4.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Sude 🤎

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 4.BÖLÜM

Yemekten sonra Mira ve Kaan karakola geri döndüler.

Kaan'ın kolu hâlâ askıdaydı ve Mira, adamın sağlam eliyle her işini yapmaya çalışmasını izlerken birkaç kez başını iki yana sallamıştı.

— Sen gerçekten yardım istemeyi bilmiyor musun?

Kaan ona baktı.

— Neden?

— Çünkü kolun sakat. Bir şey taşımaya çalışıyorsun.

— Taşımıyorum.

Mira elindeki dosyayı işaret etti.

— O ne?

Kaan dosyaya baktı.

— Dosya.

— Tebrik ederim, onu ben de görüyorum. Onu neden tek elinle taşımaya çalışıyorsun?

Kaan gülümsedi.

— Çünkü diğer elimde bir şey yok.

Mira birkaç saniye ona baktı.

— Seninle konuşmak gerçekten yorucu.

— Daha bugün tanıştık.

— Farkındayım. O yüzden sabırlıyım zaten.

Kaan güldü.

Mira onun yanından geçerek karakola girdi. Kaan da arkasından ilerledi.

İçeri girdiklerinde birkaç polis kendi aralarında konuşuyordu. Mira'yı gördüklerinde konuşmaları kısa bir anlığına kesildi.

Ardından fısıldaşmalar başladı.

Mira duyuyordu.

Elbette duyuyordu.

Ancak başını çevirip onlara bakmadı. Masasına doğru ilerledi ve çantasını bıraktı.

Kaan ise arkasından gelmiş, konuşmaları fark etmişti.

— İnsanların biraz daha profesyonel davranması gerektiğini düşünmüyor musunuz? diye sordu.

Masalardan birinde oturan Elzem başını kaldırdı.

— Kaan, sen yine neye karışıyorsun?

— Hiçbir şeye.

— O zaman kendi işine bak.

Kaan'ın yüzündeki gülümseme silindi.

— Zaten kendi işime bakıyorum.

Mira sandalyesine otururken araya girdi.

— Kaan, bırak.

Kaan ona döndü.

— Ama—

— Gerçekten önemli değil.

Mira bilgisayarını açtı.

Elzem alaycı bir şekilde güldü.

— Ay, ne kadar da anlayışlı. Daha ilk günden kendine koruyucu bulmuş.

Mira başını kaldırdı.

— Bir şey mi söyledin?

— Hayır, sana bir şey söylemedim.

— O zaman neden benim hakkımda konuşuyorsun?

Elzem'in yüzü değişti.

Mira sakinliğini bozmadan devam etti.

— Bir derdin varsa doğrudan söyleyebilirsin. Arkadan konuşmakla zaman kaybetmene gerek yok.

Alina araya girdi.

— Sen kendini ne sanıyorsun?

Mira ona döndü.

— Şu an mı?

— Evet, şu an!

Mira birkaç saniye düşündü.

— Biraz uykusuz ve sizin konuşmalarınızdan dolayı giderek sabırsızlaşan bir insan.

Kaan başını öne eğdi.

Gülmemek için kendisini zor tutuyordu.

Alina'nın yüzü kızardı.

— Sen gerçekten çok saygısızsın!

Mira omuz silkti.

— Saygı karşılıklıdır.

Ardından tekrar bilgisayarına döndü.

Konuşmanın onun açısından bittiği belliydi.

Ancak diğerleri için bitmemişti.

Çünkü Mira'nın sessiz kalmasını bekliyorlardı. Kendilerine karşılık vermeyen, söylediklerini içine atan birini görmeye alışmış olabilirlerdi.

Mira ise onların düşündüğü gibi biri değildi.

Sadece her tartışmaya girmeyi gerekli görmüyordu.

Kaan masasına geçerken Mira'ya son bir kez baktı.

Kızın yüzünde hiçbir şey yokmuş gibi görünüyordu.

Ama Kaan, onun insanların sözlerini duymazdan gelmediğini anlamıştı.

Sadece onlara istedikleri tepkiyi vermiyordu.

