12. bölüm · DK
Sessiz Anlaşma
4 saat sonra
Uçak İstanbul Havalimanı’na iniş yaptığında derin bir nefes aldım.
Sonunda dönmüştük.
Uçaktan indikten sonra valizlerimizi alıp çıkışa doğru yürümeye başladık.
Tam dışarı çıkacağımız sırada Aras durdu.
“Benim arabam burada.”
Ona baktım.
“Eee?”
“Benim arabamla gidelim.”
Kaşlarımı kaldırdım.
Aslında adamlarım beni bekliyordu.
Ama Aras’ın yanında onlarla gitmem mümkün değildi.
Üstelik Aras zaten yeterince şüpheleniyordu.
Daha fazla dikkat çekmek istemiyordum.
“Tamam.”
Aras hafifçe başını salladı.
Birlikte otoparka doğru yürümeye başladık.
Tam arabaya binecekken ağzımdan düşünmeden çıkan kelime ikimizi de durdurdu.
“Teşekkürler Aras abi.”
Aras’ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Abi mi?”
Omuz silktim.
“Evet.”
“Asena.”
Ses tonu uyarıcıydı.
“Ne var?”
“Ben yirmi yedi yaşındayım.”
“Ee?”
“Sen yirmi dört yaşındasın.”
“Dört yaş.”
“Üç.”
“Fark etmez.”
Aras gözlerini devirdi.
“Aramızda üç yaş var diye bana abi mi diyorsun?”
Dudaklarımın kenarı kıvrıldı.
Sinir ol gıcık.
“Oluyorsun işte.”
Aras birkaç saniye bana baktı.
Sonra hiçbir şey söylemeden şoför koltuğuna geçti.
Yol boyunca benimle konuşmadı.
Belli ki sinirlenmişti.
Bu durum nedense hoşuma gitmişti.
Yaklaşık kırk dakika sonra aracın camından Boğaz görünmeye başladı.
Kısa süre sonra rezidansın önünde durduk.
Valizleri bagajdan indirirken Aras etrafına göz gezdirdi.
“Burada mı yaşıyorsun?”
“Evet.”
Birlikte asansöre bindik.
Üst katlara çıktık.
Kapıyı açıp içeri girdiğimizde Boğaz manzarası bütün salonu kaplıyordu.
Tavan camları, modern mobilyalar ve şehrin ışıkları…
Burası benim evimdi.
Aras birkaç saniye boyunca sessiz kaldı.
Sonra salona göz gezdirdi.
“Fena değil.”
İstemeden güldüm.
“Senin şu ‘fena değil’ kelimen bir gün başına iş açacak.”
Valizleri içeri taşıdıktan sonra Aras saate baktı.
“Akşam gelir misin?”
“Nereye?”
“Evlilik konusunu konuşuruz.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Evlilik konusu mu?”
“Evet.”
Yüzündeki ciddi ifade değişmedi.
“Sonuçta bu işten kaçamayacağız gibi görünüyor.”
Bir süre düşündüm.
Sonra omuz silktim.
“Tamam.”
Kapıya yönelirken arkasından seslendim.
“Bir kahvemi içersin ozaman. ?”
Aras durdu.
Sonra beklenmedik şekilde gülmeye başladı.
İlk kez onu bu kadar rahat gülerken görüyordum.
“İçerim.”
Yaklaşık bir saat sonra kapı zili çaldı.
Kapıyı açar açmaz Gökçe içeri daldı.
Yüzündeki sırıtış fazla tehlikeliydi.
“Neden bu kadar mutlusun?”
Gökçe havalara zıpladı.
“Çünkü bugün sözleniyorsun!”
Gözlerimi devirdim.
“Saçmalama Gökçe.”
“Ama doğru.”
“Gökçe.”
“Aras Beyin arkadaşı felan varsa bana ayarlasana.”
“GÖKÇEE!”
“Ne var ya dörtlü date yapardık”
“Sabırrr”
Elimle koltuğu işaret ettim.
“Hadi iş konuşalım.”
Bu cümleyle birlikte yüzündeki eğlenceli ifade kayboldu.
Gökçe koltuğa oturdu.
“Volkan Demir hakkında yeni bilgiler var.”
Ben de karşısına geçtim.
“Anlat.”
“Volkan’ın Yalın Holding’de çalışan bir kadınla ilişkisi var.”
Kaşlarım çatıldı.
“Kim?”
“Irmak Dere.”
“Kaç yaşında?”
“Yirmi yedi.”
Başımı salladım.
“Devam et.”
“Altı yıldır Yalın Holding’de çalışıyor. İki gün önce muhasebe departmanında yükseldi.”
Bu tesadüf değildi.
Kesinlikle değildi.
“Peki?”
Gökçe bana baktı.
“Kız Aras’a ulaşmış.”
Bu sefer tamamen dikkat kesildim.
“Ne söylemiş?”
“Asena Kara’nın DK ile çok yakın bağlantısı var demiş.”
Yüzümdeki ifade değişmedi.
Ama içimden geçenler aynı değildi.
“Sonra?”
“Aras da Moskova’dayım demiş. Geleyim, yüz yüze konuşalım demiş.”
Sessizlik oldu.
Birkaç saniye boyunca düşündüm.
Sonra sordum:
“Irmak şimdi nerede?”
Gökçe sırıttı.
“Ben öğrendiğim anda onu güvenli bir yerde tutturdum.”
İçimden derin bir nefes verdim.
İyi düşünmüştü.
“Yarın saat üçte.”
Gökçe başını kaldırdı.
“Ne olacak?”
“Bana bir yemek ayarla.”
“Nerede?”
“Yeni aldığım atölyenin yakınlarında.”
Gözlerim karardı.
Biraz da sevindim.
Uzun zamandır cinayet işlemiyordum.
“Yemekten sonra Volkan’ın cezasını kesmek için oraya getiriceğim.”
Gökçe başını salladı.
“Tamam patron.”
Saatler sonra hazırlanmak için odama çıktım.
Dolabın önünde birkaç dakika durdum.
Sonunda siyah, zarif ve diz altına kadar uzanan elbiseyi seçtim.
Saçlarımı ensemde sıkı bir topuz yaptım.
Makyajımı tamamladıktan sonra aynaya baktım.
Tam o sırada kapı açıldı.
Gökçe içeri girdi.
Beni görünce olduğu yerde durdu.
“Sen çok güzel olmuşsun.”
İstemeden güldüm.
“Abartma.”
“Ciddiyim.”
“Babamı inandırmam gerekiyor.”
“Bu kadar şık olmana gerek var mıydı?”
Omuz silktim.
“Abartılı değil. Sadece şık.”
Gökçe yine sırıtınca gözlerimi devirdim.
“Hadi çıkıyoruz.”
Ama o hâlâ yerinden kıpırdamıyordu.
Sabrım tükenince kalçasına hafifçe vurdum.
“Hadi.”
Gökçe kahkaha attı.
“Aras’a da aynısını yap.”
“Gökçe.”
“Tamam sustum.”
Yarım saat sonra arabamız babamın evinin bulunduğu sokağa girerken gece çoktan İstanbul’un üzerine çökmüştü.
Kapının zili çaldığında babam kapıya yöneldi.
Birkaç saniye sonra kapı açıldı.
Babamın sesi koridorda yankılandı.
“Asena…”
Gözlerindeki gururlu ifadeyi görünce istemsizce gülümsedim.
“Benim kızım ne kadar güzel olmuş böyle.”
“Baba…”
“Ne var? Gerçeği söylüyorum.”
“Abartıyorsun.”
Babam gülerek başını salladı.
Tam o sırada Gökçe yanımıza geldi.
Babam onu görünce kollarını açtı.
Gökçe hiç düşünmeden sarıldı.
Annesi ve babasını küçük yaşta kaybettiği için babam onu yıllardır kendi kızı gibi görüyordu.
“Nasılsın kızım?”
“İyiyim amca.”
“Amca değil.”
Gökçe gülerek başını eğdi.
“Biliyorum.”
Bir süre sohbet ettikten sonra kapı zili yeniden çaldı.
Babam bu kez heyecanla kapıya yöneldi.
Kapı açıldığı anda Selim Yalın ve Tuğçe Yalın içeri girdiler.
Arkalarında Aras vardı.
Ama yalnız değildi.
Yanında yaklaşık on yedi yaşlarında bir kız ve Aras kadar uzun, yapılı bir adam duruyordu.
Selim Amca ve Tuğçe Hanım içeri geçerken Aras bana yaklaştı.
“Bu kız kardeşim Umay.”
Genç kız gülümseyerek elini salladı.
“Merhaba.”
Ben de gülümsedim.
“Merhaba.”
Aras yanındaki adama döndü.
“Bu da en yakın dostum Mert.”
