Erişim Engeli kitap kapağı

3. bölüm / 10

Erişim Engeli

BÖLÜM 2: Düşünceler

Vaveyla Yazarı: 🌸 Kardelen 🌸

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: BÖLÜM 2: Düşünceler

Büyüklerin neden bize inanmama gibi bir sorunsalı var?
Hayır, neden yani? Kandırıp hapse falan mı sokacağız onları?
Böcek görürüz, küçücük uçan... Şurada, deriz. Yok orada bir şey evladım, derler. Ama orada, deriz. Senin bir sorunun mu var, olur genellikle cevap. Ya da saçma bir bakış...
Al işte! Öcüye de inanmıyorduk. Buyurun, son gördüğümüz kişi oldu.
Hem dalga geçiyordun; akılsız bu korku filmlerindeki karakterler, diye İzem. Ne oldu, onlardan farkı kalmadı cidden.
Arkamı döndüğümde gördüğüm koyu saçlı, saçları yüzünü kapatan kişiyi görünce istemsizce ürperdim.
Etrafı dinledim.
Arabanın asfaltta çıkarttığı ses kulaklarımda yankılanıyordu. Ses cızırtı gibi değil de kafamda birileri konser veriyormuş gibiydi.
Her şey çok bulanık. İnsan sesleri var ama kim belli değil.
Bulunduğum durum sebebiyle gözlerimi açmaya çalıştım lakin gözlerimi birileri yapıştırmış gibi açılmıyordu. Ya bu kafadan çatlaklar ciddi ciddi yapıştırdıysa? Hangi cehenneme düştüm ben böyle?
“Burada merak etme.”
Gelen sesle anne diye sayıkladığımı yeni fark ediyordum. Evet, harbi anne diye sayıklıyorum şu anda.
Cümleleri oturtmamla kafamda bir ışık yandı.
Bu beni kaçıranlar öcü olmadığını biliyoruz, aynı dili konuştuğumuzda göre... Bi’ dakika. Ya ben ölmüşsem ve annemde ölmüşse... Bu kişiler (?) beni annemin yanına götürüyorlarsa ve ben şu anda berzah alemind-
Tamam, uydurmanın anlamı yok. Düşünme yetim varsa gayet kanlı canlı yaşıyorum. Ne kadar kanlı canlıyımdır sorgulanır şayet şu anda da.
Dudaklarımı hafifçe oynattım. Algılama yetimi kaybettim sanırım. Gerçi şu anda bunu sorgulayamam, daha önemli sorgulanacak işlerim var.
“Amneme ne yağtınız!” sesim bağırmaktan öte fısıltı gibiydi. Muhtemelen onlarda duymamışlardı. Ayrıca dudaklarım kuruduğu için doğru düzgün bir cümle de kuramamıştım. Vay be. Bu günleri de mi görecektik İzem!
“Geliyoruz, az kaldı.” Nereye götürüyorsunuz beni? Tamam, filmlerdeki gibi aksiyonlu bir hayat istediğim doğru, kabul. Ama ben böyle korku filminden çıkma bir uyarlamanın içinde olmak istemedim!
“Bırakın beni...”
“Saçmalamaya başladı bu da. Niye seni bırakalım?” bir süre durdu ve ekledi. “Abi, narkoz fazla kaçmış galiba.”
Evet İzem, o kadar kaçırmışlar. Niye bıraksınlar? Bendeki soruda yani... Ayrıca... Narkoz mu dedi o?
Deliler, caniler, kafan çatlaklar, beyni olmayanlar! Ne narkozu! Bu arkadaşlar bana narkoz mu verdi?
Birileri fısıldamaya başladı. En azından ben böyle duyuyorum...

***

Gözümü yavaşça açtım. Çok parlak.

