1. bölüm · Dondurma Tadında Aşk (Yaz Kurgusu)

1. Bölüm

Su ✨

Başladığımız yere geri döndük. Daha doğrusu ilklerimizi sakladığımız yere. İlk umut, ilk acı, ilk mutluluk, ilk hüzün ve dahası buraya ait olmuştu. En önemlisi ilk aşk bile buradaydı.

Cennet gibi bir yerdi ama cennet bu kadar sıcak değildi bence. Sıcak da olsa güzeldi. Burası yaz aylarının vazgeçilmez yerlerinden biriydi.

Muğla/Datça.

Büyükannemin hastalığından dolayı okulu bitirir bitirmez soluğu Muğla'da almıştım. Hem biraz kafa dinlemek için hem de ailemden kaçmak için. Ne annemle ne de babamla görüşmek istemiyordum artık. Onlar yüzünden okumak istediğim bölümü bile okuyamamış bir kişiydim ben.

Yeşil kapının önüne gelince kolumdaki bez çantadan telefonumu çıkardım. Son bir kere daha kontrol etsem iyi olurdu. Şifre girmek ile uğraşmak istemediğim için parmak izimi okuttum. Direkt olarak WhatsApp'ta kendi numarama tıkladım. Zaten ezbere bildiğim adresi kontrol edip zile bastım. Elimi zilden çekmeden telefonu çantaya yolladım.

Zil hiç durmadan çalıyordu. Bunu benden başka yapan yoksa benim geldiğimi anlardı. O sırada içeriden sesi geldi. "Patlama geldim." Kapının açıldığını fark edince elimi zilden çektim. Karşısında beni görmeyi beklemiyormuş gibi bir hâli vardı. "Ada?"

"Hayırdır Makbuş Sultan, başka birini mi bekliyordun?" Büyükannemin ismi Makbule olsa bile ben ona genel olarak Makbuş Sultan derdim. Fazla sempatik hissettiren bir hitaptı bana göre.

"Yarın gelmeyecek miydin sen?" Eli sol göğsünün üzerinde duruyordu. Beni görünce hem heyecanlanmış hem de şaşırmıştı.

Büyükanneme yaklaşıp elini tuttum. Göğsünün üzerinde duran elini biraz daha ortaya çektim. "Kalp tam olarak solda değil Sultanım. Ortada bulunur ama sola daha yakındır." Kamu spotu olarak bu bilgiyi paylaştıktan sonra konumuza geri dönüş yaptım. "Kafam attı, sana kaçtım bende."

"Ne demek kafam attı da kaçtım." Hâlâ elim onun elinin üzerinde duruyordu. Bunun için elime vurdu. Elimi geri çektiğim gibi bana sarıldı. Büyükannem oldukça küçük olduğu için sarılırken eğilmek durumunda kalıyordum. "Kurban olduğum yavrum." Bir eli saçlarıma çıktı. Yanağıma dudaklarını değdirdi. "Ne kadar özledim seni biliyor musun? Hadi içeri geçelim. Sen yorgunsundur şimdi kesin."

Büyükannemden ayrıldıktan sonra iki büyük bavulum, sırtımda bulunan çantam, kolumdaki büyük omuz çantam, ve ben içeri geçtik. Arabada iki bavul daha vardı. Her an her şey olabilirdi sonuçta.

"Aç mısın güzel kızım?" Koridorda durduğumuz sürede sordu bunu.

"Değilim Makbuş Hatun. Daha sonra yeriz yemek sen de aç değilsen. Gel de oturalım." Bavullarımı kenara park edip çantalarımı da yanlarına koydum. Sonra da büyükannemin koluna girip onu peşimden sürükleyerek ezbere bildiğim yoldan içeri çekiştirdim. İkimiz de yeşil tonlarında olan kolatuklara attık kendimizi. "Eee, anlat bakalım Makbuş Sultan, ne var ne yok?"

"N'olsun be kuzum?" Oturduğum yerde rahat edemediğim için büyükannemin dizlerine yattım. "Bir değişiklik yok. En son aradığın zaman nasılsam şimdi de aynıyım işte." Büyükannemin hastalığı sebebi ile çok iyi değildi. Kendisinde kemik erimesi mevcuttu. "Ama yaşıyoruz çok şükür."

