7. bölüm · Dondurma Tadında Aşk (Yaz Kurgusu)

6. Bölüm

Su ✨

Ben seni ölene dek seveceğim boş laf. Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim.

Can Yücel

*

Zaman çok garip bir şey değil mi?

Dünü, bugünü, yarını bıraktık bir saniye öncesi ve şuan arasında çok büyük fark vardı.

Mesela bir saniye önce olmasa da birkaç saniye önce Deniz sıkılmış konuşmasını yapmıyordu.

"Ya biz burada niye bekliyoruz. Kıza adresi söylesek zaten gelir. Kız beş dakika sonra geleceğim demedi mi? Biz niye dört dakikadır embesil gibi burada bekliyoruz. Plajda en fazla nereye gidebiliriz ki ilk şezlongları kaptık yani. Hava zaten sıcak," diye devam edecekken lafını Kayhan kesti.

"Orada da sıcak olacak."

"Sen kes sesini." Kayhan'a sinirliydi çünkü Kayhan kendisinden önce sevgili yapmıştı. Benim yakıştırmış olduğum iki kişi sevgili olmuştu. Bizim en flörtöz kızımız Sevgim'di. Önüne gelen herkesle kavga eder ama herkesle flört edebilirdi. En uzun ilişkisi iki hafta sürmüştü.

Açel düzenli ilişki yapan bir kızdı. Sevince tam severdi. Sevgilisi Okan ile iki yıldır düzenli bir ilişkisi vardı.

Ben ise ilişki yapmazdım. Bir kalp bir kere severdi, o da Toprak'a aitti.

"Asıl sen kes sesini artık Deniz. O adamın son ilişkisi beş yıl önceydi. Yanında gördüğüm tek kız, kız kardeşimdi ki o da beş yaşında bir kız çocuğu. Sevince sevmiş oluyor işte. Kurcalama fazla." Arkadaşını savunma moduna geçmişti Toprak hızla.

Bunun üzerine Deniz trip atar bir tavırla arkasını dönmüş ve kollarını göğsünün altında birleştirmişti. Kimseyi umursamadan söylenmesine devam ediyordu.

"En yakın iki arkadaşım sevgili yapmış, ne yapmamı bekliyorsunuz ya? Kendimi yanlız hissediyorum bu şekilde." Ona üzülecekken kulağıma birisinin sesi birşeyler fısıldadı.

Bu ses Toprak'ın insanın tenini kavurucu etkisi olan ses tonuydu. "Aklından geçenleri biliyorum ama o çok flörtöz bir yapıya sahiptir. En son biten ilişkisi üç gün önceydi."

Şaşkınlıkla ona döndüm. Bana yüzündeki harika gülümsemesi ile bakıyordu. Dudağımın içini dişlerimin arasına aldım. Bir insanın bu kadar yakışıklı olması suç olsaydı Toprak müebbet yerdi.

Toprak'a vereceğim cevabı unuttuğum için uzun süre sadece birbirimize baktık. Toprak benden cevap bekliyordu ama ben onun kavruk tenine, hafif kıvırcık saçlarına bakıyordum. Onun yanağında ki gazmesinin içine düşmüştüm. Toprak rengi gözlerine gömülmüştüm.

İmdadıma kızlar yetişti. "Geldi." Sevgim'in haykırışı ile gözlerimi Toprak'tan çektim. Sevgim'in baktığı yere bakınca Açel'in bize biraz uzakta duran simsiyah Chevrolet Cruze'una çarptı gözüm. "Ada, Açel geldi."

"Sevgi, Açel geldi." Ben de onun kadar heyecanlıydım. Açel büyük bir zarafetle arabasının kapısını açtı. Arabadan indiği saniye gözlüğünü saçlarına doğru itti. Üzerinde siyah bikinisi vardı ve onun üzerine uzun ince bir hırka almıştı.

Adeta ben varım diyordu asaleti.

Açel, bütün zarifliğini bedenine yansıtarak yürümeye başladı. Biz ise Sevgim ile olduğumuz yerde zıplıyor, onun bize doğru gelişini izliyorduk. Kolumdaki çantayı çıkarıp Toprak'a uzattığımda aynı şeyi Sevgim de yapmıştı. Çantalarımızı vermemiz gereken kişilere verip koşarak Açel'e gittik.

