3. bölüm / 5
DerbarYıllar öncesinin yankısı
Bölümler 5Şu an: Yıllar öncesinin yankısı
Merhaba bu hikayemin ilerde büyük yerlere gelmesini istiyorum önümüzde daha çok yol var ama benimle bu yolculuğa devam etmek istiyorsanız oy atıp bölüm bittiğinde düşüncelerinizi yazarsanız sevinirim bölüm sonunda görüşürüz bays
Şimdi ne yapacaktım? Gidip arkadaşına soyadını mı sorsam?
Düşüncelere dalmıştım. Bir süre sonra Lara konuştu:
"Abi... o, Derin ablam mıydı?"
"Bilmiyorum abicim. Umarım odur."
Uçuş sona ermişti. Herkesin inmesini bekledim, çünkü o çocuğa gidip soracaktım. Kalktım, hostes çocuğun yanına gittim, omzuna dokunup kendime çevirdim. Çocuk bir an afalladı, sonra normale döndü.
"Derin'in soyadı ne?" dedim.
"Pardon, anlamadım."
"Neyi anlamadın kardeşim? Derin'in soyadı ne, bu kadar."
"Sen kimsin birader? Ben sana Derin'in adını söyleyeyim..."
Normalde asker kimliğimi göstererek bir şey yapmayı hiç sevmezdim, ama bu önemli bir meseleydi ve bu çocuk sinirimi bozmaya başlamıştı. Cebimden kimliğimi çıkardım, gösterdim.
"Pardon komutanım, bilmiyordum. Ateş... Soyadı Ateş."
Duyduğum soyadımla kan beynime sıçradı. Oydu. Cidden oydu... O Derin'di.
Derin Ateş... Ne yapacaktım şimdi? Onu bir daha nasıl görecektim?
Lara ile uçaktan indik. Artvin'in Şavşat ilçesine doğru ilerledik. Annem hiç beklemediği için çok şaşırmıştı. Şaşkınlık faslıyla gün bitmişti. Odam hâlâ duruyordu; odamda yattım. Gözlerimi kapatınca aklıma sadece bir tek kişi geliyordu. Küçükken de çok güzeldi, şimdi de öyleydi.
Instagram'a girip ismini ve soyadını yazdım. Buldum. Hesabına girdim; çok fotoğrafı yoktu. "Takip etsem mi acaba?" diye düşündüm. "Takip isteğimi kabul etse ne olacak sanki? Çocuk gibi buradan mı yazışacağım?" dedim kendi kendime.
Telefonu kapatıp yastığımın altına koydum. Uykunun kollarına bırakıldım. Bu döngüyü bir hafta boyunca tekrarladım.
Artık dönecektik. Bavulumuzu hazırladık. Her zamanki gibi annemin ağlama faslı olmuştu. Lara ile uçağa zar zor yetiştik ve koltuklara oturduk. O an gördüğüm yüzle Allah'ıma şükrettim; dualarım kabul olmuştu. Derin...
Kemer anonsunu yapıyordu. Onunla göz göze geldiğimde zaman inadına geri sardı sanki. Karşımdaki o turuncu saçlı, çilli kız artık sadece çocukluk arkadaşım değildi... Ama ben hâlâ ne hissettiğimi adlandıramayacak kadar donup kalmıştım.
Bir an durdu, sonra hareketlerine devam etti ve gitti. Bu sefer sanki o gitmiş, ben kalmış gibiydim. Daha fazla duramazdım. Bir 15 sene daha bekleyemezdim. İnsanları rahatsız etmeden arkasından seslendim:
"Derin!"
Duydu ama dönmedi.
"Derin, bir bakar mısın?"
Durdu. Bana doğru döndü, baktı. Sanki "Yıllardır neredeydin?" der gibiydi. Ona doğru yürüdüm. Çocukken akşamlara kadar mahalle köşelerinde koşturduğum arkadaşım tam karşımdaydı.