Elini saçlarıma koyup saç tellerimi sevmeye başladı. Hayatımdaki tek şansım büyükannem olabilirdi sanırım. Saçımı tarayan bir annem ya da saçlarımı seven bir babam yoktu. İkisi de beni sevmezdi. Gerçi onlar kendileri hariç hiç kimseyi sevmezdi.

Annem üvey oğlunu da çok severdi. Birkaç yıl önce evlendiği adamın oğlunu hiç sahip olmadığı çocuğuymuş gibi benimsemişti. Bana olan nefreti ise sebepsizdi.

"Ben buradayken iyi olmak zorundasınız Makbuş Hatun." Ondan aldığım yeşil gözlerine odaklandım gözlerimi. "Ben giderken de seni alacağım zaten yanıma."

Bana ince kaşlarını çatarak baktı. Hiç sert olabilen bir insan değildi ki büyükannem. Onda en sevdiğim huylardan biri de buydu zaten. Bana asla sinirli kalmamasıydı.

Onda sevmediğim huy yoktu.

"O niyeymiş?" Her şeyi sorgulayan birisi olduğu için bunu sorgulamazsa başımıza taş yağardı. Bunun olmasına izin vermemek için sorgulamış olabilirdi. "Niye beni yanına alacakmışsın?"

Histerik bir gülüş kaçtı dudaklarımdan. Gözlerimi tavana çevirdim çünkü onun gözlerine baksam ağlardım. Ağlamak istemiyordum. "Çünkü artık kaldıramayacağımı hissediyorum."

Son zamanlarda bana olan tek şey buydu zaten. Hiçbir şeyi kaldıramayacağımı düşünüyordum. Yeterince dolmuştum ve en ufak şeyde patlayacak gibiydim. Beni sakinleştirebilecek tek varlık büyükannemdi. "Neyi?"

Sırıtarak alttan bir bakış atıp cevap verdim. "Sensizliği tabii ki hayatımın anlamı." Bana yine ters bakışlar atmaya başladı.

"Ada!" Gözlerimi tekrar tavana çevirip ciğerlerime derin bir nefes çektim. Ardından ciğerlerime doldurduğum havayı yavaşça dışarı boşalttım.

"Anlatmaya değmez be babaanne." İçim parçalansa bile yine gülümsedim. Hayatta başka türlü mutlu olamazdım. Bu şekilde de mutlu değildim ama öyle görünmek durumundaydım. Daha fazla üzülmemek için. "Boşver."

"Anlatmaya değmeyecek hiçbir şey yoktur canımın içi. Anlat hadi bana." Onu da üzmek istemiyordum ki. Beni parçalayan kişi onun oğluydu.

"Peki o zaman..." Ben anlayana kadar irdeleyecekti. Anlatmasam da kendi kendini yiyip bitirecekti. En iyisi anlatmaktı. "Babamla aramda olanları az çok biliyorsun zaten babaanne." Tavanda küçük bir iz vardı. Avizenin hemen yan tarafında duruyordu. "Biliyorsun ki birkaç gün önce mezuniyetim vardı benim. Okuduğum bölümü, okulu kendisi seçmemiş, buna o karar vermemiş gibi hallere büründü. Sonrada ben gelemem senin mezuniyetine, ne işim var orada benim, sen benim kızım değilsin ki zaten vesaire falan dedi. Dün akşam da tartıştık biraz. Beni zorla evlendirmeyi falan düşündü. Bende kaçtım Muğla'ya. En azından bir ay boyunca kafamızı dinleriz. Sonra da seninle birlikte döneriz de sen beni korursun artık."

Bu babamla yaşamış olduğumuz en ufak şeydi sanırım. Yaşım kaç olursa olsun kendisinin benim üzerimde baskısı vardı. Bu baskıdan kaçmak istesem bile kaçamıyordum.

"Senin o baban siktirip gidebilir. Sen kimsesiz değilsin. Buraya geliş amacın sadece onlardan kaçmak değil senin." Büyükannem oldukça zeki bir kadındı. Ama buraya asıl geliş sebebim zaten ona yardım etmekti. "Yaz sonunda hastalığım kötü durumda derim ve sen burada kalırsın." Çok güzel bir plandı ama babam önceden bunları engelleyen bir kaçtıktı. Sırf bunu deme ihtimalime karşı şirketin bütün hisselerini bana devredeceğini söylemişti. Şirkette amcamın da payı olmasına rağmen.