Açel'in boynuna atladığımızda heyecanla kahkaha atıyorduk. Açel de bir elini benim diğerini Sevgim'in beline sarmıştı. Bir süre üçümüz birbirimize yapışmış vaziyette durduk. "Kızlar," dedi Açel aniden. "Özleştik mi?" Hem de nasıl demek geldi içimden.

"Aksi mümkün mü Açel?" Ondan uzaklaşırken Sevgim cevap vermişti. Biz üçümüz birbirine muhtaç üç kızdık. Aynı anne babadan doğmamış üç kız kardeştik. "Sen olmadığın her saniye özleştik."

Açel kuşku içinde bana döndü. Tek kadını asil tavrıyla kaldırdı. "Sen?"

"Ablam ben seni özlemez miyim?" Bizim grupta Açelya ablaydı, Sevgim küçük kız çocuğu, ben ise anne faktörüydüm. Onu tepeden tırnağa süzdüm. "Sen iyi misin?"

Onda hafif bir solukluk vardı ve bunu Sevgim de anlamış olmalı ki kaşlarını çatmıştı. İkimize de baktıktan sonra nefesini koyuverdi dışarı. "Anlatacağım." Sonra ikimizin de bir elinden tutarak peşinde yürümeye zorladı.

Az yanında durduğumuz için Açel bizi erkek tayfasının yanına doğru götürdü. Tam karşılarında durduğumuzda benim karşımda Toprak, Sevgim'in karşısında Kayhan, Açel'in karşısında Deniz vardı.

Siyah saçlarını başını sallayarak omzunun üstünden arkaya attı Açel. Kimse lafa girmeyince Deniz kendisini borçlu hissetmiş gibi lafa girdi. "Ben sizi bir yerden tanıyor olabilir miyim acaba?" Kaşlarını çatmış, dikkatli bir şekilde Açel'e bakıyordu. Toprak ile göz göze geldiğimizde o da kaşlarını çatarak bana dönmüştü. O da ne olduğunu, Deniz'in neyden bahsettiğini bilmiyordu.

"İnsan insana benzermiş." Açelya onu hiç umursamadan cevap yapıştırdı ama yüksek ihtimalle aklından bu çocuk beni nerden tanıyor olabilir diye düşünüyordu. "Fakat beni birine benzetmen saçma. Ben birtaneyim. Şu hayatta benden bir tane daha yok yani." İşte bu Açel'di. Bu bizi hayata tutan kızdı.

"Ben sizi tanıştırayım." Kimse buna yanaşmamış olduğu için kendimi buna borçlu hissettim. Sonuçta burada hepsinin ortak tanıdığı (?) kişi bendim. "Beyler, bu Açelya Keskin. Kendisi bizim esmer bombamızdır." Açel, evet o benim der gibi bir bakış attığında üçü de aynı anda göz devirmişti.

Onlar da alışınca göz devirmek yerine mutlu olacaktı Açel'in bu yaptığının karşılığında. "Bunlar da," dedim Açel'e dönerek. İlk olarak Sevgim'in karşısında duran Kayhan'ı işaret ettim. "Kayhan Kayan." Onun yanında duran kişiye geçtiğimde bana ihtiyaç duymadan kendi lafa giriş yaptı.

"Ben Deniz efendim." Tek elini karnının üzerine koyup hafifçe eğildi karşımızda zarifçe. Açel'in sevgilisi olmasaydı onu şuanda Deniz ile shiplemeye giderdim.

Bunu bir yere gitmeden de yapabilirim.

"Eee?" Açel, hiç merak etmeyen bir tavırla konuştu.

"Ne eee?" Deniz hemen karşılık verdi aynı pozisyonda dururken. Hâlâ saygı içinde eğilmiş duruyordu ama alttan bakışlar atıyordu artık.

"Adın diyorum, bendeniz dedin ya. Ne devamı?"

Deniz, Açel'in söylediği şey üzerine hemen doğruldu. Gözlerini bana çevirdi. "Ya siz bütün kızlar niye böylesiniz ya? Kime adımı söylesem uzun uzun eee diyor. Adımı söylüyorum ulan adımı. Adım Deniz, Deniz Dümenci. Buyum işte. Bu kadarım. Ne azim var ne de çoğum." O kadar kişi arasından niye sadece bana çatmıştı şimdi?

Söylenmesini tamamladıktan sonra başını iki yana salladı. Uzamış olan sarı saçları alnına doğru döküldü. "Deniz Dümenci ben."

Bütün tribini bana atmıştı sonra da beni umursamadan kaldığı yerden devam etmişti. Erkek değil mi hepsi aynı işte.

