Deva kitap kapağı

3. bölüm / 4

Deva

KUMAŞTAN TOHUM

Yazar: Ecem Türkel

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: KUMAŞTAN TOHUM

Kendimin ve çevremdekilerin belirli dönemlerini tanınmış kişilere benzetmeyi severdim.

Annemin hayatının her dönemini Franz Kafka’ya benzetirdim. Babasının gölgesinde yaşayan, hukuk okuyan fakat yazmayı seçen, yazı yazan fakat yazdıklarından ve kendisinden nefret eden sürekli kaçış arayan, tamamen bir hayatı yaşamaya zorlanmış birisi. Tıpkı annem gibi.

Babamın hayatını çoğunlukla Sinéad O’Connor’a benzetirim. Küçük yaşından beri psikolojik ağırlıklı şiddet görüp çevresinden kopmuş bir kadın. Şarkısıyla ünlü oluyor, cinsel istismara dikkat çekmek isterken tepki topluyor. Bipolar bozukluğu, depresyon tanısı ve intihar düşünceleri olan bir kadın. İlaç kullanıp kendisini düzeltmeye çalışıyor dinini adını tüm hayatını değiştirip ‘iyiyim’ diyor fakat oğlu intihar ediyor dayanmaya çalışıyor. Sonrasında ise ölü bulunuyor fakat yaşadıklarının üstüne gidip hiçbir zaman kaçmayan birisi olarak biliniyor.

Ben ise kendimi tam şu anda Shakespeare’den Prens Hamlet olarak adlandırıyorum. Shakespeare’in en kararsız ve baskı altında kalan karakterlerinden birisi. Önümdeki yaşlı kadını ise her gün çabalayan, hedefleri olan, hayalleri olan fakat tek bir kurşun ve çeşitli yöntemlerle hayatına son verilen Türk kadınlarına benzetiyorum. Karşımda durup bana bakan adam beni dinlemeye devam etmezse maalesef benzetmekle kalmayacaktım.

Ellerimi yaşlı kadının göğsüne bastırıp tampon yapmaya çalıştığım sırada kafamı kaldırıp karşımda gözlerinde hafif bir şaşkınlık oluşmuş, kim olduğumu ya da ne yaptığımı anlamaya çalışan adama baktım “Ne duruyorsun? Hemen kendine gel! Ceketini çıkarıp bana ver!”

Gözlerindeki şaşkın ifade azaldığı sırada hızlıca ceketini çıkarıp beyaz bir gömlekle kaldı ardından ceketi hızlıca bana attı ve yaşlı kadının diğer tarafına eğildi fakat hala beni süzmeye devam ediyordu.

Ceketi kadının göğsüne bastırdığım sırada zaten beni izleyen adama baktım “Kadının yakını mısınız? Ambulans çağırdınız mı? Ne kadar süredir böyle? Yaşı kaç? Kronik bir hastalığı var mı? Kaza nasıl oldu?”. Ard arda sorduğum sorular onu şaşırtmış olacak ki afallayan bir ifade ile bana baktı, hemen kendisini toparlayıp her bir soruma tek tek cevap verdi.

“Annem. Siktiğimin ambulansı hâlâ yolda! Tahmini beş dakikadır bilincini kaybetmiş durumda. 67 yaşında annem. Şeker hastası. Bizim adamlara çarpıp kaçtılar!” Şaşırdım. Tüm sorularımı tek tek sorduğum sıraya göre cevaplamıştı. Sakinliğimi koruyarak karşımda duran adamın inci gibi parlayan fakat bir o kadar da karanlığı çağrıştıran gözlerine baktım “Annenizin yarasının silah yarası olduğunu biliyorsunuz değil mi?”

Yokluğu andıran gözlerine şaşkınlık indi. Kafasını eğip tampon yaptığım cekete ve ellerime baktı hızlıca kafasını arkaya çevirip arkada hala ufak bir laf dalaşı içinde olan takım elbiseli adamlara seslendi, muhtemelen korumalarıydı.

“Hemen kovan arayın!”

Cümleler ağzından çıktığı anda adamlar tartışmayı bırakıp etrafta kovan aramaya başladılar. Uzaktan ambulas sesi gelmeye başlamıştı. Arada bir yaşlı kadının nabzını ve nefesini kontrol ediyordum. Sesim endişeli çıktı “Dayanın! Biraz daha dayanın!”

Kadının alnındaki kırışık çizgileri ve kapalı gözlerini incelediğim sırada meraklı bir ses duydum. Tam yanımdan.

“Adınız nedir? Hemşire hanım?”

Kafamı kaldırıp karşımda duran esmer tene ve koyu renk gözlere baktım. Çok incelemek isterdim fakat kafam başka yerlerdeydi, bilgisayar ekranımda. Bu sima çok tanıdıktı.

“Adım Deva. Sizin ve annenizin adı nedir?”