"Demek kolay, yapmak zor be babaanne. Benim orada da bir düzenim var. Muğla benim için tutkuysa, İstanbul yaşam felsefesi gibi." Gözümden yaş akmaması için gözlerimi hızlı hızlı kırpıştırdım. "İkisi de olmak zorunda."

Böyle hissettiğimden emin bile değildim. Bu belki sadece babamın demiş olduğu, benim de kabullenmiş olduğum bir gerçekti. Hatta gerçek bile değildi. Benimle kurmalı bir bebekmişim gibi, vücudunda çip olan bir canlıymışım gibi halleri vardı.

"Ada," dedi çenemden yavaş bir şekilde tutup kendisine çevirirken. "Biz de seni zeki bir insan sanıyorduk. Senin üzerinde böyle bir etki bırakmaya hakkı yok o adamın. O senin sahibin değil, baban."

Dudaklarıma kırgın bir gülüş yerleşti. "Bunu bana değil de oğluna söyle istersen babaanne. Kendisi beni dinlememeyi tercih ediyor. Umursamıyor ve sadece kendi istedikleri olsun istiyor." Kalbimden geçen şeyleri dudaklarım arasına yolladım. "Onun gibi babam da beni sevmiyor."

Babamın nefretine karşı bağışıklık kazanmıştım ama onun nefreti ile karşı karşıya geldiğim zaman yıkılırdım, paramparça olurdum.

"O?" Büyükannem anlamamış gibi sordu. Oysa en iyi bilen kişi de oydu. Çünkü ben en ufak şeyde bile ona koşar, derdimi anlatırdım.

"Makbuş Sultan, ben çok aç olduğumu fark ettim." Yattığım yerden hızla doğrulup büyükannemin gözlerine sabitledim gözlerimi. Onunla olan bütün bağımız koptuğu için konusunun bir daha açılmasına gerek yoktu. "Hadi birlikte yemek hazırlayalım. Sonra ben ılık bir duş alayım ve biraz dinleneyim. Yarın da dükkana gideriz seninle." Büyükannem yerine dükkana bakmam gerekiyordu.

"Ada," dedi ellerimden tutarak. "Bundan kaçamazsın. Bu senin geçmişin." Büyükannem haklıydı. O benim geçmişimi kapsıyordu.

"Dediğin gibi Sultanım," dedim büyükannemi de ayağa kaldırırken. "O benim geçmişimi kapsıyor. Bu gidişle geleceğimi de kapsayacak." Büyükannem birşey söyleyecekken hızla devam ettim. "Babam benim gölgem gibi babaanne. Nereye gidersem gideyim, benim peşimden gelecek. Ne kadar yapma desem de bu olacak. Babam otorite sahibi olmak istiyor." Dudaklarımı birbirine bastırdım. "İstediğini de yapıyor."

"Güzel kızım," dedikten sonra kollarını bana sardı. Ben de ona sarıldım. Bir süre birbirimize sarıldık. "Kurban olurum ben sana."

Yaşarmış olan gözlerimi büyükannem görmeden sildim. Derin bir nefes çekip büyükannemden ayrıldım. "Tamam kız sakin ol," dedim şaka yapar bir tonda. "Ağlamak için değil, gülmek için buradayız."

Benim taklidimi yaptı kızarcasına ama kızmadı. Bana ne kızardı ne de kıyardı. Bana bu hayatta sadece büyükannem kıyamazdı. "Her neyse Ada'cığım." Popoma hafif bir şekilde vurdu. Gülümseyerek konuşmaya başladı. "Git de fırından taze ekmek al, gel bakalım. Ben de o sırada birşeyler ayarlarım,"

Canıma minnet...

"Yeterki sen iste Sultanım." Yanağına uzun ve sesli bir öpücük kondurup kaçarak salondan çıktım. Mutfağın kapısının yanına bırakmış çantamdan cüzdanımı çıkardım. Telefonumu da aldım her ihtimale karşı. Sonra da tek başıma yola cikmak üzere kapıyı açtım.

