3. bölüm / 4
Denizin KitaplığıPARTİ GÜNÜ
Bölümler 4Şu an: PARTİ GÜNÜ
- 1 TANITIM461 kelime
- 2 DENİZİN KİTAPLIĞI1.390 kelime
- 3 PARTİ GÜNÜ1.233 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 (A)NORMAL BİR SABAH1.373 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm şarkıları:
Jennifer Lopez, Pitbull- On the Floor
Dua Lipa - Physical
Film bittiğinde başımı kaldırdım. Camı gören tarafta oturduğum için direkt olarak güneşin battığını gördüm. Turuncumsu, mavimsi havaya şaşırarak baktım. Neye şaşırıyorsam Karayip Korsanlar 3 ü izleyip birde saatin bu kadar geçtiğine şaşırmak benim aptallığı ama bunu kabul etmeyeceğim.
Diğerleri uyuduğunda ilk biraz Instagrama bakmış ardından film izlemek daha mantıklı diye film açmıştım. Dizimin üstünde yatan kitleyi (ablam olur kendileri) kaldırmamak için yaklaşık üç saattir hareket etmiyordum. Öyle yüce gönüllü biriyimdir.
Sıkıntıdan boşluğa düştüğümde onları kaldırma kararı aldım. Nasıl kaldırsam diye düşünürken Google E girdim ve "Bir insan en pis nasıl uyandırılır?" Diye arattım. Su dökün, yüzünü boyayıp bastırın uyanır... Gibi fikirlerin hiçbirini beğenmeyince çığlık atma kararı aldım. Avazım çıktığı kadar çığlık attım. Sesine uyanan ablamlar ve Karen uyku mahmuru bir şekilde aniden diklesip.
-Ne oldu?
-İyi misin?
-Niye çığlık attın? Bişey mi oldu?
Kahkahalarım odayı doldurken onlar hiç gülmemişti.
-Ay yok bişey. 3 saattir uyuyorsunuz. Kalkın birşeyler yapalım.
Hepsinin ölüm bakışlarına maruz kalınca dudaklarımı birbirime bastırmak zorunda kaldım. Zehra Abla dağınık saçlarını düzeltirken
-Şimdi sen hiçbir şey yokken çığlık atıp bizi güzeller güzeli uykumuzdan uyandırdın. Doğru mu anladım?
-Tam üstüne bastın.
Ablam tam kafasını geri dizime koyacakken
-Hop zaten dizimin içine ettin. Kalkın biraz eğlenelim. Siz uyuyun diye buraya gelmedik.
Karen gerçekten bana öldürmek ister gibi bakarken
-Elvin bugün uyuyup yarın eğlenebileceğimizi biliyorsun değil mi?
-Ah, o detayı unutmuşum. Zaten çok da önemli değil. Bugün eğlenceğiz, yarın gene eğlenceyiz.
Ben bunları derken ablamın araya girmemesi şaşırtıcıydı. Kafamı ablamın olduğu yerde doğru çevirince Zehra Ablanın ve ablamın yan yana uyuduklarını gördüm. Kafamı Karen e doğru çevirince oda onlara bakmış ardından bana dönmüştü. Ağzımı oynatarak sessizce
- Üstlerine su dökelim
Kafasıyla onayladığında kalkıp mutfağa ilerledim. Bir bardak su doldurdum. Salona geri geldiğimde Karen ile pis pis sırıtıyorduk. Ablalara yaklaştım ve suyu koltuğa gelmesin diye yavaşça üzerlerine döktüm. Koltuk önemliydi. Şu geldiğinde yerlerinden sıçrayarak uyandılar.
Ablam bismillah çekerken Zehra Abla baş parmağını çenesine koymuş ve kaldırmıştı.
-Bu kadar korktunuz mu ya?
Ablam bize dönüp bakarken bir an tırstım. Niye böyle bakıyor ya?
-Zehra şu kızlara söver misin? Ben şuna sövemiyorum.
Beni gösterdikten sonra devam etti.
-Ailesine, ebesine, akrabasına küfretsem yine bana çıkıyor
Derken cümlenin yarısında Zehra Abla sövmeye başladı. Bir süre dinledikten sonra hiçbir şey olmamış gibi omuz silkip
-Haydi lavaboyaaa. Daha gezmediğimiz bir oda kaldı.