Neredeyim ben?
Gözlerimi başka yönlere çevirdim. Pek net bir şey gözükmüyordu kafamın üstündeki ışıktan.
Burası bir ameliyathane mi?..
Amanın, el-Fatiha okuyun bana. Mezarımda ağlarsınız artık ey dostlar!
Kesin bunlar kaçakçı! Canım organlarım! Ben ne hallere düştüm böyle! Aksiyon isteyen dilimi eşek arısı soksun!
Al sana aksiyon İzem!
Üzerime düşen gölge nedeniyle duraksadım. Beni mi inceliyor bu kaçık adam?
“Uyanmaması gerekiyordu,” dedi birisine seslenerek. “Dozu arttırıp biraz daha verin.”
Valla elime geçersen be adam! Seni bi’ boğazlarım-
“Hocam,” hocam? “Yeteri kadar doz verildi. Daha fazlası ciddi hasar verir. Arada uyanma yaşanabilir, dedi Kortaş Hoca.”
Yürü be ismini bilmediğim kişi! Bir adım atacak gücüm yok, bari sen kurtar beni.
“İyi bakalım,” yüzünü göremesem de yüzünü bana döndüğü barizdi. “Evet, dalıyor zaten. Atay oğlum, git şuradaki...”
Gözlerimin tekrar kapanmaya başladığını hissettim. Sanırım tekrar siyah boşluğa dönme zamanı. Keşke bir kere de haksız çıksam....

***

“İyi mi doktor bey?”
“Başına şiddetli bir darbe almış. Endişelenmeyin kafasında herhangi bir çatlak veya sıyrık yok. Sadece düştüğünde aldığı darbe yüzünden kafası ağrıyor olabilir.”
“Şükürler olsun ya Rabbim!”
“Dediğim gibi. O anki kanama kafadan değil. Kaşının kenarı patlamış. Siz yine de acil çağrı yapmakta iyi yapmışsınız. Daha vahim olabilirdi. Bugün durumu iyi olursa akşamüstü altı yedi gibi çıkarırız. Geçmiş olsun.”
Gözümü zorlayarak açtım. İlk gördüğüm beyazlıktı. Yoksa...
Sonra etraf netleşti ve bana endişeli bakan annemi gördüm. Bir o kadar da korkan...
“Anneciğim?” sesi varla yok arası çıkmıştı. Ağlamış olmalıydı. Annem nadiren ağlardı...
Dudaklarımı ıslattım. “Anne.” Sesim fısıltı gibi çıkmıştı ama birden sevinç hıçkırıklarına boğuldu. Beni sarıp sarmaladı. Gülümsedim.
“Anne,” öksürüğüm cümlemin devamını bozdu. “Neredeyiz biz?”
“Aşk olsun İzem. Hastanedeyiz tabii ki evladım. Başka nerede olacağız?”
Aklımdan onca kurduğum senaryo geçti. Zorla yutkundum. Sanırım ben olmayan kişilere ve doktoruma sövdüm. O an ki farkındalık, şok gibi dalga dalga vücuduma yayıldı.
“Yani hastanedeyiz?”
“Evet İzem.”
“İyi.”
“Bana ne oldu tam olarak?” diye ekledim cümleme bir süre sonra.
Dediğimi tamamen umursamayıp yapacağı azarı yaptı. “Kızım, sen bizi endişeden öldürmeye yemin ettin galiba.”
Normalde olsa gülerdim ama şu an bir mimik oynatacak hâlim bile yoktu.
“İzem! Kanka kendini öldürmeye mi çalıştın sen?” kafamı kapıya çevirdim. Bana otuz iki diş sırıtan Aliye’yi gördüm. Görende üniversite kazandım sanır. Öyle bir sırıtma yani.
Yanıma gelirken onu baştan aşağı süzdüm. Bordo renkli bolon etek giymişti. Üstüne de krem renkli dar bir kıyafet ve onun üstüne de yine bordo renkli bir ceket giymişti. Bu kızın harbi bordoya takıntısı var.
Kıvırcık, kendisinin tabiriyle dalgalı -kıvırcıktan öte bonus saça bile yakın hâlbuki- , koyu kahverengi saçları beline yakındı. Kafasının üstüne de taktığı Fransız beresi -ressam şapkası da deniliyor- de bordoydu. Dedim size, kendisi bordo takıntılısı.
Havasını atmak içinde, sözde güneş olduğu için, yine bordo çerçeveli güneş gözlüğü takmıştı. Gül şeklindeki altın renginde küpeleri de ben buradayım diyordu. Giydiği yine ve yine bordo renkli topuklu ayakkabı modun da çizmesiyle yine ortamı kavuruyordu. Arkadaş on altı yaşında ama sanırsın yirmi yaşında.
“Hoş geldin bordo kızım.” diye dalga geçtim kısık sesime rağmen.
“Çok komik.” hemen boynuma atladı. Annemde bana gülümseyip odadan çıktı.
“Benden kurtulamazsın, boşuna kendini öldürme girişimlerine girme. Öteki hayatta da bulurum seni!” dedi annem kapıdan çıkar çıkmaz.
“Denedim işte.” dedim kahkaha atarken. O da bana katıldı.
“Ne bu kadar komik? Söyleyin bizde gülelim.”
Başıma kapıya çevirdiğimde Melek’i gördüm. Yanında da başını aşağı eğmiş Eslem...
“Benden kaçamayacağını söyledim. Hem ben bulamazsam melek seni bana getirir.”
Melek’in ismine gönderme yaptığını anlayınca kıkırdadım. Melek ise bana en ters bakışını atıp söylendi. “Ay gidelim buradan Eslem. Bunlar kafayı yedi iyice. Hepsi senin suçun Aliye. Kıza en sonunda kafayı yedirttin. O kadar çok yere düşüyorsun ki kız bile kendini yerlere atmaya başladı.”
Kesinlikle Aliye fazla yere düşüyor. Baya fazla. Solak olduğum içindir diye geçiştirse de ben pek sanmıyorum. Fazla romantik komedi izliyor işte. Bi’ umut denemeleri...
“Konu nasıl bana geldi ben onu anlamadım.”
Eslem kapıda öylece duruyordu. İki arada bir dere de kalmış gibiydi: gitmek ve kalmak.
“Eslem?”
Eslem başını kaldırıp bana baktı. Usulca yanıma geldi.