Ayağıma sandaletlerimi geçirdim. Sarı saçlarımı omzumun üstünden arkaya attım. Beyaz cropumun omuzları açıktı. Cildimin pürüzsüz olması sebebiyle mavi kot şortumu giymiştim. Babaannem bunu nasıl görmezden gelmişti?

Her neyse diyerek yürümeye başladım. Geçtiğim yollar hem çok aynıydı hem de çok değişmişti. Hiçbir şey aynı değil gibiydi ama aynı zamanda aynıydı. Herşey değişebilirdi. Sorun olmazdı benim için.

O değişmesin, bakışları aynı kalsın yeter. Karşısında beni görürse bakışları aynı kalmazdı gerçi. Bana nefret dolu gözlerle bakması kaldırabileceğim birşey değildi.

Umarım ki Muğla'dan en azından Datça'dan gitmiştir. Yoksa bu yaz ikimize de zindan olurdu.

Fırının önüne gelince durdum. Fırın aynı fırındı. Kenarda duran süs bile aynıydı. Küçük sayılamayacak kadar büyük olan bir ekmek motifi...

Sarı saçlarımı sol şakağıma doğru çektim. Boğazımı temizledikten sonra içeri geçtim. Sesimi biraz çocuklaştırarak, "Azim amca, babaannem iki ekmek istedi," dedim arkası dönük olduğu için beni farketmeyen adama.

"Hemen geliyor Ada kızım." Cümlesini bitirdikten sonra başını hızla yukarı kaldırıp bir süre donmuş şekilde karşıya baktı. Sonra hızla arkasına yani bana döndü. Gözlerini inanamıyor gibi birkaç kez kırpıştırdı. "Ada?"

Elimi yelpaze gibi yüzüme doğru salladım. "Hava zaten sıcaktı, bura neden bu kadar sıcak ya?" Sonra gülerek cevap verdim kendi kendime. "Fırın gibi içerisi."

Azim amca güldü ve üzerindeki önlüğü çıkardı. "Bir insan hiç mi değişmez be Ada?" Birkaç adım atıp yanıma ulaştı. Kollarını bana dolayınca ondan gelen ekmek kokusunun fırının içindeki kokudan daha fazla olduğuna kanaat getirdim. "Hoşgelmişsin güzel kızım. Ne zaman geldin?" Benden ayrılıp kenardaki sandalyeleri işaret etti. İkimiz de oturduk sandalyelere.

"Sabah geldim Azim amca. Biraz evde oturdum sonra da sana koştum işte." Burayı gerçekten özlemiştim. Burada olan anılarım sadece anı değildi. Burada yaşananlar benim için hayattı. Yaşamak için sebepti.

"İyi yapmışsın güzel kızım. Aç mısın, birşeyler hazırlayalım sana hemen yengenle," dediğinde onu durdurdum. Buraya zaten karnımı doyurmak için birşey almaya gelmiştim.

"Büyükannem evde beni bekliyor da Azim amca. Daha sonraya sözüm olsun." İlk günden büyükannemi ekemezdim. "Seninle kahveye gideriz birlikte," dedim gülerek. Dedemle gittiğimiz için beni oradaki neredeyse herkes tanırdı.

"İşte benim Ada'm be," dedi gururla. "Gideriz tabii kahveye seninle. Eşli batak atarız, okey oynarız, yeter ki sen he de." Onu demesi kolay işti. Ayağa kalktı heyecanla. "Sana ekmeğini vereyim de kahveye gideyim hemen," dediğinde kaşlarımı çattım. Fırında durması gerekiyorken neden kahveye gitmek istemişti ki? "Hemen gidip hava atmam lazım." Büyük bir kahkaha atarak üstünden dumanı çıkan ekmekleri kağıda sarmaya başladı. "Rahmetli İhsan'ın torunu Ada ilk bana geldi."

Kağıda sardığı sıcak ekmekleri poşete koyup yanıma geldi. Sandalyeden kalkıp poşeti aldım. "Al bakalım İhsan'ın emaneti. Afiyet olsun," dedi gülerek. Gülünce göz kenarları kırışmış ona hoş bir hava katmıştı.