Bir süre sonra Mira, masasında oturmaktan sıkılıp karakolun arka tarafındaki dinlenme alanına geçti.

Elinde bir bardak su vardı.

Başını geriye yaslayıp birkaç saniye gözlerini kapattı.

Bugün düşündüğünden daha yorucu geçmişti.

Yeni bir iş ortamı, tanımadığı insanlar, bitmek bilmeyen bakışlar...

Bunların hepsine alışkındı.

Ama alışkın olmak, yorulmamak anlamına gelmiyordu.

Tam o sırada kapı açıldı.

İçeri genç bir kadın girdi.

Elinde kahve bardağı vardı. Mira'yı görünce hafifçe gülümsedi.

— Merhaba. Buraya oturabilir miyim?

Mira gözlerini açtı.

— Tabii.

Genç kadın karşısındaki sandalyeye oturdu.

— Ben Yağmur.

— Mira.

Yağmur gülümsedi.

— Biliyorum. Bugün geldiğini duydum.

Mira kaşlarını kaldırdı.

— Bu kadar çabuk mu yayıldı?

Yağmur kahkaha attı.

— Karakolda yeni biri gelince haber herkese ulaşıyor. Üstelik Kaan'la birlikte gelmişsin.

Mira hafifçe gülümsedi.

— Bunun da haberi mi çıktı?

— Tabii ki. İnsanlar burada bazen işlerinden daha çok başkalarının ne yaptığını konuşuyorlar.

Mira başını salladı.

— Onu fark ettim.

Yağmur, Mira'nın yüzündeki ifadeyi görünce bir an durdu.

— Bir şey mi oldu?

Mira hemen başını iki yana salladı.

— Hayır, neden?

— Bilmiyorum. Biraz yorgun görünüyorsun.

Mira elindeki bardağa baktı.

— Uzun bir gün oldu.

Yağmur başını salladı.

— İlk günler böyledir. Herkes birbirini tanımaya çalışır.

Mira hafifçe güldü.

— Bazıları tanımaya çalışmıyor. Tanımadan karar veriyor.

Yağmur ne demek istediğini anlamıştı.

— Onları çok kafana takma. Herkesin düşüncesini değiştirmek zorunda değilsin.

Mira başını kaldırıp ona baktı.

Bu cümle, gün boyunca duyduğu en mantıklı şeydi.

— Güzel söyledin.

Yağmur gülümsedi.

— Bazen ben de mantıklı konuşabiliyorum.

Mira ilk kez içtenlikle güldü.

— Bazen mi?

Yağmur şaşkınlıkla ona baktı.

— Daha ilk günden benimle dalga mı geçiyorsun?

Mira omuz silkti.

— Sen başlattın.

Yağmur kahkaha attı.

— Tamam, seninle anlaşacağız galiba.

Mira'nın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.

— Bence de.

İkisi bir süre gündelik şeylerden konuştular. Yağmur, karakoldaki işlerden, insanların garip alışkanlıklarından ve bazen en basit olayların nasıl büyütüldüğünden bahsetti.

Mira da kendi düşüncelerini paylaştı.

Konuşma ilerledikçe Yağmur bir şey fark etti.

Mira, insanların sandığı gibi soğuk biri değildi.

Gülüyordu.

Şaka yapıyordu.

Karşısındakini dikkatle dinliyor, anlatılanları önemsiyordu.

Sadece herkese aynı şekilde yaklaşmıyordu.

Yağmur bunu anlayabiliyordu.

Çünkü kendisi de insanların ilk izlenimlerine göre karar vermesinden hoşlanmıyordu.

Bir süre sonra Yağmur kahvesini bitirip ayağa kalktı.

— Benim dönmem gerekiyor. Ama sonra yine konuşalım, olur mu?

Mira başını salladı.

— Olur.

Yağmur kapıya yöneldi.

Tam çıkacakken arkasını döndü.

— Bu arada, bir şeye ihtiyacın olursa bana söyleyebilirsin.

Mira birkaç saniye ona baktı.

Sonra gülümsedi.

— Teşekkür ederim, Yağmur.

— Rica ederim.

Yağmur çıktıktan sonra Mira elindeki suya baktı.

Günün başından beri ilk defa kendisini biraz daha rahat hissediyordu.

Belki de burada herkes düşündüğü gibi değildi.

Belki de doğru insanları bulması gerekiyordu.

Öğleden sonra Mira yeniden çalışma alanına döndüğünde masasına bırakılmış birkaç dosya gördü.

Dosyaları incelerken bir süre sonra nefesinin kendiliğinde düzensizleştiğini hissetti.

Elini göğsüne götürdü.

Bir an durdu.

Burnundan yavaşça nefes almaya çalıştı.

Bu durum onun için tamamen yabancı değildi. Hipertiroidi ve reaktif hipoglisemi nedeniyle zaman zaman kendisini iyi hissetmediği anlar oluyordu.Bu iki hastalık hem benzer hemde farklıydı.Hipertiroidi normalden daha hızlı çalışması durumudur.Bu hastalıkta metabolizma çok hızlı çalıştığı için kilo kaybı,kalp çarpıntısı,panik atak,sinir ve stres nöbetleri,sıcağa dayanıksızlık,uyku sorunları ve göz bulanıklığı görülür.Reaktif hipoglisemide de özellikle karbonhidrat fazla tüketildiğinde pankreas gereğinden fazla insülin üreterek şekeri çakar.Hipertiroidi ile benzer belirtileri taşır.Müdahale edilmediğindede şeker hastalığına kadar gidebilir.Bu iki hastalık nedeniyle Mira hayatının büyük bir çoğunluluğunu özel beslenme programıyla ve ilaçlarla geçiriyordu.Bunu Mira'nın birçok tanıdığı biliyordu

Ancak yeni bir ortamda bunu açıklamak istemiyordu.

Bir süre bekledi.

Sonra çantasındaki gerekli eşyalarını kontrol etti.

Kendisini toparlamaya çalışırken yan taraftan bir ses duydu.

— Yine ne oldu buna?

Mira başını kaldırdı.

Melek, Alina'yla konuşuyordu.

Alina gözlerini Mira'ya çevirdi.

— Bilmiyorum. Daha sabahtan beri bir tuhaf.

Melek küçümseyici bir ifadeyle güldü.

— Bence dikkat çekmeye çalışıyor.

Mira duyduklarını anlamıştı.

Elini göğsünden çekti.

Başını kaldırıp ikisine baktı.

— Hakkımda konuşmanız gerekiyorsa biraz daha yüksek sesle konuşun. Belki bütün karakol duyar da sizin adınıza utanır.

Alina'nın yüzü gerildi.

— Sana bir şey söylemedik.

— Söylediniz.

— Yanlış anlamışsın.

Mira sandalyesini masaya yaklaştırdı.

— O zaman bundan sonra daha anlaşılır konuşun.

Melek gözlerini devirdi.

— Her şeye de cevap veriyor.

Mira sakin bir şekilde dosyasını açtı.

— Her şeye cevap vermiyorum. Sadece gereksiz konuşmalara gerektiğinde karşılık veriyorum.

Alina bir şey söyleyecek gibi oldu ama o sırada Kaan yanlarına geldi.

Mira'nın yüzünü görünce durdu.

— İyi misin?

Mira ona baktı.

— İyiyim.

Kaan birkaç saniye bekledi.

— Emin misin?

— Evet, Kaan.

Kaan başını hafifçe salladı.

— Peki. Bir şeye ihtiyacın olursa söyle.

Mira'nın yüzü yumuşadı.

— Söylerim.

Kaan masasına dönerken Alina arkasından baktı.

Sonra Mira'ya döndü.

— Sana karşı ne kadar ilgili olduğunu görmüyor musun?

Mira kaşlarını çattı.

— Kimin?

— Kaan'ın.

Mira birkaç saniye sessiz kaldı.

Ardından dosyasını açtı.

— İnsanların birbirine iyi davranması için özel bir sebebi olması gerekmiyor.

Alina alaycı bir gülümsemeyle karşılık verdi.

