4. bölüm · Düşmanın Nefesi
Bölüm 4~“Karanlık Emir”
Uyanır uyanmaz ciğerlerime dolan gazın yakıcılığı hâlâ duruyordu. Metal tadı boğazıma yapışmıştı. Bileklerim arkadan bağlanmış, dizlerim çökmüş halde duvara yaslanıyordum.
Kapı açıldı.
Ve o geldi.
Aras.
Silüeti bile içimi titretmeye yetti, ama bu titreme sevgi değildi—korku değildi—kırılmaydı. Çünkü beni kurtarmıştı, gazlı odanın dumanı arasında kollarına alıp dışarı taşımıştı. O an kalbim sanki onu tanımıştı.
Ama şimdi yüzünde başka bir maske vardı.
Savaşçı bakışı.
Soğuk görev ifade eden bakışı.
Elinde siyah bir çanta tuttuğunu görünce midem buz kesti.
“Ne yapıyorsun?” dedim, sesim çatlak.
“Emir verildi,” dedi. Sesinde duygu yoktu ama gözlerinde vardı. Gözleri sanki “Keşke burada olmasaydın,” der gibiydi.
“MİT dosyaları için sorgu başlıyor.”
Yutkundum.
“Beni ölümden kurtar, sonra işkence etmek için geri mi geliyorsun yani?”
Gözlerini kaçırdı. Bu onu vurmuştu, belli.
“Ben… görevimi yapmak zorundayım.”
“Ben de seni unutturmak zorundayım.”
Kaşları bir an titredi.
O küçücük sarsıntı bile beni delip geçti.
Sanki gerçekten bir şey hatırlamaya çalışıyordu… ama zihni izin vermiyordu.
Vera Vesk içeri girdiğinde oda iyice buz kesti.
Aras’ın yanında durup koluna dokundu.
Sanki biraz daha yaklaşsa kokusunu içine çekecekti.
“Ben devam edebilirim Aras,” dedi.
“Senin bu kadar… duygusal olmanı istemeyiz.”
Aras’ın çenesindeki kas gerildi ama ses çıkarmadı.
Vera eğilip yüzüme baktı.
“Söyle bakalım Lara… O-17 dosyalarının yedeği nerede?”
“Bilmiyorum,” dedim buz gibi.
Vera gülümsedi.
“Bileceksin.”
Çantasından ince, uzun bir elektrosinir çubuğu çıkardı. Minimal ama etkili. Kemikleri kırmaz, siniri parçalar.
Aras’ın gözleri bir anlık genişledi.
“Bu gereksiz.”
“Emir böyle,” dedi Vera.
Çubuğun ucu bileğime değdi.
İlk temas bile elektrik gibi bir acı yolladı omurgama. Dişlerimi sıktım, bağıramadım.
Vera daha da bastırınca nefesim kesildi.
Gözlerim karardı.
Aras dayanamadı.
“Yeter!” diye bağırdı.
Ama sonra eli titreyerek çubuğu aldı.
Vera ona meydan okur gibi gülümsedi.
“Sen yapacaksın. Emir senin adına geldi.”
Aras bana doğru yaklaştı.
Yaklaştıkça nefesim kesildi.
Beni incitmek istemiyordu, gözlerinden anlıyordum.
Ama yapmak zorundaydı.
Diz çöktü.
Çubuğu elinde sıkarken parmakları beyazlaşmıştı.
“Lara… bana yerini söyle. Bu acı gereksiz.”
“Acı gereksiz değil,” dedim. “Sana olan inancımı öldürdüğün için gayet yerinde.”
Bu söz onu kesti.
Elindeki çubuk titredi.
O an bir refleksle işkencenin şiddetini en düşük seviyeye çektiğini fark ettim; büyüyen acıyı bastırıyordu.
Ama yine de işkenceydi.
İlk şoku göğsüme verdi.
Beynimde çakan acıyı tarif edemezdim. İçimden bir çığlık yükseldi ama bırakmadım.
Aras yüzünü çevirdi, bakamadı.
Ama görevi gereği devam etmesi gerektiğini biliyordum.
“Lara…” dedi nefes nefese. “Ne olur direnme. Ne olur.”
Gözyaşlarım istemsizce aktı.
Acıdan değil.
Ona duyduğum kırgınlıktan.
“Benden nefret et,” dedi aniden. “Böylesi daha kolay olur.”
“Çoktan etmeye başladım,” dedim nefesimin son kırıntısıyla.
Bu cümle…
Onu benden daha çok yaktı.
Bunu yüzünden anladım.
Vera araya girdi.
“Zaman daralıyor Aras. İstersen ben devam—”
“Hayır!” Aras kükredi.
“Ama acıyı artırmam gerek…”
Bana bakmadan ekledi:
“Özür dilerim.”
Tam cihazı yükseltmek üzereyken—
Tavanın üstünde patlama oldu.
Sokak lambası gibi ışıklar sarsıldı.
Duvarın bir kısmı kırıldı.
Bir duman bombası içeri yuvarlandı.
Aras hemen beni kapatmaya çalıştı ama geç kalmıştı; sis her yanı sardı.
İçeride silah sesleri yankılandı.
Bir ses duyuldu:
“ALFA-9 TİMİ! ELLERİNİZİ GÖRÜNECEK ŞEKİLDE KALDIRIN!”
Kalbim durdu.
Bu benim timimdi.
Benim ailem.
Vera panikle geri çekildi.
“Bu nasıl olur?! Konum gizliydi!”
Aras ise şaşkın değildi…
Sadece korkuyordu.
Tim içeri daldığında sis içinde kırmızı lazerler dolaştı.
Ben yere yığılmıştım, nefesim ağırdı.
Kulağıma bir ses geldi.
“Lara! Lara nefes alıyor mu?!”
Tim lideri, Komutan Rauf’tu.
Beni kaldırdı, kelepçeleri sökerken çenesindeki öfke titriyordu.
“Kim yaptı bunu sana?!”
Bir şey söylemeye çalıştım ama sesim çıkmadı.
Gözümü Aras’a kaydırdım.
Aras da bana bakıyordu.
Maskesiz bir acıyla.
Ama yaklaşmadı.
Yaklaşmaya hakkı yoktu.
Son gördüğüm şey şuydu:
Timim beni sedyeye koyarken Aras’ın iki askerin arasında yere diz çöktürülmesi.
Ama o hâlâ bana bakıyordu.
Karanlık çökerken duyduğum tek şey şuydu:
“Lara… özür dilerim.”