"Teşekkür ederim Azim amca, borcumuz ne kadar?" Cüzdanımı açmış içinden kartımı çıkarmaya hazırlanmıştım.

"Ne borcu Ada?" dedi kızarcasına. Ona döndüğümde kaşlarını çatmıştı. Sanırım artık herkes bana kızacaktı. "Büyük bir şeref göstererek benim fırınıma gelmişsin, bir de Rahmetlinin torunundan para mı alacağım?" Beni kınıyormuş bakışlarına maruz bıraktı.

"Ama olmaz," diye itiraz etmeye hazırlanmıştım ki bana gözlerini dikip dik dik bakmaya başlamıştı. "Bu hiç doğru bir durum değil."

Cüzdanımdan kartımı çıkardığım zaman hızla konuşmaya devam etti. "Benim İhsan'a iki tane ekşi mayalı ekmek sözüm vardı. Onun yerine say Ada." Yalanın da bu kadarı ama ya.

"Peki Azim amca ama bu sadece bir kerelik bir şeydi. Bir sonrakine vereceğim o parayı." Zafer gülüşü yerleştirdi yüzüne. "Sonra görüşürüz Azim amca." Fırının çıkışına doğru yürüyüp fırından ayrıldım.

"Görüşürüz Rahmetlinin torununu," diyen Azim amcaya el sallayıp yürümeye başladım.

Telefonuma gelen bildirimle birlikte hemen ekrana baktım. Gelen mesaj yüzümü gülümsetti.

Sevgi'm
Kuşum, aşk bahçem, Adacımcım
İnmiş olmalısın şimdiye kadar kuşum
Acil durum bildir bana

Siz
I apologize for not letting you know, it really slipped my mind

Sevgi'm
Senin aksine İngilizce derslerinden yüksek notlar almadım.
Sırf İngilizcem kötü diye muaflık sınavına girdim ben
Türkçe yaz

Siz
Translate olmadan önce insanlar;

Sevgi'm
Ha ha ha, çok komik
Baktım bu arada anlamına
Ama özür dilemek ile olmaz bu işler Adacım
Sen anladın beni

Siz
Bok alırsın anca
Neyse seni seviyorum baby
Görüşünüz aşkım

Son mesajımı atarken birine çarptım. Çarptığım kişi en fazla dokuz-on yaşında küçük bir kız çocuğuydu. Kıvırcık saçlarını yüzünden çekip alttan bana bakmaya başladı. Yüzü ona çok benziyordu.

"Ada abla?" dedi şaşkınlıkla. O da beni burada görmeyi beklemiyordu sanırım. "Hâlâ çok güzelsin." Hayranlıkla bakan gözlerini birkaç kez kırpıştırdı. "Neredeydin?"

"Beni hatırlıyor musun hâlâ, Kumsal?" dedim sorusunu duymazdan gelerek. O anlatılamayacak kadar uzun bir mevzuydu.

Onu en son gördüğümde beş yaşındaydı. Gülümseyerek cevap verdi.

"Seni unutmak mümkün mü Ada abla," diye cevap verdi tatlı bir tonda. Açık kahve gözleri ile boncuk boncuk bakıyordu. "Seni o kadar çok özledik ki anlatamam." Kim kim özlemişti?

"Kumsal," diye bağıran kişi ile birlikte ikimiz de Kumsal'ın arkasına baktık. Bronz tenli, açık yeşil gözlü, kahverengi ve uzun saçlara sahip olan birisi vardı geride. Üzerindeki mavi tişörtü ve mavi kapri şortu ile iyi duruyordu. "Lütfen dur artık."

Uzun adımlar atarak yanımıza geldi. Kumsal küçükken de çok hareketli bir çocuktu. Asla yerinde duramazdı. Karşımdaki kişiye güvenemediğim için Kumsal'ı arkama çektim. "Siz kimsiniz?" Sert çıkan ses tonumla kaşlarını çattı ama sonra gülümsedi.

"Merhabalar, Kayhan ben. Tanıştığımıza memnun oldum sayın..." Uzun uzun bana baktı adımı öğrenmek istercesine. Cevap vermediğim için başını iki yana sallayıp omzunu kaldırıp indirdi. "Her kimsen önemi yok. Kumsal'ı ver de gideyim ben."

