1. bölüm · Dizginsiz [+1&]

0.1

Okyanus 🪼

Merhaba çiçeklerimmm. Yeni kurguya hoş geldiniz💗

Not: Kurgu günümüzde geçmektedir

"Sırplara güvenme."

Büyükbabamın söylediği kelimeler kulaklarımda çınlarken at sırtında Voyvodina ormanında dolanıyordum.

Rüzgârla savrulan saçlarım özgürlüğünü ilan ederken atımın dizginlerini daha sıkı kavradım.

"Onlarla aynı masaya otur ama asla sırtını dönme."

Çocukluğumdan itibaren kulağıma fısıldanan bu kelimeleri kendi kendime tekrarladım. Yağmur rüzgâra karışıp daha da şiddetlendi.

Başımın üzerinde daireler çizen kuzgunların peşimi bırakmak gibi bir niyeti yoktu. Çamurlu yolda bile hızını azaltmayan atımın dizginlerini daha çok sıkıp kendime doğru çekmem bile fayda etmedi.

Eğer hızımızı azaltmazsak yaralanmasından korkuyordum. Sonunda ormanın çamurundan aniden ana yola atladığımızda ona daha sıkı tutundum. Vila'nın ayağı bir şeye takılıp tökezlese de tam hız devam etti.

"Sakinleş kızım." Ellerimi tüylerinin arasından geçirip okşamama rağmen hiçbir tepki vermezken, kalbim göğüs kafesimde deli gibi atıyordu.

Asla böyle asilikler yapmazdı. Sanki bir şeylerden korkmuş gibiydi.

"Vila!" diye yeniden bağırdım. Rüzgârın şiddetli yağmuru yüzüme vurmasıyla gözlerimi sıkıca kapattım.

Sadece birkaç saniye içinde önümüze çıkan arabayla kanımdaki adrenalin zirveye çıktı. Vila kişneyerek iki ayağının üzerine kalkarken, zarar görmemesi için geriye çektim.

Şiddetli yağmur yüzünden, siyah arabanın asfaltta çıkardığı fren sesini zorlukla duyabilmiştim. Sadece birkaç saniye siyah camlara bakıp arkasındaki kişinin iyi olduğundan emin olmak istedim.

Hiçbir şeyi ayırt edemediğim için dikkatimi yeniden atıma verdim.

"Kızım" Zorlukla nefes alırken tüylerini okşayıp boynuna sarıldım. Arabanın farlarını bir anda yakmasıyla dikkatim yeniden karşıdaki arabaya kaydı.

Burası orman yoluydu, özellikle arabalar çok nadir olurdu. İşin garip tarafı, bu yolun vardığı tek yer Turan Malikânesiydi.

Yani benim evim.

Duruşumu dikleştirip, hâlâ ışıkları açık olan arabaya kıstığım gözlerimle baktım. Açılan kapıyla birlikte bakışlarım inen adamı takip etti.

Uzun boyu ve temiz takımıyla kapıyı sertçe çarpmıştı. Gözlüğünü sertçe çıkartırken kemikli yüzünü tamamen görebilmiştim.

Ela gözlerindeki kibirden bile Sırp olduğunu bağıran bu yabancıyı tanıyamamak ne mümkündü.

"Ölümüne mi susadın?" Sağlam adımlarla bana doğru gelirken bağırmamıştı ama sesindeki o tınıyı hiç sevmemiştim.

"Arabamın önüne atladın."

Ben yağmurla sırılsıklam olurken, onun temiz takımı daha yeni yağmurla ıslanmaya başlıyordu.

Atımın üzerinden ona yukarıdan bakarken, avını inceleyen bir kurt gibi sessizdim. Vila'ya doğru attığı bir adımda, sevgili kızım adamın yüzüne doğru kişneyerek bir adım daha atmasını engelledi.

Sırp bu defa gözlerini benden çekip atıma garip bakışlar attı. Sanki onu yeni fark ediyordu. Dudakları bir anda kıvrılırken sol yanağındaki gamzesini fark etmiştim.

Sergei Petrović.

Demek Sırp prensi vatanına dönmeye teşrif etmişti. Bakışlarımdaki küçümsemeyle onu izlerken atımı çoktan üzerine sürmeye hazırdım.

Ta ki o Sırp, elini kaldırıp atımı okşayana kadar. O an gözlerimdeki ifade uçup gitti. Hangi cüretle ona dokunuyordu?

Üstelik Vila 'nın az önceki asiliğinin aksine aniden sakinleşmesi sinirlenmeme sebep olurken, dizginlerinden tutup onu birkaç adım geriye çekilmeye zorladım.

Sırp'ın eli havada boş kalırken ela gözleri yeniden beni buldu. Şiddetli yağmur takımı gibi saçlarını da ıslatırken, başımızın üzerinde kuzgunlar daireler çiziyordu.

"Turan topraklarına adım bastığın için ölümüne susayan sensin." Çenemi dikleştirirken atımın dizginlerini rahat bıraktım.

Gökteki kuzgunlar gibi adamın etrafında dönmeye başladığımda, bir deliyle karşı karşıya olduğunu düşündüğüne emindim.

Beni tanımıyordu. Ailemin herhangi bir ferdini tanıdığından bile şüpheliydim. Ama son bir aydır bizim evde sadece Petrović ailesinin ismi anılıyordu. Ne kadar iyi anıldığı tabii ki tartışılırdı.

Dik duruşundan hiçbir şey eksilmezken bir saniye bile olsa bakışlarını benden çekmedi.

Kıstığı gözleri önce vahşice gözlerime kilitlendi, sonra uzun siyah saçlarımda, onlarla beraber ördüğüm renkli boncuklarda yavaşça gezindi.

Bu sırada atımla etrafında dönmeye devam ediyordum. Lanet bir Sırp'a ilgi gösteren bir atın üzerinde olduğuma inanamıyordum.

Sonunda bakışları, arkadaki koca ormandan bile görünen malikaneye kaydı. Bakışlarına gelen o ışıltıyı hiç sevmemiştim.

Dudaklarındaki o küstah ifadeyi yüzünden hemen silmesi gerekiyordu, yoksa Tanrı yardımcısı olsun, hiç acımadan atımı üzerine sürecektim.

Tabii sevgili kızımın benimle aynı duyguları paylaşmadığı ortadaydı, yoksa neden adamın kolunu koklasındı ki?

Sonunda kafasında bir şeyleri oturtmuş gibi dudağının kenarı yeniden hareketlendi.

"Beni karşılamak için buraya kadar gelmene gerek yoktu, Hun kızı."

Gözlerim kısa bir an içinde şaşkınlıkla büyümüştü. Sadece çok küçük bir andı ama yine de bunu yakalamıştı.

Bu deli Sırp'ın beni hâlâ tanıyor olabileceği aklımın ucuna bile gelmemişti. Çocukken bana taktığı o lakabı söylemişti.

Beni hatırladığını göstermekten büyük zevk alması öfkemi artırıyordu. Bu lakabı beni yüceltmek için söylemiyordu, tam aksine, onun o yabancı aksanından, boğuk sesinden küçümseme gibi çıkıyordu.

Sinirle burnumdan solurken, bu sözlerin altında kalmaya niyetim kesinlikle yoktu.

"Eğer geleceğini bilseydim yollarına dinamit döşetirdim. Daha ateşli bir karşılama olurdu." Onu küçümseyen sesimin aksine ifadem oldukça ciddiydi.

"Ateşli bir karşılama olduğundan emin olabilirsin," dedi arsız ifadesiyle.

Gözleri benimle malikane arasında gidip gelirken, öfkemi bastırmak insanüstü bir güç gerektirdi.

"Geldiğin cehenneme geri dön, Sergei." Sesimle birlikte kuzgun sürüsü başımızın üstünden geçerek bizim malikaneye doğru kanat çırptı.

Kuşların o kanat çırpış sesi içime bir ürperti yaymıştı. İkimizin de gözleri kara kuzgunların gittiği malikaneye doğru kaydı.

"Anlaşılan şeytanlarım seninle aynı fikirde değil." Dudaklarına yayılan tebessüm bile en büyük günah gibiydi.

Bu adam kibrin beden bulmuş haliydi. Birbirimize diktiğimiz bakışlarımız uzarken, göğsüm hem öfke hem de bilinmezliğin endişesiyle inip kalkıyordu.

Sonunda bana arkasını dönüp arabasına doğru adımladığında kaşlarım istemsizce çatıldı. Güvenmediğin birine asla arkanı dönmemeliydin.

"Onlarla aynı masaya otur ama asla sırtını dönme." Kendime mani olamadan büyükbabamın sözlerini tekrarladım.

Sesimle birlikte adımları durdu, omzunun üzerinden bana baktı.

"Bana sırtını döndüğünde iki kez düşün, Sırp delisi." Dik dik ona bakarak yolundan çekildim.

Yağmur şiddetlenirken gidip arabasına binmesini bekledim. Madem Turán Malikânesine gitmeye bu kadar meraklıydı, bırakalım gitsin.

Elbet geldiği yoldan dönemeyecekti. Artık ölü bir Sırp'tı.

Ne yazık...

Bu düşünceyle dudaklarıma yayılan tebessüme engel olmadım.

"Görüşürüz Hun kızı." Sözlerimi ciddiye almaması yetmiyormuş gibi bana arkasını dönüp arabasına binmişti.

Her adımı o kadar sağlam ve kendinden emindi ki, onu sırtından vurmayacağıma neredeyse emin gibiydi. Araba tam gaz yanından uzaklaşırken bile bakışlarımı üzerinden ayırmadım.

Sırplara güvenme.

Sırp delisine ise asla güvenme. Şiddetli yağmurun altında Sergei'nin evime doğru gitmesini izledim.

Şeytanları diye adlandırdığı kuzgun sürüsü evimin etrafında daireler çiziyordu. Bu gece bir şeylerin değişeceği ortadaydı.

Ailelerimiz arasında olan husumet yalnız iş ve güç savaşlarıyla ilgili değildi. Farklı kültürlere, farklı kimliklere sahiptik.

Saygısızlık Sırpların kanına işlemişti. Bu topraklarda olan varlığımızı küçümseyerek ilk hatayı yapmışlardı.

Voyvodina, atalarımızın ayak bastığı, bize bıraktığı mirasıydı. Bir Sırp delisinin güç savaşları uğruna harcayamayacağımız kadar kıymetliydi.

Aynı çocukken gördüğüm gibi, hâlâ kibir doluydu. Yıllardır yurt dışında yaşamak bile bu huyunda hiçbir şeyi değiştirmemişti anlaşılan.

Şimdi Sergei Petrović geri dönmüştü. Babasının saltanatını yönetmeye pek hevesliydi.

Anlaşılan tek niyeti güç de değildi. Şimdiden Sırbistan'ın köklü mafya ailelerini dize getirmeyi becermişti.

Ve sırada Turan ailesi vardı. Yanlış kişiye sırtını dönmüştü. Bu gece o evden Sergei Petrović sağ çıkmayacaktı.

Umarım severek okumuşsunuzdur🫠

Yorumlarınızı bırakmayı unutmayın, çiçeklerimm🤍

Oy vermeden mi gidiyorsun???