Mert başını salladı.
“Memnun oldum.”
“Ben de.”
Yanımda duran Gökçe’yi gösterdim.
“Bu da benim kız kardeşim sayılır.”
Gökçe sırıttı.
“Gökçe.”
Mert’in yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
“Memnun oldum Gökçe.”
“Ben de.”
Ah Gökçem hemen cilve yap.
Kısa süre sonra Umay, Mert ve Gökçe kendi aralarında konuşmaya başlayıp salona doğru geçtiler.
Ben de onların arkasından gidecekken bir el koluma uzandı.
Refleks.
Tamamen refleks.
Bir saniye bile düşünmeden o eli yakaladım.
Büküp sahibini kendime doğru çektim.
Aras’ın şaşkın yüzüyle karşılaştım.
İkimiz de birkaç saniye birbirimize baktık.
Sonra onu bıraktım.
“Kusura bakma.”
Aras kaşlarını kaldırdı.
“Bu nasıl refleks?”
Siktir, büyük şüphe.
“Alışkanlık.”
“Pek normal bir alışkanlığa benzemiyor.”
Konuyu değiştirmek için gözlerimi kaçırdım.
“Evlilik konusunda ne diyeceğiz?”
Aras birkaç saniye daha bana baktı.
Sanki verdiğim cevaba inanmamıştı.
Ama sonunda konuyu uzatmadı.
“Söyleriz bir şeyler.”
Başımı salladım.
Sonra birlikte salona geçtik.
Herkes yerini almıştı.
Babam konuşmaya başladı.
“Aslında sizi bu akşam bir araya getirmemizin sebebi belli.”
Salonda kısa bir sessizlik oluştu.
Ben ve Aras aynı anda birbirimize baktık.
Sonra aynı anda konuştuk.
“Biz evliliğe olumlu bakıyoruz.”
Bir anlık sessizlik oldu.
Ardından salondaki herkes gülmeye başladı.
Ben de Aras da şaşkınlıkla birbirimize baktık.
Mert kahkahasını bastırmaya çalışıyordu.
“Bu kadar heyecanlanmayın.”
Kaşlarımı çattım.
“Heyecanlanmıyoruz.”
Aras hafifçe öksürerek gülmesini gizledi.
Tam o sırada elinin dizime değdiğini hissettim.
Anında bacağımı geri çektim.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya devam etti.
“Eğer siz de uygun görürseniz en kısa zamanda nikâh işlerini halletmek istiyoruz.”
Babamın yüzü aydınlandı.
Selim Amca da aynı şekilde gülümsüyordu.
“Bu habere çok sevindik.”
“Gerçekten.”
Tuğçe Hanım da heyecanla konuştu.
“Çok yakışıyorsunuz.”
İçimden derin bir nefes aldım.
Bu akşam uzun geçecekti.
Tam o sırada Gökçe’nin sesi duyuldu.
“E hadi o zaman. Kızımız bize kahve yapsın.”
Mert hemen destek verdi.
“Bence de.”
İçimden geçeni söylesem büyük ihtimalle evden kovulurdum.
Mert…
Sen de kara listeme eklendin.
Yüzümdeki sahte gülümsemeyle ayağa kalktım.
“Tamam.”
Mutfağa geçer geçmez elimdeki fincanları tezgâha biraz sert bıraktım.
Tabaklar da nasibini aldı.
Sinirim giderek artıyordu.
Tam o sırada mutfak kapısı açıldı.
Aras içeri girdi.
Kapıyı arkasından kapattı.
“Bence biraz fazla sinirleniyorsun.”
Ona döndüm.
“Nasıl sinirlenmeyeyim?”
“Bu kadar kötü değil.”
Alaycı şekilde gülümsedim.
“Tabii Aras abi.”
Bir anda yüzündeki ifade değişti.
Ne olduğunu anlamama fırsat kalmadan belimden tuttu.
Beni kendine doğru çekti.
Nefesim bir anlığına kesildi.
“Bana bir daha abi dersen…”
Sesi alçak ama tehlikeli çıkmıştı.
“... birdaha ki sefere alta kalırsın.”
Gözlerimi kısmıştım.
“Seni gebertirim Aras.”
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Denesene.”
Tam o anda mutfağın kapısı açıldı.
Umay içeri girdi.
İkimiz de bir anda geri çekildik.
Umay önce bana sonra Aras’a baktı.
Yüzünde kocaman bir sırıtış vardı.
