DM FELAKETİ kitap kapağı

20. bölüm / 20

DM FELAKETİ

2.0

Yazar: Nisanur Çaça

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 20Şu an: 2.0

Uzuunnn bir aradan sonra merhabaaa
-------------
Salı günü öğle arasına girdiğimizde, Melis’le kütüphaneye geçmiştik. Proje ödevi bahane olsa da aklımın bir köşesinde dünkü kütüphane baskını ve Ozan’ın o rahat halleri vardı. Tam masaya oturup kitapları açmıştık ki, voleybol takımından Tunç arkadaki masaya yerleşti. Ozan ise her zamanki gibi kafasına eseni yaparak doğrudan masama, yanıma kuruldu.
"Yine mi aynı masa Siyah Herkül?" dedi, sesini alçak tutmaya çalışsa da arkadakilerin duyacağı kadardı.
Gözlerimi devirip önümdeki deftere baktım. "Kütüphane benden başka kimsenin tekelinde değil Ozan."
Ozan hafifçe gülerek parmağıyla masadaki kalemimi çevirmeye başladı. Arkadan Tunç’un sesi duyuldu: "Oha Ozan, takım kaptanı kütüphaneden çıkmıyor artık hayırdır?" Diyip çapkın bir sırıtışla bize baktı.
Yüzümün kızardığını hissedip başımı öne eğdim. "Bak arkadaşların dalga geçiyor, biraz uzağa oturur musun?" dedim fısıltıyla.
Ozan oralı bile olmadı. Aksine, eğilip saçımın kulağımın arkasından sarkan bir tutamıyla oynamaya başladı. Parmakları tenime hafifçe değdiğinde içim titredi. "Baksınlar," dedi fısıltısı kulağımı ısıtırken. "Zaten yakında herkes öğrenecek."
----
O gün okul bittikten sonra kafamı toplamak için yürümek istedim. Eve doğru kestirme yoldan, mahallemizdeki parkın içinden geçerken iki çocuğun hararetli bir şekilde basketbol konuştuğunu duydum. Sesler o kadar tanıdıktı ki adımlarım yavaşladı.
Ufuk ve Ozan... Yan yana oturmuş, ellerinde meyve suları, geçen maçın skorunu tartışıyorlardı! Hatta Ozan, Ufuk’un omzuna dostça bir yumruk atıp gülüyordu.
Gözlerime inanamayarak hızla yanlarına adımladım. "Siz... siz ne yapıyorsunuz burada?!"
Ufuk beni görünce bocaladı, elindeki meyve suyunu saklar gibi yaptı ama hemen toparlanıp çenesini havaya kaldırdı. "Ne varmış abla? Ozan kötü çocuk değil o kadar da, beraber takılıyoruz işte."
Ozan ise karşımda durmuş, o cüretkar gülüşüyle bana bakıyordu. "Küçük muhafızınla aramızdaki buzları erittik Siyah Herkül," dedi. "Gördün mü? Kalbine giden yoldaki engelleri kendi ellerimle temizliyorum."
Gözlerim ikisi arasında gidip gelirken
"Sen... Sen satılık mısın Ufuk?!" diye çıkıştım kardeşime ama içten içe şoktan ne diyeceğimi bilemiyordum.
Ufuk, aramıza giren bu tuhaf gerginliği sezmiş gibi homurdanarak ayağa kalktı. Elindeki boş meyve suyu kutusunu buruşturup çöp kutusuna attı.
"Benim eve gitmem lazım, maç bitti zaten," dedi, Ozan’a kısa bir bakış atarak. Sonra bana döndü: "Hadi abla, akşam yemeğine geç kalacağız."
Ufuk arkasını dönüp mahalle aralarından hızlı adımlarla uzaklaşırken, gözlerimi kısarak arkasından baktım. Resmen beni bu adamla baş başa bırakıp gitmişti!
Ufuk’un silueti köşeyi dönüp tamamen gözden kaybolduğunda, etraftaki sessizlik bizi sardı. Parkın loş sokak lambasının sarı ışığı üzerimize düşüyordu.
