2. bölüm / 5
DerbarKemerlerini bağlayın geçmiş geliyor
Bölümler 5Şu an: Kemerlerini bağlayın geçmiş geliyor
22 Mayıs 2020 – Derinden
"Anneeeeeee! Kazanmışıııııım! Hostesliği kazanmışııımmm!"
Çığlığım henüz odamın duvarlarından silinmemişti ki, annem bir fırtına gibi içeri daldı. O an kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu.
"Anne, dur sakin ol biraz!"
"Neye sakin olayım be kızım, sen hostes olmuşsun!" dedi gözleri ışıl ışıl, gurur dolu bir ifadeyle.
"Tamam da... sakın ha mahalleye falan yayma, kimseye söyleme! Nazar falan değer, hem kimene benim hostesliğimden..."
Annem gülümsedi, başını iki yana salladı. "Söylemem canım kızım. Eee... İlayda ne yaptı, o ne kazandı?"
"Ayy! Onu unutmuşum ben!" Hemen telefonumu kaptım. Tam arayacakken aklımın bir köşesinde istemsizce bir isim dolandı: Baran. Acaba duysa ne derdi? Umursar mıydı? Yoksa sadece güler geçer miydi?
Düşüncelerimi kafamdan silkeleyip rehbere girdim ve İlayda'yı aradım.
"İlaydaaaaa! Çabuk söyle, ne kazandın!"
"Önce sen!"
"Kızım ben aradım, önce sen söyle!"
"Öf tamam tamam... hukuk."
"NEE? Kızım niye bu kadar sakin anlatıyorsun? Ben çıldırıyorum burada! Yoksa ben mi abartıyorum?"
"Yok ben de içten içe çıldırıyorum da... sadece şey... Baran abi olsa şimdi ne derdi diye düşündüm."
"Ahh... ben de düşündüm. Ama yapacak bir şey yok. Hâlâ 'abi' diyorsun sen ona... Abi dediğin hiç haber vermeden çekip gider mi?"
"Alışkanlık işte. Neyse boşver. Ee... ev bakmaya ne zaman gidiyoruz?"
"Ev mi?"
"Aynı evde yaşayacağız ya, unutma!"
"Hee doğru... ama bizimkiler bu fikre nasıl bakacak, hiç bilmiyorum."
"Ya hallederiz. Ege abiye söyleriz, yancımız olur!"
"Ona haber verdin mi bari?"
"Yoo. Dur, arayayım hemen, görüntülü yapayım hatta."
Ege abiyi görüntülü aradık. Ekranda sadece kulağının içi görünüyordu, belli ki uykusundan uyandırmıştık.
"Ege abiiiii! Ekrana bak, ekrana!"
"Ekran mıymış lan bu? Ne oldu bu saatte, kaç ki saat?"
İlayda'yla aynı anda "Dokuz!" diye cevapladık.
"Kızım daha karga bokunu yemedi, ne arıyorsunuz beni!"
"Bölümler belli oldu!"
"Eeee, söyleyin lan artık!"
"Beeeennnn... hostessss!"
"Bendeeee... hukuuuuk!"
"Helal benim kardeşlerime!"
Ama bir anda Ege abinin yüz ifadesi değişti. Hepimiz hissettik. O da aynı şeyi düşünüyordu. Bu yüzden konuyu dağıttım hemen:
"Abi, akşam kutlamayı düşünüyoruz, olur mu?"
"Kızım benim başka işim vardı..."
"Aaa abi ya! Derin zaten zor dışarı çıkıyor, ayda yılda bir! Kız bir çıkmak istiyor, onda da sen olmaz diyorsun!"
"Peh... ne ağladınız be. Satmam ben kardeşlerimi! Yazarsınız saati, uyuyorum şimdi. Hadi iyi günler!"
Aramayı kapattık. Bir süre daha İlayda'yla konuştuktan sonra, yıllardır başucumda duran günlüğümü aldım.
22 Mayıs 2020
"Sayın yolcularımız, kemerlerinizi bağlayın... Geleceğin hostesi geliyor!"
Baran gideli tam 10 yıl olmuştu. Ya da daha doğru bir ifadeyle, bizi terk edeli... Koca 10 yıl. Zor tabii günlük olmak, benim bütün dertlerimi dinlemek. Ama ne yapayım, başka kim var ki anlatacak?