“Özür dilerim İze-”
Giydiği pembe gömleğin yakasından çekip ona sarılmamla sözleri yarım kaldı.
“Olur böyle şeyler Eslem. O ara sinirlerim oynaşmak için bahane arıyordu zaten. Takma beni,” kendimi ondan biraz uzaklaştırıp işaret parmağımı ona doğru salladım. “Ayrıca özürünü kabul ettim Eslem. Bir daha özür dilersen uçarım sana!”
Gülümsedi. “Teşekkür ederim. Hem dediklerinde haklıydın. Bu konuda kızlar konuştuk ve cidden her şeyi sana yüklediğimizi fark ettik. Daha dikkatli olacağız, söz.”
Ben bu kızı yiyebilir miyim? Zaten allığı fazla kaçırmış, utanmış gibi duruyor.
Giydiği pembe gömleğin altına kot pantolon giymişti. Aliye kadar kombin uzmanı olmasa da ondan aşağı kalır yanı yoktu. Kahverengi, düz saçlıydı Eslem. Eskiden; Eslem ismine sarı saçlı kız yakışır, bana yanlış isim koymuşlar, diye yakınırdı. Bizde en güvenilir, en doğrusu diye ona güvence verirdik isminin anlamıyla. Anlardı ama takmazdı bizi. Şu an hâlinden memnundu en azından.
Eslem tam bir makyaj bağımlısıdır. Hiç olmazsa lip gloss sürüp gelir. Yalnız makyaj yapmasıyla dalga geçtiğime bakmayın. Hepimizden iyi makyaj yapar. Biz bile bazen ona yaptırırız makyajlarımızı. Bugün sadece biraz fazla kaçırmış...
Melek’te bizim bu saçma hâlimize gülüyordu arkadan. İyi bir gözlemcidir kendisi. Bazen bizim bile fark etmediğimiz şeyleri görüp söyler. Biz öyle bir şey mi yapıyormuşuk, oluruz bazen.
Melek her zaman ki gibi bol takılmıştı bugünde. Hep böyleydi. Güzelliğini saklamak için uğraşırdı ama daha da parladığını fark etmezdi. İlk tanıştığımızda biraz asosyal bir kızdı. Yavaş ısındı bize ama sonuç olarak buradayız.
“Yine mi aynı kombin?” diye bıkkın nefes verdi Eslem. Güzelliğini saklama, derdi Eslem. Melek’te ona inat ben böyle iyiyim, diyerek konuyu geçiştirirdi.
“Rahat olması benim suçum değil!” diye tersledi Melek. Bir yandan da sarı saçlarıyla oynaşıyordu.
“O zaman söyle o kıyafetlerine, renk falan değiştirsinler bari. Hep lacivert eşofman hep gri sweatshirt. Ben olsam lacivert veya gri renkte olduğuma utanmaya başlardım.”
“Sağ ol Eslem,” dedi göz devirerek. “Söylerim renk değiştirsinler diye. Altına da majesteleri hazretlerinden, diye eklerim.”
Aliye kahkahası tutamadı. O gülerken bende ona katıldım.
“Ne kadar iyi arkadaşlarım varmış. Çok sağ olun,” gözlerini bana çevirdi. “Hele sen İzem! Çok sağ ol, canım arkadaşım benim.” dedi dişlerinin arasından.
Zor yutkundum ve suçlu gibi ellerimi yukarı kaldırdım. “Komik bir şey söylemesi benim suçum değil.”
“Aşk olsun İzem. Suçlu ben mi oldum şimdi?” diyerek kendini gösterdi Melek.
“Ay tamam. Yeter. Sizin kavgalarınızla uğraşmaya gelmedim ben.”
Hepimiz aynı anda sen sus Aliye, diye bağırdık.
“Tamam sustum,” o da benim gibi ellerini havaya kaldırdı. “Sadece İzem gibi korku filmi bağımlısı biri nasıl bayılmayı başardı, onu soracaktım.”
Herkesin bakışları bana döndü.
“Harbi İzem?” kaşlarını kaldırdı Eslem. Melek’te aynı şekilde bakınca oflayarak söylendim ve olayı benim gözümden baştan anlattım.
“Kısacası doktorumu saymazsak gerçekte olmayan kişilere sövdüm. İşte bu kadar. Oldu mu?” diye konuşmamı bitirdim.
Kızlar bütün konuşmam bitene kadar gülmemek için ayrı bir efor sarf etmişlerdi. Hatta Aliye’nin başı tümüyle kızarmıştı nefesini tuttuğu için. Onların bu hâllerine baktım. Hepsi gözlerini kaçırıyordu benden. Onları bu hâlde izlemek ne kadar keyifli olsa da kıyamadım.
“Gülebilirsiniz kızlar.” diye nefesimi bırakmamla herkesin aynı anda gülmesi bir oldu.
“İzem, var ya. O kadar dalga geçiyordun,” kahkahası lafını böldü. “N’oldu?”
