Erişim Engeli kitap kapağı

10. bölüm / 10

Erişim Engeli

BÖLÜM 5: Çelişkiler

Vaveyla Yazarı: 🌸 Kardelen 🌸

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: BÖLÜM 5: Çelişkiler

Hayat ne kadar kısaydı. Hayatımız ömür ve ecel olarak ikiye ayrılmış durumdaydı. Ecele karışamazdınız ama ömrünüzde ne yapacağınız da size kalmıştı. Yaşam herkes için uzun değildi. Kimileri için fazla uzun kimileri için fazla kısa...
Birisi öldürülmüş.
Yapmak isteyebileceğiniz çok şey varken bir şeye odaklanmak saçmaydı. Gerçi... Hayatta saçmaydı.
Kızın sözleri zihnimde yankılanırken beynimde geçen binlerce soru işaretini susturmaya çalışıyordum.
“N-nasıl?” dedim kekeleyerek.
Kız sanki çok normalmiş gibi omuz silkip cevap vermemişti.
Bir düdük sesi duyunca başımı kalabalığa çevirdim. “Evet çocuklar! Herkes derse! Kalabalık yapmayın!” Tanımadığım bir sesti, sanırım polis çağırmıştılar.
Olay yerine bakmak istesem de kalabalık üstüme doğru akınca mecburen kendimi bıraktım.

***

“Hocam ne olmuş, anlamadım?”
“Okulda güvenli olamayacağız mı?”
“Kime olmuş?”
“Nasıl olmuş?”
“Öleceğiz!”
Hoca kargaşaya dayanamayıp bağırdı. “Ölmeyeceksiniz! Kimse ölmüyor!”
“Tamam da hocam, ölen var!”
Mihra Hoca derin bir nefes aldı. “Bakın, olayın aslını bende bilmiyorum. Sabah geldiğimde gördüm bende. Polisler araştıracaktır. Kimse bu işe burnunu sokmasın!”
Zil çaldı. Bütün ders boyunca kimse susmak bilmemişti.
“Olaya bak sen.” Başımı çevirince gelenin Eslem olduğunu gördüm.
“Çok... garip,” diye yanıtladım bende. “Hani tamam, olaylı bir okuluz ama yani... Bu fazla büyük bir olay...”
“Katılıyorum,” dedi yanımızda biten Melek. “Şahsen bu işte bir bit yeniği var.”
“Nasıl yani?”
“Sizce de fazla saçma değil mi?”
“Birinin öldürülmesi?” dedim kaşımı kaldırarak. Aslında saçma, çünkü bizim buralarda pek olay olmaz.
“Evet, neyse otopside bakarlar.”
“Sen bu kadar şeyi nereden biliyorsun?” dedi Eslem gülerek.
“Polisiye okumanın yararları diyelim.”
“Geldim! Ne oldu? Ders başladı mı?” Aliye’nin sesini duyunca başımızı kapıya çevirdik.
“Hayır,” dedim gülerek. “Ders bitti.”
Kaşlarını kaldırarak, “Şaka yapıyorsun?” dedi.
“Merak etme, ders işlemedik,” diye araya girdi Eslem.
Aliye derin bir nefes bırakırken eşyalarını yerleştirmeye başladı. “Niye? Ders edebiyat değil mi?”
“Öyle de,” dedi Melek, sesine ürpertici ton katarak devam etti. “Bir cinayet vakasıyla yüz yüzeyiz. Bakalım sağ çıkan kim kalacak?”
Aliye ufak bir kahkaha attı. “Bakıyorum da neşelisiniz, ne oldu ki derste?”
Ufak bir bakışma anı yaşadık. Aliye yüzlerimizi görüp, “Siz? Ciddi misiniz?”
diye sordu.
“Ne yazık ki,” dedi Eslem mutsuz bir sesle.
“Yok artık! Okulda biri mi öldürüldü?! Kim peki?”
“Bizde bilmiyoruz,” dedi Melek.
“Yaşasın, balo iptal!” Aliye kendi çevresinde dönerken yüzümü buruk bir gülümseme payda etti.
“Hemen mutlu olma Aliye. Meltem Hoca’da katır inadı var. Kesin yapar.”
Aliye’nin suratı asıldı. “Doğru.”
Zil tekrar çalınca yerlerimize geçtik. Kulağımda Melek’in sözleri yankılandı. Şahsen bu işte bir bit yeniği var.