Acaba Baran duysa, hostes olduğuma nasıl tepki verirdi? Eminim dalga geçerdi, hatta belki küçümserdi. Aptal... Bak yine sinir oldum! Neyse günlük... baaayyy.
Günlüğü kapatıp akşam için hazırlandım. Öyle süslenmeye gerek yoktu. Ne de olsa, her özel günde yaptığımız gibi, yine Baranların evin önünde toplanacaktık. Altıma siyah bir eşofman, üstüme beyaz bir tişört geçirdim. Saçımı da kıskaç tokayla tutturdum. Akşam yemeğinden sonra çıktım, elbette yine geç kalmıştım. Ama ne yapayım, evde küçük bir kutlama seansı yaşandı.Kardeşim Ege de tabii, benimle ilgileniyor diye surat yapıyor... Sanırsın 5 değil, 10 yaşında çocuk! 10 yaş diyince aklıma tek bir gerçek düşüyordu.
gerçek şuydu:
Baran 10 yaşındayken terk etmişti bizi.
Yine de... akşam güzeldi. Mahallede dostlar, sohbet, kahkahalar. Gece olunca yavaşça kalkıp eve geçtim. Üzerimi bile çıkarmadan yatağa uzandım. O gün, rüyalarımda uçtum...
16 Aralık Cumartesi 2025
"Ya bir insan doğum gününde bile çalışır mı?!" Aynada saçımla boğuşurken, kendi kendime söyleniyordum. "Hostesliği seçtiğim güne sıçayım!" dedim sinirle, topuklu ayakkabılarımı giyip evden çıktım.
İş yerine geldiğimde Murat elinde bir kahveyle yanıma yaklaştı.
"Sinirli gibisin. Belki bu yatıştırır," dedi gülümseyerek.
Kahveyi elime alırken kapağındaki yazıya gözüm takıldı:
Doğum günün kutlu olsun, çilli.
İçimde bir şeyler düğümlendi.
Yüzümdeki sert ifadeyle "Sağ ol ama bir daha bana lakap takma. Sevmem," dedim.
"Sakin ol, tamam. Bir daha demem... Neyse, doğum günün kutlu olsun tekrar."
"Teşekkürler."
Kahvemden bir yudum aldım. Yolcular gelmeye başlamıştı. İstanbul'dan Artvin'e uçuyorduk. İçimden "Artvin nasıl bir yer acaba?" diye geçirirken, arkamdan gelen ani bir sesle irkildim.
"Ben gittim. Çok güzel bir yer. Bir ara birlikte gideriz."
Arkamda Murat vardı, sırıtarak bana bakıyordu. Tam yanıt verecektim ki, bir adamın sesi konuşmamızı böldü:
"Pardon, yemek servisi ne zaman başlıyor? Daha ne kadar bekleyeceğiz?"
Kafamı kaldırdım ve karşımda bir çift gözle karşılaştım. Kalbim bir an durdu.
Hayır... O olamazdı. Kendime "Yok ya, değildir," diyerek, profesyonelce cevapladım.
"Biz keyfimize göre servis yapmıyoruz beyefendi. Saat aralığı var. Üç dakika sonra dağıtıma geçeceğiz zaten."
Adamın bakışları içimi delip geçiyordu. Bu rahatsızlığı bastırmak için elimi ileri uzattım. O ise arkasını dönüp gitti.
Murat'a döndüm.
"Bunlar da özellikle beni buluyor... Allah'ım sabır ver."
Servise başladım. O gıcığın koltuğuna geldiğimde hâlâ yanındaki kızla konuşuyordu. Fark etmesi için öksürdüm. Dönüp bana baktı. İçkisini aldı. Yanındaki kız da istediğini söyledikten sonra bana dikkatli bir şekilde baktı. Gözleri isim kartıma kaydı. Dondu kaldı.
Tam arkamı dönecekken, kolumdan biri tuttu. O gıcık!
Sinirle döndüm. İsme bakıyordu.
"Beyefendi? Buradayım?"
Elimi yüzünde salladım.
Adam bir an elime, sonra gözlerime baktı.
