4. bölüm · ESTETİK EVLİLİK HATALARI

˖ ݁𖥔 ݁˖ 𐙚 ESTETİK EVLİLİK HATALARI | 3

Gülay Sena DÜNDAR

-3-

Öğleden epeyce sonra bahçeye indiğimde Rüksan yengeyle annem karşılıklı çay içiyorlardı. Beni görür görmez üstüme atlayacağını düşündürecek kadar heyecanla yerinden kaykılan yengem "Kız kaçak, nerelerdesin?" dedi güler yüzüyle. Böyle gülümseyerek bir şeyler söyleyince de kızgınlığım hiç uzun sürmüyordu insanlara biliyor musunuz? Yumuşak kalbim sağ olsun. "Soyunup dökünür geliriz dedin, saatlerdir ortada yoksunuz." Bunları söylerken bakışlarının arkamda Bülent'i aradığını anlamıştım.

Belli belirsiz bir tebessümün ardından "Hazırlanmak biraz zaman aldı." dedim. Tabii ki neden geciktiğimizi anlatıp zaten dedikodu arayan Rüksan yengeye kırk yıllık dedikodu verecek değildim. "Bülent de işle ilgili maillerini kontrol ediyordu, gelir birazdan. Buraya gelebilmek için bir operasyonunu ertelemek zorunda kaldı."

Aysun Sultan damadını övme fırsatını hiç kaçırmadı, anında havada yakaladı. "Öyle de hakikatlidir benim oğlum."

Memnuniyetle gözlerimi devirdim. "Tabii, Bülent senin oğlun. Beni de cami avlusundan buldunuz değil mi?"

"Olur mu öyle şey anneciğim?"

Rüksan yenge baş başa kalmamızdan cesaret almış gibi kaşı gözü ayrı oynarken "Beyin çok yakışıklıymış." dedi.

Söylediği sırada yüz ifadesine dikkat etmediğim için tebessüm ederek başımı öne eğdim. "Teşekkür ederim yenge."

"İyi bir şey söylemedim avanak kızım!" diye karşılık verdi dizimi dürterken. Neye uğradığımı şaşırdım. "Dikkat et diye söyledim. Yoksa bana ne senin kocanın yakışıklılığından?"

"Nasıl? Anlamadım?"

Kısa bir an duraksayan kadın başıyla annemi işaret etti. "Aysun abla söyledi, seninki yeni asistan arayışındaymış."

"Öyle."

"Hah! İşte tam olarak ona dikkat edeceksin." İşaret parmağını kaldırdı. "Bak tam olarak hedef gösteriyorum dikkat edersen."

İçimde yeterince vesvese yokmuş gibi bir yenisini de yengem vermişti iyi mi? Yarım yamalak gülümsemeyle "Aman yenge, ne diyorsun?" yanıtını verdim. "Ben kocama güveniyorum."

Gerçekten de güveniyordum Bülent'e. Geçmişte çalkantılı bir özel hayatı olduğunu inkâr edemezdim ama kendine, aşkına güvenmiyor olsaydı benimle evlenmezdi. Onun fırtınalı aşk hayatına rağmen böyle bir kararı vermesi bile ne büyük cesaretti ben biliyordum. Ama Rüksan yenge durmuyordu, saplıyordu kuşku mızraklarını beynime beynime.

"Adliye koridorları birbirine güvenen insanlarla dolu yavrum, sen ne diyorsun?" Elini salladı "Hey yavrum hey!" derken. "Hem neden olmasın? Çok mu imkânsız söylediğim şey? Sen de adamın asistanıyken karısı olmadın mı? Bu işler böyle oluyor işte!"

Evet, beyin yıkama işlemi gerçekleştiğine göre ben kalkabilirdim artık. "Aman yenge, ne diyorsun Allah aşkına?" Yerimden kalkmaya çalışırken annem cimcikledi bu sefer dizimi. Hani Bülent senin oğlundu anne? Şimdi yengemle şer birliği yapmak sana yakışıyor mu?

"Sus, otur da yengeni dinle. Önemli şeyler konuşuyor."

"Ya anne, Bülent'i ailede en çok seven sen değil miydin? Şimdi ne oldu da birden okları damadına çeviriyorsun?"

"Yavrum, sevmek başka önlem almak başka! Nenem de ineği Karakız'ı pek severdi ama güvenip de ipini salmazdı öyle her yere!"

"Bülent inek değil anne."

"Neyse ne! Sen alman gereken mesajı al, gerisini bırak."

