Bülent'in yüzünde görebilmek için masaya oturup birkaç lokma yememiz gerekmişti.

"Açken çok asabi oluyorsun, bunu bilmiyordum." dedim takılarak.

Yayınevinde yaşanan gerginliğin ardından biraz olsun normale dönen adam her şeyi yeniden hatırlamış gibi gözlerini devirdi. Tüh, keşke hatırlatmasaydım. Unuttuysa bir hayır vardı. "Benim asabiyetim açlıktan değil."

"Bir şey diyeceğim, aşırı abartıyorsun. Senin kıskançlığın benimkinden beter oluyormuş."

"Hayır, sadece kıskançlık değil ki. Yani adamın hadsizliği sinirimi bozdu. Sen kimsin? Kimsin de bizi birbirimize yakıştırmıyorsun?"

"Yakıştırmadığını söylemedi ki hayatım. Genç gösterdiğimi söylemek istedi." Masada öne doğru eğildim ve muzırca baktım gözlerine. "Biraz fazla mı tepki veriyorsun acabası?" O sinirlendiğinde takındığım çocuksu tavrı seviyordu, onu sakinleştiriyordu. Kelimeleri çocukça bozmamdan, bakışlarımdan... Aslında her şeyimden zevk alıyor, hemencecik yumuşuyordu. Sadece bu kez birazcık fazla uzun sürmüştü.

Yeniden güldüğünü görmek güzeldi. "Benim karıma iltifat etmesinler ya. Ben ederim tüm iltifatları."

"Sen bana iltifat edilmesinden rahatsız olmuyorsun ki. Genç ve yakışıklı erkeklerin iltifat etmesinden rahatsız oluyorsun."

"Bak hâlâ yakışıklı diyor ya!"

"Kendim için söylemiyorum, aaa! Bülent! Kızacağım ama!"

Suyundan bir yudum aldıktan sonra sakin bir biçimde karşılık verdi. "Bak, ben o tür erkeklerin ne düşündüğünü biliyorum da ondan."

"Ha tamam o zaman." Göz ucuyla ona bakarken yanaklarımı şişirdim.

Yüzümdeki esrarengiz ifadenin farkına varan adam "Ne? Ne oldu?" diye sordu.

"Bülent Tanay, seninle cidden çok işimiz var."

Hâlâ hafifçe bozuk atarken çocukça bir ifadeyle omuz silkti.

Yayınevine gitmeden önce eve uğramam gerekiyordu çünkü sabah aceleyle tabletimi unutmuştum. Bülent'e beni eve bırakmasını rica ettim.

"İstersen bekleyebilirim."

"Yok, sen işinden olma."

"Bugün vizit günü, biliyorsun." Kolundaki saate baktı. "Sonraki vizit iki buçuk saat sonra."

Biz konuşurken yardımcımız Mukadder Hanım kapının önüne çıkmıştı. "Şey, İnci Hanım... Bir içeri gelseniz iyi olacak." Bülent'in yerinden kımıldamadan baktığını görünce ekledi. "İkiniz de."

Bülent'le birbirimize bakarken meraklıydık. Onun arabayı kilitleyip peşime düştüğünü görünce adımlarım eve doğru hızlandı.

İçeri girdiğimizde her şey normal görünüyordu. Mukadder Hanım "Salonda." diye mırıldanınca bakışlarımız oraya döndü.

Büyük salondaki koltukta sırtı yaslanan kadının yaklaştığımızda kim olduğunu anlamamız çok sürmemişti.

Bülent şaşkın bir ifadeyle "Anne..." derken benim misafirperver gülümsemem soldu. Hayır, koltuğun hemen yanındaki bavul yüzünden değil. Konsoldaki içki şişelerinden birini açıp çoktan içmeye başladığı için.

Bakışları kin ve öfke doluydu ve kontrolsüz görünüyordu. Herkesin hayran olduğu eski Türkiye güzeli Jale Ataberk imajından çok uzaktı.

...

*

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial