15. bölüm · Dondurma Tadında Aşk (Yaz Kurgusu)
14. Bölüm
Unutma; her gidiş bir ayrılık değildir. Çünkü; bazen ne kadar uzağa gidersen git, yüreğin hep bıraktığın yerdedir.
William Butler Yeats
*
(2 Hafta Sonra)
Neredeydim ben, paralel evrende falan mı? Başka bir bedende mi saklanıyordum yoksa başka biri mi benim bedenimde can bulmuştu? Neydi beni bu kadar mutlu hissettiren şey?
Aşk... Sevgi...
Bilmiyorum ama heyecan doluyum. Mutlu hissediyorum ve kendimi geri çekmiyor, kısıtlamıyorum.
Dün akşam Makbuş'un uyumasını bekleyip dışarı çıkmıştık. Açel ve Deniz birlikte bir yere gitmişlerdi. Sevgim ve Kayhan da kaçmıştı. Biz Toprak ile baş başa kalmıştık.
Günün sonunu nerede getireceğimize karar vermekte zorlanmış ve kendi dükkanımızda bunu yapma kararı almıştık. Çok sıcak anlar yaşanmıştı.
"Kızlar!" Açel ile aynı anda Sevgim'e döndük. Elinde tuttuğu, ne olduğunu anlamadığım, şeyi kaldırmış bize gösteriyordu. "Çok güzel değil mi?" Açel gözlerini kısarak baktı bir süre.
"Bir boka benzemiyor." Gülerek arkama döndüm.
Sevgim, Açel'in dediği şeye sinirlendiği için homurdanarak önüne döndü. "Ne gösterdi bize?" Açel anlamış olmalıydı ki cevap vermişti.
"Bilmiyorum ki." Ona şaşkınlıkla baktım. Bilmiyorsa neden öyle bir cevap vermişti. "Saçma sapan bir şey olmasaydı sormazdı bence. O bir şeye nasıl diyerek haykırıyorsa hiçbir halta benzemiyordur kesinlikle."
Güldüm bu dediğine çünkü haklıydı. Ne kadar gereksiz şeyler varsa gösterip nasıl derdi.
"Yalnız 'çok güzel değil mi' demişti Sevgim." Bana attığı bakış ile dudağımı dişledim. Arada sırada insanı yiyecekmiş gibi bakıyordu.
"Aynı şey değil mi Ada?"
"Aynı şey mi Açel'im?" Onu kızdırmak hoşuma giden durumlardan birisiydi. O bana kızınca bağırmazdı mesela. Yani çoğu zaman...
"Evet, aynı şey."
Başımı salladım tamam der gibi. Bu yine onu sinir etti. Bu kız da sinir olmak için fırsat kolluyor ve eline geçtiği gibi sinirleniyordu.
Marketten gerekli gereksiz her şeyi aldık. En son üçümüz bir araya topladık ve alınması gereken malzemeleri kontrol ettik.
Alınacaklar:
1 kilo salatalık
2 kilo domates
2 kilo patates
1 kilo soğan
Yarım kilo kayısı
Marul
Dereotu
Maydanoz
5 paket makarna
Tel şehriye- arpa şehriye
Hijyenik ped
Çilek reçeli
Süt
Bir kavanoz çikolata
Margarin
Sıvı yağ
Salça
Yoğurt
Yumuşatıcı
Çamaşır suyu
Bulaşık kapsülü
Peynir
Siyah zeytin
Pilavlık bulgur
Pirinç
Turşu
Islak mendil
Un
Tuz
Kabartma tozu
Şampuan
Beyaz sirke
3 ekmek
Tavuk göğsü
Kabak
Patlıcan
1 kilo kıyma
Fındıklı lokum
Mikrofiber bez
Yeşil zeytin
Siyah zeytin
Elma suyu
Pil
Çekirdek
Mısır gevreği
Ruh tuzu
Başımı kaldırıp Sevgim'e döndüm. Bana masum bir gülüş attı. "Ruh tuzu ne lan?" Açel'e döndüm. O da benimle aynı şaşkınlığı yaşıyordu. "Ruh tuzu ne demek ya?" Acaba yanlış mı gördüm diye kontrol ettim. Gerçekten ruh tuzu yazıyordu. "Doğrusunu unuttum moruk, neydi bunun adı?"