Sessizliğin ardından konunun kapanmasını bekledim ama yok, bu konunun kapanacağı yoktu. "Çocuk yap." dedi hızlıca Rüksan yenge.

Çocuk yap. Sanki puding yapıyorduk. Başta şaşırdım ama uzun sürmeyen şoku atlattığımda alayla yerimden doğruldum. "Oldu, ben bir koşu çocuk yapıp getireyim." sözüyle tekrar arkama yaslandım. "Ya ne diyorsun yenge Allah aşkına? Sütlaç mı yapıyoruz burada? Sanki tek başına yapılıyormuş gibi. Konuşturma beni şimdi."

"Onu biliyoruz kızım, aaa! Sen de!" Çok gizli bir şeyden bahsedermiş gibi hafifçe öne eğildi. Cadı kazanı kaynamaya başlamıştı, hissedebiliyordum. "Bak, hazır kocan gözünün içine bakıyorken kullan bu fırsatı. İkna et kocanı, çocuk yap bir tane. O senin güvencen olur."

En nefret ettiğim düşünce tarzlarından biridir. Sevdiğin kişiyi kendine bağlamak ya da güvence için çocuk yapmak. Ne olacaktı? İstenmediği bir ailede doğan o çocuğa ne olacaktı sonra? Kimsenin bunu düşündüğü yoktu. Herkes kendi menfaatine göre davranıyordu.

Öfkemi bastırmaya çalışarak saygılı bir yanıt verdim. "O son söylediğini duymamış olayım yenge, bozuşmayalım durduk yere." Gözlerim kısıldı sinirle. "Ya güvence olsun diye çocuk yapmak nedir?"

Yalan söyleyemezdim, ben anne olmayı çok istiyordum. Ama bir çocuğun mutlu bir ailede büyümesi gerektiğinin de bilincindeydim. Şimdi Bülent'i ikna edip zorlasam ne olacaktı? Çocuk istemediği hâlde baba olsaydı... Sonradan bebeği isteyecek miydi? Bunların garantisi yoktu ki. Asıl gönülden anne olmak isteyen biri bunları düşünebilirdi. Ben bebeğime güzel, mutlu bir aile hayatı veremedikten sonra onu dünyaya getirmenin ne anlamı vardı ki? Hem bu tek kişinin verebileceği türden bir karar değildi ki. Bülent'in de istemesi gerekirdi.

"Ayrıca benim işim gücüm var, yayınevi kurdum. Kimsenin parasına ihtiyacım yok."

"He, borç harç kurduğun yayınevi, evet! Yarın öbür gün batmayacağının bir garantisi yok. Ayrıca ben sadece maddi güvenceden mi bahsediyorum sanıyorsun İnci?"

"Sen neden bahsediyorsun ben anlamadım ki yenge." diye söylendim oturduğum yerden. Buraya geldiğime geleceğime pişman edeceklerdi beni, belli olmuştu bu. "Ben çocuk falan yapmıyorum. Kocama da güveniyorum, onu seviyorum. Konuyu kapatın lütfen."

"İyi, ha!" dedi Rüksan yenge aksi bir tavırla arkasına yaslanırken. "Sonra kuşlar alsın götürsün kocanı!"

"Nereye götürüyorlar benim kocamı ya? Benim kocam dizimin dibinde!"

"Şimdi öyle! Her zaman olacağının bir garantisi var mı?"

Bilmiş bilmiş gözlerini belerterek soran kadına karşılık verdim. "Çocuk olduğunda da bir garantisi olmayacak."

"Ama en azından sizi birbirinize bağlayacak bir bağ olacak." diyordu yengem.

Konuya sadece dinleyici olarak katılan annem ise sadece kafa sallıyordu. Hangimize en çok hak verdiğini söylememe gerek yoktu sanırım. "Bülent'i ben de çok seviyorum anneciğim. Ama erkek milletine güven olmaz." Etrafına bakıp sesini kıstı. "Babasının geçmişte kırdığı cevizler gazetelerde çarşaf çarşaftı. Bak, Bülent'in annesiyle evlendi de ne oldu? Ya sizin akıbetiniz de öyle olursa? Sonuçta babasının genlerini de almış olabilir yani."

Bülent'in babası Ersan Tanay'ın eski bir yapımcı olması ve tıpkı oğlu gibi çapkın bir yaşam tarzının olması bir şeyi netleştirmezdi ki. Bülent'in ona her anlamda benzeyeceğini kim söylüyordu? Ayrıca iki çocukları olması Ersan Bey'in Türkiye güzeli karısından ayrılmasına engel olmamışsa ben kim köpektim? Ne yaparsam yapayım gideni tutamayacağımı biliyordum. Güvendiğim şey ise sadece Bülent'le birbirimize olan aşkımızdı.