Zehra Abla lavaboya adımlarken ablam yerinde kaldı. Benle kankamda oturduk. Biz Karen'le sohbet edecek konu ararken -en azından ben ararken- Ablam öylece durup boş gözlerle karşıya baktı. Zehra Abla lavabodan çıkınca ablam ayaklandı. Zehra Abla yanımıza oturunca
-Bunun intikamını en ağır şekilde alacağım.
Karen e yan bir bakış attım. O da aynı bakışı bana atarken ona döndük.
-He he yaparsınız.
Yine de tırstığımız belliydi. İnsan bu ikisinden korkar be.
Ablamda gelince ayağa kalktım. Karen e elimi uzatıp onu da kaldırdım. Zehra Abla da ayaklanınca yürümeye başladım. Hepsi peşimden gelirken koridorun sonuna geldim. Hiç girmedimiz odanın kapı kulpunu tutup hızla aşağı indirdim ve sırayla hepimiz içeri girdik.
Odanın ışığını açtığımızda dördümüzün de ağzı açık kaldı. Burası tam anlamıyla bir bilgisayar ve oyun odasıydı. Odanın genel atmosferi oldukça koyu, mat siyah ve füme tonlarıyla kaplıydı ama asıl olayı duvar kenarlarından ve tavan köşelerinden sızan parlak neon LED ışıklardı. Mor, turkuaz ve camgöbeği renklerindeki neon şeritler odaya muazzam bir hava katıyordu. Tam karşıdaki duvarda, neredeyse benden büyük devasa bir televizyon monte edilmişti. Televizyonun tam karşısında ise dördümüzün yan yana rahatça sığabileceği, acayip konforlu, geniş, koyu gri renkli dörtlü bir koltuk duruyordu.
Odanın sağ tarafındaki uzun masada yan yana dizilmiş iki tane canavar gibi oyuncu bilgisayarı, altlarında parıl parıl parlayan kasa fanları ve RGB klavyeler duruyordu. Televizyonun altındaki konsolda ise en son model oyun konsolları, sıra sıra dizilmiş oyun kutuları ve kablosuz oyun kolları bizi bekliyordu. Duvarlarda oyun karakterlerinin neon ışıklı tabloları asılıydı.
— Oha, burası şaka mı? Ben rüyadayım kesin, Ankara’daki internet kafeler buranın yanında halt etmiş, diye bağırdı Karen, uykusu tam anlamında şu an açılmıştı.
Masanın üzerindeki not gözüme çarptı. Abalm benden önce görmüş olmalı ki ilerleyip notu almıştı bile. Gülümsedi.
-Babalarımız bize sürpriz olarak yapmış.
Hepimizin ağzında aynı küçük gülümseme oluştu. Canım babam ya.
— Madem burayı bulduk, o zaman hakkını vereceğiz. Hemen takımları kuruyoruz. Ekipleri söylememe gerek yok. Kanka gel bakalım.
konsolun üzerindeki dört tane oyun kolunu kapıp herkese fırlattım.
Ekranda ikiye bölünmüş ekranda popüler bir yarış oyunu açtık. Arabaları seçerken bile aramızda kavga çıktı ama sonunda start çizgisine geldik.
Yarış başladığında Karen’le yan yana koltukta deli gibi sallanıyor, gaza basarken sanki arabayı kendimiz yönlendiriyormuş gibi sağa sola yatırıyorduk.
— Karen, sağdan sıkıştır ablamı! Geçmesine izin verme!
Çığlığım odayı doldurdu.
— Elvin, nitro bitti, virajı alamıyorum, duvarlara sürtüyorum! diye bağırarak kollarını havaya kaldırdı Karen.
Ablam ve Zehra Abla ise koltukta acayip sakin, profesyonel birer sporcu gibi oturmuşlardı. Ablam sinsi bir gülüşle,
-Siz anca birbirinizi yiyin haritada sona yaklaştığımızı göremiyor musunuz acaba?