Ozanın ağzından
Parkın loş ışıkları altında Ufuk’un köşeyi dönüp gözden kaybolmasını izledim. Sokak tamamen sessizleştiğinde, asıl odaklanmam gereken yere, yani hemen önümde duran o inatçı kızın gözlerine döndüm.
Adım adım üzerine yürürken kaçacak hiçbir yeri kalmadı; sırtı parktaki dev çınarın gövdesine yaslandı. İki kolumu iki yana, ağacın gövdesine dayayıp Defne'ye daha çok yaklaştım. Aradaki bütün mesafeyi yok ettiğimde, Defne’nin sığ ve hızlı nefesleri doğrudan yüzüme çarptıyordu. O an kalbinin göğüs kafesini nasıl zorladığını, tıpkı benimki gibi kontrolden çıktığını çok net hissedebiliyordum.
Yüzünü yukarı kaldırıp bana meydan okumaya çalışan o bakışlarla baktı.
" Şimdi kaçacak bir yerin kalmadı ha?"
Defne benim dışımda heryere bakarken ne cevap vereceğini kestiremiyormuş gibiydi.
Zihnimde bir ses “Şimdi üstüne gitme, bırak biraz soluklansın” diye beni uyardı. Kendimi durdurmaya, biraz geri çekilmeye çalıştım. Zaten yeterince zorlamıştım, o "Hayır" cevabından sonra biraz ona alan tanımalıydım, değil mi?
Ama dudaklarının o hafif aralık, hafif titreyen hali... Gözlerinin benim dudaklarıma kayması... Hayır Ozan, şimdi olmaz HAYIR!
Derin bir nefes alarak başımı biraz daha eğdim. Sesimi fısıltıyla sabitlemeye çalışarak, o cümleyi doğrudan dudaklarına fısıldadım:
"Kardeşini bile kendi tarafıma çektim, Siyah Herkül... Hâlâ o 'Hayır' cevabının arkasında durabileceğine gerçekten inanıyor musun?"
Gözlerinin içine baktım, korkak bakışları gözlerimle dudaklarım arasında gidip geliyordu.
Ne diyeceğini düşünüyor gibiydi, dudaklarını aralıyor sonra sanki ne diyeceğini bilemiyormuş gibi geri kapatıyordu.
Gözlerimi gözlerinden bir an bile olsun ayırmadan başımı hafifçe sağa eğip dudaklarıma çapkın bir gülümseme yerleştirip aradaki son mesafeyi de kapattım ve dudaklarım, sonunda beklediğim o yumuşaklıkla dudaklarının üzerine kapandı. Defne ilk an şaşkınlıkla kısa bir nefes alıp donakaldı; parmakları refleks olarak montumun kumaşına tutundu. Dudaklarım sadece dudaklarını örtüyordu. Geçen saniyeleri ardından karışılık vermeyeceğini anlayıp geri çekileceğim sırada dudaklarını hafifçe aralayıp bana alan tanıdı.
Öpücüğümün derinleşmesine izin verdiğinde, içimdeki o zafer ve tatmin dalgası bütün vücuduma yayıldı. Önce temkinli, neredeyse onu ürkütmemek adına yavaş başlayan o temas, Defne’nin elleri yavaşça göğsüme doğru kayıp karşılık vermesiyle bambaşka bir boyuta evrildi. Dudaklarımızın uyumu, nefesinin benim nefesime karışışı, kokusunun içime dolması... Zamanın akışı durmuş gibiydi. Çenesini parmaklarımın arasında hafifçe kavrayıp onu kendime biraz daha bastırdım. O an, o parkta dünyada sadece ikimiz vardık ve Defne’nin o inatçı "Hayır" kelimesi, dudaklarımın arasında tamamen eriyip gidiyordu.
---------
Ayyy durunnnn offf çok tatlılar

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

21okunma 4beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…