***

“Evet çocuklar, İstiklal Marşı’ndan önce sizinle bu sabahki olay hakkında konuşmak istiyorum.” Bütün okul söylenerek müdürü dinliyordu.
“Görünen köy kılavuz istemez arkadaşlar, o yüzden saklanacak bir şey yok. Sabahleyin çok acınası bir olay yaşadık sizlerle,” dedi ve hafifçe öksürdü. “Malum hayat kısa. Her neyse, uzatmazsak sabah biz geldiğimizde bir arkadaşınız öldürülmüş olduğunu gördük.”
Etraftı derin bir sessizlik hakim aldı. “Ambulans çabucak geldi ne yazık ki...”
Ah...
“Lütfen endişelenmeyin.” Tabii, öldürülmeyeceğimiz ne malum?
“Güvenliği arttırıyoruz. Bundan sonra okula girerken çanta kontrolü yapacağız. Ölen öğrencimizin sizler tarafından öldürülmediğini umuyoruz ama güvenliği elden bırakmamalıyız. Arkadaşınız 11/E’den Fırat Yörük.”
Bütün okul 11/E’ye döndü. 11/E’dekileri de büyük bir şaşkınlık yaşıyordu.
“Ne yazık ki olay yerindeki güvenlik kameraları bozuktu. O yüzden elimizde bir kanıt yok.” Hep öyle olur zaten. “Kısa zamanda katili bulacağız. Şüpheniz olmasın. Bu arada! Okul kapanmadı! Pazartesi okula herkes geliyor!”
Herkes söylenmeye başladı ama İstiklal Marşı çalmaya başlayınca sesler kesildi.
“Ölmezsek iyi.” Aliye’ye döndüm.
“Bir şey diyemeden sana katılıyorum.”
İkimizde sessiz kaldık. Aliye’nin ailesi burada oturmuyordu. Aliye o yüzden yurtta kalıyor, dönüş yolunu beraber tamamlıyorduk. Aliye’nin ailesi bizim için tamamen bir gizemdi. Pek bahsetmezdi onlardan. Konu açıldığında kapatmak için elinden geleni yapardı. Bizde o yüzden üstüne gitmemeye karar vermiştik.
Tatillerden yurt kapandığından ailesinin yanına gidiyordu. Sanırım ailesi ile arasında bir sorun vardı. Çünkü hep yüzü asık olurdu.
Onun için endişeleniyordum. Aliye bazen kapalı bir kutu gibi oluyordu. Ve bu özelliği bir gün başına bir dert açacağı belliydi.
Okul dağıldığında ve kızlarla minik vedamızı tamamladığımızda Aliye ile kafeye yürüyorduk. Meltem Hoca bizi şaşırtmamış, çalışmalara devam edeceğini söylemişti.
“Biri öldürülüyor ve biz hâlâ dans etmeye gideceğiz! Saçmalığa bak!” diye söylendim.
“Valla haklısın, neyse. Bakalım bu toplantı da neyin nesiymiş?”
Kapıyı açarak kafeye girdik. Meltem Hoca ve onun favori ekibinin üyelerinin de orada olduğu gördüm. Bir de biz vardık gerçi.
“Evet, çalışmalar o şekilde olacak... Ah İzem, Aliye. Hoş geldiniz. Bizde sizi bekliyorduk.” Gayet de sohbete dalmıştınız sanki hocam?
Cam kenarı kaldığı için Aliye ile oraya oturduk. Hoca bir şeyler anlatsana da dinlemedim. Bugünkü olay garipti. O anlık kameralarında çalışmaması... Polisiye bir filmin içine mi düştük biz de haberimiz yok?
“Sen ne dersin İzem?” Kafamı şaşkınca kaldırınca herkesin bana baktığını gördüm. Aha, kurtar paçayı İzem.
“Hımm,” dedim düşünüyormuş gibi. Aliye’den kopya almak için yan gözle baktığımda gülmemek için zor durduğunu gördüm. Ayağım dürtünce eliyle bir şeyler yaptı ama anlamadım. Sessiz sinema ne zor şey ya.
“Yani bilemedim.”
“Bence yapalım,” diye araya girdi çokbilmiş Zümra.
“Bence düşünelim, herkesin sesi güzel değil,” dedi Erdem. O an konuyu anladım.
“Peki olsa da tam olarak nasıl olacak?”
“Tamam da mesela benim sesim güzel değil. Açık açık söyleyeyim yani,” dedi Vina. Açık sözlülüğünü yerim kız.
“Balo dansı bittikten sonra iki kişi seslendirsin diyorum,” dedi Meltem Hoca. “Koro olarak yapamayız zaten. Uğraşması uzun sürer.” Dedi kocaman balo düzenleyen canım hocam.
“Benim sesim güzel, ben söyleyebilirim,” diyen Zümra’ya göz devirdim.