Son virajda Zehra Abla’nın yaptığı muazzam manevra ve ablamın tam zamanında bastığı nitroyla ekranda devasa bir "KAZANDINIZ" yazısı belirdi. Yarış oyununu ablalar kazanmıştı. Karen'e bakıp
-Hile var ya bu oyunda, konsollar bozuk. Benim tuş basmıyordu.
Zehra Abla bana yan yan baktığında geri yaslanıp koltuğa gömüldüm.
Konunun değişmesini istediğimden sevinç çığlıklarını fırsat bilerek
-Bu daha başlangıç, asıl parti yukarıda!
dedim ve onları tekrar yaka paça üst kattaki terasa doğru yönlendirdim.
Hepimizin üzerinde geldiğimizden beri aynı giysiler vardı. Onlar yukarı çıkınca odadan hoparlörü aldım. Telefonumu bluetooth ile bağlayıp son ses en sevdiğim şarkı olan On The Floor açtım. Bodrum gecesine uygun olan bu parti şarkısı ile yanlarına gittim. Ablalar bir süre bunun çok çocukça olduğunu söyleselerde Karen'le büyük bir çaba sonucu onları ayağa kaldırmayı başardık.
Bir süre sonra kendimizi öyle şarkıya bırakmıştık ki bir ara listemde neden olduğunu bilmediğim türkü de bile dans ettiğimizi hatırlıyordum.
Ankara’nın o yoğun ve stresli havasından sonra (yine de mükemmel şehir ya) Bodrum'da eğlenmek çok güzel gelmişti.
— Ben acıktım, daha doğrusu tatlı krizim tuttu!
diye bağırdı Karen müziğin sesini bastırmaya çalışarak. Kafamı sallayarak onu onayladım. Nedense dediği an canım aşırı tatlı çekmişti.
Hemen telefonumu çıkartacaktım ki telefonumdan şarkı açtığımızı hatırladım. Ablamın telefonunu alarak şifresini girdim. Hâlâ açık olan bir tatlıcıdan dört tane meyveli sodayı sepete attım. Hepsinin en sevdikleri tatlıyı sepete ekledim. Ablama doğum günü pastası, Zehra Ablaya cheesecake, Karen e köstebek pasta ve kendime waffle istedim.
Çok geçmeden siparişimiz kapıya geldi. Ablam aşağı inip hemen tatlıları alarak geldi. Terastaki masanın etrafında daire şeklinde oturduk.Tam anlamıyla eğlencenin dibini vuruyorduk.
Abalm ve Zehra Abla ilk tanıştıkları anı hatırlamayı düşünürken, Karen benle nasıl tanıştığını unuttuğunu ve önemli olmadığını ileri sürüyordu. Çıkan şarkıya kulak kabartınca bir anda Sonne dinlemek istemiştim.
Yerimden kalkıp hoparlörün yanına doğru ilerledim. Telefonumdan Sonne yi sıraya ekledim ve telefonu kapadım. Başımı kaldırdığımda karşı binanın terasında dikilen gölgeyi fark ettim.Yan evin terasında arkasından hafifçe vuran turuncu ışık dışında ışık olmadığından yüzü gözükmüyordu. Kalıplı vücudu yüzünden erkek olduğunu düşündüm.
Gözlerimi kısıp o karanlık gölgeye doğru bir süre dikkatle baktım. Kimdi acaba? Yeni komşumuz mu? Yoksa gürültüden rahatsız olan huysuz biri mi? Beni fark edip etmediğini anlamaya çalıştım ama gölge milim kımıldamadan öylece duruyordu. O sırada arkasındaki teras kapısı açıldı ve yine göremediğim biri çıkıp -büyük ihtimalle başka bir erkek- adamın omzuna dokunana kadar. Adam son kez bu tarafa bakıp diğeriyle birlikte içeri girdi.
-Aman be
Kısık sesle homurdandım. Geri dönüp kızların yanına oturdum.
Durumu hiç umursamayarak o tarafa bakmayı bıraktım. Karen ile ablamın arasındaki yerini aldığımda waffle ve meyveli sodama odaklandım. Ortamda eski anılar dönmeye başladığında onları dinliyordum. Ama odağımdaki tek şey tatlımdı. Ta ki ablamın sözünü duyana kadar
-Benim uykum geldi ya.
...
Bölüm etkileşimi
