13. bölüm · DK

İşkence

Rukiye Şahin

Moskova, 2023

Ellerim titriyordu.

Soğuktan değil.

Karşımdaki adamdan da değil.

Yapacaklarımdan…

Kar yağışı sessizce devam ederken terk edilmiş binanın çatısında duruyordum.

Henüz yirmi bir yaşındaydım.

Ama son bir yılda yaşadıklarım beni yaşımdan çok daha büyük biri hâline getirmişti.

Yanımda duran Bülent sessizce beni izliyordu.

Bir süre konuşmadı.

Sonra sakin bir sesle sordu.

“Korkuyormusun Vazgeçicekmisin.”

Gözlerimi karşımdaki binaya diktim.

Vazgeçmek…

Ne garip bir kelimeydi.

Bu dünyaya girdiğim gün o seçeneği kaybetmiştim.

“Hayır.”

Sesim beklediğimden daha sakindi.

Bülent birkaç saniye bana baktı.

“Emin misin?”

Başımı salladım.

Emin değildim.

Ama bunu yapmak zorundaydım.

Bazen insanın önüne iki yol çıkmazdı.

Sadece tek bir yol olurdu.

Ve o yolu yürümekten başka seçeneği kalmazdı.

Bülent omzuma hafifçe dokundu.

“Unutma Asena.”

Gözlerimi ona çevirdim.

“Bugünden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”

Haklıydı.

Karşımdaki adamın ilk bacağına sıktım.

Sonra elime masada duran kelpeteni aldım.

Adamın tırnaklarını koparmaya başladım.

Her yerim kan olmuştu.

Bir çocuğa tecavüz eden ünlü bir iş insanıydı.

Ve en can alıcı yere geçtim elime en keskin aleti alıp.

Özel bölgesini bir seferde kesitim.

Adamın çığlıkları boş binada yankılanıyordu.

Silahımı aldım.

Alnın çatından başlayarak şarjördeki mermi bitene kadar sıktım.

Ve yüzümde gülümseme vardı.

"Seninle gurur duyuyorum dişi kurdum"

O günü tam olarak anlayamamıştım.

Ama yıllar sonra geriye dönüp baktığımda…

DK’nın doğduğu günün tam da o gün olduğunu fark edecektim.

Ve bazı kapılar açıldığında…

Bir daha asla kapanmazdı.

Günümüz

Sabah alarmın sesiyle gözlerimi açtım.

Saat tam yediydi.

Birkaç saniye tavana baktıktan sonra yataktan kalktım. Elimi yüzümü yıkayıp üzerimi değiştirdim.

İçimde garip bir enerji vardı.

Belki İstanbul’a dönmüş olmamdan, belki de son günlerde hayatımın gereğinden fazla karışmasından…

Doğruca rezidansın en üst katındaki spor salonuna çıktım.

Telefonumdan müzik açtım ve antrenmana başladım.

Bir saat boyunca durmadan çalıştım.

Koşu bandı, ağırlıklar, kondisyon…

Vücudum yorulmuştu ama zihnim biraz olsun sakinleşmişti.

Antrenman bittikten sonra aşağı indim.

Uzun ve rahatlatıcı bir duş aldıktan sonra mutfağa geçtim.

Kendime büyük bir kupa kahve hazırlarken telefonuma bir bildirim düştü.

Ekranda Aras Abiciğim görünüyordu.

Mesajı açtım.

“Beş dakikaya yanındayım. Kahvaltıyı hazırla.”

Kaşlarım havaya kalktı.

Pardonn!?

Ben onun hizmetçisi miydim?

Kahvemden bir yudum alıp salona geçtim.

Tableti açarak Volkan Demir hakkında topladığımız bilgileri incelemeye başladım.

Tam o sırada kapı zili çaldı.

Yerimden kalkıp kapıyı açtım.

Karşımda Aras duruyordu.

Elinde simit ve poğaça poşetleri vardı.

“Hoş geldin Aras Bey.”

Aras bana birkaç saniye baktı.