“Hangi şarkı olacak peki?”
“Ona karar veririz.”
“Ben kimin söyleyebileceğini biliyorum.” Bütün bakışlar Ulaş’a döndü. “İzem Nevra.” Bakışlar bu sefer benim üzerimdeydi. Yaktın beni Ulaş.
“Hayır, hayır,” dedim başımı sallayarak. “Kesinlikle olmaz.”
“Doğru Ulaş. İzem söyleyebilir. Utanıyorsun desem daha kalabalığa şarkı söyledin İzem. Buna mı utanıyorsun?” dedi Meltem Hoca. Bakışlar tekrar benim üzerime kitlendi. Sırrımı niye açık ettiniz hocam?
Aliye dudaklarını kıstırıp bana baktı. Bense kıpkırmızı olmuştum. Sorun kalabalık değildi. Sorun tanıdıklarım ve bakış açılarıydı.
Genelde okuldan birisi derce aldıysa bütün okul onun peşinde gezerdi ve bende bunu sevmezdim. Bu yüzden hiç ses etmemiştim. Of hocam.
“İzem, sen yarışmaya mı katıldın? Hiç haberim yoktu.” Soru Sevinç’ten gelmişti.
“Ya, önemli değil, ufak bi’ programdı sadece,” dedim. “Hem niye tek ben hocam? Baksanıza Ulaş bu fikri beğenmiş ki önerdi. O söylesin madem?”
Ulaş’ın kaskatı kesildiğini görünce gülümsedim. Yaa, Ulaş Bey.
Karadeniz de gemilerin mi battı?
“Niye ben mişim?”
“Fikir senden çıktı çünkü,” dedim direterek. Ulaş bana öldürücü bakışlar atarken gözlerimi kıstım.
“İkiniz söyleyin madem?” dedi Toygar bilmiş bilmiş.
“Olmaz,” dedik aynı anda. Bakışlarımız kesişti. Hem suçlu hem güçlü.
“Gençler yeter. Küçücük çocuk gibi kavga ediyorsunuz,” diye araya girdi Meltem Hoca.
“Dimi hocam? Ben söylerim. Sorun çözüldü işte,” diyerek araya girdi Zümra.
“Zümra,” dedi uyarıcı bakışlarla. “O zaman şöyle yapalım. Çift enerjileri bozmayalım ve seçtiğim iki partner söylesin.”
Toygar’ın aniden gözleri açıldı. Karizmasını bozmak istemediğinden olsa gerek, “Hocam, olur mu öyle şey?” diye karşı çıktı.
“Karışmayın benim işime,” diye kızdı Meltem Hoca.
Herkes suspus olunca Ege araya girdi. “Hocam bunların yanında bir rock konseri de versek?” Hepimiz ona ters ters bakınca, “Ne var? Gayet iyi bir öneriydi bence,” dedi omuz silkerek.
“Tamam, şimdilik toplantı bu kadar. Haftaya özel çalışmamıza başlayacağız,” dedi ayaklanarak.
“Tamam da mezuniyete yaklaşık bir ay var? Niye bu kadar erken başlıyoruz ki?” diye sordu Erdem.
Meltem Hoca Erdem’i kâle almayıp, “Bilgilendirmeleri tekrar yapacağım. Gruba bakın. Ve kesinlikle, bak şimdiden uyarıyorum,” dedi özellikle ben ve Zümra’ya bakıp. “Kavgadır, tartışmadır, uyumsuzluktur... İstemiyorum. Anlaşıldı mı?”
Homurdandım ve başımla onayladım. Hoca uzaklaştı ve masayı bir sessizlik aldı.
“Ben gideyim,” diye ayaklandı Faruk olduğunu düşündüğüm kişi. “Dershaneye gitmem gerek.” Sonra ne kadar gereksiz bir bilgi verdiğini anlamış olacak ki omuz silkti ve kalktı. Faruk’un ardından Erdem’de kalktı.
Göz ucuyla masadakileri süzdüm. Sevinç sessizce kitap okuyor, Vina kısık sesle ona bir şey anlatıyordu. Sevinç ise başka bir dünyadaymış gibi sadece başıyla onaylıyor ve arada küçük yorumlar yapıyordu.
Zümra kolunu Toygar’ın omzuna atmış bir şeyler konuşuyorlardı. Bu türden farklı insanlar olarak aynı masada durmaya devam etmemiz bile mucizeydi.
Karşımda oturan Ulaş camdan dışarıya bakıyordu. Aliye ise Ege’nin sözlerine laf yetiştirmekle meşguldü.
“Seni kim eşim yaptı ya?!”
“Canım hocam.”
“Canımmış. Bak, bak. Sen değil miydin bu nasıl müzik hocası olmuş diyen?”
Ege somurttu. “Oraları karıştırmıyoruz.”
Onları dinlemeyi bırakıp çantamdan defterimi çıkardım. Elimi kapağında gezdirdim ve her zaman yaptığım gibi ilk sayfada yazılı olan sözü okudum.