Açelya bana döndü. Sevgim şuanda Kayhan ile sessiz bir toplantı içindeydi. Yüksek ihtimalle bizim hırçın kızın kendisi ile "insan" gibi tanışması hakkında münakaşa ediliyordu.

"Tam," dedi doğru kelimeyi bulmaya çalışır gibi. Bir süre düşündükten sonra bulmuş gibi gülümsedi. "Şerefsiz erkek ismi değil mi?" Anlaşılan sevgilisiyle bir sorun yaşamıştı. Gözlerini açtı fal taşı gibi bana bakarken. Dudakları yavaşça aralandı sonra. "Senin yüzünde kapatıcı yok."

Çillerim belliydi. İki gündür yüzümde kimse kapatıcı görmüyordu. Hatta Toprak ile konuştuğumuz gecenin sabahı ikimiz de dükkanda uyuduğumuz için eve gitmemiştik. Bu yüzden büyükannem Sevgim ile beraber dükkana gelmişti.

Onlar gelmeden hemen önce uyanmıştım. Gözlerimi Toprak'ın yanında açmak bir lütuf gibiydi.

*

Ada ve Toprak yan yana yatıyordu koltuğun üstünde. Koltuğu açmışlardı ve tutku dolu bir gece yaşamışlardı.

Gözlerini açmış olan Toprak, sevdiği kadının hasret kaldığı yüzünü seyrediyordu. Dükkana girdikleri saniye Ada hızla lavaboya gitmişti. Yüzündeki kapatıcıyı silmişti. Son on yıldır kimse onun çillerini görmemişti.

Gerçi Toprak Ada'nın son gelmiş olduğu yıl da görmüştü ama şans eseri olmuştu o da.

Ada, derin bir uyku içindeydi. Toprak dikkatli bir şekilde Ada'nın yüzünü inceliyordu. Onun yüzündeki her bir şekli hafızasına kodlamak istiyor, bunu yaparken büyük bir haz duyuyordu. Ada bir süre sonra dalmış olduğu güzellik uykusundan uyanmış, kendisini izleyen Toprak ile göz göze gelmişti.

"Toprak," demişti uyku mahmuru sesiyle. "N'apıyorsun?"

"İzliyorum." Toprak o an tek bir şey söylemişti. Sadece izliyorum demişti çünkü sadece izliyordu.

"Neyi?"

"Seni."

"Niye?" İki harfin yerini değiştirip yeni bir soru üretmişti.

"Güzelsin." Onu utandırmak ister gibi dün akşam yeterince gördüğü bedeninde gezdirmişti gözlerini. Ada bunu uykunun getirmiş olduğu yorgunlukla fark etmemişti.

"Saçmalama Toprak, yeni uyandım ve muhtemelen gözlerimde çapak var. Ayrıca saçım birbirine girmiş olabilir."

Toprak gülümsedi. Gülümseyince gamzesi çıktı ortaya.

"Gözlerinde çapak yok Ada," dedi Toprak gerçek olduğunu sesine yansıtarak. "Ayrıca saçının birbirine girme sebebi de burada." Yüzünde çapkın bir sırıtma ifadesi belirdi. "Çok güzelsin."

"En fazla ne kadar güzel olabilirim?"

"Bunu aklın almaz Ada. Benden başka kimse benim sende gördüğümü göremez." Eğer birisi Toprak'ın Ada'da gördüğünü görürse sadece o zaman ben ona aşığım diyebilirdi.

Toprak, Ada'ya aşık değildi. Onunki çok daha kuvvetli bir histi. Toprak Ada'ya sevdalıydı.

"Bana aşık gibi konuşuyorsun." Ada, Toprak'a cilve yaparak konuşmuştu.

"Hayır Ada, bu aşk değil. Ben sende aşık değil , ben sende kördüğüm kaldım." Ada'nın yanakları kızardı bunun üzerine. "Utandın mı kız sen?" Ada yüzünü saklanmak için başka bir yere bakıyordu. "Ada?" Hem sorar gibiydi hem de Güler gibiydi.

"Utandım tabii köpek, ben kızlar hariç ilk defa iltifat aldım." Bir de küçük çocuklardan alıyordu.

Toprak onun çenesinin altından tutup kendisine çevirdi başını. "Utanma Ada, sadece bir gün değil her gün iltifat alacaksın. Aksi mümkün değil çünkü."