"Neden Kumsal'ı sana vereyim?" Bu adama nedensiz şekilde güveniyordum. Bir sorun yok gibi duruyordu. "Ne vasfın var ki sana Kumsal'ı vereyim?"

Cevap vermek yerine uzun uzun sırıttı. Sonra başını biraz kaldırıp bana bakmaya devam etti. Bir süre birbirimize baktıktan sonra ellerini kaldırıp gülerek cevap verdi.

"İstersen Kumsal'a soralım benim kim olduğumu," dedi ama Kumsal'a soru sormadı. "Peki sen ne vasıfla Kumsal'ı saklıyorsun arkanda?"

İç sesim ne Kumsal'mış be diye haykırıyordu.

"Kayhan abi..." diyen Kumsal'a çevirdik gözlerimizi. Gözleri Kayhan'daydı ama biz ona bakınca bana döndü. Üzerimde çok oyalanmadan tekrar Kayhan'a döndü. "Makbule teyzenin torunu o." Kayhan'a döndüğümde dudaklarının aralandığını gördüm.

Neden bu kadar şaşırmıştı ki?

"Niye demedin be Kumsal?" Kendi kendine söylenmiş olsa bile onu duymak zor olmamıştı benim için. Uzun adımlar atarak yanıma ulaştı. "Özür dilerim sevgili ve saygılı hanımefendi olan ismini hâlâ bilmediğim ama artık dert etmediğim güzel ve özel olan kadın bayanı," dedi.

Büyükannem ile alakaları ne olabilirdi ki hem şaşırmış hem de düzgün bir hâle gelmişti?

Kumsal gülmeye başlarken ben karşımdaki kişiyi izlemeye devam ediyordum. "Kayhan Bey," dedim nasıl hitap edeceğimi bilemeyerek. "Müsaade ederseniz gitmem lazım." Alması gereken mesajı o çıkarana kadar arkama dönüp hafifçe eğildim. "Kumsalcığım," derken elimi pürüzsüz tenine sürttüm. Avuç içim ona değince ona dokunmuş gibi hissetmiştim. "Kendine dikkat et ve bu adamdan," başparmağım ile omzumuz gerisinde duran adamı işaret ettim. "Uzak durmanı tavsiye ediyorum." Gülümsemesi iyice genişledi. Kumsal'a gülmek çok yakışıyordu.

"Tavsiyeni dinleyeceğime emin olabilsin Ada abla."

Bu kez ben de gülümsedim. Kumsal ile konuşmak çok güzeldi.

"Ablana ve annene çok selam söyle tamam mı?" Hızlı hızlı başını salladı aşağı yukarı onay vermek için. Doğrulup arkama döndüm.

Kayhan hâlâ bana tedirgin şekilde gülümsemek ile meşguldü.

Onu hiç umursamadan iki adım yana kayıp ilerlemeye başladım. Birkaç adım atmıştım ki arkamdan gelen ses ile geriye dönmek zorunda kaldım. "Ada abla," diye bağırmıştı çünkü Kumsal. Dudağını dişlerinin arasına almış, dudağını kemirmekle meşguldü. Söyleyip söylememek konusunda kararsız kalmış gibiydi.

"Söyle Kumsal." Ne diyeceğini bilmesem de galiba beni üzecek ya da kıracak birşeydi.

"Ablana ve annene selam söyle dedin ya," dedi ve sustu. Onlar benim neden gittiğimi en iyi bilen kişilerdi. Beni anlarlardı. Bence...

"Evet," dedim sadece. Ne demek istiyorsa hemen demeliydi çünkü ekmekler soğuyabilirdi. Ekmekler soğuk olursa büyükannem benden dondurma yapardı bu sıcak yaz gününde. Gerçi hava sıcaktı. Ekmekler soğumazdı.

"Abime," dedikten sonra dudaklarını birbirine bastırdı. Sonra hafifçe yutkundu. Bunun geleceğini tahmin etmem gerekiyordu ama düşünemeyecek kadar aklımı kaybetmiştim. "De söyleyim mi selam?"

O benden sadece sela isterdi. Onun için de ölmem lazımdı.

"Benden gelecek selamı istediğini sanmıyorum Kumsal."