“İfade edilemez olanı ifade etmeye en çok yaklaşmış olan müziktir.”
-Aldous Huxley

Bir sayfa daha çevirdim ve ufak bir göz gezdirdim. Şarkı söylemeyi sevdiğim gibi yazmayı ve bunda huzur bulmayı seviyordum. Farklı bir huzura erişmek gibiydi. Kendini anlatmak, gerçekleri hislerle özdeşleştirmekti...
Bu yüzden bağımlı derecede kitap okuyanları ne kadar onlar kadar okumasam da iyi anlıyordum. Kendileri birkaç dakika da olsa bu dünyadan uzaklaştırıyorlardı.
Çantamdan kulaklığımı çıkarıp kulağıma taktım. Kulaklığımdan müzikal bir ses yükselirken kendimi cama yasladım ve bir süre gözlerimi kapattım. Kafa dinlemek bu olabilir mi?
Kalemimi parmaklarımın arasında çevirdim ve camdan dışarıyı izlemeye devam ettim.
Hava hafiften kararmıştı. İnsanlar evlerine gitmek için hızlı adımlarla yürüyorlardı. Sanki kaçmak istiyormuş gibiydiler. Her şeyden kaçıp uzaklara gitmek, az da olsa evde huzur bulmak...
Önümden telefonla konuşan bir kadın geçti. Ama huzura da tam erişemiyorlardı. Telefon... Hem bir lanet hem bir ayrıcalık.
Gülümsedim. Bazen düşündüklerim bile fazla geliyordu. Sanki başka biri konuşuyordu içimden. Farklı hissediyordum ama kendimi anlatamıyordum. Ne yaparsam yapayım...
Hamile bir kadın geçti bu sefer. Gülerek telefonda konuşuyordu. Telefondaki kişi ne anlatıyorsa komik buluyordu. Arada karnını ovuşturuyor, adete bebeğine selam veriyordu. Mutluydu.
Önümdeki boş sayfaya baktım.

Yaşam hissetmek mi?
Sevmek mi, sevmemek mi?
Gülmek yaşamsa mutsuzluk hayat mı?