"Neden?" Anlamazdan geldi Ada.

"Aynaları dile getirebilecek bir güzelliğin var Ada. Sadece aynaya baksan bile iltifat alabilecek bir kızsın sen."

Birbirine yaklaştıkları saniyede dükkanın içinde bir ses yankılandı. "Olur mu öyle şey Makbuş Sultan. Birazdan gelirler buraya." Sevgim, dün gece Ada ve Toprak'ın buluştuğunu biliyordu ama nerede olduklarını bilmiyordu.

"Basıldık." Dedi ikisi de aynı anda aynı kısık ses tonunda.

"Ne bok yiyecez?" Ada telaş içinde sordu çünkü büyükannesi kendisine kızabilir diye korkuyordu. Oysa Makbule Akpınar'ın kızmayacağı tek kişi Ada Akpınar'dı.

"Sen içeri gidip onların dikkatini dağıt Toprak. Ben de giyinip geleyim." Toprak erken kalktığı için hazırlanmıştı.

Başını bir robot gibi sallayıp hızla ayağa kalktı. Saçlarına elini daldırıp geriye doğru atıp kapıya ilerledi. O sırada Ada da hızla üstüne kıyafetlerini giydi.

Oradan da lavaboya geçti hemen. Elini yüzünü yıkayıp diğerlerinin olduğu yöne baktı. Sonra ortaya çıktı. "Günaydın Sultanım." Arkadan Makbule hanıma sarıldı kocaman. "Nabersin?" Yanağından makas alıp ona cilve yaptı.

"Neredesin kız sen?" Arkasını dönüp Ada'ya baktığında dudakları aralandı. "Çillerin," dedi sadece. Sevgim de o sırada Toprak'a bakıyordu.

"Sen mi yaptın?" Toprak o an anlamamıştı neden böyle dediklerini ama kafasını salladı.

Makbule Akpınar, Toprak'ın önünde durdu. "Bana dünyaları verdin Toprak, ben de sana bütün dünyamı veriyorum." Ada'nın sadece çillerini kapatmamasından bile anlamıştı Makbule Hanım. "Teşekkür ederim oğlum, çok teşekkür ederim."

"

"Olur bazen gülüm," diye cevap verdim Açel'e. "Sen takma kafana."

O da tam olarak bunu yaptı. "Bu kim?" Kalan son kişiye, kalbimin fendine baktı. Toprak'a bir böceğe başarmış gibi bakıyordu. Sanırım onu biraz sevmemişti.

"Bu da Toprak Erdemir," dedim ılık ılık aktığımı belli etmeden. Açel'e şuan bakmıyordum ama gözlerimizin odak noktası dışında diğer yerleri de bulanık gördüğü için farketmiştim.

Açel omzundan çantasını yere attı. Kirlenmesini umursamadan. Ardından üzerindeki ince hırkanın kollarını yukarı doğru hafifçe sıyırdı. Beni biraz geriye çekip Toprak'ın yüzüne sağlam bir yumruk çaktı.

"Hih," diye bir ses çıktı dudaklarımdan.

"Aaa," diye bir şaşkınlık cümlesi de Sevgim'den.

"Ananı," diye küfür ederken bir adım ileri attı Kayhan.

Bir çığlık sesi de Deniz'den geldi. Bir adım geri çekildi ki kendisine de bir şey gelmesin.

Toprak'ın eli gözünün altına giderken ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Herkes gibi...

Hiçbirimiz neden Toprak'a sağlam bir yumruk çakmış olduğunu merak ediyorduk. Açel, elini havada salladı iki kez.

"Cevabı aldın mı?"

Toprak eli hâlâ yüzündeyken cevap verdi. "Ben neyin cevabını aldığımı bile bilmiyorum ki?"

Açel, Toprak'a doğru işaret parmağını kaldırdığında fazla korkutucu görünmeye başlamıştı. "Bir daha bu kızın gözünden tek damla yaş düşmesine sebep olursan o zaman gösteririm ben sana bit beyinli."

Bu kız derken beni göstermesi hoşuma gitmişti.

"Bir daha böyle bir hata yapmam zaten de," derken yüzünü buruşturdu. Açel, siyah kuşak olduğu için canı yanması normaldi. "Yüzümün haline baksana," dedi ama o da yüzünün halini görmemişti. Bu arada yüzü hafiften morarmaya başlamıştı. "Ebesini siktin zaten."