“Sen böyle bir duruma düş. Göreceğim seni de Aliye!”
Melek ortalığı yatıştırdı. “Tamam, komik ama yeter kızlar. Siz böyle bir durumda olsanız İzem’in yaptığının şu kadarını bile yapamazdınız. Hem o anki duygularını anlattı. Gayet doğal tepkiler vermiş kız. Azıcık kendinizi onun yerine koyun.” Bu kızın empatisi bütün dünyaya lazım. Hatta herkes Melek olsun, ben yaşarım valla.
“Girebilir miyiz?”
“Kim bu?” diye kısık sesle bize baktı Aliye.
“Hem dikkat et. Girebilir miyim, demedi. Girebilir ‘miyiz’, dedi. O yüzden kim bu, değil. Kim bunlar?”
Hepimiz bön bön Melek’e bakınca ne var, bakışı attı.
“Kızlar farkındaysanız ses erkek sesi ve biz iki saattir konuşmaktan başka iş yapmıyoruz!” diye olabildiğince sessiz olmaya çalışarak konuştu ve herkes bana baktı.
“Girebilirsiniz.”
Kapının açılmasıyla içeri giren iki kafa göründü. Bi’ dakika...
H’den Ulaş ve Aker gelmesin mi...
Ben suratlarına bön bön bakarken onlar kapıyı kapatıp bize bakmışlardı. Sanırım kızları burada görmeyi beklemiyorlardı.
Kızlar bana imalı bakışlar atıp onların yüzüne baktılar.
Ulaş hafifçe öksürdü. “Merhaba, kızlar.” Yandan Aker’in suratına baktı. Tam kapıda oldukları için yüzü dışında hiçbir şeyi gözükmüyorlardı.
“Sözünüzü kestiysek biz sonra gelelim.” Tam kapıya uzandı, durdurdum.
“Yok, sorun değil. Siz ne için gelmiştiniz?”
Aker tüh be, der gibi yüzünü Ulaş’a döndü. Bakışımı dikerek Ulaş’a baktım.
“Evet?” kollarımı bağdaştırıp kaşımı kaldırdım.
Ulaş yutkundu.
“Ehm- Geçmiş olsun,” birden arkasından çıkardığı çiçek demetine bakakaldım. “İzem Nevra.”
İki isimli olmak harbi çok zor. Biri başka isminle sesleniyor biri başka isminle... Valla Allah bize kolaylık versin...
Şu ana kadar bana iki ismimle seslenen üç kişi var: babaannem, yengem ve Ulaş. Diğer herkes ya İzem ya da Nevra diyor, ki çoğu kişi İzem diyor. Bende İzem’i tercih ediyorum hâliyle...
O kadar dalmışım ki Ulaş’ı dibimde almam için çiçek tutarken buldum. Kafamı hafifçe salladım.
“Dalmışım, özür dilerim.” Bir çiçeğe bir ona baktım. “Ayrıca çiçeğe gereke yoktu. Teşekkür ederim.” Yanaklarım kızarma, şimdi sırası değil!
Yanaklarımı saklamak amacıyla başımı çiçeklere eğdim ve kokluyormuş gibi yaptım. Yine de koklamış oldum ve bir dakika... Menekşe kokusu mu bu?
“Menekşe mi var burada?”
“Evet, annen söy-” diyordu ki durdu Aker.
Utancımın yerini şaşkınlık aldı. “Evet Aker? Annem ne?”
Aker özür dilerim, bakışı atıyordu Ulaş’a. Bense ne dönüyor, bakışı atıyordum.
“Tamam, açıklayabiliriz. Şimdi şöyle,” Aker’e kızgın bakış attı. “Ambulansla hastaneye geldiğini öğrenince merak ettik. Hem geçmiş olsun deriz diye düşündük. Tam gireceğiz annen bizi durdurdu.”
İçimden ya sabır çektim. “Ee, sonra?” dedim dişlerimin arasından.
Ulaş yutkunup devam etti. “Dedi, çocuklar nereye? Bizde ziyarete geldik, dedik. Annende; eli boş ziyaret olur mu çocuklar, nasıl adamsınız siz, dedi.”
Anne!
“Biz öyle alık alık bakınca sabır çekip bize döndü. Yürüyün çiçek alın bari, dedi. Biz tam gidecekken menekşe de koydurun çocuklar, diye bağırdı.” Aker de Ulaş’ta başını yere eğmişti.
Zaten ne beklersin ki bu erkeklerden?
Kızmayın, erkeklerden nefret etmiyorum. Sadece arkadaş dışında bir şey olarak göremem, görmek istemiyorum. Aslında belli nedenlerim var.
Bir, bu dönemlerde akılları çalışmıyor.
İki, akılları hep saçma sapan şeylerde. Kısacası akılları beş karış havada. Laylaylomlar yani.
Üç, fazla küfürlü konuşuyorlar. Ben küfür ve argoya karşıyım şahsen.(Şu ana kadar tek tük böyle erkek gördüm.)