Adamın gözlerine farklı bir ifade yerleşti. Çözemediğim ama tehlikeli bir ifade. Annesine baktı ardından tekrar bana baktı. Yokluğu andıran gözleri onunla tezat oluşturan canlılığı simgeleyen yeşil gözlerime değdi.

“İsmim Birkan. Birkan Ertürk. Annem, Sabahat.”

Küçük bir mırıltı ile onayladığım sırada ambulans geldi. Yanıma gelen görevlileri tanıyordum hepsine yardım edip kadının durumunu söyledim ardından Sabahat Hanım’ın ambulansa koyulmasına yardım ettim. Birkan ise birkaç adamını ambulansla gönderip kendisinin sağlam arabayla gideceğini söylemişti.

Ambulans olay yerinden ayrıldığı sırada arkasından baktım. Yanımda bir gölge belirdi. Sağıma döndüm. Birkan yanımdaydı saniyelik olarak beni süzdü ve elini teşekkür niyetine uzatıp gözlerime baktı “Teşekkür ederim Deva Hanım.”

Elimi kaldırıp elini sıkacağım sırada ellerimin kanlı olduğunu fark ettim, o da bunu fark etmiş olacak ki pantolonunun cebinden bordo bir mendil çıkarıp bana uzattı “Teşekkürümün bir ifadesi olarak düşünün.”

Mendili kanlı ellerimle aldım ve elimi temizledim. Elimdeki mendille uğraşırken Birkan yanımdan ayrıldı ve tüm siyah arabalar yolu boşalttı. Bomboş yolun kenarında elimde bordo renkte sarı detayları olan zarif bir mendille kalmıştım.

Gözlerim yerdeki kanlarda gezdi, kanlar yokuş aşağı sızarken iki yana ayrılıyordu sağ taraf kaldırıma dayanıyordu sol taraf ise yokuş boyunca devam ediyordu. Sağ taraftaki kanın kaldırıma dayandığı yerde dikkatimi çeken sarı birşey vardı. Yaklaştığımda bunun kovan olduğunu fark ettim. Alıp ile almamak arasında kaldım. Etraftan hiç polis sesleri gelmiyordu ve takım elbiseli adamlardan kimse yoktu. Elimde tuttuğum bordo mendili elime sararak parmak izi oluşturmadan kovanı aldım. İçimden Sabahat Hanım’ın kurtulması için dua ederken tekrardan arabama bindim. Kana bulanmış ve rengi koyulaşmış olan mendili çantama attım ve arabayı eve doğru sürdüm.

Sitenin otoparkına girdiğimde arabamı park edip çantamı aldıktan sonra asansörde 7. kat’a bastım. Güzel ve lüks bir rezidansta yaşıyorduk. O ve ben.

Eve geldiğimde kapıyı 2 kere uzun aralıklı 2 kere de kısa aralıklı tıklatıktan sonra ayağımdaki ayakkabıların bağcığını çözerken kapının açılmasını bekledim.

Kapıyı açtığında gülümsedi ve ayakkabımı çıkarırken sarıldım. Sonrasında içeriye girdim çantamı odama attıktan sonra ellerimi yıkayıp hızlıca üstümdekileri değiştirip siyah bir tişört ve siyah bir şort giydim.

Oturma odasına girdiğimde o da oturuyordu. Televizyonda rastgele bir belgesel açıktı. Bana gülümseyerek baktı sanki tüm dünyası benmişim gibi.

Evet, çünkü tüm dünyası sadece bendim.

Herkes birer birer gitmişti.

“Günün nasıl geçti? Bir sorun oldu mu?”

Koltuğa yayıldım ve kafamı iki yana salladım “Hayır. Trafikte bir kazaya denk geldim, birileri kaza süsü vererek bir kadını kurşunla vurmuş. İlk müdahaleyi yapıp gerisine karışmadım.”

İki kaşını kaldırarak bana baktı “Kimse fark etmemiş mi? Sen mi fark ettin?”

Olumlu anlamda kafa salladım. Koltuklara göz gezdirerek kumandayı arayarak “Evet. Bir sürü adam vardı bir de yaşlı kadın. Sabahat’miş adı bir de oğlu vardı hepsi yaşlı kadının başında kavga ediyordu. Yazık.” dedim.

Yastığın arkasından kumandayı çıkararak bana fırlattı “Kadının adını nereden öğrendin?”

Boş bir ifadeyle baktım “Oğlundan.”

“Oğlu kimmiş?” yine başladık.

“Birkan diye biri.”

Aniden omuzları gerildi ve gözlerinde sert bir ifade oluştu. Merakla baktım “Ne oldu? Tanıyor musun?”

Rahat bir tavır takınmaya çalışarak kafasını olumsuz anlamda salladı fakat hemen ardından “Benim çıkmam lazım” dedi. Birşey dememe fırsat bile vermeden evden hızlıca çıktı.

Uzandığım koltuktayken televizyondaki kaplana boş boş bakıyordum. O kadar gerilebileceği ne söylemiştim?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

13okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…