Açel güler gibi bir ses çıkardı. "Daha değil ama ciddiydim dediğimde. Eğer Ada bir daha senin yüzünden ağlamayı geç, dudaklarını büzerse senin ebeni sikerim." Önce yerden çantasını aldı. Ardından hem benim hem he Sevgim'in elinden tuttu. "Biz kızlarım ile kenara geçiyoruz. Siz de şunun yüzüne buz koyup gelin." Saçlarını başını sallayarak geriye attı. "Göz zevkimin bozulmasına izin veremem."

Sonra bizi çekiştirerek şezlongların olduğu alana doğru ilerledi. "Açel," dedi Sevgim karmakarışık bir halde. "Sence fazla olmadı mı?"

Sevgim'in elini aniden bırakıp beni arkasına aldı. "Ben buna çok şaşırıyorum mesela." Kafasını yana doğru eğdi. "Sen nasıl bu kız ağlarken dilini tuttun Sevgim?"

Aslında onun bir suçu yoktu.

"Ben onunla birlikte ağlarım Açel, tıpkı seninle yaptığım gibi." Umursamaz şekilde omzunu kaldırıp indirdi. "Her neyse gidelim güllerim. Let's go away."

O kadar İngilizce kurşunu boşuna aldı.

"Çok umursamaz," dedi Açelya onun arkasından bakarken. "Hem konuyu açıyor hem de konuyu kapatıyor ve bunu yapması bir saniye bile almıyor." Başını iki yana salladı. "Ve o kadar İngilizce kursunu boşuna aldı."

Aklın yolu birdi.

Sevgim, bizden önce gittiği için şezlongların birini kapmıştı. Yatma modunda olmasa da en çok güneş alan şezlong ondaydı. Açelya ile birlikte ilerledik. O şezlonga yatarken ben de Sevgim'in yanına oturdum.

"Anlat, nasıl gidiyor?" Sevgim hemen lafa atlamıştı. "Enişte ile ne yapıyorsunuz şimdi, nişan tarihi belli mi?"

"Cık," diye bir ses çıkardı Açel. Gözlerine çantasından çıkarmış olduğu güneş gözlüğünü gözüne taktı. "Aldattı beni puşt." Açelya'nın dediği şey üzerine şaşkınlıktan dudaklarımız açıldı.

Hayat şaşırtır hep zaten...

"Ne zaman?" Önemli olan bu muydu şimdi sanki?

"Nasıl?" Diye ben de Sevgim'in peşinden ekledim.

"Son iki yıldır aldatıyormuş." Bir daha hayat şaşırtır hep zaten. "Ve işin garip yanı beni aldattığı kızlardan biri de Enes."

Açel'in kuzeni olan Enes mi?

"İyi de Enes erkek değil mi?" Ben yanımdaki Sevgim'e dik dik bakmaya başladım yandan.

"Sence şuan tek sorun bu mu kanka?" Sevgim'e kınayan gözlerle bakıyordum. "Odaklanmamız gereken yer orası mı?"

"Feyz al biraz," dedi Açel beni işaret ederek. Bu benim gururumu okşamıştı fazlasıyla. "Çok değil, birazcık." Açel toplamış, daha doğrusu toparlamış rolü yapıyordu.

"Gay miymiş?" Yüzünü bizden çekerek gökyüzünü izlemeye başladı. Sizden adam olmaz ifadesi vardı yüzünde.

"Gerizekalı mısın Ada?" Bu kez beni kınayan kişi Sevgim'di. Tarih tekerrürden ibaretti. Az önce olan olayı bana postalamıştı.

"Şununla aynı düşünceleri paylaştırdığın için beni, git ötede kudur. Gereksiz oksijen israfı seni!" Aslında sever bizi ama kızınca ağzımıza bile sıçardı.

"Dimi Açel'im ya, neler saçmalıyor işte." Sonra bakışlarımız kesişti tekrardan Sevgim ile. "Adam kadınlarla da sevgili oluyor. Biseksüel yani adam. Gay değil. Doğal olarak eş cinsel de değil."

Haklılık diz boyunu geçti.

"Aynı şey ya ikisi zaten." Demek istediğim kısım son söylediği iki cümle ile ilgiliydi. O da bunu anlamış gibi cevap verdi. Hayret.

"Değil bu arada." Başını da dediğini destekler nitelikte iki yana salladı.

"Nasıl değil ya?"

