2. bölüm / 5
ENGEREKZEHİR
Bölümler 5Şu an: ZEHİR
- 1 Giriş.696 kelime
- 2 ZEHİR2.067 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 KARŞILAŞMA2.367 kelime
- 4 KANLI TOPRAK2.561 kelime
- 5 Zehirli Muayene1.641 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mezarlıklar çok sessiz olur derlerdi. Kimsenin sesi yok, kahkahası yok, bağırışı yok... Ama yalandı. İnsan sevdiklerini toprağa koyduğunda, zihnindeki o çığlıklar bir bir çoğalıyordu; ta ki kendisi de o toprağın altına girene dek... Soğuk rüzgar bütün bedenimin içinden gelip geçtiğinde, bakışlarımı iki farklı mezar taşından ayıramıyordum.
İki farklı ruh, iki farklı beden, iki farklı mezar ama tek bir gecenin kurbanları... Ne acımasız bir hayatta yaşıyordu insanoğlu... Aynı gece birileri ölürken, birileri kahkahalar atıyordu. Tıpkı 12 Mayıs gecesinde olduğu gibi.
Yere bıraktığım siyah gülleri aldım; ikişer tanesini annemle babamın mezarlarının üzerine koydum. Yeşillenmiş toprağı elimle okşayıp otları parmaklarımın arasında sıkıştırarak koparırcasına çektim. Birkaç dakika daha rüzgârın vücudumu sarmalamasına izin verdim, daha sonra dizlerimi ıslak topraktan çekip yavaşça doğruldum. Mezar taşlarına uzun süre bakıp buruk bir şekilde gülümsedim. Mezarlıktan yavaş adımlarla çıkıp arabaya doğru yürürken, içimdeki intikam ve nefretin ateşi her geçen saniye daha da harlanıyordu. O günden sonra rüyalarım kabusum olmuş, hayatım cehenneme çevrilmişti.
Annemle babamın cesetleri evden çıkarıldığında beni alıp ambulansa koymuşlardı. Ne teyzem gelmişti ne de amcalarım... Ailem öldüğünde kimsenin umurunda dahi olmamıştı. Hepsi birbirinden kopmuş iki yabancı gibilerdi. Annemle babamı son yolculuklarına uğurlarken yapayalnızdım.
Ama aklımda sadece o son gördüğüm adam vardı. O adam benim kabusum olmuştu.
Onu bulacağıma ailem adına yemin ettim. İlk başta onun döktüğü kanların hesabını soracak, ardından benden kopardığı 20 yıllık hayatın acısını ona tek tek yaşatacaktım.
Arabaya bindiğimde telefonu çıkardım. Arama listesinden Isabella'yı bulup aradım ve telefonu hoparlöre aldım. Üzerimdeki kabanı yavaşça omuzlarımdan düşürürken güneş gözlüklerimi başımın üstüne yerleştirdim.
"Vanenia?"
"12 Mayıs gecesine ait kamera kayıtları vardı, onları senden istiyorum. Bir saat içinde elimde olsunlar."
"Tamam, başka bir sorun varsa halledelim."
"Olursa haber ederim."
Telefonu kapatıp çantamın içine attım. Araba mezarlıktan uzaklaşırken derin bir nefes verdim.
Ben Vanenia Peréz; ailesini 20 yıl evvel kurban veren, onların kanını yerde bırakmamak için yer altı dünyasına adımını atan o kadınım.
Araba ara yola girdiğinde içimdeki boşluk, tıpkı arabanın camından bir silüet gibi geçen ıssız sokakların hissi gibiydi. İspanya sokaklarının en sevdiğim yanı dar ve sıkı oluşuydu; bu durum işimi gerektiğinde bir hayli kolaylaştırıyordu.
Arabanın ön camına düşen birkaç damlayla yağmurun başladığını anlamam uzun sürmedi. Araba ilerledikçe damlalar cama daha sert vurmaya başladı. Gözlerimi kapatıp, suyun cama temas ederken çıkardığı o ritmik sesi kısa bir süreliğine dinledim. Yağmur hızlanırken arabanın duruşu, istediğim yere geldiğimizin belirtisiydi. Şoför arabayı durdurup kapımı açmak için hareketlendiğinde, onun gelmesini beklemeden kapıyı kendim açıp indim. Başımın üstüne damlayan yoğun yağmura rağmen şoförün hızla açtığı şemsiye, damlaların üzerimden akıp gitmesine engel oldu.