“Vay…”
Başımı eğdim.
“Ne?”
“Kaynaşmışsınız.”
Aras derin bir nefes verdi.
“Hayır.”
Umay’ın sırıtışı büyüdü.
“Tabii.”
“Baktığın gibi bir şey yok.”
“Kesin öyledir.”
Ben gözlerimi devirirken Umay kahkahasını tutamayarak dışarı çıktı.
Kapı kapanır kapanmaz mutfakta yeniden sessizlik hâkim oldu.
Kahveler içilip sohbet biraz daha devam ettikten sonra saat ilerlemeye başladı.
Yavaş yavaş herkes ayağa kalktı.
Selim Amca ve Tuğçe Hanım babamla vedalaşırken ben de onları kapıya kadar geçirdim.
Tam çıkacakları sırada Aras bana döndü.
“Bu arada…”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Ne oldu?”
“Yarın sabah sana kahvaltıya geleceğim.”
Gözlerimi kıstım.
“Neden?”
“Çünkü taşınma işlemlerini, evlilik işlemlerini ve diğer detayları konuşmamız gerekiyor.”
Sanki dünyanın en normal şeyini söylüyormuş gibi konuşuyordu.
Ben cevap veremeden Gökçe bir anda araya girdi.
“Aslında yarın saat üçte benim Asena’yla bir işim var enişte.”
Kapının önündeki herkes bir anda sustu.
Ben ise yavaşça başımı Gökçe’ye çevirdim.
Enişte mi?
Gökçe yüzündeki masum ifadeyle bana baktı.
Ben de hiç düşünmeden koluna hafifçe vurdum.
“Saçmalama.”
“Ne var?”
“Sus.”
Gökçe kahkahasını zor tuttu.
Aras ise bu durumdan beklenmedik şekilde eğlenmiş görünüyordu.
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
“Merak etme.”
Bakışlarını Gökçe’ye çevirdi.
“Üçe kadar yanında olmam.”
Ardından gözlerini bana çevirdi.
“Ama sabah benim yanımda olacak.”
Sanki karar çoktan verilmiş gibi konuşuyordu.
Bu adama bazen gerçekten sinir oluyordum.
Tam cevap verecekken Aras tekrar konuştu.
“Bir dakika.”
“Ne var yine?”
“Ben senin telefon numaranı almadım.”
Bir an duraksadım.
Gerçekten almamıştı.
Telefonumu çıkarıp ona uzattım.
Numaralarımızı kaydettik.
Aras kendi telefonuna birkaç saniye baktıktan sonra başını kaldırdı.
“Tamam.”
Sonra gözlerimin içine bakarak ekledi:
“Yarın sabah ararım.”
Sanki aramayacakmış gibi bir seçeneğim varmış gibi…
Telefonumu geri alıp çantama koydum.
“Görüşürüz Aras.”
“Görüşürüz Asena.”
Ardından Selim Amca, Tuğçe Hanım, Umay, Mert ve Aras birlikte evden ayrıldılar.
Kapı kapandığında ev bir anda sessizleşti.
Babam birkaç dakika daha bizimle sohbet ettikten sonra çalışma odasına geçti.
Ben ise derin bir nefes vererek duvara yaslandım.
Gökçe hemen yanıma geldi.
Yüzündeki o tehlikeli sırıtış geri dönmüştü.
“Neden sırıtıyorsun?”
“Çünkü hayatında ilk kez bir erkek seni bu kadar uğraştırıyor.”
Gözlerimi devirdim.
“Saçmalama.”
“Benim gözlerim her şeyi görüyor.”
“Senin gözlerin fazla görüyor.”
Gökçe kahkaha attı.
Sonra çantasını omzuna taktı.
“Hadi.”
“Nereye?”
“Eve.”
“Neden?”
“Çünkü Volkan Demir meselesini tekrar konuşacağız.”
Yüzümdeki ifade anında ciddileşti.
Haklıydı.
Önümüzde çözmemiz gereken daha önemli meseleler vardı.
Aras Yalın bekleyebilirdi.
En azından şimdilik…
Yaklaşık yarım saat sonra Gökçe’yle birlikte evime doğru yola çıktık.
Boğaz’ın ışıkları geceyi aydınlatırken aklımda tek bir düşünce vardı.
Yarın gerçekleşecek o görüşme.
Ve Volkan Demir’in vereceği hesap…
NASIL GİDİYOR CANLARIM❤️
