14. bölüm · Dokuzuncu Port: Kan, Kül ve Parşömen
Düşen Kale ve Kırık Yeminler
Bodrum Kalesi, yüzyıllardır St. Jean Şövalyeleri'nin anılarını, denizin tuzunu ve Ege'nin en
büyük sihir arşivini koruyan o devasa taş yapı, yeşil bir kıyametin altında can veriyordu.
Nazir, Mozole'de kaybettiği Beşinci Port'un öfkesini gizlenerek değil, doğrudan Bakanlığın
kalbine saldırarak çıkarıyordu. Binlerce Karya iskeleti, çürük yeşil bir ışıkla parlayan gözleri
ve paslı bronz kılıçlarıyla kalenin surlarına tırmanıyordu. Bakanlığın ördüğü o meşhur altın
rengi savunma kalkanları (Protego Maxima), Nazir'in bitmek bilmeyen ölü ordusunun ağırlığı
altında çatırdamış ve cam gibi kırılmıştı.
Kalenin Fransız Kulesi'nde alevler yükselirken, resmi Seherbazlar çığlık çığlığa geri
çekiliyordu. Okan, asasıyla peş peşe patlayıcı lanetler atıyor ama havaya uçurduğu her iskelet
saniyeler içinde tekrar birleşip üzerine gelmeye devam ediyordu. Sina, etraftaki yoğun ölüm
büyüsünün kokusundan dolayı burnu kanayarak yere yığılmış, Vera onu umutsuz bir illüzyon
kalkanıyla korumaya çalışıyordu.
Barlas, asasının gümüş başlığından fışkıran beyaz şimşeklerle sur kapısını tutmaya çalışıyordu
ama avcı kibri tamamen kırılmıştı. Gözlerinin önünde, inandığı o sarsılmaz sistem, yasalar ve
Bakanlık paramparça oluyordu. Nazir, aşağıda, köprünün girişinde durmuş, kalenin düşüşünü
bir orkestra şefi gibi ellerini havada sallayarak yönetiyordu.
"Barlas!" diye bağırdı Vera, Sina'yı omuzlayıp sürüklerken. "Kule düştü! Ana arşiv yanıyor!
Burayı tutamayız!"
Barlas, dişlerini sıkarak asasını indirdi. Yüzü is, kan ve yenilgi içindeydi. "Tahliye protokolü,"
diye fısıldadı sesi titreyerek. Sonra tüm avluya yankılanacak şekilde bağırdı: "Herkes tahliye
olsun! Kale düştü! Sınırın dışına cisimlenin!"
Barlas, adamlarını alıp o yeşil cehennemden son anda cisimlenirken, arkalarında Bodrum Sihir
Bakanlığı'nın tamamen Nazir'in eline geçişini bıraktılar.
*
İçmeler Tersanesi'ne vuran hırçın yağmur, gecenin kanını temizlemeye yetmiyordu.
Alaz'ın paslı yatının alt güvertesinde, ölümcül bir sessizlik ve barut kokusu hâkimdi. Efsun'un
radyosu saatlerdir susmuyordu; kalenin düşüşü, Seherbazların panik içindeki çığlıkları ve
Bakanlığın çöküşü frekanslardan odaya dolmuştu.
Darius, haritanın başında durmuş, yüzünde mimik oynamadan radyoyu dinliyordu. Kulaklığı
cızırdadığında Kuzey'in dışarıdan gelen buz gibi sesi duyuldu: "Geldiler. Dört kişiler. Silahları
ellerinde ama dördü de ayakta zor duruyor."
"İçeri al," dedi Darius.
Yatın ağır, çelik kapısı gıcırdayarak açıldı. Barlas, Vera, Okan ve Sina içeri adım attıklarında,
Mozole'deki o kibirli "Engizisyon" timinden eser yoktu. Sırılsıklam olmuşlardı, cübbeleri yırtık
pırtık, yüzleri çaresizlikle doluydu.
İçeri girdikleri an, Meltem'in iki kavisli bıçağı şimşek hızıyla Okan'ın şahdamarına ve
Barlas'ın göğsüne kilitlendi. Lidya ise gölgelerin içinden çıkarak Vera'nın ensesine buz gibi
gümüş yüzüklerini dayadı.