Gizli sığınağa doğru yürürken boş sokağın terk edilmiş evlerine tekrar tekrar baktım, içlerinde yaşanan hikayeleri merak ettim. Şoför içeri adım attığında benim arkamda kalmaya devam etti. Sağdaki asansöre binip paslı tuşlarda parmağımı gezdirdim ve en alttaki düğmeye bastım. Asansörün demir kapıları gürültüyle kapandığında, çantamdan çıkardığım sigaramı dudaklarıma yerleştirip derin bir nefes çektim. Asansör durup kapıları kulak çınlatan bir sesle iki yana açıldığında kendimi dışarı attım. Az ileride bulunan masamın üstüne çantamı gelişigüzel fırlattım; masanın önüne geçip sigaramı içime çekerek karşımdaki panoda oluşturduğum haritaya kilitlendim.
"Ailemi benden aldın Volkov, sıra bende. Bakalım bundan sonra kartlar yeniden dağıtıldığında kiminle oynayacaksın?"
Elimdeki sigaranın dumanını panoya doğru üfledim ve doğrudan Andrei Volkov'un fotoğrafına baktım. Çekmeceden çıkarttığım bot bıçağını Andrei'nin suratını hedef alarak fırlattım. Bıçak tok bir sesle fotoğraftaki adamın tam kalbinin üzerine saplandığında yüzümdeki sırıtışa engel olamadım.
"Tam isabet. Önce senin kalbini söküp alacağım, sonrasında sürüyle gezdiğin o çakalları tek tek zehirleyeceğim."
Masanın önünden panoya doğru ilerledim. Siyah ünitenin üstünde bulunan terraryumdan sevimli dostumu elime aldım.
"Merhaba oğlum. Özledin mi beni?"
Engereğim elime dolandığında kafasını dikkatlice tutarak masaya geçtim. Arkadaki dolaptan zehir sağım tüpünü alıp masanın üstüne koydum ve sandalyeme oturdum. Sağım kabının üzerindeki membrana engereğimin dişlerini geçirdim. Birkaç saniye sonra tüpten aşağı doğru akan sarımsı sıvıyı izlerken dostumun başını okşadım.
Tüpte beliren zehirle birlikte yüzümde buz gibi bir tebessüm oluştu. Membrandan engereğimin dişlerini çıkartıp onu yeniden terraryumuna bıraktım. Daha sonra onun için yakalattığım avlardan birini canlı şekilde elime alıp okşadım ve terraryumun içine bıraktım. Avın çıkardığı korku dolu sesle birlikte engerek ona yönelip ölümcül hamlesini yaptığında sırıttım. Arkamı dönüp tüpteki zehri, açılmamış ambalajından çıkardığım bir şırıngaya dikkatlice çektim. Zehre son bir kez bakıp şırınganın iğnesini taktım, ağzını kapatarak çantamın içine yerleştirdim. Panoya başımı çevirdiğimde tekrar masanın önüne geçip hedef tahtamı iyice inceledim. Yaklaşıp kenardaki kırmızı kalemle Andrei'nin sağ kolu olan Dimitri'nin fotoğrafının üstüne büyük bir çarpı çizdim.
"Oyun başlıyor Andrei. Kalenden başlıyorum, hazır ol."
Haritayı son kez incelerken, hâlâ fotoğrafını bulamadığım Maksim Volkov'un boş kalan yerine baktım. Andrei'nin ilk çocuğuydu. Ama bu panoda sadece onun ve en küçük kızının fotoğrafı bulunmuyordu. Bu durum tuhaf olmakla birlikte eğlenceliydi; en azından ileride eğleneceğim gizemli piyonlar vardı.
"Hadi başlayalım."
Çantamı alıp telefona uzandım ama onu arabada unuttuğumu fark etmem uzun sürmedi. Hızlı adımlarla geldiğim yoldan geri dönüp ışıkları kapattım. Asansörün tozlu kabinine binip zemin katı tuşladım. Kapılar kulakları sağır edecek bir sesle kapandığında, içimdeki intikam ateşini biraz olsun hafifletmeye çalıştım. Zemin katta duran asansörden inip çıkış kapısını açtım. Havanın karanlığı şehre iyice çökerken çakan şimşekle birlikte sırıttım. Birkaç adım atıp kendimi yağmura teslim ettim. Hava tam intikam havasıydı; o da benim gibi birilerinden nefret ediyordu sanki.