"Derin..."
Hiç istemediğim o cevabı verdi:
"Beyefendi... İki oldu karşılaşıyoruz ve sanki önceden tanışıyormuşuz gibi seslenmeler falan... Ne oluyor anlamadım."
Dilim düğümlendi. "Derin..."
"Beyefendi, adımı ezberliyorsunuz. Konuşmanın devamı adımı söylememle olacaksa gidiyorum."
Gidiyordu. Kolundan tuttum. İçimde bir şeyler vardı; sanki artık o arkadaşım değildi ya da o gözle bakmak istemiyordum. Küçükken hep kendime ve ona karşı duygularımı frenlemeye çalışırdım. "Olamaz," derdim. Daha 13 yaşımda aşk ne demek bilmezken onunla öğrenmiştim. "O benim kardeşim," deyip kendimi durdurmuştum. Ama artık frenlememe gerek yoktu. O genç bir kadın olmuştu.
Dudaklarımı onun dudaklarına kapadım. Bekledim... İtmesini ya da tokat atmasını... Ama yapmadı. Sanki dudaklarımızda geçmişi hatırlamaya çalışıyor gibiydi. Uzaklaştım. Göz göze geldik. Bir anda tokatı sağ yanağıma yapıştırdı. Feleğim şaştı. Ama onun tokadı bana asla etki etmezdi ki... Etmedi de. Küçücük bir şeydi.
"Manyak mısınız beyefendi, ne yapıyorsunuz? İyi misiniz?"
"Yıllardır ilk kez içimden geçen şeyi yaptım. Belki saçmaydı, belki haddimi aştım... Ama seni karşımda görünce aklım değil, içgüdülerim devreye girdi. Özür dilememi bekliyorsan, evet... Özür dilerim. Ama bil ki bu delilik boş yere değildi."
İşte o an istediğim o kelimeyi kullandı:
"Baran... Baran abi."
İşte... Onu demeyecektin.
"Sadece Baran yeterli."
"Eskiden 'sadece Baran' yetmez, 'abi' de diyordun."
"Kendin dedin ya, eskiden diye. Biz günümüze bakalım."
"Ee... Sümeyye abla ile Hakan abi ne yapıyor?"
Benden önce ailemi sorması gülümsetmişti. Ama hiçbir şey olmamış gibi davranması korkutuyordu. Bağırsın, çağırsın istiyordum. "Neden?" diye sorsun istiyordum. Ama sormuyordu. Konuşmaya devam ediyordu:
"Lara nasıl? Okuyor mu? Ne okuyor? Hangi üniversite? Değişti mi? Hâlâ ayn—"
"Derin, dur artık..."
Sanki geçmişte sadece onları hatırlıyormuş gibi yapıyordu. Birden ağlamaya başladı. Benim yanımda, başkasının yanında değil. Hâlâ öyle miydi acaba?
Yüzünü kapatarak ağlaması şiddetlendi. Ellerini yüzünden çekmeye çalıştım. Bir anda konuşmaya başladı:
"Salak... Ne acelen vardı? Hemen gitmeye... Hiç mi düşünmedin, 'Derin ne yapar' diye? Ya beni? Beni siktir et... Lan biz dört arkadaştık. Ege'yi, İlayda'yı? Onları da mı düşünmedin? Cidden değerimiz bu muydu? Ne dedin, 'Aman, zaten daha 9 yaşında, hiçbir şey hatırlamaz' falan mı dedin?"
"Lan, ben kendi keyfime mi gittim? Babamın görevi için gittik. Ben de biliyorum dört arkadaşım olduğunu. Hem sen küfürden de nefret ederdin."
Düşündü... Bir şey hatırlamaya çalışıyor gibiydi.
"Ne demiştin sen? O eskidendi... Ben bu zamana bakarım mıydı, neydi? Eskide kaldı artık o, Derin. Sence sen eski Baran mısın?"
"Ben değilim... Ama sen, istemesen de o eski küçük Derin'sin."