Sanki sabrını korumaya çalışıyormuş gibiydi.

Hiçbir şey demeden içeri girdi.

Ben de arkamı dönüp salona geçtim.

Arkamdan sesi geldi.

“Hiçbir şey hazırlamadın mı?”

“Kahve var.”

Başımı çevirmeden devam ettim.

“Mutfaktan alıp içebilirsin.”

Tableti elime alıp koltuğa yerleştim.

Aras birkaç dakika sonra kahvesini alıp karşıma oturdu.

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra gözleri bacaklarıma kaydı.

“Senin bacaklarında neden bu kadar iz var?”

Refleks olarak bakışlarımı ekrana çevirdim.

“Küçükken çok düşerdim.”

“Öyle mi?”

“Evet.”

Ses tonundan yalanıma inanmadığını anlamıştım.

Ama üzerine gitmedi.

En azından şimdilik.

Birkaç dakika sonra yeniden konuştu.

“Asena.”

“Hm?”

“DK’yı nereden tanıyorsun?”

Başımı kaldırmadan cevap verdim.

“Tanımıyorum.”

“Daha önce adını duymuştun.”

“Haberde görmüşümdür.”

Aras gözlerini kıstı.

“Nasıl bir haberdi?”

Bu sefer tableti kapatıp ona baktım.

“Beni neden sorguya çekiyorsun?”

“Merak ettim.”

“Etme.”

Aras hafifçe arkasına yaslandı.

“Dk’nın adamı mısın?”

İstemeden güldüm.

“Hayır.”

“Kesin misin?”

Başımı eğerek ona baktım.

“Belki de direkt DK benim.”

Aras bir kahkaha attı.

“Tabii.”

Gülümsemesi kısa sürdü.

Çünkü ikimiz de birbirimizin ağzını aradığını biliyorduk.

Aras zeki bir adamdı.

Ama ben de kolay lokma değildim.

Tam o sırada telefonum mutfakta çalmaya başladı.

Yerimden kalkıp mutfağa gittim.

Telefonu alırken birkaç saniye geciktim.

Salona geri döndüğümde Aras ayakta duruyordu.

Bakışları açık bıraktığım tablete çevrilmişti.

Yüzündeki ifade sertleşmişti.

“Volkan Demir’i neden araştırıyorsun?”

Olduğum yerde durdum.

Aras yavaşça bana döndü.

“Ne yapıyorsun sen Asena?”

Sessizlik.

“Doğruyu söyle.”

Bana doğru birkaç adım attı.

“DK ile bağlantın ne?”

Kalbim bir anlığına hızlandı.

Tam konuşacakken kapı zili çaldı.

İkimiz de aynı anda kapıya döndük.

Ve birkaç saniye sonra dışarıdan tanıdık bir ses duyuldu.

“Geldim!”

Gökçe.

Zamanlaması yine kusursuzdu.

Üzerinde siyah deri ceket vardı.

Yüzündeki ifade ise alıştığım neşeli halinden oldukça uzaktı.

Bir şey olmuştu.

Bunu kapıdan girer girmez anlamıştım.

“Ben Asena’yı almaya geldim.”

Aras kaşlarını çattı.

“Hayır.”

Gökçe gözlerini ona çevirdi.

“Hayır mı?”

“Asena’nın benimle işi var.”

Gökçe kollarını göğsünde birleştirdi.

“Benim de var.”

“Sonra halledersiniz.”

“Hayır.”

Aras’ın bakışları sertleşti.

“Bu kadar önemli olan ne?”

Gökçe birkaç saniye sustu.

Sonra omuz silkti.

“Özel bir konu.”

Aras bu cevaptan hiç hoşlanmamıştı.

Yüzünden belli oluyordu.

Tam konuşacakken araya girdim.

“Gökçe haklı.”

İkisi de bana döndü.

“Bu onun için önemli.”

Aras gözlerini kısmıştı.

“Ne kadar önemli?”

“Sonra konuşuruz.”

Telefonumu ve çantamı alırken bakışlarının üzerimde olduğunu hissediyordum.