"Bugün ölümün soğuk nefesini şah damarında hissedeceksin."
Kendi kendime gülüp yağmurun altında arabaya doğru yürüdüm. Şoförü az ileride gördüğümde ona kısa bir bakış atıp adımlarımı hızlandırdım. Elindeki şemsiyeyle bana doğru koşmaya yeltendiğinde, elimi hafifçe kaldırıp onu durdurdum. Arabanın kapısını açıp yerime geçtim, koltuktaki telefonu elime aldım. Birkaç cevapsız arama ve mesaj vardı. Isabella'yı geri arayıp açılmasını bekledim.
"Vanenia, kayıtları buldum ve sana yolladım, incelersin. Benden istediğin başka bir şey var mı?"
"Var. Andrei'nin sağ kolu neredeymiş, bak bakalım."
"Anlaşılan ufaktan harekete geçtin ama sağ koldan başlamak sence de tehlikeli değil mi?"
"Piyonlarla vakit harcamayı sevmiyorum. Tehlike benim için hiçbir şey, Isabella. On sekiz yaşından beri bu günü bekliyorum, bunu en iyi senin bilmen gerekiyor. O yüzden ne olacaksa olsun. Şimdi sen bana onun nerede olduğuna dair net bir bilgi bul ve konum at."
"Pekala."
Telefonu kapatıp çantama attım ve şoföre döndüm.
"Malikaneye sür."
"Peki, Vanenia Hanım."
Araba malikaneye doğru ilerlerken yolu izledim, ardından çantamdaki şırıngaya bakıp zehri nasıl enjekte edeceğimi düşündüm. Malikanenin kapısına yanaştığımızda yağmur şiddetini iyice artırmıştı. Şoföre dönüp, "Bu gecelik bu kadar. Arabayı garaja çek ve çıkabilirsin," dedim. Hafifçe başını salladığında arabadan indim.
Eve girdiğimde beni derin bir sessizlik karşıladı. Doğrudan odama geçip üzerimdeki ıslak kıyafetlerden kurtuldum. Gardırobumun kapısını açıp içindeki karanlığa baktım. Bu gece bir hayalet gibi olmalıydım; gölgelerin arasında kaybolacak ama darbesi ölümcül olacak bir hayalet.
Altıma siyah, dar bir deri pantolon, üzerime ise hareketlerimi kısıtlamayacak siyah bir büstiyer ile koyu renk, askeri kesim ceketimi geçirdim. Aynadaki yansımama baktım. Gözlerimde korkunun zerresi yoktu, sadece yılların biriktirdiği o soğuk intikam ateşi parıldıyordu.
Şırıngayı deri ceketimin iç cebine koyup çekmeceden çıkarttığım bot bıçağımı ise sol bacağımdaki gizli kılıfa sabitledim. O sırada titreyen telefonumu kenardan alıp gelen mesaja baktım.
"Dimitri her cuma olduğu gibi bu gece de 'The Velvet' adlı loş, gözlerden uzak bir barda. VIP locasında, adamlarıyla birlikte olacak. Konumu aşağıda."
Gelen konumu dikkatle inceleyip yolu gözden geçirdikten sonra telefonu cebime koydum. Kenarda duran kepimi kafama geçirip malikaneden çıktım. Garaja inip spor arabama baktım; seçtiğim arabanın plakalarını söküp bir kenara bıraktım. Ardından direksiyona geçip üzerindeki anahtarla arabayı çalıştırdım. Tok bir sesle garajda yankılanan motoru ısıttıktan sonra malikaneden çıktım. Ara sokaklara girerek Isabella'nın attığı konuma doğru arabayı sürdüm. Navigasyonu takip ederek kısa süre içinde "The Velvet Bar" adlı mekanın arka tarafına ulaştım ve arabayı park ettim. Barın arkasında öpüşen insanlar dikkatimi çektiğinde gözlerimi devirdim. Arabadan yavaşça indim, kepimi biraz daha öne eğip barın arka kapısından içeri sızdım.