Durdu. Başını göğsüme yasladı. Sarıldı. Ellerin arkamda kaldı. Sarılsam mıydım? Az önce kızı öptüm, şimdi sarılmaya mı çekiniyorum? Düşüncelerden çıkmamı sağlayan Derin oldu. Bana sarılan kollarını gevşetti, sonra tekrar sırtıma sardı.
"Az önce öperken iyiydi, şimdi sarılmaya mı çekiniyorsun?" dedi.
Güldüm. O da güldü. Eskisi gibiydi her şey... Ama tek bir fark vardı: Duygular. Onun da farklı hissettiğinin farkındaydım.
En sonunda kafasını kaldırdı:
"Pardon... Ben böyle bir an, askerlik arkadaşımmışsın gibi davrandım. Kusura bakma. Ee... Gitmem gerek, servis yapacağım."
Ne olmuştu birden? Ne güzel eskisi gibiydik... Geri çekildim, koltuğa oturdum.Biraz zaman sonra servis gelmeye başladı. Lara'yı dürttüm çünkü uyumuştu. Servis geldi; Derin getirmişti. Hiç yüzüme bakmıyordu. Lara'ya da bakmıyordu. Oysa Lara ona otuz iki diş sırıtarak bakıyordu, konuşsun diye... Ama hiç yüzümüze bile bakmadı. Sadece arkasından bakakaldım.
Uçak İstanbul'a iniş yaptı. Derin ile hiç göz göze gelmemiştik. Arabamı havalimanından almıştım. Önce Lara'yı eve bıraktım, sonra ben kendi evime geçtim. Apartman kapısını açtım, daire kapısının kilidine anahtarı sokmuştum ki, karşı dairenin kapısı açıldı. Omzumun üstünden gördüğüm yüzle geri döndüm. Çıkan kişi Sevim'di.
Kendisinden pek haz etmesem de o benden hoşlanıyordu.
"Aa Baran! Gelmişsin. Yüzümüz yollarda kaldı."
Duymamazlıktan mı gelseydim? Kulaklığım varmış gibi mi yapsaydım? Sonunda döndüm... Dönmez olaydım. Gecelikle karşımdaydı. Yüzüne bakmadan, bakıyormuş gibi yaptım.
"Merhaba Sevi—"
Lafımı kesen onun sarılmasıydı. Bugün Derin'in sarılması aklıma gelince sırıttım. O an fark ettim ki, Derin'in sarılması beni mutlu etmişti ama Sevim'inki rahatsız ediyordu. Normalde temaslardan hiç hoşlanmam, ama Derin'in ki başkaydı.
Boşta kalan elimle omzundan tutup uzaklaştırdım.
"Ne yapıyorsun Sevim? Teması sevmediğimi hâlâ öğrenemedin mi?"
"Ay, sende de... Bir sarıldık, abarttın."
"İyi akşamlar, Sevim."
Eve girdim. Bavulu odaya bıraktım. İçeri geçtim. Bu günü daha kaç defa düşünecektim? Derin'in hesabına defalarca bakıp çıkmıştım. Artık yeterdi. Onun çalıştığı hatların kalkış saatlerini az çok biliyordum. Oraya gitmeye karar verdim.
Üzerime paltomu alıp evden çıktım. Arabaya bindim, yarım saatlik yolculuktan sonra vardım. Arabadan indim. Kalabalığın arasında, turuncu saçlarıyla o çıktı. Saçlarını arkadan topuz yapmıştı. Yüzü yorgundu ama güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemişti. Yanındaki arkadaşı uzaklaştı. Derin, gözlerini telefona dikmiş yürüyordu.
"Derin."
Birden durdu. Arkasına, çatık kaşlarla döndü. Ona kimin seslendiğini bulmaya çalışır gibi etrafına baktı. Beni gördü. Sadece baktı. Hareket etmeyince yanına gittim.