"Kızım eş cinsel ne demek," dedikten sonra cevap vermemi bekler sandım ama kendisi cevap verdi. "Kendi cinsiyetinden olan kişi ile olmak demek. Peki gay ne demek? Bir XY kromozomu taşıyan bireyin -ki bu erkek birey oluyor- başka bir XY kromozomu taşıyan birey ile -ki bu da diğer erkek birey oluyor- sevgili olması demek."

Omzunu silktim. "Hâlâ aynı şey."

"Değil mal," diye yükseldi. Diğerleri nerede kalmıştı? "Eş cinseli lezbiyenler de kapsar." Cümlesini tamamlayınca konu ile hiçbir ilgisi olmayan bir cümle söyledi. "Lezbiyen olsaydım ilk sana yürüdüm Ada."

Kendi bedenim güvence altında mıydı?

"Teşekkür ederim ama ben oyumu Açel'den yana kullanırdım." Şuan Açel'e bakarsam ne ile karşılaşırdım bilmiyorum.

"O niyeymiş pardon. Benim ondan ne eksiğim var?" Şuan tartışmış olduğumuz konu asla gerçekleşmeyecek bir vaka idi.

"Kanka eğer ben seninle sevgili olsaydım sen hemen ölürdün. Bir bölüm bile yaşayamazdın ki."

Bence çok mantıklı bir savunma cümlesi idi bu.

"Nası ya?" Güldür Güldür ya da Çok Güzel Hareketler ekibine mi katılsaydık acaba?

"Kanka bizim kadınlardan hoşlandığımız bir evren olsaydı biz korku filmi gibi bir ortamda olurduk. Eee malum, korku filminde ilk önce gözlükler ve sarışınlar ölüyor. Ben neden hemen sevgilisiz kalayım?" Dün akşam Sevgim ile beraber Happy Death Day izlemiştim.

Tree isimli genç bir kız doğum gününde hep ölüyordu ve ölümden kurtulmanın yolunu arıyordu. Tree öldüğü zaman gün baştan başlıyordu. Tree, sarışın bir hatundu.

"Yeter," diye bağırdı Açel birden. "Yeter artık, susun. Acımı unutturdunuz bana. Siz nasıl arkadaşsınız?" Önce sorgular ve kızar tarzda konuşmuştu. Sonra ise güneş gözlüğünü aşağı çekti, başını omzuna doğru eğdi. "Ya siz nasıl arkadaşsınız, kurban olunur size."

İkimiz de aynı anda onun üzerine atladık. "Ölüyorum kızlar," diyen Açel'in sesi acı içinde çıkmıştı.

"Selam hatunlar." Arkamızı dönünce bizimkileri gördük. "Nabersiniz?"

"Konuşuyoruz." Diye cevap verdi Deniz'e Sevgim.

"N'apıyorsunuz peki?" Kendisini karşı şezlonga bıraktı.

"İyiyiz işte. N'olsun?" Frekanslar ters mi çalışıyordu acaba.

"Ben açım." Kayhan kendini Deniz'in yanına attı. Üzerindeki beyaz tişörtü çıkarınca baklavaları ortaya çıkmıştı. Açel ile aynı anda Sevgim'e döndük.

Ağzından salya akıyordu.

"Yemek ye o zaman." Derken aynı zamanda Sevgim'in çenesine alttan destek verdim ağzını kapatması için.

"Önce sohbet edelim biraz Kayhan, sonra zıkkımlanırsın." Toprak'a hepimiz onay verdik. Toprak da kendini Kayhan'ın yanına atınca tamamlanmış olduk. "Eee, başlayın." Üç kız üç erkek bir araya gelince ne konuşurdu.

Lisede ya da üniversitede çok fazla kişi ile aynı ortamda bulunmuştuk ama iki ortamda da farklı şeyler vardı. Lisede biz birbirimiz ile konuşuyor, başkalarının yanında ise sadece dinliyorduk ki başkasının eline dedikodu malzemesi olmayalım. Üniversitede ise herkesin elinde telefonu vardı.

"En son size asılan kişi kimdi?" Deniz'in mantıksız sorusu ile hepimiz ona döndük. "Nee?" Dedi herkes ona baktığı için. "Bir yerden başlamak gerekiyordu. Hatta ben başlayım. Dün dükkana gelen sarışın bir hatun asıldı ama yüz vermedim tabii ki."

Hepimiz göz devirdik. Asılan kişi o kız değildi ki. Sadece Deniz'e saçlarınızın rengi doğal değil mi, ben kuaförüm anlarım, çok güzel demişti.