İçeri girdiğim an, dışarıdaki yağmurun sesini anında bastıran boğuk bir bas ritmi ve mutfaktan yükselen ağır alkol kokusu beni karşıladı. Loş ve dar koridorda ilerlerken kepimin siperliğini biraz daha öne eğip bakışlarımı zemine sabitledim. Yanımdan telaşla geçen iki garsonun beni fark etmesine bile izin vermeden, gölgelerin ritmine ayak uydurdum. Koridorun sonuna yaklaştıkça nabzımı hızlandıran o bas sesleri artık göğsümde yankılanıyordu. Ağır, kadife perdeyi hafifçe aralayıp adımımı attığım an; spot ışıklarının kör edici parıltısı, yoğun sigara dumanı ve Velvet Bar'ın o uğultulu kalabalığı tamamen önüme serildi. Av sahasındaydım. Gözlerim kalabalığı yarıp doğrudan yukarıya, VIP locasına doğru tırmandı.
Gözlerim avını anında tespit ettiğinde kepimi çıkartıp bara doğru ilerledim ve bir tabureye oturdum. Barmene el işareti yapıp onu yanıma çağırdım. Elindeki bardağı yerine koyup bezi avucunda top yaparak yanıma geldiğinde doğrudan gözlerinin içine baktım.
"Yukarıda Dimitri Bey var. Ona şu an içtiği viskiden yollamanı istiyorum. Sorarsa eğer, Alexei'in geçen haftaki liman sevkiyatında ona olan borcuna karşılık küçük bir jesti olduğunu söyle. O ne demek istediğini çok iyi anlar."
Bunu söylerken dudaklarımda sinsi bir memnuniyet belirdi. Isabella'nın arabaya binmeden hemen önce bana gönderdiği ses kayıtlarını boşa incelememiştim. Dimitri, Alexei'i köşeye sıkıştırmış, limandaki mallar üzerinden büyük bir pay koparmıştı. Şimdi o payın getirdiği zafer sarhoşluğuyla, Alexei'den gelen bu pahalı şişeyi bir 'teslimiyet hediyesi' olarak görecek, egosuna yenik düşüp hiç düşünmeden kafaya dikecekti. Kurtlar sofrasında hayatta kalmak istiyorsan, düşmanının zayıflığını, yani gururunu kullanmalıydın.
Adamın yüzündaki tereddütü görünce derin bir nefes aldım; ceketimin iç cebinden yüklü bir deste dolar çıkarıp önüne doğru ittirdim.
"Bunu al ve dediğimi yap. Sizi tam karşıdan izliyor olacağım. Eğer bu içkiyi benim gönderdiğimi ima edecek tek bir hareket ya da kelime edersen, bu mekandaki son günün olmaz; hayatındaki son günün olur."
Barmen korkuyla parayı hızla tezgahın altına gizleyip içkiyi hazırlamaya başladığında, ben de ceketimin iç cebindeki şırıngayı çıkardım. İçki hazırlandığı sırada kepimi geri taktım ve bardağa gizlice zehri enjekte edip şırıngayı hızla cebime koydum. Barmen korku dolu bakışlarla tepsiyi alıp üst kata, locadaki Dimitri'ye götürdüğünde sırıttım. Adamın dudaklarını okuyarak planın gidişatını izledim. Dimitri kaşları çatılmış bir şekilde tepsiyi masaya koydurtup barmeni uzaklaştırdığında, operasyonun ikinci aşamasına geçmiştik. Telefonu alıp locaya sırtımı döndüm ve hemen Isabella'yı aradım.
"Isabella, sıra sende. Arama yapmayacak, Alexei'ye yazacak. Gerisi sende, artık halledersin."
"O iş bende, sen keyifle planı izle."
Telefonu kapatıp locaya doğru döndüm. Barmen aşağı indiğinde ona aferin dercesine başımı salladım ve Dimitri'yi camlı alandan incelemeye devam ettim. Telefondan yazdığı şeyleri göremesem de, telefonuna gelen cevapla birlikte içinin rahatladığını yüzündeki ifadeden anladım ve sırıttım. Tam o esnada telefonum titredi. Çıkarıp mesaja baktım. Ekran görüntüsünde tam istediğim kelimeler yazıyordu:
"Liman işi tamam Dimitri, son pürüzü de temizledim. Gönderdiğim şişeyi benim için aç, kutlamaya başla."