Dört ve benim için en önemli neden: Daha çok var. Bunu ortaokuldayken de söylüyordum, şimdide aynı fikirdeyim. Mesela şimdi ki yaşımdan hesaplayalım. Ben on altı yaşındayım. Mezun olmama yaklaşık iki yıl var. Sonra üniversite var. Hem ben bunu on ikinci sınıfta çekemem de sınavla uğraşırken. O yüzden üniversiteye kadar no boys, olarak devam ediyorum. Aslında bu düşüncem ortaokulda aklıma yattı. O zaman demiştim “Daha lise var. Hem o takıldığım kişiyle mantıken evlenmeyeceksem niye zaman kaybedeyim?” diye. Hâlâ haklı olduğumu düşünüyorum şahsen...
“Sizde gidip aldınız yani?” diye tavrını belli etti Eslem.
“Yani... Öyle oldu. Hem siz niye buna taktınız? Geçmiş olsun dedik işte. Şimdi gidelim biz.” Odunlukta son noktalar cidden.
“Durun bakalım Aker,” Ulaş’a baktım bu sefer. “Çıkarın ağzınızdan baklayı. Ne istiyorsunuz?” kaşımı kaldırıp süzdüm.
Aker; siyah bir pantolon, üstüne de çizgili kazak giymişti. Siyah ince çerçeveli gözlüğü vardı. Komik birisiydi kendisi. Ulaş’la da kankaydılar. Hareketli, gözler önünde olan bir tipti. Boyu desen 1.68 falan herhalde. Kendisiyle aynı boydayız. Aliye’nin tabiriyle kömür saçlı bir çocuktu. Kısacası her okulda olan bir tip.
Erkekler ıh mıh deyince olayı anlayan kızlar ele aldı. “Sana bahsetmeyi unuttuk İzem,” mahcup bir şekilde baktı Aliye. Ne var, diye kaşımı kaldırdım.
“Turp gibi olduğun için kaytaramazsın da...” diye devam etti.
“Biri konuşacak mı artık?!”
“Dönem sonu gösterisi yapılacak ya İzem’cim. Hani normalde on ikilerin yaptığı...”
“Ee, ne olmuş ona?”
“İşte bu sene, o görevi bize vermişler.” diye hızlıca tamamladı cümlesini.
“Yani Eslem? Sadede gel artık.”
“Müzik hocası aldı görevi ve dans gösterisi yapalım, dedi.”
“Ne o? Zeybek, horon falan mı oynayacağız?” konuşsalar artık...
“Bu ara müzikte konumuz ‘Orta çağ Müzikleri’ydi ya. İşte hoca; bizde modern dans yapalım, o zamanlardaki sarayların içini canlandıralım, dedi.” Bir yandan da hocayı taklit ediyordu.
“Hoca bütün onlar karışık yapalım, dedi. Çoğu sınıf itiraz etmiş ama hoca kabul etmemiş. Yani herkesin bir partneri var,” ellerini yalandan mutluymuş gibi yaptı. “Yey...”
Ben Eslem’e tren görmüş gibi bakarken beynim parçaları yerine oturtmaya çalışıyordu.
Şimdi, doğru anladıysam... On ikinci sınıfların yaptığı gösteriyi bu yıl biz yapacağız ve görevli öğretmek müzik hocası. Tamam... Hoca da işlediğimiz konuyla alakalı olsun diye Orta çağ danslarını seçti. Pekâlâ...
Biz bütün olarak dans edeceğiz ve herkesin partneri var. Bi’ dakika...
“Aliye?”
“Evet, doğru. Ne yazık ki,” kulağıma doğru eğildi. “Bana C’deki gıcık çocuk Ege geldi.” Gülmemek için zor durdum çünkü Aliye hiç çekemezdi o çocuğu.
“Melek?”
Gözüyle Aker’i işaret etti. “Ben geldim.” dedi aynı anda Aker’de.
“Eslem?”
“Kızım, sanki milli piyangodan ne çıktığını soruyor gibisin. Ya sen, ya sen.” Kızlar kıkırdadı.
“Yani?”
“Bilmiyorum işte. Ben de gitmedim o gün okula.”
Aydınlanmış gibi başımı kaldırdım. “Ben bir gün boyunca uyudum mu yani?!”
“Melek, sen söylemedin mi bir gündür uyuduğunu? Sen söylemeyecek miydin?”
“Hayır,” ellerini kaldırdı. “Aliye söyleyecekti.”
“Boş verin şimdi kimin söyleyeceğini. Neden uyumuşum?” diye araya girdim.
“Darbe almışsın kafana işte. Doktorda uyutalım, bir gün dinlensin demiş.”
Rahat bir nefes aldım. Tamam, kendiliğinden o kadar uyumamıştım yani.
“Ee?” diye baktım onlara.
Lafımı Ulaş böldü. “Sen tekrar söylemeden ben söyleyeyim. Partnerin benim.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

82okunma 8beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18