8. bölüm · DENİZ ALTI

8. SÖZ VER

Sessizliği Dinle

Yarın olduğunda gözlerimi araladım. Bana mı öyle geliyordu yoksa burası çok sessizdi. Ayağa kalkıp gözlerimi ovuşturdum. Kapıyı açınca bir silüetin kaçarak saklandığını gördüm. Bu Mert değil miydi? "Mert?" Ona yetişmeye çalıştım ama yetişemedim. Işık hızında uçup gitmişti. Neyden kaçıyordu o?
Harunun kapısını çaldım. Ses gelmeyince endişeyle kapıyı araladım. Harun yatağında arkası dönük oturmuştu. Hırlıyor gibiydi..
"Harun..?" Sanki şaşkınlık ve korkuyla durdu. Beni beklemiyor muydu? "İyi mi-" arkasını döndüğünde sözlerim yarım kaldı. Gözlerim irileşti. Çok korkunç görünüyordu. Saçları dağınık, kıpkırmızı gözleri korkmuş, vahşicesine bakışları, dudakları kan kırmızısı renkteydi. Tir tir esiyordu. Yanına yaklaşmak istediğimde ellerini öne çekti. "Yaklaşma.." sesi uyarır gibi çıkmıştı. "Harun.." korkuyordum. Onu bu hale kim getirdi? Ne olmuştu?
Kapı açıldığında Mertin kocaman gözleriyle bana ve ona baktığını gördüm. "Nefes, hadi gel." Dediğinde kaşlarımı çattım. Bileğimi onun kolundan çektim. "Neler oluyor? Benden birşey mi saklıyorsunuz? Harunun hali ne?" Dayanamayıp soruları art arta sıralamıştım. Harun gözlerini sıkıp şiddetle ağlamaya başladı. Saçlarını yolarcasına karıştırdı. Bu halini yeni görüyordum. Sanki birşey yapmıştı ama yapmak istememişti.
Gözlerim üzgün haline bakıyordu. Ben..kıyamıyorum ona. Kalbim acıyordu. Neden anlatmıyordu ne olduğunu? Ona yardım etmek istiyordum. "Tamam ne olduğunu söyleme. En azından izin ver yanında olayım." Yatağa yaklaşınca yataktan fırladı. "Yaklaşma!" Gözleri irileşmiş elleriyle durmamı sağlamıştı. Ağlıyordu. "Yaklaşma.." sesi sona doğru çatlak ve zayıf çıkmıştı. Burnumdan soludum. "Peki." Mertin yer vermesiyle odadan çıktım. O içeride kaldı. Can'ı yanıma gönderdi. Can benimle geldi. Odama girdiğimizde ona döndüm. "Neler döndüğünü biliyor musun?" Sorduğum soruyla gözlerini kaçırdı. Ya ama!
"Can..lütfen. Ben artık olanlara dayanamıyorum. Neler oluyor nolursun anlat." Sesim çaresiz çıkmıştı. "Nefes.. sana anlatırsak seni son kez göreceğiz" demesiyle kaşlarımı çattım. "Ne? Ne demek son kez göreceksiniz?" Kafam karışmıştı. "Söz ver." Dediğinde gözlerine baktım. "Kimseye sana anlattığımı söylemezsin değil mi?" Can fazla çoçuksuydu. Benden bir yaş küçüktü. Ama sanki 6 yaşındaydı. "Tamam, merak etme." Dedim ve söyleyeceği şeyi sabırsızca bekledim. İç çekti. "Harun senin doğum gününe hediye olarak seni işe götürmedi." Dediğinde gülümsemek istesemde yapamadım. Söyleyeceği herşeyi dikkatlice dinlemeye koyuldum. "Bir kadını kendi, yalnız çekti." Dediğinde artık gözlerime bakmıyordu. "O kadın buraya bilerek gelmişti. Ama Harun o kadını tanısaydı söylediğine göre asla çekmezdi. O çok pişman Nefes.." dediğinde içim kötü oldu. Endişeli gözlerle ona baktım. Ee??
"Kim ki o Can?" Sorduğum soruyla ayağa kalktı. Aramıza mesafe koyduktan sonra cevapladı. "Annen.." dediğinde nefes alamadığımı hissettim. Boğazım düğümlendi. Beni birisi boğuyor gibiydi. Olamazdı. Annem olamazdı. Hem onlar nereden bileceklerdi ki? Değil mi? Güldüm.
"Can, annem olamaz. Annem buraya gelmez. Hem Harun annemi tanımıyor" gülerek dediğimde yutkundum. "Nefes..kızımı arıyorum dedi. Nefes nerede dedi" dediğinde gülüşüm soldu. "Ama öldükten sonra dedi.." dediğinde daha da kötüleştiğimi farkettim. Hayır hayır. Bunlar gerçek olamazdı. Asla olamaz! Şaka olmalı.
"Bilseydi yapmazdı biliyorsun." Can üzgünce konuştuğunda onu duymuyordum bile. Kulaklarım uğulduyordu. Hiçbir şey duymuyor, görmüyordum. Benim annem öldü. Burada mutlu olmağı öğrenmeye koyulunca ailemi unuttum. Ailemi tehlikeye attım. Ya bir sonrakı kardeşim veya halam olursa? Onlar da bizim yaptığımız hatayı yaparlar mıydılar? Peki neden bir polis kendini annem gibi atmıyor? Ama atsada bu yaratıklar onu aşağı çekmezdiler ki.
Ağlamaya başladım. Az önceki Harunun hali kadar oldum. Şiddetle ağladım. "Nefes.." Can bana yaklaşmaya korkuyordu. "Annem öldü.." dediğimde Can biri duyar diye ödü kopuyordu. "Nefes saki-" başımı ona çevirdim. Sinirle güldüm. "Ne sakini!? Annem öldü benim! Sen biri duyar diye sessiz olalım diyorsun!" Hıçkırarak ağlamaya devam ettim. Aklıma gelen şeyle ayağa kalkıp odadan çıktım. Can'ın gözleri irileşti. Mert kapıda duruyordu. Benim bu halimi görünce şaşkın ve endişeli gözlerini Can'a çevirdi. Anlamıştı. Harunun kapısını kitleyip anahtarı cebine attı. Burnumdan soludum. Kaan'ın üstüne gittim. Anahtarı cebinden almaya çalışarken kaçtı. Denize doğru kaçtı. Can bir yere saklanmıştı. Kaan'ı boş verip kapıyı yumruklarımla çaldım.
"Harun! Harun!" Gözyaşlarım çeneme kadar gelmişti. Gözyaşlarım durmuyordu. Ellerim acımaya başlamıştı ama takmadım. Kapıyı yumruklamaya devam ettim. "Neden yaptın bunu! Neden!?" Hıçkırarak ağlıyordum. Harun da ağlıyordu.
"Düşünmedin mi Nefes nasıl olur diye? Hiç mi aklına gelmedim? Kadına birşey sormadan öylece hemen öldürdünüz mü!?" Bağıra bağıra kapıya vurunca efendilerinin salonda olduğunu bilmediğimde onu gördüm. Onu gördüğüm gibi ellerimi kapıdan çekip korku dolu bakışlarımla ona baktım. "Ne bağırıyorsun!? Utanmıyor musun!?" Bana karşılık bağırınca yutkundum. Kapıdan adım sesleri geldi. "Salona geç! Cezanı vereceğim senin!" Gözlerim irileşti. "Ceza mı?" Beni duymazdan gelerek korumalardan kolumdan tutup çekiştirmelerini istedi. Kapıyı artık Harun yumrukluyordu. "Açın kapıyı! Mert! Can! Lan kapıyı açın!" Bağırsa da onların yakında olmadığından haberi yoktu. Bu sefer seni koruyacak kimse kalmadı Nefes. Hatanı kendin halletmelisin. Gözlerimden acı dolu gözyaşları sessizce süzüldü. Salona geldiğimizde acımasızca beni vurdu. Bir kaç kez. Bir kaç yerime acımasızca vurdu. Demirin bedenimde bıraktığı izler yanıyordu. Gözyaşlarımın on katı aktı gitti yanaklarımdan.
**
Odamdaydım. Yatakta belüstü uzanmış haraket etmiyordum. Zaten her yerim yanıyordu. Her iz yanıyordu. Canım ve kalbim aynı anda yanıyordu. Hem fiziksel, hem ruhen dağıttılar.
Gözlerim sıkıca kapanıktı. Uyumuyordum. Sandım ki gözlerimi sıkıca kaparsam acım diner. Hayal ile gerçeğin farkı böyle işte.
Zaman çok geçti. Kapımın ardında iki-üç kişi fısıldaşıyordu. Sanki biri içeri girmek istiyordu. Ama diğeri izin vermiyordu. Aniden kapı açıldı. Harun içeri girip kapıyı geri kapattı. Bana zorla döndüğünde korkarak bakıyordu. Sanki görmek istemediği şeyler vardı. Gözlerimi araladığımda bana acıyor gibi değilde kendi canı yanıyor gibi bakıyordu. Gözümden bir damla yaş geldiğinde aynısı onda da oldu. Hemen o damlayı sildi. Bedenim acıdan kıvranıyordu. Dayanamayıp duvara yaslandı. Yere oturup yüzünü eliyle kapattı. Ağladığını gizlemeye çalıştı.
Ben hiçbir ses çıkarmadım. Bu odada benim sessiz acı çığlıklarım, onun gözyaşları yankılandı. Zaten her seferinde beni koruyamazdılar. Birgün ceza mı çekecektim. Yerimde duramıyordum.
Bir kaç dakikalardan sonra yanıma gelmişti. Benim acım ağrıma aşamasından sızlama aşamasına geçmişti. Yorgun hissediyordum kendimi. Gözlerimi bir kapayıp bir de açıyordum. Harun hiç ses çıkarmadan bana bakıyordu. "Merhem?" Sanki cümle kurarsa üzerine atlayacaktım. Yani o öyle sanıyordu. Bu kaç saatlerde düşündüm. Onlara birşey yapmayacağım. Çünkü bu onların işi. Tabii yapmayıp ne yapacaktılar? Harun sadece ben öğrenirim diye korkuyordu. Ama öğrenmiştim.
Yine de bu acı içimde bir yerlerde bir iz olarak kalacaktı. O acı iyileşir miydi bilmiyorum. Dün Haruna hep yanımda ol demiştim. Şimdi de benden uzak dur diyebilecek miydim?
Harun merhemi çıkarmıştı. Benim birşey söylememi beklemeden merhemi parmağına sürdü. Tişörtümü göğüslerime kadar sakince açtı. Göğüslerim tişörtün altında kaldı. Karnımda görünen koca yara izlerine zorla bakıyordu. Benim bir damla yaşıma dayanamayan biri bu yaraları görünce ne hissetmiştir acaba?
Karnıma merhemi sürünce alt dudağımı kanatırcasına ısırdım. Gözlerimi de sıktığımdan ne yaptığını görmedim. Merhem sürdüğü yeri üflemeye başladı. Üfleyerek sürdüğünde acısı azalıyordu. "Özür dilerim.." dedi karnıma bakarak. Bütün yaraları merhemle kapamaya devam etti. Bedenimin her yerine sürdü. "Bir anneni, iki de seni koruyamadığım için." Dediğinde sesi sona doğru kısık çıkmıştı. "Gerçekten deniz kızı..annen olduğunu bilseydim asla yapmazdım." Dediğinde sessizce ona bakıyordum. "Neden?" Sorduğum soruyu anlayamadığı için gözlerini bana çevirdi. "Neden yapmazdın?" Soruyu sormadan önce boğazımı temizledim. "Çünkü senin bile buradan kurtulmanı isterken anneni neden çekeyim?" Dediğinde gözlerimi onun gözlerinden kaçırdım. "Biz buradan asla kurtulamayız." Gözlerinin içine bakarak, ilk günden beri bana söylediği cümleyi ona söyledim. Bu sefer gözlerini kaçıran oydu.
"Boş ver Harun. Er yada geç hepimiz öleceğiz zaten." Dediğimde elini ağzıma koyduğunda ona kaşlarımı çatarak baktım. "Sus. Öyle konuşma. Senin ölmene izin vermem" dediğinde elini ağzımdan çektim. "Senin izin vermenle mi be!" Ben sinirlenince o ellerini iki yana kaldırdı. Onun bu haline anlamsız bakış attım. "Yine de elimden geleni hep yapıyorum görüyorsun" dediğinde iç çektim. Haklıydı. Hep bana yardım etmeye çalıştı. Hep beni korumaya çalıştı. Aslında annemin katili o değildi. Harunun tek hatası hep birini çekmesiydi. O yanlışlıkla annemi çekmişti. Annemi tanısaydı yapmazdı belki de. Buna inanmak istedim.
Hiçbir şey söylemeden kollarımı Harunun boynuna doladım. Onu kendime çekip sarıldım. Uzandığım için Harunun kafası göğüslerime değiyordu. Bunu takmadım. "Bana söz ver." Dediğimde yataktan destek alarak ağırlığını bana vermedi. "Bir daha asla bana sormadan birşey yapmaya kalkışma." Dediğimde başını aşağı yukarı salladı. "Ve..çalıştığın kadar ikimizi de koru.." sessizce söylediğim bu cümleden sonra gözyaşlarım yeniden yanaklarıma saldırdı. Affet anne. Ama ondan başka kimsem yok. Tek güvenebileceğim o vardı.
Kendini benden çekmeye çalıştığında kollarımı çektim. Geri yerine oturduğunda gözlerimin içine baktı. "Bir daha beni yanına geldiğimde kovarsan senin o kafanı koparırım." Dediğimde güldü. Gülüşüne karşılık gülmeye çalıştım. Yanlış mıydı bilmiyorum. Ama ben başka çarem yok sanıyorum. Ona tamamen güvenirsem, güvenimi boşa çıkarır mıydı?