— Tabii canım.

Mira cevap vermedi.

Çünkü tartışmanın hiçbir yere varmayacağını biliyordu.

Ama Kaan, masasına dönerken konuşulanların bir kısmını duymuştu.

Mira'nın kendisini savunmak zorunda kalmasını istemiyordu.

Yine de onun yerine konuşmanın da doğru olmayacağını biliyordu.

Mira'nın kendi sınırlarını çizebildiğini görmüştü.

Yapabileceği en iyi şey, ihtiyaç duyduğunda yanında olmaktı.

Akşam saatlerine doğru Mira'nın başı hafifçe ağrımaya başladı.

Bilgisayar ekranına uzun süre bakmıştı. Birkaç dakika ara vermeye karar verip ayağa kalktı.

Ancak ayağa kalkar kalkmaz kısa bir an duraksadı.

Bir elini masaya dayadı.

Nefesini düzenlemeye çalıştı.

Tam o sırada Yağmur içeri girdi.

Mira'yı görünce hemen yanına yaklaştı.

— Mira?

Mira başını kaldırdı.

— İyiyim.

Yağmur onun koluna hafifçe dokunmadan önce durdu.

— Yardım etmemi ister misin?

Mira birkaç saniye düşündü.

Sonra başını salladı.

— Biraz otursam iyi olacak.

Yağmur hemen yakındaki sandalyeyi çekti.

— Gel, otur.

Mira oturdu.

Yağmur karşısında durup onu dikkatle izledi.

— Daha önce de oluyor mu?

Mira başını salladı.

— Evet, bazen.

— Bir sağlık sorunun mu var?

Mira kısa bir süre düşündü.

— Hipertiroidim ve reaktif hipoglisemim var. Bazen kendimi böyle hissedebiliyorum.

Yağmur'un yüzündeki ifade değişti.

— Anladım. Peki şu an neye ihtiyacın var?

Mira onun bu soruyu soruş biçimine şaşırdı.

Ne abartmıştı ne de küçümsemişti.

Sadece neye ihtiyacı olduğunu öğrenmeye çalışıyordu.

— Biraz dinlenmeye. Bir de kendimi iyi hissetmediğim zamanlarda ne yapmam gerektiğini biliyorum.

Yağmur başını salladı.

— Tamam. İstersen yanında kalabilirim.

Mira hafifçe gülümsedi.

— Olur.

Yağmur bir sandalyeye oturdu.

Bir süre konuşmadılar.

Sonra Yağmur, Mira'nın yüzüne bakarak sordu:

— Biliyor musun, bugün seni ilk gördüğümde çok mesafeli biri olduğunu düşünmüştüm.

Mira güldü.

— Şimdi ne düşünüyorsun?

Yağmur gülümsedi.

— Biraz mesafelisin ama aslında çok tatlısın.

Mira kaşlarını kaldırdı.

— Tatlı mı?

— Evet.

— Bunu kimseye söyleme. İtibarım zedelenir.

Yağmur kahkaha attı.

Mira da ona katıldı.

Kapının dışında duran Kaan, ikisinin gülüşünü duyduğunda içeri girmek üzereydi.

Ancak onları görünce durdu.

Mira'nın yüzünde sabahtan beri görmediği bir rahatlık vardı.

Yağmur'la konuşurken kendisini açıklamak zorunda hissetmiyordu.

Kaan hafifçe gülümsedi.

Sonra kapıyı tıklattı.

İkisi ona döndü.

— Rahatsız etmiyorum, değil mi? diye sordu.

Yağmur başını salladı.

— Hayır. Gel.

Kaan içeri girdi ve Mira'ya baktı.

— Nasıl hissediyorsun?

Mira bu kez doğrudan cevap verdi.

— Biraz daha iyiyim.

Kaan başını salladı.

— Güzel.

Yağmur ikisinin arasında gidip gelen bakışları fark etmişti.

Ama bir şey söylemedi.

Şimdilik.

Kaan, Mira'nın yanındaki sandalyeye oturdu.

— Bugün biraz yorucu geçti, dedi.