Okan refleksle asasına davranacak oldu ama Meltem bıçağını milimetrik bir hareketle
bastırdı. "Bir kasın bile seğirirse," diye fısıldadı Meltem, "seni o iskeletlerin bile kıskanacağı
bir et yığınına çeviririm."
"Silahlarınızı indirin," dedi Darius, masadan doğrulup ağır adımlarla Barlas'a yaklaşırken.
"Burası Bakanlık zindanı değil. Ve sizin de artık bir Bakanlığınız yok."
Barlas, göğsündeki bıçağa rağmen dik durmaya çalışarak Darius'un gözlerinin içine baktı.
Ardından, beklenmedik bir şey yaptı. Gümüş başlıklı asasını elinden bıraktı. Asa, yatın çelik
zeminine tıngırdayarak düştü.
"Haklısın," dedi Barlas, sesi yorgun ve yenilmişti. "Kale düştü. Arşivler, silah depoları,
güvenli evler... Hepsi Nazir'in elinde. Resmi Seherbazların yarısı öldü, kalanlar adadan kaçtı.
Bodrum artık ona ait."
Darius, gözlerini kısmadan Barlas'ı süzdü. "Mozole'de bana arkamdan saldırdın. 'Bakanlık
ittifak yapmaz, kullanır' demiştin. Şimdi ne değişti, Barlas? Neden kuyruğunu kıstırıp benim
paslı tekneme sığındın?"
"Çünkü kurallar öldü, Widdershins," dedi Barlas yutkunarak. Sina'nın köşede titreyen
bedenine, Vera'nın boş bakan gözlerine baktı. "Bakanlık olarak o adama karşı kurallarla
savaşıyorduk. Ama o adam bir kural tanımıyor. Ölümü büküyor. Şehri ele geçirdi."
Barlas, gözlerini tekrar Darius'a çevirdi. "Senin de kuralların yok. Sen de onun kadar
karanlıksın. Onu durdurabilecek tek şey, ondan daha acımasız olan sizsiniz. İstihbaratım,
taktik bilgim ve adamlarım... Hepsi senin emrinde. Sadece o canavarı yok edelim."
Oda bir an için nefes almayı bıraktı. Meltem bıçaklarını yavaşça indirdi ama geri adım
atmadı. Kuzey, elindeki o devasa, yasadışı abanoz asasını omzuna yaslamış, kapı pervazından
sessizce onları izliyordu.
Darius, eğilip Barlas'ın gümüş asasını yerden aldı. Asayı avcının eline sertçe geri tutuşturdu.
"Benim emrimde değilsiniz," dedi Darius, sesi paslı çiviler gibi soğuk ve keskindi. "Çünkü
ben bir komutan değilim. Biz artık asker değiliz, Barlas. Biz, evimizi işgal eden bir iblise
karşı savaşan hayaletleriz."
Darius masaya, paramparça olmuş Bodrum haritasına döndü. Nazir'in ele geçirdiği kalenin
üzerine siyah bir hançer sapladı.
"Dört Port kaldı," dedi Darius, masadaki herkese -hem CORE hem Engizisyon üyelerine
bakarak. "Nazir kalede. Kendini güvene aldı, ölü ordusuyla korunaklı bir taht kurdu. Kalan
Port'ları kaleden çıkmadan, o kemik ordusunu göndererek veya tutsak ettiği fanileri
kullanarak açmaya çalışacaktır."
"Sina'nın koku duyusu zayıfladı ama hala çalışıyor," dedi Barlas, haritaya yaklaşarak. İhanet
geride kalmış, yerini saf bir hayatta kalma ortaklığı almıştı. "Eğer Nazir'in kaleden dışarı
gönderdiği o büyü sinyallerini yakalarsak, kalan dört Port'un yerini o oraya ulaşmadan
bulabiliriz."
"Güzel," dedi Darius, gözlerindeki o avcı ateşi yeniden harlanırken. "Alaz, yatın motorlarını
çalıştır. Sabit kalırsak bizi bulurlar. Efsun, frekansları sadece Sina'nın zihinsel radarına göre
ayarla."
Darius cübbesini omuzlarına atıp asasını çekti. Barlas'a ve diğerlerine son bir kez, ölümcül bir
ciddiyetle baktı.
"Hoş geldiniz yeraltına. Artık rozet yok, kanun yok, sınır yok. Bodrum'u cehennemden geri
alıyoruz."