Ama açıklama yapmaya niyetim yoktu.

“Akşam konuşuruz.”

Aras hiçbir şey söylemedi.

Sadece bana baktı.

Sanki bir şeyleri çözmeye çalışıyordu.

Sanki her geçen gün daha fazla şüpheleniyordu.

Ben ise buna izin veremezdim.

Gökçe ile birlikte rezidanstan ayrıldık.

Asansöre biner binmez ona döndüm.

“Ne oldu?”

“Üçte buluşacaktık.”

Gökçe derin bir nefes verdi.

“Plan değişti.”

“Neden?”

“Volkan kaçmaya çalıştı.”

Olduğum yerde durdum.

“Ne?”

“Adam şehirden çıkmaya hazırlanıyormuş.”

Kaşlarım çatıldı.

“Nasıl öğrendin?”

“İzletiyordum.”

Gökçe telefonunu çıkarıp birkaç fotoğraf gösterdi.

“Sabaha karşı hareketlenmiş.”

Fotoğraflara kısa bir göz attım.

Sonra tekrar ona baktım.

“Şimdi nerede?”

Gökçe’nin yüzü ciddileşti.

“Yakalandı.”

“Kim yakaladı?”

“Biz.”

Sessizlik oldu.

Asansör zemin kata indi.

Kapılar açılırken Gökçe devam etti.

“Direkt atölyeye götürdüm.”

Başımı salladım.

“İyi yapmışsın.”

“Oraya gidiyoruz.”

Arabaya binerken gözlerimi yola çevirdim.

“Kimler biliyor?”

“Sadece ekip.”

“Başka?”

“Kimse.”

İçim biraz olsun rahatladı.

Çünkü son günlerde Aras’ın şüpheleri giderek artıyordu.

Ve bu durum hoşuma gitmiyordu.

Rezidanstan ayrılan aracı pencereden izleyen Aras yerinden kıpırdamadı.

Bakışları aşağıdaki yolda kaybolan siyah aracın üzerindeydi.

İçinde kötü bir his vardı.

Asena’nın söylediği hiçbir şey ona mantıklı gelmiyordu.

Bir şeyler eksikti.

Hem de çok önemli şeyler.

Telefonunu çıkarıp bir numarayı aradı.

Karşı taraf ikinci çalışta açtı.

“Efendim?”

“Mert.”

“Dinliyorum.”

Aras birkaç saniye sustu.

Sonra sakin bir sesle konuştu.

“Gökçe Çetin’i araştır.”

Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.

“Tamam.”

“Sadece onu değil.”

Mert’in sesi daha ciddi çıkmıştı.

“Asena mı?”

“Evet.”

Aras pencereye doğru yürüdü.

“Bu sefer her şeyi istiyorum.”

“Ne kadar geriye gidelim?”

“Hepsine.”

Bakışları İstanbul manzarasına kaydı.

“Okulu.”

“Arkadaşları.”

“Geçmişi.”

“Son dört yılı.”

“Kimlerle görüştüğünü.”

“Nerelerde bulunduğunu.”

“Her şeyi.”

Mert derin bir nefes aldı.

“Bu kadar mı şüpheleniyorsun?”

Aras’ın gözleri karardı.

“Şüphelenmekten yoruldum.”

“Artık öğrenmek istiyorum.”

Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Mert konuştu.

“Tamam.”

“Bu akşama kadar elimde ne varsa gönderirim.”

Aras telefonu kapattı.

Ama zihnindeki sorular hâlâ yerindeydi.

Asena Kara…

Kimdi gerçekten?

Ve neden her cevap yeni bir soru doğuruyordu?

Atölyenin önüne geldiğimizde araba yavaşça durdu.

Kapıyı açıp aşağı indim.

Burası dışarıdan bakıldığında sıradan bir depo gibi görünüyordu.

Ama içeride neler döndüğünü yalnızca bizim ekip biliyordu.

Gökçe yanıma geldi.

“İçeride.”

Başımı salladım.