Mira hafifçe güldü.

— Biraz mı?

— Tamam, oldukça yorucu geçti.

Yağmur başını salladı.

— Özellikle bazı insanlar yüzünden.

Kaan kimin kastedildiğini anlamıştı.

— Bazı insanların değişmesi gerekiyor.

Mira ona baktı.

— İnsanları değiştiremezsin.

Kaan başını hafifçe yana eğdi.

— Peki ne yapabiliriz?

Mira bir an düşündü.

— Kendimizi değiştirebiliriz. Onlara verdiğimiz tepkiyi değiştirebiliriz. Ama onların kim olacağına karar veremeyiz.

Kaan birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra gülümsedi.

— Seninle konuşmak güzel.

Mira'nın yüzünde hafif bir şaşkınlık belirdi.

Yağmur ise gülümsemesini saklamaya çalıştı.

— Bence de, dedi.

Kaan ona döndü.

— Sana sormadım.

Yağmur kahkaha attı.

— Ayıp ama!

Mira da gülmeye başladı.

Kaan ikisine baktı.

— Ne var? Gerçekten ona sordum.

Yağmur elini salladı.

— Tamam, tamam. Siz konuşun.

Ayağa kalkıp kapıya yöneldi.

Çıkmadan önce Mira'ya döndü.

— Yarın görüşürüz.

Mira gülümsedi.

— Görüşürüz.

Yağmur çıktıktan sonra odada ikisi kaldı.

Kaan bir süre sessizce oturdu.

Sonra Mira'ya baktı.

— İnsanların sana böyle davranmasına alışmışsın.

Mira'nın gülümsemesi hafifçe azaldı.

— Evet.

— Ama alışmış olman, bunu hak ettiğin anlamına gelmiyor.

Mira başını kaldırdı.

Kaan'ın yüzünde acıma yoktu.

Onu güçsüz görmüyordu.

Sadece haksızlığa uğradığını düşünüyordu.

Mira birkaç saniye boyunca konuşamadı.

Sonra hafifçe gülümsedi.

— Bunu biliyorum.

Kaan başını salladı.

— Güzel.

Mira ona baktı.

— Sen herkese böyle misin?

Kaan kaşlarını kaldırdı.

— Nasıl?

— Anlayışlı.

Kaan birkaç saniye düşündü.

— Herkesin ne yaşadığını bilemem. Ama bilmediğim bir şey yüzünden birini yargılamak istemem.

Mira'nın bakışları yumuşadı.

— Keşke herkes böyle düşünse.

Kaan hafifçe gülümsedi.

— O zaman benim işim kolaylaşırdı.

Mira güldü.

— Senin işin zaten zor.

— Farkındayım.

Bir süre sonra Mira ayağa kalktı.

Bu kez kendisini daha iyi hissediyordu.

— İşime dönmem gerekiyor.

Kaan da ayağa kalktı.

— Tamam.

Birlikte kapıya doğru yürüdüler.

Koridora çıktıklarında Mira, masasında kendisini bekleyen dosyaları gördü.

Derin bir nefes aldı.

Yeni bir gün, yeni insanlar ve bitmek bilmeyen işler...

Ama artık karakolda kendisini biraz daha rahat hissetmesini sağlayan iki kişi vardı.

Yağmur ve Kaan.

Diğerleri onu yanlış tanıyabilirdi.

Onun hakkında istedikleri gibi düşünebilirlerdi.

Mira ise kendisini herkese kanıtlamak zorunda değildi.

Çünkü insanın değerini, başkalarının onun hakkında ne düşündüğü belirlemiyordu.

Ve bazen, insanın karşısına çıkan tek bir anlayışlı kişi bile bütün bir günün ağırlığını hafifletmeye yetiyordu.

Mira henüz bunun ne kadar önemli olduğunu tam olarak bilmiyordu.

Ama zamanla öğrenecekti.

Tıpkı Kaan'ın, ilk gün karşılaştığı bu genç kadının göründüğünden çok daha fazlası olduğunu öğreneceği gibi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

51okunma 25beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18