Arkamı döndüm ve adımlarımı hızlandırdım. Bir süre boyunca hızlı adımlarla düz şekilde devam ettim. Sonra sola dönüp binanın kenarından Kumsal'a ve Kayhan'a baktım. Kumsal, Kayhan'ın elinden tutmuş, birşeyler anlatıyordu. O kadar hararetli anlatıyordu ki bazen kendini geri çekiyordu.

Binaya yaslanarak içime derin bir nefes çektim. "Sakin ol Ada." Kendime telkinler vermeye başladım. Aynı zamanda avuç içlerim yere doğru dönmüştü. Kendimi her şekilde telkin etmek zorundaydım. "Sakin ol. Buraya onunla tartışmak için gelmedin. Geliş amacın kafa dinlemek. Saçma sapan triplere girme. Onu görmeyeceksin. Kafa dinleyecek, moralini düzeltecek, babaannene yardım edecek ve sonra da buradan arkana bakmadan, siktir olup gideceksin."

Sırtımı yaslamış olduğum duvardan çekip ilerlemeye kaldığım yerden devam ettim. Zaten her şeye kaldığım yerden devam etmek zorunda olan bir insan olmuştum ben hep. Canım istediği için olay örgüsünü bozma gibi bir lüksüm yoktu, olmamıştı. Bir şeyleri değiştirmek gibi bir şansım çok azdı.

Bir şeyleri yoluna koyabilmek için herşeyin raydan çıkması gerekiyordu.

Bir şeyi bozma gibi bir şansı olmayan bir insan, doğal olarak her şeyi de raydan çıkaramazdı. Bunu istese bile ona izin vermezlerdi. Vermiyorlardı da zaten. Hayatta aldığı bütün kararları kendi yerine başkaları veriyordu zaten.

Evin önüne gelince parmağımı zilin üzerine koyup beklemeye başladım. Parmağım kapı açılana kadar zilin üzerinde duracaktı. Kapının dibinden gelen ses ile parmağımı zilden çekmiş olsam bile zil çalmaya devam ediyordu.

Patlama Ada, geldim." Böyle böyle herkes öğrenecekti. Kapıda en sevecen gülümsemem ile büyükannemin kapıyı açmasını bekledim. Kapıyı açtığı zaman bana sert bakışlar atmaya başlamıştı. "Senin benim kapımla derdin nedir kızım?"

Kendisine özgü mü sanıyordu?

"Sultanım yanlış anladın sen?" Kenardan içeri geçtim. Bir kuğu edasıyla mutfağa doğru adımladım. Arkamdan kapanan kapı sesini duyduğumda elimdeki ekmek poşetini masaya bırakmıştım.

"Neyi yanlış anladım Ada Hanım?" Dirseklerimi sandalyenin başlığına yaslayıp gözlerimi kapıya çevirdim. Büyükannem ellerini beline koymuş bana bakıyordu.

"Onu herkese yapıyorum babaanneciğim." Büyükannem burnundan nefes verir gibi güldü. "Hayırdır Makbuş Sultan, neye güldüğünüzü öğrenebilir miyim?"

Büyükannem ellerini indirip mutfağa doğru yürümeye başladı. Tam yanımda durunca kollarımı masadan çekip büyükanneme baktım. Büyükannem benden en fazla dört santim kısa bir kadındı. Ona bakarken kendimin yaşlanmış haline bakıyormuş gibi hissediyordum.

"Neye gülüyorum Ada biliyor musun?" Başımı iki yana salladım gülerek. "Seni çok iyi tanıyorum." Başımı omzuma doğru yatırdım. Bu devam etmesini istediğimi belli eden bir işaretti. "Sen bazı şeyleri herkese yapmazsın." Boğazımdaki yumrunun gitmesi için yutkundum. O sırada büyükannem cümlesine devam etti. "Vazgeçtim, sen herşeyi herkese yapmazsın Ada."

Bunları neden, ne amaçla konuşuyorduk...

"Sakın bana herkese yapıyorum deme bu yüzden. Ben senin aklından geçeni bile biliyorum."

Masanın üzerinde duran salatalık dilimlerinden birini elime aldım. Elimdeki salatalık da ağzıma doğru uçuşa geçip kısa sürede iniş yaptı. "Yemek yiyelim de ben duş alayım sultanlar sultanı." Amacımın konuyu değiştirmek olduğunu bilse de yorum yapmadı.