Tok bir sesle konuştu:
"Soyadınızı öğrenebilir miyim?"
Ne diyordu bu?
"Efendim? Ne diyorsunuz?"
"Zor bir soru değil. Soyadınızı sordum."
"Size ne benim soyadımdan?"
"Neyse... Ben illa öğrenirim," dedi sessizce.
Ve işte o an... geçmişin hayaletiyle burun buruna gelmiştik.
Baran Demiralp'ten:
Kurt Sancağı Timi.
Bir görev daha bitti. Eksiksiz. Sessiz. Temiz.
Tıpkı olmamız gerektiği gibi.
Biz Türk askeriyiz.
Gece Dişlileri.
Kıdemli Üsteğmen Baran Demiralp
Üsteğmen Emre Tan
Teğmen Mert Kaya
Astsubay Başçavuş Serhat Uslu
Astsubay Kıdemli Üstçavuş Tuncay Doğan
Astsubay Kıdemli Halil Eroğlu
Onlar: Kurt Sancağı Timi.
"Unutmayın... Kurtlar sabahı değil, karanlığı sever."
Halil konuştu.
"Komutanım, bizim şu şehit olma işi ne oldu?"
Bu kez grubun neşe kaynağı Emre söze girdi.
"Yalan oldu galiba. Kızlar şey yapıyor ya, mantisef miydi neydi... Sayılarla falan. Ben de yapıcam!"
Mantisef dediği şeyin manifest olduğunu anlayınca düzelttim:
"Manifest o. Bizim ölümümüz, Allah'ın emriyle olur. Öyle istekle değil."
"Komutanım siz de biliyorsunuz hee," diyip omzuma vurdu.
Vurduğunu fark edince toparlamaya çalıştı:
"Komutanım vallahi refleks olarak oldu, yoksa estağfurullah..."
Normalde ceza verirdim ama bugün üzerimde tuhaf bir sakinlik vardı.
"Emrecim, normalde nereden bildiğim seni hiç ilgilendirmez ama... benim de bir kardeşim var ya, oradan biliyorum."
Emre yine boş durmadı.
"Komutanım, kardeşiniz kaç yaşında?"
Artık sinirlenmeye başlamıştım.
"Sanane lan benim kardeşimden?" dedim ve kafasına vurdum.
Başını ovuşturduktan sonra konuştu:
"Merak ettim komutanım ya, kötü bir niyetim yok."
"Kötü bir niyetin olamaz zaten. Hadi, işim gücüm var."
İstemsizce telefonuma baktım. Sonra kapattım. Ama bir şey görmem gerekiyormuş gibi tekrar açtım.
Bugün 16 Aralık'tı.
Çok tanıdık bir tarihti. Bilmem gereken bir şey vardı sanki... Ama hatırlayamadım. Üzerinde fazla durmadım.
Herkes dağıldı.
Annemlerin yanına gitmek için küçük bir çanta hazırladım.
Tek gitmeyecektim. Kardeşim Lara'yla gidecektim.
Lara'nın evinin önüne geldiğimde kapıdaydı zaten. Arabaya bindik, havalimanına gittik.
Yaklaşık yarım saat sonra uçağa bindik.
Lara bavulu yukarı koyduktan sonra oturdu.
Hosteslerin klasik "kemeriniz burada, yelek şurada" laflarını dinledik.
Uçak havalandı.
Çok yorgundum. Uyumuşum bir saat kadar.
Uyanınca Lara beni dürttü:
"Abi ben çok acıktım, nerede kaldı bu servis?"
"Ne bileyim abicim, gelir şimdi."
"Ama ben açım, aaç."
"Lara çocuk çocuk hareketler yapma. 23 yaşında genç bir kadın gibi davran artık. Gider sorarım şimdi, bekle burada."
Ayaklandım. Hosteslerin olduğu yere gittim.
"Pardon, yemek servisi ne zaman? Daha ne kadar bekleyeceğiz?"
Turuncu saçlı bir hostes yüzünü döndü. İçimde bir şeyler oldu ama anlayamadım.
Aynı his... Bu sabah görevden döndüğümde telefona baktığımda da olmuştu.
