5. bölüm · DENGE (EQUA)

5

Elf Nita

İnleyerek yattığım yerde hareket ettim. Gözlerimi açacak gücümün bile kalmadığını hissediyordum. Göz kapaklarımı zorla birbirinden uzaklaştırdığımda, yanı başımda uyuyan Sima’yı gördüm. Boğazım çok kötü şekilde kurumuştu. Şuan içeceğim bir yudum su her şeyi yoluna koyacak gibiydi.
Elimi kaldırarak büyü yapacaktım ama herhangi bir büyü yapamayacak gibiydim. Aşırı yorulmuş hissediyordum; sanki kırk orduyla kırk mücadeleye girmişim gibi.
Derin bir nefes alarak birkaç yudumluk bir su tomurcuğu oluşturdum, dudaklarıma değmesini sağladım ve içtim.
İçimdeki bütün organlar susuzluktan iflas edecek gibi geliyordu. İçtiğim suyun boğazımdan geçtiğini bile hissedememiştim. Göz ucuyla etrafa baktığımda su aradım. Hiçbir yerde bir bardak su görünmüyordu.
Neredeyim lan ben?
Burası odam değildi. Revire benziyordu. Birkaç hasta yatağı, komodinde duran birkaç şişe ve Ashael…
ASHAEL? Burada neler olduğunu bir anlatabilir mi? Sima yatağa yaslanmış uyuyor, Ashael yan yatakta yatıyordu. Öldüm mü acaba?
“Güzel uyku çektin, su damlası. İki günlük dersten de yırttın, yine iyisin.” Ashael gözleri kapalı konuşmaya başladı. Tek eli ensesinde diğer eli de karnının üzerindeydi.
“Öldüğümü görmek için mi bekliyordun?”
Hızla doğrulduğumda Sima hareketlenerek uyandı.
“İki günlük ders mi? Ben ne zamandır uyuyorum?”
“Arena gününü saymazsak iki gün.” diye homurdanarak konuştu Sima.
“Ne oldu bana?”
“Sana fazla güçlü geldim, su damlası. Sen de pes etmek yerine ölmeyi seçtin herhalde.”
Sima, Ashael’in cümlesi karşısında derin bir nefes alarak gözlerini devirdi.
“Ashael’e arkanı dönüp bana doğru gelmişsin. Bu hileci şerefsiz de seni arkandan vurmuş.”
Ashael’e döndüğümde gözlerimi gözlerine kenetledim.
“Bakma bana, kar tanesi. Bakışların içimi ürpertiyor.” dedi alayla. “O buz dağının altında kalmamın sebebi de arkamdan vurman.”
“Sen de dikkatsiz olmasaydın. O başka bir şey yaparken sen onu vurdun.” dedi Sima.
“Bir oradan bir oraya konuşmayın. Başımı sağa sola çevirmekten geri bayılacağım. Su istiyorum.” başımı iki yöne çevirmekten başım dönmüştü artık
Sima elini kaldırarak dairesel bir hareket yaptı. Bir bardak dolusu buzlu su belirdi.
“Harikasın.” diyerek birkaç saniye içinde suyu bitirdim.
“Biraz kendine gel, sonra seninle konuşmamız gerekenler var.”
Sima sesini alçaltarak konuştuğunda başımla onayladım.
“Ashael, sen niye buradasın?”
Soruyu ona yönelttiğimde elleri kafasının arkasında birleştirmiş, dinleniyordu.
“Hastayım, su damlası. Buz dağının altında kaldım, belki ondandır.” diye alaya aldı. “Ayrıca eğer ölürsen, ölümünü izlemek güzel olur diye tatilimi uzatıyordum.”
Ne kadar gaddar ve sinir bozucu biriydi. Onunla arkadaş olmak için milyonlar verseler tahammül edemezdim.
“Eğer kendini iyi hissediyorsan odaya çıkalım.” Sima muhatap olmamak için konuyu kesip attı.
Başımla onay vererek yavaşça yataktan ayağa kalktım.
Odaya çıktığımızda yatağıma uzanarak derin bir nefes aldım. İki gündür uyuduğumun şokunu hâlâ atlatamamıştım. Hâlâ kemiklerime kadar yandığımı hissediyordum ve acıdan beter bir şeydi.
“Cevher taşı daha da çok çatlamış. Dün dördüncü yıl toprak grubu ile üçüncü yıl su grubu kavga etmiş. Sen uyanmadan iki saat önce onları revirden çıkardılar. Çok fazla araştırma yapamadım, belki uyanırsın diye çoğu zaman yanında kaldım. Sunucu da ‘rakibine arkasını dönmemesi gerektiğini öğrendi’ diyerek sizi siktir etti. Benim mücadelemde de Aroun kazandı. Sunucu haftaya seninle Aroun’u mücadele ettirecekmiş.”
On beş saniye içine bütün cümleleri sığdırmayı başarmıştı. Nefes almak yok, dil sürçmesi yok; sadece Sima vardı.
“Hadi uzan, bunları sonra konuşuruz. Yorgun görünüyorsun.” Hiç kimsenin ne yaptığı ile ilgilenemezdim şuan.
Hiç itiraz etmeden yatağına uzandı. Ben de onunla beraber geri uyudum.
“Si da festia.”
Benimle her kim dalga geçiyorsa cidden sıkıldım. Bari bugün olmasın. Saat sabahın dördüydü.
“Uyan.”
Yerimden hızla kalktığımda etrafta birilerinin olup olmadığını kontrol ettim. Sima’ya baktığımda hâlâ uyuyordu.
Hızla odadan çıktım ve hızla tabloların olduğu odaya girdim. Yine tablolar, yine gülen insanlar ve yine anlamsız bir yazı.
Bir dakika… Yazı değişmişti.
“Ar lı ey ği iy le ti. O ol gö ter i”
Koşa koşa odaya çıktım ve Sima’nın not aldığı defteriyle bir kalem alarak aşağıya indim. İlk yazan harflerle şimdikileri birleştirerek o cümleyi ortaya çıkardım:
“Yaralı geyiği iyileştir. O yol gösterici.”
Bu da ne demekti? Nereden yaralı bir geyik bulacaktım?
“Si da festia.”
Ses bu sefer odanın içinden değil, kapının dışından geliyordu. Dışarı çıktığımda kimse yoktu. Ses tekrar gelmeye başlayınca takip etmeye karar verdim. Saray kapısından çıktığımda ses hâlâ geliyordu. Bir şelalenin başına geldiğimde ses, dağın eteklerinden geliyormuş gibi uzak ve yardım çağrısı gibiydi.
Etrafı kontrol ettikten sonra hava güçlerimi kullanarak bir bulutla şelalenin dibine indim. Umarım dönüş yolunu bu kadar kolay halledebilirdim.
Bir ormana doğru ilerlerken etraftan küçük çıtırtılar duydum.
“Kim var orada?”
Elime bir kılıç alarak sesin geldiği yere doğru tuttum ama kimse görünmüyordu.
Delirmek icin fazla gencim, lütfen kafayı sıyırmış olmıyım.
Ormanın biraz içine girdiğimde bir uğultu başladı. Acı bir uğultu…
Sanki yaralı biri yardım istiyordu
Biraz daha ilerleyince karşıma bir geyik çıktı. Yaralı değildi, ayaktaydı. Ona doğru temkinli birkaç adım atınca arkasını dönerek ilerlemeye başladı
Biraz ilerledi, sonra bana baktı. Sanki geldiğimden emin olmak istiyor gibiydi. Yavaşça hareketler ile peşine düştüm.
On dakikalık bir takibin ardından ağaçların arasında onu gördüm. Yerde, yaralar içinde yatan bir geyik… Beni yanına getiren geyik tam başında durdu, bana baktı ve koşarak gözden kayboldu.
Diğer geyiğe yavaşça yaklaştım. Sanki zaten beni bekliyormuş gibi yüzüme baktı. Yanına tamamen geldiğimde diz çökerek yarasına baktım.
Elimi uzatarak omzundaki büyük yaraya bakmak istedim ama korkarak kıprandı.
“Korkmana gerek yok. Birazdan iyi olacaksın.”
İlk geyiğin başını okşadıktan sonra yarasına elimi uzattım. Derin bir nefes aldım ve yaralarını iyileştirmeye başladım.
Onun yarası artık benim yaramdı. Yavaş yavaş yarası iyileşirken benim vücudum yanmaya başladı ve omzumda bir yara açıldı.
Ne kadar iyileştirirsen, o kadar canın acır.

Tiktok;elf_nita
İnstagram;elf_nita
Sosyal medya hesaplarimdan takip ederek yeni bolumlere ve yeni kitaplarima ulasabilirsiniz.
Destek olursaniz sevinirim.