Durdum.
Kafam karışıktı. Odaklanamıyordum. Hissedemiyordum. Defteri sinirle kapattım ve yazdığım sözleri yarım bıraktım. Kulaklığımı kafamdan indirip omzuma bıraktım. Bu aralar ilham benden adeta koşarak kaçıyor valla. Deftere çantama koyduğumda herkesin gittiğini bir tek Ulaş’ın kaldığını gördüm. Bana bakıyordu. Yarım kalmış yapbozun parçasını arıyormuş gibiydi.
Nedense açıklamam gerekiyormuş gibi geldi. “Yazamadım, yani...” durdum. “Boş ver.” Başka eşyam var mı diye bakındım. Yoktu. Harika.
Tam kalkacağım sırada, “O defterde ne yazıyordu?” dedi. Geri oturdum.
“Birkaç değersiz söz işte,” dedim kısa keserek.
“Değersiz olduğunu kim söyledi?”
“Ben,” dedim omuz silkerek. “Bazı şeylerin değersiz kalması lazım.”
“Niye?”
“Öyle çünkü. Kurcalama.”
“Peki.”
Uzun bir süre sessiz kaldık.
“Ne yapalım?”
“Affedersin?” dedim gözlerim gözlerini bulduğunda.
“Şarkı işini diyorum?”
“Şarkı söylemeyeceğiz Ulaş,” dedim kollarımı göğsümde bağlayarak.
“Diğer herkesin yanından sollayacağız.” Kaşımı kaldırdım.
“Farkındaysan şu grupta senden güzel söyleyen var mı bilmiyorum.”
Öne doğru eğildim. “Ya sen? Kendini niye işe katmıyorsun?”
Yutkundu.
“Boş ver.”
“Peki,” dedim arkama yaslanıp. Camdan dışarıya baktım. Gitmek istiyordum ama ayaklarım izin vermiyordu. Samimi olmadığın birine bazı şeyleri anlatsan... fazla mı olur?
“Yazıyorum.”
Ulaş sessiz kaldı.
“Şiir yazıyorum. Aslında şarkı sözleri işte. Sonuçta onlarda bir şiir. Her neyse.” Konuşmak ne zormuş ya.
“Hayatım... herkes gibi değil Ulaş. Yani o pohpohlu hayat bende yok. Düşünce var, yorum var ve bitmek bilmeyen bir merak var. Bu bazen... çok yorucu. Anlayabiliyor musun?” Durdum bir süre. “Eh, klasik cümle işte. Genellikle anlayamayanlar bile anlayabiliyorum, diyor. Sen takılma, genelleme yaptım.” Kendi kendime mi konuştum ben?
“O yüzden yazıyorum.” Bakışlarımı yukarı çıkardım. Gözleri gözlerime mühürlenmiş gibiydi. “Anlatmak için, hissedebilmek için... yokluğu düzeltmek için. Farklı olmak kusursuz bir ayrıcalık ama bir lanette. Farklı olmak... Nasıl desem? Herkesten ayrı olmak? Farklı düşünebilmek? Bilemiyorum. Tanımlaması zor bir kelime işte. Ama güzel. Gerçekten güzel.”
Nasıl devam edeceğimi bilemediğim için bir süre sessiz kaldım.
“Lanet... Ah, ne desem yarım kalır. İnsanlar seni dışlıyor Ulaş,” dedim dalgınca. “Herkes aynı olmayı bekliyor, istiyor. Güzellik algısı da bu yüzden değil mi? Botoks yaptırıyorlar. Neymiş dudakları küçükmüş, neymiş burnu kemerliymiş... Sırf dış etkenler yüzünden. Hayır yanlış anlaşılmasın, yaptıranlara lafım yok. Saygım var. Zaten kim bilir nedeni daha farklıdır, bilemem. Ama... Kendini dış etkenlerden dolayı değiştirenler... Bilemiyorum.”
Ulaş anlayışla kafa salladı. Gerçekten anladın mı Ulaş?
“İnsanlar beni görüşte yargılıyorlar. Zaten ağzı olan konuşuyor. Zor diyorlar, anlaşılamaz diyorlar, yaşına göre bu düşüncelere sahip olamaz diyorlar. Ya gerçekten öyle biriysem? Bazen bunu sorguluyorum. Diyorum ki gerçekten olabilir mi bu? En rahatsız edeni de ne biliyor musun? Anlamaya çalışmıyorlar.”
“Kafanı şişirdim dimi? Galiba gerçekten anlaşılması zor biriyim.”
“Anlarız.”
Başımı kaldırdım. “Anlar mısın?”
“Anlarım İzem Nevra. Sen kendini anlayamadığında bile anlarım.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18