Kalbimi kıran cümlelerin ardı arkası kesilmiyordu. "Eğer günün birinde Bülent beni aldatacaksa çocuğumuzun olmaması çok daha iyi olur anne." Hışımla kalktım yerimden. "Bir daha böyle şeyler söylersen de gelmem yanına. İki gün tatil yapalım dedik, zehrettiniz be! Yeter!"

"Sen böyle burnunun dikine git." dedi Rüksan yenge. "Tamam, çocuk yapma. Ama her zaman tetikte ol. Bak bu erkek milletine güven olmaz, sözümü kulağına küpe yap. Sonra da gelip annenin dizinde ağlama."

Onları duymazdan gelerek içeri girecekken Bülent'in geldiğini gördüm ve maalesef bir terslik olduğunu anlamasın diye çark ettim. Aynı yerime oturdum ama bu kez karşımdaki kadınların ters istikametine döndüm. Onlara bakmıyordum.

Buz mavisi tişörtü ve bej rengi pantolonuyla her zamanki şıklığını koruyan adam burada kendisi hakkında çıkan muharebeden habersiz, güleç bir yüzle aramıza katıldı.

Annemin ve benim koltuklarımıza dokunurken "Tekrar merhaba hanımlar." dedi enerjik bir sesle.

Durumu çaktırmamaya çalışan annem gülümsedi "Merhaba çocuğum." sözüyle. "Otursana, kahve söyleyeyim sana."

"Teşekkür ederim Aysun anne."

Bülent ne zaman anneme Aysun anne dese mest oluyordu kadın. Benim içime ektikleri kuşku tohumları hiç yokmuş gibi birden keyfi yerine gelmişti. "Aysun annen kurban olsun sana!" diyerek kalktı yerinden. "Ben şimdi sana kendi ellerimle kahve yapmaz mıyım?"

"Zahmet etmeseydiniz, ben..."

"Olur mu? Bir tane oğlum var benim!"

Gözlerimi devirerek "Bir de evlatlık besleme kızı var tabii, o önemsiz." dedim sessizce. Bülent buna eğlenceli bir bakışla cevap verse de durumdan şüphe duyduğunu fark etmiştim. Bir terslik olduğunu hissetmişti sanırım.

"Aşk olsun anneciğim, niye kıskançlık yapıyorsun şimdi?"

Sanki basit bir kıskançlık yapıyormuşum da kocamı çekemiyormuşum gibi davranması daha da kızdırıyordu beni. Öfkemin ve düşmüş enerjimin sebebi az önce yengem ve annemin sıkıştırmalarıydı esasen. Ama Bülent'in de tadını kaçırmamak için bir şey yokmuş gibi gülümsedim.

"Takılıyorum anne ya, sen bakma bana."

Annem kahve yapmak için yanımızdan ayrıldığında Bülent'in meraklı bakışları bana dönmüştü. "Bir şey mi oldu? Sen annene bozuk musun?"

"Yok, yok canım benim." Samimi bir biçimde gülümsemeye çalıştım. "Her şey yolunda. Bir şeyim yok benim."

Mideme ağrı girmişti. Lânet girsin, ne zaman öfkelensem mideme vuruyordu. Ya midem bulanıyor ya da ağrıyordu. Bu kadar tartışmanın ardından olacağı buydu.

"Emin misin?"

Kocamın sorusuyla başımı salladım. "Vallahi, sorun yok."

"Sen anneni benden kıskanmıyorsun değil mi?" diye sordu muzırca.

"Yok canım, ben ona başka şeyden sinir oldum."

Ağzımdan laf almanın verdiği zaferle işaret parmağını kaldırdı adam. "A-ha! Tam tahmin ettiğim gibi." Bileklerimi nazikçe yakalayan adam onları tek eline hapsetti. "İnci Ünsal, yalan söylediğiniz tespit edildiği için tutuklusunuz. Sessiz kalma hakkına sahipsiniz. Söyledikleriniz aleyhinize delil olarak kullanılacaktır."

Güldüm başımı öne eğerek. "Bülent ya." İşte neşemi yerine getiren buydu. Onun eğlenceli, esprili hâlleri. Üstelik burada olmaktan onun da zevk aldığını görebiliyordum.

