14. bölüm · DENİZ KIZIM

14.Bölüm: Yarışma günü.

Hira 🌊

Deniz

Cumartesi...

Hafta sonu olmasına rağmen erkenden uyanmak zorundaydım.

Resim hocası dün son kez hatırlatmıştı..
"Yarışmaya katılacak öğrenciler saat dokuzda okulun önünde olacak."

Hafta sonu olmasına rağmen erkenden uyanmak zorundaydım.

İç çekerek hazırlandım.
Keşke evde kalabilseydim.
Ama yarışmaya katılacaksam gitmek zorundaydım.

Çantamı alıp evden çıktım.
Okula vardığımda birkaç kişi çoktan gelmişti.

Kutay, Evren...

Birkaç üst sınıf öğrencisi...

Ve tabii ki...

Teoman.

Beni görür görmez dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

Yine bulaşmaya başlıycaktı. En sevdiği aktivite çünkü!

Hiç bakmamış gibi yapıp hocanın yanına gittim.

Tam o sırada hoca herkesin duyacağı şekilde konuştu.

"Arkadaşlar, bugün şehir parkında eskiz çalışması yapacağız."

Elindeki kâğıda baktı.

"İkişerli çalışacaksınız."

İçime kötü bir his doğdu.

Lütfen...

Lütfen...

Hoca listeyi okumaya başladı.

İlk birkaç grubu söyledikten sonra...

"Deniz... Teoman."

Gözlerimi kapattım.

Bu şaka falan olmalı gerçekten!

Yan taraftan kısık bir kahkaha duydum.

Teoman...

Belli ki eğleniyordu.Adi Herif!

Hoca devam etti.

"İki saat boyunca aynı çalışmayı hazırlayacaksınız. Birbirinizden ayrılmayın."

Teoman bana dönüp alçak sesle,

"Şanslı günündesin Deniz Kızı." dedi.

Ona sert bir bakış attım.

"Tam tersine."

Gülümsemesi biraz daha büyüdü.

"İki saat boyunca bana katlanacaksın."

"Merak etme." dedim.

"Seni görmezden gelmekte iyiyim."

Kutay arkamızdan geçerken gülmesini zor tuttu.

Evren de başını iki yana salladı.

Hoca otobüse binmemiz söyleyince herkes hareketlendi.

Ben en arkadaki boş koltuğa geçip cam kenarına oturdum.

Tam kulaklığımı takacakken...

Yanımdaki koltuk hafifçe sallandı.

Başımı çevirdim.

Teoman...

Hiçbir şey demeden yanıma oturmuştu.
Derin bir nefes verdim.

"Başka yer yok muydu?"

Omuz silkti.

"Vardı."

Kaşımı kaldırdım.

"E?"

Hiç bozuntuya vermeden camdan dışarı baktı.

"Burayı seçtim."

Gözlerimi devirdim.

Bu herif gerçekten sabrımı sınıyodu.

Otobüs hareket etti.
Tam kulaklığımı takacaktım ki...

Teoman yine konuştu.

"Bir şey soracağım."

İstemeden ona döndüm.

"Ne?"

"Dün..."

Kısa bir duraksadı.

"...Aras sana ne diye seslenmişti?"

Kaşlarımı çattım.

"Ne alaka şimdi?"

Omuz silkti.

"Merak ettim."

Şüpheyle yüzüne baktım.

"Sen bugün çok meraklısın."

Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

"Belki."

Gerçekten ne alakaydı?Ne diye seslendiyse seslenmişti ona neydiki?
Düşündüm ama ne olduğunu çözemedim.

Yaklaşık yirmi dakika sonra otobüs durdu.

Herkes sırayla inmeye başladı.

Ben de çantamı alıp aşağı indim.

Burası gerçekten güzeldi.

Kocaman ağaçlar...

Gölet...

Çiçeklerle dolu yürüyüş yolları...

Öğretmen hepimizi etrafına topladı.

"Arkadaşlar, yarışmada önemli olan sadece teknik değil."

Etrafı gösterdi.

"Gördüğünüzü değil, hissettiğinizi çizin."