Sevgim cevap verdi. "Abartma Ada kuşum. HCl'den bahsediyoruz." Üçümüz de sayısalcı olduğumuz için anlamıştık.
"Tuz ruhu diyor." Açel, dalga geçiyormuş gibi demişti bunu. Ben olsam bende dalga geçerdim. "Neden evde hiçbir şey yok?" Listenin uzun olması hepimizin dikkatini çekmişti. "Biz zengin ailelerin çocukları değil miyiz, eve neden hiçbir halt almamışız?" Benim artık bir ailem yoktu.
Baba, o kadın ile evlenmişti. Dediğini yaparak bana ait olan eşyaları buraya göndermişti kargo yoluyla. Açel, babasına reset çekerek burada kalmıştı. Sevgim ise annesi ile zaten çok fazla iletişim kurmadığı için onu engellemiş ve burada kalmıştı.
Hepimiz sevdiklerimizle, bizi sevenlerle bir aradaydık.
Bizim en büyük destekçimiz büyükannem yani Makbuş Sultan idi. Bir kez daha nasıl bir kraliçe olduğunu belli etmişti.
"Aslında listede olan çoğu şey evde var." Kafa karışıklığı içinde listeye baktım. "Büyükannem ile erişte kestik zaten." Haftasonu hepimizi eve toplamış ve bize erişte kestirmişti. "Şehriye de almıştık önceden."
Sonra Açel başladı konuşmaya. "Sütü komşu teyzeden beleşe alıyoruz zaten. Çikolata da dolapta duruyordu en son. Eee," dedi bir mevzuyu bir yere bağlayacak gibi. "Sütten de yoğurt yapıyoruz zaten."
"Yumuşatıcı, çamaşır suyu ve bulaşık kapsülünü de yeni aldık zaten."
"Un, tuz ve kabartma tozu da vardı evde." Açel'in dediği şey yine doğruydu.
"Biz sirke kullanmayız ki." Sirkenin ,her türlü sirkenin, kokusundan nefret ederdim. "Ekmeği de fırından alıyoruz zaten." Büyükannem özellikle fırından isterdi ekmeğini. Gerçi buraya da fırından geliyordu.
"Tavuk göğsü yerine bütün tavuk alsak daha mantıklı olmaz mıydı?" Başını omzuna eğerek bana baktı. Başımı salladım.
Daha uyguna gelirdi hem.
"Patlıcan ve kıyma ile karnıyarık mı yapacağız acaba?" Evde çiğ kıyma bulunuyordu. Daha doğrusu buzlukta duruyordu.
"Makbuş Sultan patlıcan sevmez ki." Omzunu indirip kaldırdım. Sonra listenin analizini yapmaya devam ettik.
"Fındıklı lokum ne alaka ya?" Dedim kafa karışıklığı içinde.
"İki kere siyah zeytin yazmışlar."
Haklıydı, siyah zeytin iki kere yazılmıştı.
"Biz mısır gevreği tüketmeyiz ki Açel'im." Açel o sırada son dokunuşu yaptı.
"Biz ruh tuzunu mabadımıza mı sokacağız?" Farkında olmadan ruh tuzu demiş olması üzerine içimde bir gülme isteği oluşacaktı ki Sevgim'in yanımızda olmadığını fark ettik.
Açel'in telefonuna bir bildirim gelince hemen çantasından telefonu çıkardı. Ekranı benim görebileceğim şekilde tuttu.
Kartınızdan 4999,99 TL harcanmıştır...
Sevgim bizi batırmaya mı çalışıyordu?
Neyse ki hepimiz çalışıyorduk. Sevgim, güzel sanatlar alanında özel ders almış olmasını kullanarak resim dersi veriyordu. Açel ise dövüş sanatlarını kullanıyordu.
Ben de Toprak ve Deniz ile beraber dükkanımızı işletiyorduk. Toprak'a yaz bitince ne yapacağız diye sormuştum. Muğla'da hava genel olarak aşırı sıcak olduğu için devam edebileceğimizi söylemişti bana.
Yani ömrümüzün istediğimiz kısmını burada -dondurma dükkanında- geçirebilme hakkımız vardı.
Histerik bir gülüş fırlattı yanımdaki Açel. "5000 TL olsa nasıl öderdik Ada kuşum?" Sesindeki alayı on kilometre öteden bile duyabilirdim.
Birlikte kasaya doğru ilerledik. Kasiyer adam bize baktı. Sonra birlikte içeri girdiğimiz Sevgim'e baktı. Sevgim, marketin dışında bizi bekliyordu.
"Arkadaşınız az önce 5000 TL'lik bir alışveriş yaptı." Gülüşümü bastırmak için yan tarafa döndüm.
"4999,99." Dedi Açel sinirle. "Beş bine sıfır nokta sıfır birlik bir yer kalmıştı." Kasiyer bize "takıldığın yer orası mı" der gibi bir bakış fırlattı.
Açel, tepki vermeden çıkınca onun peşinden ilerledim hemen. Kapıyı açıp dışarı bütün endamıyla çıktı. Hatta o çıkınca ıslık çalan iki küçük erkek çocuğu oldu. Bunu daha büyük biri yapsa yumruğu çakardı onların suratına.
"Sevgim!"
"Açel'im," dedi onun sınırını almak ister gibi kur yaparak. "Önce bir sor, niye yaptım?"
"Niye yaptın?" Hiç vakit kaybetmeden sormuştu.
"O öyle oluyor mu ya?" Yüzünü buruşturarak baktı. "Ben önce analiz yaparsın diye düşünmüştüm. Önce acaba neden öyle dedi ve yaptı dersin sanmıştım. Sandığım kadar zeki değilmişsin."
Kenarda sessiz sedasız gülme krizine giriyordum.
"Sandığından daha fazla zeki olduğumu göstermek için zaten bu soruyu sorduğumu söylesem ne düşünürsün Sevgim?"
Sevgim bunu anlamamıştı.
"Ne?" diyerek bunu çok net bir şekilde belli etti zaten. Bakışları, ses tonu her şekilde onun anlamadığını gösteriyordu.
"Boşver, sen bunu anlamazsın." Ona sinir olduğu için bu tepkileri veriyordu muhtemelen. "Bizimkiler ne yapıyor acaba şuan?" Açel, sakinleşmek için kendi kendine konuyu değiştirmiş ve bana dönmüştü.
*
(Yazardan)
Kızlar alışveriş yaparken onların sevgilileri de boş durmuyordu. Üçü de aynı yerdeydi. Çalışıyor ve bundan gocunmuyordu. Hatta yaptıkları işi seviyorlardı bile. Çünkü hepsi sevdiği bir yerdeydi.
Aşk Tadında Dondurma...
Toprak, kasada satış ile ilgilenirken içeride olan koltuklarda Kayhan ve Deniz önemli bir şey konuşurmuş gibi duruyordu.
Deniz iki kolunu ileri uzatmıştı. Sol kolu biraz daha önde duruyordu. Kayhan da onun ne yaptığını anlamaya çalışıyordu ama anlam yüklemekte zorlanıyordu.
"Benim sol kolum daha uzun, farkında mısın?" Kayhan'a baktığında dikkatle on baktığını gördü.
"Cık," diye bir ses çıkardı Kayhan. "Sağ kol her zaman daha uzun olur."
Deniz bunu onaylamamak için hemen lafa tekrar atladı. "Sağ kol niye uzun olsun kardeşim." Sağ kolunun uzun olma ihtimalini sevmemişti. "Sol kol daha uzundur."
Kayhan da aynı onun gibi kollarını ileri doğru uzattı. Onun da sağ kolu daha önde duruyordu. "Baksana, sağ daha uzun. Her zaman öyledir."
Deniz onu görmemiş gibi devam etti. "Ya sağ uzun olmaz. Sol daha uzun." Sinirle bağırdığı için Toprak'ın da dikkatini üzerine almıştı. Satış işine ara veren Toprak, arkadaşlarına döndü. "Görmüyor musun kollarımın arasındaki farkı?" Kendi kollarını işaret etti başıyla
Kayhan da kendi kollarını Deniz'in gözüne gözüne soktu. "Benim kollarımda neden sağ daha uzun o zaman?" Kaşlarını çatan Toprak'ı ikisi de fark etmemişti. "Sen inanmıyor musun bana şimdi?" Deniz'in gözleri hâlâ kollarında dururken omzunu silkerek cevap verdi.
"İnanmıyorum."
Kayhan ileri uzanıp Deniz'in sağ kolunu ileri çekti. Deniz, artık daha ilerde duran sağ koluna hayret içinde bakıyordu.
"Sağ kolum uzadı." Gözleri kocaman açılmıştı. "O kadar uzadı ki daha uzun olan kolumu bile geçti." Toprak onların bu haline hafif bir sinir içinde güldü. Bunları yaparken ikisi de ciddiyet içinde duruyordu.
Toprak, sabır çekerek onların yanına yürüdü. Onların karşısında durdu. Tam ikisinin ortasında, ikisinin de karşısında.
İkisinin de sol kolunu tutarak diğer kolu ile aynı yere çekti. "Bakın," dedi eşit olan kollarını işaret ederek. "İkisi de aynılar."
İkisi de eşit olan kollarına baktı. Sonra başını kaldırıp Toprak ile göz göze geldiler. Toprak'ın yüzü sirke satıyordu ama ikisi de kollarında takılı kalmıştı. Tekrar başını eğerek koluna baktılar Toprak'ı umursamayıp. Son olarak başını birbirine çevirdiler ve göz göze geldiler.
Bunları yaparken sanki önceden sözleşme yapmış gibi duruyorlardı.
"Eşitmiş!" Göz göze geldikleri zaman ikisi de bunu demişti. Ardından kollarını çektiler kendilerine.
"Senin neyin var?" Kayhan, Toprak'a dönmüştü. Artık gözler ondaydı.
"Sabah anlattığım konudayım hâlâ oğlum." İkisi de anladığını belirtir gibi başını salladı. Toprak'ın derdine anlam veremeseler de destek oluyorlardı. "Ya kabul etmezse Ada?"
"Ölüm yok ya ucunda oğlum, büyütme bu kadar!" Deniz dediğinde bir nebze de olsa haklıydı. Ölüm yoktu ucunda ama kabul etmezse Ada, Toprak ölecekti belki de.
"Dün konuşmadık hiç." Kendini mavi sandalyeye attı. Başını geri yaslayarak tavana dikti gözlerini. "Dün akşam beraber vakit geçirmişken ben nasıl diyeyim oğlum Ada'ya bunu?"
Üzmekten korkuyordu Toprak. Üzülmekten korkuyordu. Ada için canını feda ederdi o. Canını feda edeceği kızı kırmaktan korkuyordu.
"Direkt söyle işte." Deniz sabah yaptığı konuşmayı boşvermişti. Ne de olsa Toprak onu dinlememişti. "Kabul eder zaten o."
"Ya bu direkt söylenecek bir şey mi ya?" Sesli bir şekilde sitem etti Toprak. "Ben Ada'ya bunu nasıl söyleyeceğimi bile bilmiyorum." Zaten en büyük sorunu oydu. Deniz ve Kayhan sabahtan beri anlatmaya çalışıyordu ama Toprak bunu anlamıyordu.