"Biz kendi keyfimize göre yemek dağıtmıyoruz beyefendi. Saat aralığı var. 3 dakika sonra dağıtacağız zaten."
Sinirli konuşuyordu ama ben saygımı bozmadım.
"Size galiba müşteri memnuniyetinin ne kadar önemli olduğu öğretilmemiş."
Turuncu kaşlarını çattı. Gözleri...
Tanıdık. Çok tanıdık...
"Ben gayet de müşteri memnuniyetini bilen biriyim. Siz saygı çerçevesinde konuşmayı bilmiyorsunuz. İçeri geçerseniz artık. 2 dakika sonra servise geçeceğiz."
Gözlerinin içine baktım.
Bazı sahneler düşüyordu zihnime...
Kadın elini içeri doğru gösterdi. Arkamdan da söylendi:
"Bunlar da özellikle beni buluyor... Allah'ım sen bana sabır ver..."
Duymamış gibi yaptım.
O sinir... O tavır... Hepsi onun gibiydi.
İçimden geçirdim:
"Allah'ım... Eğer o gerçekten benim Çillim'se... Ne olur dönüş uçağında da burada olsun."
Sonra kendime kızdım.
"Ne saçmalıyorum be... O olsa ne olacak sanki? Kız senin yüzüne bile bakmaz."
Lara'nın yanına döndüm.
Tam oturmuştum ki, kız dediği gibi 2 dakika sonra servise başladı.
Lara'ya döndüm:
"Al buyur, getirttim servisi."
Tam o sırada öksürük sesleri araya girdi. Hemen bir içecek aldım önüme.
Lara da aldı. Ama sonra gözünü bir yere dikti. Dikkatle bakıyordu.
Neye baktığını görünce şok oldum.
Kızın isim kartına bakıyordu.
Gözlerim fal taşı gibi açıldı.
Oydu. Derin'di.
Ne kadar da büyümüş...
Çok güzel bir kadın olmuş.
Yüzünde makyaj vardı ama... çilleri hâlâ oradaydı, sadece daha silik.
Hala sevmmiyomuydu çillerini. O yüzden hep gizlerdi.
Daha fazla düşünürsem kafayı yiyebilirdim.
Net bir cevap lazımdı.
Elini hafifçe tuttum. Gözüm hâlâ isim kartındaydı.
Ya o değilse?
Ya sevgilisi varsa?
Yoktur ya...
Sonunda kadın eliyle yüzüme doğru bir hareket yaptı:
"Beyefendi, buradayım ben."
Hiç uzatmadan sordum:
"Soyadınızı öğrenebilir miyim?"
"Ne diyorsunuz siz?"
"Zor bir soru sormadım. Sadece soyadınızı sordum."
"Sanki çok normal bir soru sormuşsunuz gibi... Size ne benim soyadımdan?"
O sinir... O inatçılık...
Aynı onun hareketleriydi.
Daha fazla rahatsız etmemek için konuyu kapadım.
"Neyse... Ben illa öğrenirim zaten."
Ama nereden?
İlk yanına gittiğimde yanında bir çocuk vardı. Ona mı sorsam acaba?
Ya oysa?
Hostes olmuştu.
Ortaokul, lise, üniversite, ilk hostesliği...
Hiçbirinde yoktum.
Bunun acısı hep babama sinir olarak yansımıştı.
O zamanlar onun mesleği yüzünden sadece 1 yıllığına taşınacaktık.
Ama annemler, benim ve daha 3 yaşındaki kardeşimin fikrini bile sormadan oraya yerleşmeye karar verdiler.
Üniversiteme kadar orada kaldık.
Annem asker olmamı hiç istememişti ama ben sözümden dönecek bir adam değildim.
Ankara Kara Harp Okulu'nda okudum. Orada yaşamaya karar verdim.
Sonra Artvin göreviydi, İstanbul göreviydi derken çok zorladı beni bu düzen.
En sonunda İstanbul'a taşındım.
Ve 2 alt mahalleme Lara taşındı.
Hayat böyle devam etti.
Bu süreçte... Derin'le bir gün karşılaşır diye...
Onu hep Lara'ya anlattım.
Ve işte o an geldiğinde...
Lara, onu görünce tanımıştı.
Bölüm etkileşimi