"Derin, konuşmamız lazım."
Telefonuna baktı. Kapatıp cebine koydu.
"Evet, dinliyorum. Ne konuşacağız? Zaten söyledin; 'Babam sayesinde gittik' dedin. Daha ne konuşacağız?"
"Sormuyorsun."
"Neyi?" dedi.
"Bu zamana kadar neden hiç aramadığımı... Ya da mahalleye niye gelmediğimi."
"Merak etmiyorum."
"Nereye kadar kaçacaksın, Derin? Nereye?"
"Ne istiyorsun, Baran? Ne duymak istiyorsun? Seni affettiğimi mi? Hiçbir şey olmamış gibi devam etmemizi mi?"
"Ben gerçeği duymak istiyorum, Derin."
"Gerçek mi? Peki... Gerçek şu:
Sen gittin.
Ben bittim.
Biz bittik.
Ben her sabah seni bekledim. Her zil çaldığında sen umuduyla kapıyı açtım. Ama sen değildin hiçbiri... Sonra öğrendim taşındığınızı. O zaman da 'Arar belki,' dedim. 'Mektup yollar,' dedim. Ama sen hiçbir şey yapmadın. Senin gözünde sadece çocuklardan ibarettim, değil mi?"
"Ben on üç yaşındaydım, Derin! On üç... Babam 'Akşam gidiyoruz' dediğinde içim yandı. Ama elimden hiçbir şey gelmedi. Seni o kadar özledim ki... Kimseyle arkadaş olmadım."
"Sen beni yarım bıraktın, Baran.
Ben eksik büyüdüm.
Eksik sevdim.
Ve kimseye inanmadım.
Sen benim çocukluk aşkımdın... Ama o aşk sadece benim içimde büyüdü, gitti. Senin için neydi bilmiyorum... Hâlâ bilmiyorum."
Duyduklarımla şok geçirmiştim. Derin bana aşık mıymış? Nasıl fark etmemiştim? Ne salak çocukmuşum...
"Sen, benim içimde kalan en masum yerin adısın, Derin. Her şey kirlenirken sen temiz kaldın. Unutmadım... Ama eksik kaldım. Cesaretim yetmedi. Dönünce söylemek istedim ama karşımda çocukluğumdaki Derin'i değil, içimde büyümüş Derin'i gördüm. Ve korktum."
Elimi cebime attım, cüzdanımı çıkardım. İçinden bir fotoğraf aldım. Dört arkadaşın çerçevesiz, kenarları yıpranmış bir fotoğrafı...
"Hep cüzdanımda taşıdım. Çünkü bana ait olan tek şeydi. Sen vardın bu karede. Ve ben, senden sonra hiçbir karede bulunmadım."
"Yıllar sonra seni gördüm, Baran... Kalbim 'Koş' dedi, aklım 'Dur' dedi. Çünkü seninle karşılaşmak, yaranın kabuğunu tekrar kaldırmak gibiydi. Ben yıllarca seni affetmeye çalıştım. Ama kendimi affedemedim... Seni beklediğim için. Seni sevdiğim için. Ve şimdi karşımda duruyorsun... Ne yapayım, Baran? Sarılıp kaldığımız yerden devam mı edelim?"
"Hayır... Sadece bu sefer izin ver, gitmeyeyim. Yıllar önce mecburdum. Ama şimdi değilim. Şimdi kalmak istiyorum. Ve eğer bir yerin hâlâ boşsa, yanında yeniden oturmak istiyorum."
"Yine de... Bir daha gidersen, Baran... Bu kez beklemem."
"Söz veriyorum... Bu kez gitmeyeceğim."
Birbirlerine baktılar. İlk defa yılların acısı, geçmişin ağırlığı ve geleceğin ihtimali aynı anda duruyordu aralarında.
Bu, bir başlangıç değildi.
Bu, yarım kalanın devamıydı.
Ee nasıldı yorumları alıyım
Bölüm etkileşimi