"Ada asıldı." Toprak lafa girince Deniz gözlerini bana çevirdi.

"Irz düşmanı," dedi.

"Sevgilim değil mi kardeşim, asılırım sanane?" Onunla tartışmak iyi bir fikir gibi gelmişti gözüme. "Ayrıca o da bana asıldı yani. Kudur."

Bana düşmanca bakışlar atarken bakışlarını hızla Toprak'a çevirdi. "Namussuz." Sanırım bütün gün bize hakaret edecekti.

"Bana sosyal medyadan asılan bir gavat vardı." Açel'e döndük hepimiz aynı anda. O ise sadece dudaklarını oynatıyordu. Bakışları bizde değil gökyüzündeydi. "'Merak ettim hanımefendi saçlar lens mi' yazdı. Ben de ona karşılığında 'siktir git piç' yazdım. Kimse asılamaz bana öyle."

Toprak ile gözlerimiz kesişti. Sonra yavaşça Deniz'e döndük. O da hareketsiz bir şekilde karşısına bakıyordu. Sanki bir adet direği bütün olarak içine sokmuşlardı.

"O sen miydin ya? Deniz'in bu sorusunu muhtemelen herkes duymuştu. Kendisine bir şey olmasını istemeyen Deniz konuyu değiştirdi. "Arkadaşınızın en sevdiği meyve ne?"

İnsanlar arkadaşlarının en sevdiği meyveyi değil en büyük derdini bilmekle sorumludur.

"Ada," diyerek bana döndü Deniz. "Açelya'nın ki?"

"Armut." Açel'e döndü onay almak için. Benim de gözüm ona kayınca başını salladığını gördüm.

"Tamam, Sevgim" dedikten sonra kendine yeni kurban seçti. "Ada'nın ki?"

"Kavun." Kanayan yaram...

Başımı salladım sadece bana döndüğünü hissettiğimde. İnsanın en sevdiği meyveyi yiyemiyor olması ona verilen bir ceza idi.

"Sevgim'in sevdiğini de Açel söylesin."

Açel ofladı çünkü şuan bu yaptığımızın anlamını çözmüş değildi. "O ruh hastası sabahtan akşama kadar beş kilo elma yedi ama asla vazgeçmedi yemekten." Bu doğruydu. Sevgim gerçekten tek başına beş kilo yeşil elma yemişti. Ardından bize gelmiş bir de bizde yemişti. Annesi Sevin teyze de onun ağzına sıçmıştı. "Şimdi şu saçma şeye ara verin de dondurma yiyelim."

Bizim dükkan burada olmadığı için başka dondurmacıdan almak durumunda kalıyorlardı yani kalıyorduk. Hepimiz. Birlikte. Bir arada.

"Haklı." Dedik hepimiz aynı anda. Az önce bulduğum ve bulduktan sonra şezlongun altına fırlattığım ince dalı elime aldım. Küçük parçalara böldüm. Bazıları daha kısaydı tabii ki.

"Kısa çöp çekenler alır, diğerleri kalır." Hepsi başını sallayıp birer ağaç dalı çekti elimden. Birbiri ile kıyaslayınca kısa çöpün geldiği kişiler sinirle ayağa kalktı.

Kayhan, Deniz ve Toprak...

"Alıp geliyoruz gülüm." Alnıma bir buse kondurdu eğilip. Ona gülümseyerek bakıyordum alttan. O da hâlâ eğilmiş vaziyette duruyordu. Hafifçe yükselip dudaklarına kısa bir öpücük bıraktım.

"Görüşürüz beyaz atım yani b-beyaz atlı prensim." Düzelteyim derken kelimeler birbirine girmişti. Ben de bu yüzden hafifçe kekelemiştim. Olurdu bazen öyle şeyler.

Onlar giderken Sevgim bıyık altından gülüyordu. Ona baktığım gibi yüksek sesle kahkaha atmaya başladı. Ona Açelya da eşlik etmeye başladı. Onlara kaşlarımı çatarak baktım. "Ne yaa?" Onlara cilve yapmak çok hoşuma gidiyordu.

Yani kızdım.

"Atlatamadın değil mi o kitabı?" Sevgim o kitapta tutuklu kaldığımı biliyordu. Çok hoşuma gittiği için üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin benim için yeri ayrı kalacaktı.