Birlikte içeri girdik.

Koridoru geçip arka taraftaki odaya yöneldim.

Kapı açıldığı anda Volkan’ı gördüm.

Yorgun görünüyordu.

Beni fark ettiği an yüzünün rengi değişti.

“Asena…”

Kapıyı arkamdan kapattım.

Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden ona baktım.

Bu sessizlik onu daha çok geriyordu.

“Konuş.”

Volkan yutkundu.

“Asena, ben—”

“Sana güvenmiştim.”

Sesim sakindi.

Ama bu sakinlik tehlikeliydi.

“Sana iş verdim.”

“Seni ekibin içine aldım.”

“Ve sen gidip hakkımda konuşmaya başladın.”

Volkan başını iki yana salladı.

“Hayır, olay öyle değil.”

“Öyle değil mi?”

“Asena, beni dinle.”

Kollarımı göğsümde birleştirdim.

“Dinliyorum.”

Volkan derin bir nefes aldı.

“Beni sıkıştırdılar.”

“Kim?”

Bir an duraksadı.

“Bazı insanlar.”

“İsim.”

Volkan gözlerini kaçırdı.

“O kadar basit değildi.”

“O zaman anlat.”

Ses tonum sertleşmişti.

“Sen sadece bana ihanet etmedin Volkan.”

Başını kaldırdı.

“DK’ya da ihanet ettin.”

“Ekibe de.”

“Yıllardır kurduğumuz düzene de.”

Volkan’ın yüzündeki pişmanlık belirginleşti.

“Ben işlerin bu noktaya geleceğini bilmiyordum.”

“Gerçekten bilmiyordum.”

“O insanlara sadece birkaç bilgi verdim.”

Kaşlarımı çattım.

“Birkaç bilgi mi?”

“Asena, yemin ederim seni araştırdıklarını bilmiyordum.”

Odadaki sessizlik ağırlaştı.

Volkan çaresiz görünüyordu.

Ama ben artık insanların sözlerine kolay kolay inanmıyordum.

Özellikle de ihanet ettikten sonra.

“Bir kadın için miydi?”

Volkan gözlerini kapattı.

Bu bile cevabı anlamama yetmişti.

Gülümsemeye çalıştım.

Ama ortaya çıkan şey gülümsemeden çok hayal kırıklığıydı.

“Gerçekten…”

Başımı iki yana salladım.

“Bir insan bu kadar büyük bir hata yapar mı?”

“Asena, lütfen.”

“Benim niyetim bu değildi.”

“Niyetin ne olduğu umurumda değil.”

Volkan sessizleşti.

Ben de birkaç saniye boyunca ona baktım.

"Gökçe adamlara söyle malzemeleri getirsinler"

"Hayır hayır Asena lütfen yapma."

Şimdi başlıyordum.

"Soyundurun bağlayın."

Sinirimi de atmam gerekti.

"İyiki ihanet ettin Volkan uzun zamandır sinirimi atamıyordum."

Üzerinde DK yazılı olan tüm malzemelerim geldi.

Elime keskin bir bıçak aldım.

"Evet piç kurusu nereden başlayalım.?"

Pıçağı yüzünden aşağı doğru indirdim.

"Kızın ateş ve demir de getirin"

Adamlar hızlı bir şekilde getirdi.

Demir ısındıktan sonra Volkanın ağzını çözdüm.

"Nolur yap-"

Ağzına demiri bastım.

"Bu ağızlamı ihanet ettin orusbu evladı."

Gökçe yanıma geldi.

"Devamını ben getireyim lütfen"

"Daha yeni başladım"

Penseyi ateşte ısıttım.

Açıp göğüs ucunu arasına sıkıştırdım.

Acı çekişi beni daha çok mutlu etti.

DK buydu.

DK ateşi.

DK çok acımasızdı.

DK vicdansızdı.

"Gökçem al devamı sende."

Arkamı döndüm ve oradaki odamda duşa girdim.

Üzerimi değiştirdim.

Şimdi sıra Aras Bey de.