13. bölüm · Dokuzuncu Port: Kan, Kül ve Parşömen

Toprağın Altındaki Çığlık

Ekrem Efe Özbek

Mozole'nin avlusu, Kuzey'in gökyüzünden indirdiği o muazzam enerji sütununun yarattığı
kraterin etrafında ölümcül bir sessizliğe bürünmüştü. Beşinci Port taşından geriye sadece ince,
gri bir toz bulutu kalmıştı.
Toz bulutunun ortasında, dizlerinin üzerine çökmüş olan Nazir duruyordu.
Yenilmez sanılan adamın omuzları titriyordu. Parmaklarını Port'un küllerine daldırdı. Yüzünde
kibrin, o sakin ve hesaplı sosyopatlığın zerresi kalmamıştı. Başını yavaşça kaldırdığında,
gözlerindeki o dipsiz karanlığın yerini çürük, hastalıklı ve parlayan bir yeşil almıştı.
"Benim olanı..." diye fısıldadı Nazir. Sesi çatallı, iki dünyadan aynı anda geliyormuş gibi
yankılanıyordu. "Siz... böcekler... benim olanı benden aldınız!"
Nazir asasını fırlatıp attı. İki elini de Mozole'nin binlerce yıllık, kan ve sihirle doymuş toprağına
sapladı. Kara Ada'daki o volkanik, ateşli gücün yerini şimdi saf, buz gibi bir ölüm enerjisi
almıştı. Necromancy. (Ölü Çağırma)
"Exsuscito Antiquis!" diye kükredi Nazir, başını gökyüzüne kaldırarak. Boynundaki damarlar
yeşil bir ışıkla kabarmıştı.
Yer sarsılmadı; yer adeta acıyla inledi.
Mozole'nin kalıntıları, mermer bloklar ve toprak zemin büyük bir şiddetle çatlamaya, yarılmaya
başladı. Toprağın altından gelen o kuru, sürtünen kemik sesleri gecenin sessizliğini yırttı.
Dünyanın Yedi Harikasından biri olan bu mezar, binlerce yıllık uykusundan uyanıyordu.
Toprağın yarıldığı yerlerden, üzerlerinde paslanmış bronz Karya zırhları olan, göz çukurlarında
Nazir'in hastalıklı yeşil sihri parlayan iskelet savaşçılar fırlamaya başladı. Onlarca, yüzlerce...
Mozole'nin altındaki devasa nekropol, Nazir'in saf öfkesiyle yüzeye kusuluyordu.
Okan, az önce Meltem'den yediği dayakla yerde yatarken, hemen yanı başında toprağı delip
çıkan bir iskeletin paslı kılıcını savurmasıyla dehşete düştü. Refleksle asasını kaldırdı:
"Reducto!" Lanet, iskeletin göğüs kafesini paramparça etti. Ancak kemikler yere düşer düşmez,
yeşil bir enerjiyle birbirine tekrar kenetlenip ayağa kalktı.
"Parçalanmıyorlar!" diye bağırdı Okan paniğe kapılarak.
"Kokuları..." diye inledi Sina, elleriyle kör gözlerini kapatarak yere çökerken. "Binlerce yıllık
çürümüşlük... Oksijen yok, sadece ölüm kokuyor! Nefes alamıyorum!" Sina'nın o çok
güvendiği duyusal sihir, binlerce ölünün aynı anda uyanmasıyla zihnine aşırı yükleme yapmıştı.
Meltem, üzerine çullanan üç iskelet muhafızın arasından kusursuz bir taklayla sıyrıldı. Elektrik
yüklediği şok disklerinden ikisini iskeletlerin boyunlarına fırlattı. Diskler hedefe tam isabet
edip mavi yıldırımlar saçtı ama iskeletler sarsılmadı bile.
"Lanet olsun!" diye bağırdı Meltem, diskleri geri çağırıp saf titanyum savaş bıçaklarını
çekerken. "Darius! Bunlarda sinir sistemi yok! Diskler sadece onları gıdıklıyor!" Bıçaklarıyla
iskeletlerin eklem yerlerindeki bağları keserek onları fiziksel olarak devirmeye çalışıyordu ama
her düşenin yerine iki tane daha çıkıyordu.
Lidya, zihnine illüzyonla işkence ettiği Vera'nın yakasından tutup onu sertçe ayağa kaldırdı.
Siyah gölgeleri, üzerlerine gelen kemik yağmuruna karşı fiziksel bir kalkan oluşturmaya
çalışıyordu ama gölgeler ölülerin üzerinde işe yaramıyordu. "Eğer yaşamak istiyorsan o kibirli
asanı çalıştır Bakanlık faresi!" diye tısladı Lidya. Vera, şoktan çıkar çıkmaz etrafına alevden
kırbaçlar (Incendio) savurmaya başladı.
Barlas, asasının gümüş başlığıyla etrafında devasa bir rüzgâr kalkanı (Aresto Momentum)
oluşturmuştu ama kemik ordusu dalgalar halinde kalkanına çarpıyordu. Avcının o hesaplı yüzü,
şimdi saf bir ölüm korkusuyla kasılmıştı.
Ortalığın tam merkezinde, kemikten bir hortumun içinde yükselen Nazir duruyordu. Etrafında
uçuşan keskin mermer parçaları ve kemikler onu koruyan aşılmaz bir zırh gibi dönüyordu.
Darius'un kulaklığı cızırdadı. "Patron!" Kuzey'in sesi gergin, hızlıydı. "Atış alanım tamamen
kapandı. Nazir'in etrafındaki kemik fırtınası mermileri yutuyor. Onu vuramıyorum!"
"Vurma zaten!" diye kükredi Darius, asasıyla üzerine atılan devasa bir Karya muhafızını ikiye
bölerken. "Geri çekiliyoruz! Bu bir savaş değil, katliam!"
Darius, asasını yere saplayıp Barlas'a doğru döndü. "Kibrini yut ve adamlarını buradan çıkar
Barlas! Yoksa Mausolos'a kalıcı muhafız olacaksınız!"
Barlas, Darius'a öfkeyle baktı ama etrafındaki çemberin daraldığını görebiliyordu. Bakanlık
protokollerini bir kenara bırakıp adamlarına bağırdı: "Dağılın! Sınırın dışına cisimlenin!"
Darius, ekibini tek bir noktada toplamak için derin bir nefes aldı. Asasının ucunu, daha önce
hiç denemediği, yasaklı ve tehlikeli bir kombinasyon için ayarladı. Uzay ve zamanı aynı anda
büken, yıkıcı bir geri çekilme büyüsü.
"Lidya! Meltem! Bana tutunun!"
İki kadın Darius'un omuzlarına yapıştığı an Darius asasını gökyüzüne kaldırdı. "Portus
Expulso!"
Darius'un asasından fırlayan enerji, bulundukları noktanın tam ortasında devasa, mavi bir
vakum yarattı. Etraflarındaki onlarca iskelet, patlayan şok dalgasıyla geriye savrulurken, uzayın
dokusu yırtıldı.
Vakum sesiyle birlikte CORE ekibi saniyeler içinde oradan kayboldu. Barlas ve Vera, Okan ile
Sina'yı yakalarından sürükleyerek farklı bir yöne doğru zorlukla cisimlendiler.
Saniyeler sonra Mozole'nin avlusunda sadece paramparça olmuş tarihi eserler, binlerce iskelet
muhafız ve onların ortasında, gözlerindeki yeşil ateşle geceyi aydınlatan, delirmiş bir Abu Nazir
kalmıştı.