Burada sadece bir beyzade gibi bakılmıyordu Bülent Tanay. Hiç yaşamadığı aile sıcaklığı vardı. Annemin ona gösterdiği şefkat, üstüne düşmesi pek bir hoşuna gidiyordu. Babamla tavla oynamaya bayılıyordu mesela. Onun bitmek bilmeyen valilik anılarını dinlerken bile sıkılmıyordu. Öyle ki babaannem Nefise Sultan'ın yaşlılık şikâyetlerini dinlerken bir of bile demiyordu. Burası onun hasret kaldığı aile saadetiydi.

Eğer Bülent'in burada mutlu olduğunu görmeseydim tatili yarıda bırakıp hemen giderdim buradan. Öyle sinirimi bozmuştu Cadı Kazanı Çetesi. Evet, onlara bu ismi takmıştım. Hemen, şu an. O öfke hâliyle bu ismi hak ettiklerini düşünüyordum. Cadı Kazanı Çetesi. Yine iş başındaydı işte.

Rüksan yenge "Siz çifte kumrular yine ne şakıyorsunuz orada kendi aranızda?" sözüyle araya girdiğinde Bülent'in sorgulama fırsatı olmamıştı.

Çok güzel bir kahve molası ve sıradan sohbetlerin ardından başımın ağrıdığını bahane ederek akşam yemeğine kadar odama çıkmak istediğimi söyledim. Ne kadar babamla tavla oynaması konusunda ısrar etsem de Bülent yalnız bırakmamıştı beni.

"Başın ağrıyor, nasıl bırakayım seni böyle? Aklım sende kalır."

"Aman Bülent, sanki parmağım koptu. Biraz yatar uzanır dinlenirim, geçer."

Yatağa uzanırken hemen yanıma oturan adam saçlarıma dokundu. Onun bu ilgisi öyle tatlıydı ki. "Söyle bakalım, bu kadar başını ağrıtan ne oldu?"

"Bir şey olmadı dedim ya hayatım."

İnanmayan bakışları üzerimde gezinirken tekrar konuşmadım ama onun bu işin peşini bırakmaya niyeti yoktu. "Baksana sen bana, iki yıllık karımı tanıyamayacak mıyım ben? Bir şey olmuş işte belli."

Ofladım sadece gözlerimi kaçırarak. "Ya her huzursuzluğu da sana yansıtmak istemiyorum Bülent. Sevmiyorum, biliyorsun."

"Biliyorum hayatım." Eli hâlâ saçlarımı okşarken ondan kaçamayacağımın farkındaydım ve çözülmek üzereydim. "Ama biz bir hayatı paylaşıyoruz farkında mısın? Bir sorunum olduğunda nasıl sana anlatıyorsam senden de bunu beklerim." Israr etti. "Ne oldu, söyle bakalım."

"Ya, annemle yengem bombardımana tuttu yine. Önemli bir şey değil." diyerek geçiştirdim.

Duraksadı. Bakışları sakin ve durağandı. "Yine bebek meselesi mi?"

Evet demek istemedim. Hem tamamıyla bebek değildi konu. Evlilik, güven, ihanet ve bebekti ana başlıklar. Yani beni baştan aşağı bir altüst etmişlerdi. "Yok, öyle genel ya. Önemli değil gerçekten."

Dudakları düz çizgi hâlini alırken "Tamam." dedi. "Biz de onları protesto edip odamızdan çıkmayız." sözleriyle yanıma uzanmayı ihmal etmedi.

"Fırsatlardan faydalanmak senin göbek adın değil mi Bülent Tanay?"

Gözleri gözlerimdeyken "Her zaman." dedi. Sesi, kokusu bir ömre bedeldi. Tüm günümüzü bu odada geçiremeyeceğimizi bildiğim için bir öpücüğün ardından geri çekildim.

"Akşam yemeği için hazırlanmalıyız."

"Tamam." Hiç itiraz etmedi. Zıpkın gibi ayağa dikildi. "Ağrı kesici lazım olursa haberdar et." Bunu söylerken tek kaşı kalkmış, flörtözdü.

"Sen hiç doymaz mısın?" Sesim sahte bir suçlayıcılıkla doluydu.

Üzerime eğilip dudaklarımdan bir öpücük çaldıktan sonra karşılık verdi. "Sana mı? Hayır."

Güldüm.

Keşke hayatım Bülent Tanay'la bir odada geçen ödüllü filmlerden olsaydı. Ama sonu güzel bitseydi. Çok şey istedim galiba.

...

*

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial