2. bölüm · DENİZ ALTI

2. ORTAĞIM

Sessizliği Dinle

"Bana bak deniz kızı, her dediğimi sorgulamadan uzatmadan yapacaksın." Kaşlarımı çatdım. "Bana öyle seslenme." Dinlemedi bile. Yere oturdu ve ciddi anlamda onu dinlememi bekledi. Duyacağım şeylere hazır değildim...

Kollarını göğsünde birleştirip aşağıdan bana baktı. Yere oturmam için kaş göz işareti yaptı. Gözlerimi devirdim. Oflayarak vazgeçip yere oturdum. Aklım burada değildi. Buradan kaçabilirmiydim onu düşünüyordum. Çok fazlalar ve tek addımımda beni yakalarlardı. Ve bam öldürecekler.

Elini gözlerimin önünde şıklatdı. Kendime gelip ona 'ha' dercesine baktım. Eli bir süreliğine havada kaldı. Sanki bir an gülecek gibi oldu. Başını aşağı eğip elini kucağına indirdi. Anlamayarak ona bakmaya devam ettim. Daha neyi bekliyordu?

Ağzımı konuşmak için açmıştım ki boğazını temizleyip konuşmaya başladı. "Her yerde olduğu gibi buranın da kuralları var. O kuralları bilmen gerek. Maalesef efendimiz seni de bizden biri gördü." Dedikden sonra birşeyler fısıldadı. "Neyine inandı ki.."

"Efendim?" Onun gibi bende kollarımı önümde birleştirip ona bir kaşım yukarı baktım. Dişlerini dudaklarına geçirip gülümsemesini saklamaya çalıştı. "Neyse. İkimiz birlikte kaçıracağız insanları. Farketmez ağır olup olmadığı ikimiz birlikte başarmak zorundayız. Sana gözlerimle işaret verdiğim an hemen bir ayağını sen, diğerini ben tutup aşağıya çekiyoruz." Dediğinde iç çektim. Ciddi ciddi bunu dinliyor olamazdım. "Birde kaçırma zamanı konuşmak yasak." Dedi ve ayağa kalktı. Başımı kaldırıp ona baktım. Eğilip yüzünü yüzüme yaklaştırdı. "Kaçmak işini unut. Her adımında seni bulurum. Kaçacak olursan haber ver. Ölmek istiyorsan buyur şimdiden kaç." Yüzümü iğrenerek geri çektiğimde duruşunu dikleştirip kahkaha attı. Kapıyı açıp gitti. Odada yalnız kaldım.
Korkunçtu. Bana yaklaştığında, kahkaha attığında çok korkuyordum. Tir tir esiyordum. Öyle korkak birisi değildim. Ama neden böyle hissediyordum. İnsan kaçırmak bana göre değil. Bu gece yapamayacağım ama bir gün. Bir gün deneyeceğim. Bir gün kaçıp kurtulacağım.

Odada saatler geçirdiğime emindim. Yatağa benzer birşeyin üzerinde uzanıp tavana bakıyordum. Annemi, kardeşimi, hatta beni bunaldıran halamı düşündüm. Acaba beni arıyordular mı? Annem benim buraya geldiğim günün sabahı bize gelecekti. Ama döneceğimi sanmıştım. Tamam yalan olmasın. Döneceğime inanmak istemiştim. Ama iyi taraftan bakarsak ölmedim. Hala yaşıyorum. Zamanım var. Kaçmaya zamanım var. Kafayı yemeden önce kaçsam iyi olucaktır.

Kapım tıklatıldığında irkildim. Hemen ayağa kalktım. Kapı yavaşça açıldı ve oradan o göründü. Siyah gözlü manyak..galiba zamanıydı. Gözlerini kırptı sakince. Yanına gittim. Beni bir yere götürüyordu. Herkes o tarafa ilerliyordu.

Başka bir oda. Çok karmakarışık bir odanın içerisindeydik. Herkes kendine birer giysi, maske, hava borusu ve dahasını götürdüler. Hiçbir şey anlamayarak izliyordum olan biteni. O an anladım ki burada bir tane bile kız yoktu. Yoksa ilk kız ben miydim? Gerekli olanı götürünler yanımdakı kapıdan çıkarken bana göz kırpıp çıkıyordular. Yüzümü ekşittim. Ne kadar da iğrençtiler. Bir insan olamayacak kadar korkunç işlerle uğraşıyordular.

Gözlerimi devirmekle meşgulken ortağım gerekli olan herşeyi götürmüş benim için bile. Bana uzattığında o an refleks olarak "teşekkür ederim" dedim. Gözlerime uzun süre baktı. Gözlerinde şaşkınlık vardı. Ne dediğimi algıladıktan sonra elimi kafama geçirmek istedim. Saygılık ne biliyor muydular? Bunları bana vermenin sebepi insan kaçırmaktı ve ben teşekkür mü ediyordum? Aptal Nefes.
Bana yaklaşıp kulağıma fısıldadı. "Rica ederim" dedikten sonra yüzüme bakarak kıkırdadı. Kapıdan çıkınca oflayıp çıktım. Benim aptallığıma gülmüştü. Bende olsam bende gülerdim. Rezilsin Nefes rezil.
Herkes hazır olduğunu söyledikten sonra bana baktılar. Giysileri, hava borusu ve maskelerimizi takmıştık. Sadece zar zor gözlerimiz gözüküyordu. Maskenin altından gözlerimi devirdim. Ortağım konuşmama izin vermeden cevapladı. "Hazır hazır." Dediğinde kaşlarımı kaldırarak ona baktım. "Ben varken hazır olmana gerek bile yok." Güldü. "Ne saçmalıyorsun?" Dediğimde umursamadı bile. İkimiz aynı yoldan giderken artık denize girmiştik. Yüzüyorduk. Arkasından yüzerken nihayet aklıma gelen soruyla ona döndüm. "Hey, senin ismin ne?" Dediğimde bir an duraksadı. Bana döndüğünde ilk defa onu böyle gördüm. Çok garip bakıyordu. Sinirli mi, üzgün mü, başka bir duyguymuydu bilemedim. Yutkundu ve gözlerimin içine bakarak, "bizim isimlerimiz yok" dedi. Şaşkınlıkla ona baktım. Ne demek yok? Bir gün onlarda insandı değil mi?

"Ne demek yok?" Yüzmeye devam ederken sormaya devam ettim. "Yok işte. Bir de yaşımı sor istersen." Alayla söylediği şeyle aydınlandım. "Doğru ya yaşın kaç?" Sorduğum soruyla bana çevirdi başını. Bana 'salak mısın' bakışı attı. "Niye ya, sende bir gün insandın. Benim gibiydin. Neden buraya geldin? Sebepin var mıydı? Yoksa sende mi meraktan geldin buraya?" Son sorumla kıkırdadı. "Yok, ben senin gibi salak değildim" dediğinde yüzüm düştü. "Ha sende salak olduğumu kabul ettin. "Neden akıllı demedin? Ne de olsa sizin için ayağınıza geldim" dediğimde sakinliğini koruyordu. "İsmin yoksa sana isim koyacağım" ben ciddi ciddi bunu düşünürken o hiçbir şey söylemedi. Ben bu siyah gözlü manyağa ne ismi koyacağım? Bir an aydınlık geldi. Doğru ya.

"Buldum!" Dediğimde azda olsa irkildi. Başını bana çevirdiğinde sırıttım. "Siyah gözlü manyak!" Dediğimde gözlerim büyüdü. "Manyak. Yani manyak. Manyaksın ya hani" dediğimde başını önüne çevirdi. "Ama yaşın kaç ki?" Bu soruya cevap almak istiyordum. Ne de olsa bir insandılar. Yanımdaki manyak dediğim çoçuk sanki o kadar da korkutucu değildi. Diğerleriyle kıyaslarsak değildi. "Yaşımı ne yapcan. Burada yaş önemsiz. Ya işini yaparsın yada ölürsün." Dediğinde omuzlarından tutup onu kendime çevirdim. Anlık şaşkınlıkla afalladı.

Gözlerinin en derinlerine baktım. Gözler yalan söylemez. Yaşını kendim öğrenirdim.
"Ne yapıyorsun?" Elleriyle kollarımdan itti. Dudaklarımı büzdüm. "Benden büyüksündür ama ne kadar?" Dediğimde hızlıca yüzmeye devam etti. Arkasından yetişmeye çalıştım. "Deniz kızı bana manyak diyorsun ama manyak manyak haraketler yapıp sorular soran sensin." Dedi bıkmışcasına. "Yaşı-" dediğimde ilk defa bağırdığını duydum. "Sikeceğim yaşımı da!" Dediğinde kaşlarım bir anlık kalktı. Yerimde durdum şaşkınlıkla. Nedenini bilmiyordum.

Sakinleşmeye çalıştı. Nefeslerini alıp veriyordu. Başını önüne çevirdi ve sakince cevap verdi. "20-23 arası olur" dedi ve yüzmeye devam etti. Hiçbir şey söylemeden arkasından yüzdüm. Ne kadar yüzdük bilmiyorum. Yorulduğumu hissediyorum. Manyak dediğim çoçuk durduğunda bende durdum. Yukarıya baktığında baktığı tarafa baktım. Ne kadar fazla insan vardı. Biri bu gün kaçırılıcaktı...

Ortağıma baktım. Yukarıya çok ciddi bir şekilde bakıyordu. Doğru anı bekliyordu. Bana döndüğünde ona sorarcasına baktım. İşaret parmağını maskenin üstünden dudaklarının üstüne tuttu. Sessiz olmağımı istiyordu. O an çılgınca bir plan geldi aklıma. Acaba bu insanların yanına gidip 'yardım edin' diye bağırsam yardım ederler miydiler? Denesemiydim?

Bu gün değil. Cesaret edemiyorum. Çok korkuyorum. Bir dahaki sefere. Allahım yardım et bana. Bir daha hiçbir boka bulaşmayacağım. Merakımın amk.
Kol bileğimden tuttuğunda afallayarak ona baktım. Gözleriyle işaret verdikten sonra beni de kendiyle birlikte yukarıya çekti. Elinde sarı bir ışık vardı. Bir erkeği kaçırıyorduk. Ortağım sarı ışığı tutunca bileğimi bıraktı. Hızlı olmalıydık. Yakalanmamalıydık. Onun dediği gibi hemen bir ayağı ben, bir ayağı o tuttu. Ve hiç düşünmeden aşağıya çektik. Çok ağırdı. Benim yanağımı çok fena sıkıyordu. Galiba yanlış tarafta durmuştum. Tırnaklarıyla yanağımı koparıyordu. Dişlerimi sıktım. Canım feci yanıyordu. Sesimiz çıkarmadım. Onu aşağıya çektik ve çektik. Bize yardıma geldiler.

Onu hep birlikte kaldığımız salona götürdük. Beni attıkları hapishaneye benzer bir yere attılar. Ben hemen odama geçtim. Ayna gibi birşey de yoktu. Elimi yanağıma götürdüm. Kan geliyordu. Yanağım ne haldeydi bilmiyordum. Kapı tıklatılmadan açıldığında korkuyla arka duvara yaslandım. Elim yanağımda korkmuş gözlerle ortağıma bakıyordum. Sinirli görünüyordu. Nedense beni görünce gözleri yumuşadı gibi oldu.
"Nereye kayboldun. Efendimiz çağırıyor. Öyle kaybola-" sözünü kesen şey yere dökülen kırmızı sıvı yüzündendi. Arkadaşlar kötü haberim var. Ben kandan çok korkuyorum. Tamam söyledim korkak değilim ama kan benim en zayıf yanlarımdan biriydi. Kocaman gözlerle yere baktım. O an hiç anlamadan manyak çoçuk yanıma yaklaştı. Elimi tutup yanağımdan çekti. Elime baktım ve korktuğum için titriyordum. Hızlı bir şekilde cebinden beyaz birşey çıkarıp elimi ve yanağımı sildi. Bir katil olmasına rağmen dokunuşları fazla yumuşaktı. Adam kaçırdığı için bir katil sayılırdı. Yanağım sızlıyordu. Dişlerimi sıkıp başımı geriye attım. "Nefes sakin ol. Sadece bir kan." Dediğinde ağlamaya başladım. Bir kan için değildi. Günlerdir hatta belki haftalardır toplanan öfkem patlamak üzereydi. O kadar şey geldi ki başıma artık dayanamıyordum. Gitmek istiyordum. Anneme, halama, kardeşime sıkıca sarılmak istiyordum. Annemin saçlarımı okşayıp herşey geçti demesini istiyordum.

Ortağım beyaz birşeyi yanağımda tutuyordu. Gözlerini gözlerimden hiç ayırmıyordu. Dolu gözlerimle ona bakıyordum. Yüzündeki ifade dümdüzdü. Hiçbir duygu yoktu yüzünde. Birisi geldi. Kapıda durup endişeli gözlerle bize baktı. "Şey..efendimiz.." zar zor konuştuğunda yanağıma mendil tutan çoçul başını ağır bir şekilde salladı. Çoçuk gittiğinde iç çekti. Gözlerini gözlerime dikip bana öylece baktı. "Bana Harun diye seslene bilirsin" dedi fısıltıyla. Gözlerim şaşkınlıkla kocaman açıldı. Adını hatırlıyor muydu? Elimi tutup kendi yanağımdakı mendilin üstüne tuttu. "Şimdilik bununla idare et. Sonra yosunlardan birşeyler yaparız." Dedi ve geri çekildi. Odadan çıktığında onunla birlikte çıktım.

Efendileri olan odaya geldik. Bana burada tokat atmıştı. Bu o oda. Ama insanlar yoktu. Sadece o ve yaratıklar vardı. Efendileri çok kızgındı galiba. Gözlerinden ateş fışkırıyordu. Biz ona yaklaştığımızda hiç beklemeden Harun adını öğrendiğim çoçuğa şiddetli bir tokat attı. Diğer elim ağzıma gitti. Bana bile böyle bir tokat atmamıştı. Kimseden ses çıkmıyordu. Harundan bile. Alışmış gibiydiler...

Harun hiç ses çıkarmadan yere bakıyordu. "İş yaparken bağırmışsın. Birde utanmadan geç geliyorsun. Bu ne cüret!" Diye bağırdığında gözlerim doldu. İkisi de benim yüzünden olmuştu..iş yaparken ona fazla soru sorduğum için bağırmıştı. Geç gelmesi de yanağıma mendil koyması yüzünden oldu. Hepsi benim yüzümden oldu...

Efendileri bana geldiğinde gözlerim korkudan büyüdü. Elini kaldırmıştı ki Harun önüme geçip beni arkaya sakladı. Efendileri 'hah' dercesine ona baktı. Herkes şaşkındı. Bende..
"Sizin yerinize atan oldu zaten." Dediğinde sakince dinledim. "Yanağına baka bilirsiniz." Dedi dümdüz sesle. "Efendine söz geçirmeye utanmıyor musun?" Dedikten sonra diğer yanağına tokat attı. O hiç etkilenmedi. Ama benim canım yandı. Bir gözümden yaş aktı.