Büyükannem ile beraber izlediğimiz dizi eşliğinde karnımızı doyururken büyükannemin söylenmelerini dinliyordum. Daha doğru televizyondaki oyuncular ile tartışmasını...

"Gitti gül gibi çocuk, ah yavrum ah yavrum."

Tamam büyükanne, en Türk kadını sensin.

"Hep o cadaloz kadın yüzünden bunlar işte." Kaşlarımı yukarı kaldırıp önce büyükanneme sonra da televizyona baktım.

Ekranda kanlar içinde yatan esmer bir adam vardı. Yanında bekleyen genç, sarışın bir kadın vardı. Az önce ekrana baktığımda adamla öpüşen bir kadın vardı ve o kadın kesin olarak bu kadın değildi. O kadın... daha esmerdi.

"Kim bu kadın Makbuş Sultan?" Ağzıma yeşil zeytin atarken sorduğum soruya hızla cevap verdi. "Kim olacak kızım?" Gözleri ekrana dönüktü hâlâ. "Karısı," dediğinde şaşkınlığım daha da arttı.

"Az önceki hatun kimdi o zaman?" Gözlerimden uyku taşarken öğrenmek istediğim en son şey bile değildi aslında bu kadının kim olduğu ama merak insanı çok yanlış yerlere götürüyordu.

"O şırfıntı var ya o mikrop," dedi büyük bir kinle. "Şu yerde yatan bir içim suyun metresi olan amca kızı."

Adam, amcasının kızını metresi mi yapmış yani?

"Vay or-" diye başladığım cümleye büyükannem burada diye farklı yönlere çektim. "Tanca parmak çekilecek insan."

"Bütün iştahım kaçtı Ada," derken adam hâlâ yerde kanlar içinde yatıyordu. "Baksana zehir zıkkım ettiler yemeği bize. Hadi, sen de doyduysan git yerleşde dinlen biraz." Başımı sallayıp yeşil çayımın son yudumunu içtim. Sandalyemi geri iterek ayağa kalktım.

"Sadece bugünlük diyerek gidiyorum Sultanım. Daha sonra ben hallederim ama şimdi gerçekten çok yorgunum. Belki de bunları yerleştirmeye bile fırsatım olmayacak." Onları demek yerine bunları mı demiştim ben yine.

Mutfaktan çıkıp valizleri elime alıp merdivenlere yöneldim. Zar zor bir şekilde merdivenleri çıktıktan sonra büyükannemin bana özel hazırlamış olduğu o odaya geçtim. Gözümün ilk takıldığı yer odadaki masanın üstünde duran fotoğraflardı.

Valizleri kenara bırakıp benim için değerli olan o fotoğraf karesini elime aldım. Fotoğrafta benim yanımda "o" vardı. Hafif kıvırcık olan kumral saçları bu fotoğrafta biraz uzundu. Ela tonlarında olan gözleri parlıyordu bana bakarken. Benim yeşil irislerim kameraya bakarken o bana bakıyordu. O ana gidince saçlarımı kokladığını söylediğini hatırlıyordum.

"Saçlarının ne kadar güzel koktuğunu bir bilsen Ada, ömrünün sonuna kadar sadece o koku ile geçinirsin."

Oysa ki benim saçlarım o kadar güzel kokmuyordu bence. Ben her gün onların kokusuna bakıyor ama asla o kokuyu sevmiyordum.

"Geldim," dedim fotoğraftaki yüzü başparmağım ile severken. "Yine buradayım. Bu kez başka."

Bu kez çok başka.

***

Selamlar baldan tatlı bal küplerim...

BKKD'den sonra size DTA'yı getirdim. Bu da ilk bölümü. Umarım ilk bölümü sevmişsinizdir. Unutmayın bu bir yaz kurgusudur. İçinde bol miktarda aşk ve dondurma olacaktır.

Şimdi sizi çok özlediğimi söyleyim. Tatlı yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum.

Çok uzatmaya gerek yok. Ben yeni bölümü yazmaya gidiyorum.

Kendinize iyi bakın.

Görünüşürüz canımlar...