Isabella'ya kısa bir mesaj fırlattım: "İyi iş çıkardın. Son olarak kameraları da halletmelisin."
Anında cevap geldi: "Hallettim bil."
Dmitri gelen bardağı eline alıp yudumladığında, içimdeki o zafer duygusuyla gülümseyerek kepimi öne eğdim. Barmenden bir viski istemek için başımı kaldırdığımda, yukarıdan bana doğru bakan iri yarı korumayla göz göze geldim. Yüzümdeki düz, duygusuz ifadeyi takınarak ona bakmayı sürdürdüm. Koruma kaşlarını çatmış bir şekilde beni süzmeye devam ederken, kalabalığın arasından Dimitri'nin de bakışlarını bana doğru çevirdiğini fark ettim. Barmen bardağımı uzattığında elime aldım ve tebessüm ederek hafifçe havaya kaldırdım; ardından geri indirip viskimi yudumladım. Viskinin ağır tadı boğazımı yakarak geçerken Dimitri'ye tekrar baktım. Bakışlarını üstümden çekmiyordu. İstifimi bozmadan bar sandalyesine geri oturdum, cebimden çıkarttığım sigaramı yakıp dumanı içime çekerken zehrin vücuduna işlemesini sabırla bekledim.
"Ağıma düştün, sıra ölümünü seyretmekte. Hadi bakalım."
Dmitri bir anda bardağı masaya bıraktı. Elini aniden boğazına götürüp çırpınmaya başladığında, onun zevkle kıvranışını izledim. Zehrim kendini göstermişti ve bu harika bir şeydi. Sıra ikinci aşamadaydı.
Dmitri'nin boğulurcasına çırpınışı locada tam bir şok dalgası yaratırken, az önce bana bakan o iri yarı korumalar neye uğradıklarını şaşırarak arkalarına döndüler. Locadaki o birkaç saniyelik afallama anı, benim çıkış biletimdi. İstifimi bozmadan ayağa kalktım. Hemen arkamdaki bar tezgahının altından hafifçe sızan ana şalter panosunu gözüme kestirmiştim. Barmenin korkuyla geri çekilmesini fırsat bilip tezgahtaki devasa, içi eriyen buzlarla dolu kristal şampanya kovasını kavradığım gibi yüksek voltajlı elektrik kablolarının üzerine fırlattım.
Büyük bir patlama sesiyle birlikte etraf bir anda karanlığa gömüldü. Kesilen müzik ve insanların panik dolu çığlıkları tüm mekanı sararken, karanlık barın içinde bir gölge gibi kayboldum. Cebimden çıkarttığım gece görüş gözlüğünü takıp etrafıma baktım. Karışıklıktan faydalanıp bana doğru gelmeye çalışan korumaların yanından sessizce sıyrıldım ve bu sırada sakladığım bıçağımla içlerinden birinin bacağını derinlemesine kestim. Acı dolu bağırışını duyduğumda dudaklarımda sinsi bir gülüş belirdi.
"Nerede o!"
"Bilmiyorum abi!"
Onlar kendi aralarında körlemesine bağrışırken, ben geldiğim yoldan sessizce geri döndüm. Arka kapıdan çıkıp hızla arabama atladım, motoru çalıştırdım ve o dar sokaktan hızla uzaklaştım. Güvenli mesafeye ulaştığımda telefonumun bildirim sesiyle irkilip mesaja baktım. Isabella'dandı:
"Mekanın çevresindeki tüm telsiz frekanslarını dinliyorum Vanenia. Andrei Volkov'un korumaları şu an çıldırmış durumda. Dimitri'nin öldüğünü merkeze bildirdiler. Ve asıl haber... Andrei sinirden köpürüyor, mekandaki durumu kontrol etmesi için öz oğlunu yola çıkarmış. Dikkatli ol."
Dikiz aynasından arkamda kalan şehrin siluetine baktım. Dudaklarımda karanlık ve tatmin olmuş bir tebessüm belirdi. Gaza biraz daha bastım. Boş sokaklardan geçip ormanlık alana doğru ilerleyerek gecenin karanlığında izimi tamamen kaybettirdim.
Bölüm etkileşimi