Elimize boş resim kâğıtlarını dağıttı.

"İki saat sonra burada buluşuyoruz."

Herkes farklı yönlere gitmeye başladı.

Ben de gölete doğru yürüdüm.

Tam oturacak sakin bir yer bulmuştum ki...

Arkamdan aynı ses geldi.

"Burayı ben de beğendim."

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.

"Şaşırdım."

Teoman yanıma geldi.

"Neye?"

"Peşimi bırakmadığına."

Sırıttı.

"Hocanın emri."

"İki metre arkamdan gel demedi."

Omuz silkti.

"Detay."

İç çektim.

Cidden bu herifle tartışılmaz.

Gölete bakan banklardan birine oturdum.

Teoman da yanıma oturdu.

Aramızda bir karış kadar mesafe vardı.

Sessizce çizim yapmaya başladım.

İlk defa...

O da sessizdi.

Sadece kalem sesleri duyuluyordu.

Aradan birkaç dakika geçti.

Teoman kâğıdıma göz attı.

"Yine çok iyi çiziyorsun Deniz Kızı."

Kalemimi durdurmadan,

"Bakma." dedim.

"Neden?"

"Dikkatimi dağıtıyorsun."

Başını hafifçe eğdi.

"Tamam."

Gerçekten sustu.

Şaşırdım.

Beş dakika...

On dakika...

Tek kelime etmedi.

İstemeden ona baktım.

Gerçekten çizimine odaklanmıştı.

Tam tekrar resmime dönecektim ki...

Gözüme çizimi ilişti.

İçimden istemsizce,

Bu ne?
diye geçirdim.

Yüzü yine yamuktu.
Gölgelendirme desen...

Hiç yoktu.

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

O sırada Teoman başını kaldırdı.

Göz göze geldik.

Kaşını kaldırdı.

"Gülmek istiyorsun."

Başımı iki yana salladım.

"Hayır."

"Yalan."

Dayanamadım.

Küçük bir kahkaha kaçtı ağzımdan.

Teoman birkaç saniye bana baktı.

Sonra o da gülmeye başladı.

İlk kez...

Birbirimize kızmadan aynı anda gülüyorduk.

Tam o sırada uzaktan Kutay'ın sesi duyuldu.

"Oğlum!"

Başımızı çevirdik.

Kutay ile Evren bize doğru geliyorlardı.

Kutay bizi görünce sırıttı.

"Rahatsız etmiyoruzdur umarım."

Teoman gözlerini devirdi.

"Ne istiyorsun?"

Kutay banka yaslandı.

"Hiç."

Sonra bana baktı.

"Deniz, bunu sürekli böyle güldürebiliyor musun?"

Gülümsemem bir anda kayboldu.

Teoman da hafifçe kaşlarını çattı.

Ne diyodu ya bu?

Kutay yüzündeki sırıtmayı gizlemeye bile çalışmıyordu.

"Vallahi tarihî ana denk geldik." dedi.

Kaşlarımı çattım.

"Ne demek istiyorsun?"

Kutay omuz silkti.

"Hiç. Sadece Teoman'ın yanında güldüğünü ilk defa gördüm."

Bir anda sustum.

Ne diyeceğimi bilemedim.

Teoman da bana kısa bir bakış attı.

Sonra Kutay'a döndü.

"Abartma."

Kutay güldü.

"Abartmıyorum oğlum."

Evren de hafifçe sırıttı.

"Haklı."

İç çekip ayağa kalktım.

"Ben biraz yürüyüp gelicem."

Tam gidecekken Kutay yine konuştu.

"Kaçtı."

Bu sefer Teoman'ın sesi önceki kadar rahat değildi.

"Yeter, Kutay."dedi sert bir şekilde.
Kutay şaşkınlıkla ona baktı.

"Ne var? Şaka yapıyorum."

"Tamam, uzatma."

Kutay birkaç saniye sustu.

Sonra ellerini kaldırdı.

"Peki."

Hiç arkama bakmadan yürümeye başladım.

Göletin etrafındaki patikaya girdim.

Temiz hava iyi gelmişti.

Biraz uzaklaşınca derin bir nefes aldım.