"Sana ne be," diye çirkefleştim hemen. Sonra hemen bana bulaşmayı kessin diye yapılacak en mantıklı şeyi yaptım. "Sen daha Titanic'i atlatamadın. Kime ne anlatıyon?"

Açel gülmeye devam ederken Sevgim'in yüzü düştü.

"Konuşmayacaktık bu konuyu," diyerek kollarını göğsünde bağladı. Kolumu onun omzuna attım.

"Neyi konuşmayacaktık?" Bana yandan bir bakış attı. "Sen başlattın, ben devam ettirdim."

"Evevevev," diye garip bir ses çıkararak beni taklit edermiş ya da dalga geçermiş gibi bir hâle büründü. "Çok biliyorsun sen." Hâlâ gülmekte olan hatta gülmekten karnını tutan Açel'e döndü. İçimdeki ses hiçbir suçu olmayan zavallı Açel'e laf edecek diyordu. "Bu da Söz'de Avcı'nın ölümünü aşamadı."

Bu şekilde onun kahkahaları durmuştu. Hatta rahatını bozma pahasına yattığı yerden doğrulmuş, Sevgim'e 'ben ne alaka' der gibi bakıyordu.

"Aşılabilecek bir olay mı, gerzek?" Gülme sırası bana geçmişti. Devamında gelecekleri duyamadım bile gülmekten. "Sen de gülüp durma be. Sanki kendisi Ecem'in ölümünü aştı." Şimdi kimse gülmüyordu.

Çünkü hepimiz o sahneyi aynı anda, aynı ortamda izlemiştik.

"Ruhuna el-Fatiha," dedikten sonra ellerimizi açıp Fatiha suresini okuduk.

"Avlu'ya dilini uzatanın," diyen Açel'in lafını, "Dilini önemli yerlere sokarız," diye tamamladı Sevgim.

Bir süre öylece oturduk. Sonra Açel lafa girdi. "Kızlar," dediği gibi ikimiz de aynı anda ona döndük. "Yemin ederim ki, sizi özledim lan."

İkimiz de buz gibi eridik. Bu sıcakta mum gibi eriyecek halimiz yoktu. Belki dondurma gibi erirdik ama kimin umrunda bu.

"Yiaa Açel." Bu sıcakta terlemek istemediğimiz için bunu daha sonraya sakladık.

"Hanımlar," diyen Deniz'in sesi ile sesin geldiği yere döndük. "Dondurmalar geldi." Heyecanla beklerken Toprak adımlarını hızlandırdı. Heyecanımı görünce bana hızla dondurma yetiştirmeye çalışması peki?

Ne tarafa düşüyorduk?

"Teşekkür ederim Toprak."

Onun elinden dondurmayı aldım. Çok güzel bir koku vardı dondurmada ama tam olarak ne olduğunu anlamadım.

Boynum, kolum ve göğsüm kaşınmaya başlamıştı. Hava o kadar sıcaktı ki kaşınmaya başlamıştık.

Hızla dondurmamı yemeye başladım. Çok lezzetliydi, sanki içinde şey vardı...

"Hepsi aynı zaten," dediğini duydum birinin. Yüksek ihtimalle Deniz idi. Nefes almam daralmaya başlamıştı. Nefes almak güç geliyordu.Gözlerim sulanmaya başlamıştı ve gözlerim kaşınmaya başlamıştı. "Limon, vanilya, kavun sadece."

İçime derin nefesler çekmeye çalışıyordum ama başaramıyordum. "Hepsinde var mı kavun?" Açel'in titreyen ve telaşlı sesi geldi kulağıma. "Ada'nınkinde de var mı?"

Olamazdı, olmamalıydı.

En sevdiğim meyveye karşı alerjim vardı.

Benim kavuna alerjim vardı.

***

He her he...

Napayım yani alerjisi olmasın mı Ada'nın da. Son sahneyi yazarken aklıma Yalancılar ve Yabancılar geldi, ondan mütevellit yazdım. Susam sahnesi...

Aynı zamanda bir arkadaşımın çikolataya alerjisi olup ısrarla çikolata yemesi de bir sebep tabii ki

Ve Karantina'm. Hepimiz beyaz atız isimli bölümden esinlendim. Söz filminin geçme sebebi bir arkadaşım. Avlu ise benden kaynaklı.

Ayrıca Happy Death Day izleyin.

Sizin en sevdiğiniz yiyeceğe alerjiniz olsa bu ne olurdu???

Sizleri seviyorum kendinize iyi bakın

Görünüşürüz canımlar...