"Ne söylemeyi düşünüyorsun?" Üçü de sesin geldiği yere döndüğünde gördükleri kişiyi beklemiyordu.
*
(Ada'dan devam)
Dükkanın içine tam adım atacağımız sırada içeriden gelen konuşmaları herkesin bir şeyleri öğrendiği yerden duyduk: kapı aralığından...
"Dün konuşmadık hiç." Aşık olduğum adamın sesi geldi kulaklarıma. "Dün akşam beraber vakit geçirmişken ben nasıl diyeyim oğlum Ada'ya bunu?"
Aklıma gelen şey başıma gelmezdi umarım. Çünkü korkuyordum. O beni bırakıp giderse artık eskisinden bile kötü olurum.
"Direkt söyle işte." Deniz bunu o kadar rahat demişti ki şaşkınlıktan kaşlarım havalandı. "Kabul eder zaten o."
Ben neyi kabul ediyorum?
"Ya bu direkt söylenecek bir şey mi ya?" Sesli bir şekilde sitem etti Toprak. Bunu söylemek hatta haykırmak istiyormuş ama yapamıyormuş gibiydi. "Ben Ada'ya bunu nasıl söyleyeceğimi bile bilmiyorum."
Daha fazla dayanamadım. Arkamda duran kızlardan koparak iki adım atarak içeri girdim.
"Ne söylemeyi düşünüyorsun?" Üçü de aynı anda bana döndü. Bakışları benim burada olmamı beklemediklerini haykırıyordu. "Bana ne söyleyeceksin Toprak?" Sesim biraz kırık çıkmıştı. Şuan en yanlış zamanda en yanlış şeyi söylerse ne yapardım ben.
Dün akşam birlikte olmuştuk. Şimdi karşıma geçip benden ayrılacağını bana söyleyemedi. Kendimi onun fahişesi gibi hissetmek istemiyorum ben.
Arkadaşlarımızın önünde, bizim için çok şey ifade eden bu dükkanda bana bunu yapamazdı.
Toprak hemen ayaklandı. Yanımda nasıl bittiğini anlamadım bile. Bana dokunmak istediğinde kendimi geri çektim hemen.
"Dokunma bana!" Sesim beklediğimden sert çıkmıştı. "Bana bunu yapamazsın Toprak." Neyi der gibi baktı bana. Başımı iki yana salladım. "Sen de beni bırakamazsın Toprak. Yapamazsın bunu bana."
"Ada," diyerek lafımı kesmeye çalıştı ama izin vermedim.
"Bana bunu yapamazsın." Yaklaşıp yumruğumu onun göğsüne indirdim. Yerinden oynamadı bile. "Beni yarım bırakmaya hakkın yok Toprak." Bir darbe daha indirdim. "Seninle olmaya alıştım. Bana bunu yapamazsın."
"Çilli," dedi bu kez lafımı keserek ama yine izin vermedim.
"Seninle birlikte olmak bizi bir yaptı Toprak." Bir kez daha vurdum. Eğer ne olduğunu anlasa Toprak'ı Açel'in elinden kimse alamazdı. "Beni bırakamazsın." Bir darbe daha indirecektim ki iki eliyle bileklerimi kavradı canımı yakmayacak şekilde.
"Evlen benimle!"
İdrak edince şaşkınlıktan ağzım aralandı hafifçe. Bunu beklemiyordum.
"Ne yapayım?"
Anlamamış gibi yapmak mantıklı bir davranıştı, evet.
"Evlen benimle." O kadar yakındı ki nefesini hissediyordum. "Benimle evlen de beni dünyanın en mutlu adamı yap. Benimle evlen ki seni dünyanın en mutlu kadını yapayım. Aynı faturaya baktığımız zaman ohaa deme fırsatımız olsun." Yaptığı teklif karşısında bayılacaktım az sonra. "Ne dersin?"
Kızlara döndüm. İkisi de onay verdiler.
"Neden olmasın."
Kollarımı onun boynuna doladım. O benim için çok şey ifade ediyordu. Kulağına sessiz olduğunu düşündüğüm bir şekilde fısıldadım.
"Ne altın, ne pırlanta isterim senden. Beni sakın bırakma." O da kollarını aynı şekilde belime doladı.
"Senden sadece bir aptal kopabilir, Çilli." Etrafımızda olan arkadaşlarımız ıslık çalarak alkışlamaya başladı. Hafifçe geri çekilip cebinden bir kutu çıkardı.
"Bunu parmağına tak bakalım." Kutuyu açtığı zaman içinden tektaş bir yüzük çıktı. Gülümseyerek parmağıma yüzüğü geçirmesine izin verdim. O sırada etrafımıza toplanan kalabalık da alkışlamaya başladı.
"O zaman herkese dondurma!" Deniz yüksek sesle ve heyecanla bağırmıştı. "Ama herkes kendi öder." Kahkaha atarak arkama döndüm ve kızlara sarıldım. Onlar da bana sarıldığı zaman yine üçümüz bir mutluluğu daha paylaşmıştık. Sonra arkamızdan bizimkiler de gelip bize sarıldı.
Bu altı genç bir aile olmuştu. Her şey bir arada başlamış ve bir arada bitmişti. Ömrümün son kısmına kadar Toprak ile olmak istiyorum ve bunu gercekleştirebileceğime emindim.
Bir süre sonra sarılmayı bıraktık.
"Yanılmışım," dedim Toprak'ın gözlerine bakarak. "Sen sevmeyi becerebiliyormuşsun. Hem de kırmadan."
O an aklına gelince yüzünü buruşturdu. Sonra o da altta kalmayarak demesi gereken şeyi dedi.
"Yanılmışım." Elini şakağına bastırdı. "Sen hem burada," dedi ve aynı elini kalbine bastırdı. "Hem de burada bir hakimiyet kurmuşsun. Yerin var Ada." Kimseyi umursamadan dudaklarım ile onun dudakları arasında olan mesafeyi sıfırladım.
Onun yumuşak dudaklarını kana kana öptüm. Geri çekilince alnımı onun alnına yasladım.
"Toprak," diye fısıldadım dudaklarına. O an kimsenin kalmadığını fark edemiyordum bile.
"Efendim Çilli?" Bana lakabımla seslendi. Artık çillerimi bile seviyordum.
"Seni çok seviyorum."
Hafifçe yutkundu. "Sen bir de bana sor be gülüm." Sesi derinlerden geliyordu. "Sana bağımlıyım ben Ada."
O günden sonra Ada ve Toprak bütün zorlukların üstesinden beraber geldiler. Ada ve Toprak birbirine verdiği sözü tuttu. İkisi de birbirinden kopmadı. Makbuş Sultan en büyük destekleri verdi onlara. O da evlendi. Karpuzcu Rüştü bey ile evlendi ama gerdeğe girmek isteyen Rüştü bey amca kalp krizi geçirdi ve öldü.
Onların hikayesi devam etti ama bize bu kadarını anlattı Ada. Devamını kendileri yaşamak istedi. Deniz, Kayhan, Açel, Sevgim... hepsinin bol bol selamını ve sevgisini iletti bize. Çünkü onlar artık anlatmayı değil yaşamayı seçtiler.
Ada ve Toprak herkesi çok sevdiğini iletmemi istedi.
SON
***
Kitap sonu...
Bu bir veda değil. Ben yeni kurgularla geleceğim. Siz de beni okumayı bırakmayın olur mu?
Bana, kurgularıma destek verin lütfen.
Sizleri seviyorum kendinize iyi bakın...
Görünüşürüz canımlar...