Bu Kutay niye öyle konuşmuştu ki?

Tam o sırada arkamdan ayak sesleri duydum.
Dönmeden söyledim.

"Kutay, canımı sıkma."

Arkamdan hafif bir gülüş geldi.

"Kutay değil."

Sesini duyunca gözlerimi devirdim.

Teoman...

Yavaşça yanıma geldi.

Bir süre ikimiz de konuşmadık.

Sonunda sessizliği o bozdu.

"Kutay'ın söylediklerini kafana takma."

Omuz silktim.

"Takmadım."

Yüzüme baktı.

"Yalan."

İstemeden ona döndüm.

"Sen de herkese yalancı demeyi seviyorsun."

Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

"Çünkü gözlerinden belli oluyor Deniz Kızı. "

Kaşlarımı çattım.

"Beni çözmüş gibi konuşma."

Bu kez gülümsemesi kayboldu.
Bana birkaç saniye baktı.

"Henüz çözemedim zaten."

Ses tonu ilk defa farklıydı.

Dalga geçmiyordu.

Ciddiydi.

Ne diyeceğimi bilemedim.
Tam o anda hafif bir rüzgâr esti.
Elimde tuttuğum çizim kâğıdı uçup yere düştü.

İkimiz de aynı anda eğildik.

Kâğıdı almak isterken ellerimiz birbirine değdi.

Refleksle elimi çektim.

O da hemen geri çekildi.

Bir an göz göze geldik.

İkimizde konuşmadık.

Sadece birkaç saniye...

Olduğumuz yerde kaldık.

Uzaktan öğretmenin sesi duyuldu.

"Arkadaşlar! Toplanıyoruz!"

İkimiz de aynı anda başımızı çevirdik.

Sessizlik bozulmuştu.

Ama...

Nedense ikimizin de aklı birkaç saniye önce yaşanan o küçük anda kalmış gibiydi.

🌊🌊🌊
Teoman

Öğretmenin sesiyle kendime geldim.

Elimdeki resim dosyasını alıp ayağa kalktım.

Deniz çoktan birkaç adım önümde yürümeye başlamıştı.

Elini çektiği o an...

Hâlâ aklımdaydı.

Kendine gel oğlum.

Sadece yanlışlıkla olmuştu.

Bunu bu kadar büyütmenin anlamı yoktu.

Herkes hocanın etrafında toplandı.

Öğretmen tek tek çizimlere bakıyordu.

Sıra bize geldi.

Önce Deniz'in çizimine baktı.

Yüzünde memnun bir ifade oluştu.

"Çok başarılı."

Deniz sadece başını salladı.

Sonra benim çizimime geçti.
Birkaç saniye inceledi.

Kaşlarını hafifçe kaldırdı.

"İlerleme var."

İstemeden güldüm.

"Bu kadarı bile başarı hocam."

Öğretmen de gülümsedi.

"Belli ki doğru kişiden yardım almışsın."

Gözüm istemsizce Deniz'e kaydı.

O ise sanki hiç duymamış gibi gölete bakıyordu.

Ama dudaklarının kenarı...

Çok hafif kıvrılmıştı.

Bunu sadece ben fark etmiş olabilirdim.

İçimde garip bir sıcaklık oluştu.

Kutay dirseğiyle koluma vurdu.

Alçak sesle,

"Oğlum..."

Gözlerimi ona çevirdim.

"Ne?"

Başını Deniz'e doğru uzattı.

"Bakışlarını biraz gizle."

Kaşlarımı çattım.

"Neyi gizleyecekmişim?"

Kutay sırıttı.

"Boş ver."

Cevap vermedim.

Çünkü ne dediğini anlamamış gibi davranmak daha kolaydı.

Öğretmen tekrar konuştu.

"Bugünlük bu kadar. Otobüse geçebilirsiniz."

Herkes eşyalarını toplamaya başladı.

Deniz resim dosyasını çantasına koyarken elinden kalem kutusu düştü.

Yere dağılan kalemler patikaya doğru yuvarlandı.
Hiç düşünmeden eğildim.
Kalemlerden birini aldım.

Tam uzatacakken...

Aras ortaya çıktı.

"Dur, ben yardım ederim."

Bir an olduğum yerde kaldım.
Aras da eğilmişti.

Kalemi uzatıp Deniz'e gülümsedi.

"Bugün de her şeyi düşürüyorsun."

Deniz hafifçe güldü.

"Biraz sakarım galiba."

O gülüşü görünce...

İçimde yine o tanıdık huzursuzluk belirdi.

Elimde tuttuğum kaleme baktım.

Sonra sessizce onu da Deniz'e uzattım.

Hiçbir şey demedim.Farketmeden yumruklarımı sıkıyordum.

Aras'ın her seferinde tam o anlarda ortaya çıkması sinirimi bozuyordu.

Bana ne ya.

istediği kişiyle konuşur.

Kendime bunu tekrar söyledim.
Ama bu kez...

Hiç inandırıcı gelmedi.

Aras son kalemi de Deniz'e uzattı.

"Al."

Deniz gülümseyerek aldı.

"Sağ ol."

Ben de elimde tuttuğum kalemi sessizce ona uzattım.

Hiçbir şey söylemeden aldı.

"Teşekkür ederim."

Başımı hafifçe salladım.

Öğretmenin sesi tekrar duyuldu.

"Arkadaşlar, otobüse geçiyoruz!"

Herkes eşyalarını toplayıp yürümeye başladı.
Kutay omzuma hafifçe vurdu.

"Hadi."

Hiç konuşmadan peşlerinden yürüdüm.

Otobüse bindiğimizde Deniz yine en arka tarafa geçti.

Cam kenarına oturdu.

Tam Kutay'ın yanına geçecektim ki...

Gözüm Deniz'e takıldı.

Bir an düşündüm.

Sonra yönümü değiştirdim.

Yanındaki boş koltuğa oturdum.
Deniz başını bana çevirdi.
Yüzünde şaşırmış gibi bir ifade vardı.

"Yine mi sen?"

İstemeden gülümsedim.

"Sorun mu?"

Derin bir nefes verdi.

"Hayır."

Bir an sustu.

Sonra ekledi.

"...Artık alıştım."

Kaşlarımı kaldırdım.

"Bu beklediğimden daha güzel bir cevap oldu."

Gözlerini devirdi.

"Abartma."

Otobüs hareket etti.

Kimse konuşmuyordu.

Herkes yaptığı çizimlere bakıyordu.

Ben de camdan dışarıyı izliyordum.

Tam o sırada...

Otobüs sertçe fren yaptı.
Her şey bir anda sarsıldı.

Deniz dengesini kaybedip bana doğru savruldu.

Omzu omzuma çarptı.

Bir eli de refleksle koluma tutundu.

İkimiz de aynı anda durduk.

Deniz hemen geri çekildi.

Yanakları hafifçe kızarmıştı.

"Pardon." dedi gözlerini kaçırarak.

Ona baktım.

İlk kez...

Dalga geçmek istemedim.

Başımı hafifçe salladım.

"Sorun değil."

Bir süre sessizlik oldu.

Deniz camdan dışarı bakıyordu.

Ben ise istemsizce gülümsedim.
Kutay'ın sesi birkaç sıra önden geldi.

"Teoman!"

Başımı kaldırdım.

"Ne var?"

Sırıtarak bana baktı.

"Hiç..."

Evren dirseğiyle onu dürttü.

"Sus."

Kutay kısık sesle güldü.

Ben sadece başımı iki yana salladım.

Sonra tekrar gözüm Deniz'e kaydı.
Camdan dışarıyı izliyordu.
Yüzünde her zamanki o ciddi ifade vardı.

Ama artık...

Eskisi kadar uzak gelmiyordu.

Belki de Kutay haklıydı.

Belki de...

Ben değişmeye başlamıştım.

🌊☀️

Bir bölümün sonu dahaaaa. 💗
Aayayya bunları yazarken çook heyecanlanıyorum yaaaa🤍 Neyse galiba yeni rekorumu kırdım yani şimdilik diyelimmm. 💖 Görüşürüzzz🌸
(1460 kelime.)