6. bölüm / 10
Deli~hyunlix6.Bölüm💍
Bölümler 10Şu an: 6.Bölüm💍
Felixten...
Kapı kapandığında metal sesi kulaklarımda yankılandı. Ardından koridorun uğultusu yeniden üzerime çöktü. Bağırışlar, kahkahalar, anlamsız kelimeler… Ama az önceye kıyasla hepsi uzaktan geliyordu artık. Sanki bir cam fanusun içindeydim.
Duvara yaslandım. Dizlerim titriyordu.
Nefes aldım. Bir. İki. Üç.
“İyi misiniz?” diye sordu bir görevli.
Başımı salladım. Konuşursam sesim dağılacakmış gibi hissettim. Yavaş adımlarla koridorun ortasına doğru ilerledim. Her kapının arkasında başka bir hikâye vardı; başka bir çöküş, başka bir yalnızlık. Ama benim aklım tek bir odada kalmıştı. En sondaki kapının ardında.
Hyunjin.
Bana saldıran, sonra benden kaçan… ama gitmemi istemesine rağmen “Bir daha gelir misin?” diye soran kişi.
Üst kata çıktığımda hava biraz daha hafifledi. Ya da bana öyle geldi. Odamın kapısını kapattım, sırtımı yasladım. Gözlerimi kapattığımda hâlâ onun bakışlarını görüyordum. Kayıp, yorgun, ama bir anlığına tutunan bakışlar.
Yatağın kenarına oturdum. Ellerime baktım. Hâlâ titriyordu.
Korkmuştum.
Ama kaçmamıştım.
O gece uyuyamadım. Işıkları kapattığımda zihnim açıldı. Hyunjin’in sesi kulağımda yankılandı.
“Kontrolümü kaybettiğimde kim olduğumu ben bile bilmiyorum.”
Ya bir gün gerçekten beni tanıyamazsa?
Ya bir gün bana baktığında beni de o karanlığın bir parçası sanarsa?
Yine de…
Gitmek istemedim.
Sabah olduğunda gözlerim yanıyordu. Aynada kendime baktım; solgun, uykusuz ama kararlıydım. Kahvaltıya inmediğimi fark etmedim bile. Aklımda tek bir düşünce vardı: Bugün gitmeli miyim?
Gitmezsem ne olurdu?
Gidersem ne olurdu?
Cevaplar korkutucuydu ama birini seçmem gerekiyordu.
Öğleden sonra cesaretimi topladım. Aynı görevliye yaklaştım. Dün geceki bakışı tanıdı.
“Onu… bugün de görebilir miyim?” diye sordum.
Görevli kısa bir tereddütten sonra başını salladı.
“Doktor onay verdi. Ama kısa olacak.”
Bu bile içimde tuhaf bir rahatlama yarattı.
Yine o koridor. Yine soğuk ışıklar. Ama bu kez adımlarım daha kararlıydı. Kalbim hâlâ hızlı atıyordu ama geri dönmedim.
Kapı açıldığında Hyunjin ayakta duruyordu. Pencerenin önünde, elleri arkasında kenetlenmişti. Bana bakmıyordu. İçeri girdiğimi hissetmiş olmalıydı ama dönmedi.
“Geleceğini sanmamıştım,” dedi.
“Ben de,” dedim dürüstçe.
Yavaşça döndü. Gözleri daha uyanıktı ama yorgunluk hâlâ oradaydı.
“Pişman mısın?” diye sordu.
“Burada olmaktan mı?”
Başını salladı.
Bir an düşündüm.
“Hayır,” dedim. “Ama korkuyorum.”
Bu onu şaşırttı. Gülümsedi ama gülümseme yarım kaldı.
“En azından dürüstsün,” dedi. “Herkes korkmadığını söyler. Sonra ilk kaçan onlar olur.”
“Kaçmam,” dedim yine. Bu kez daha sessiz ama daha net.
Hyunjin birkaç adım attı, sonra durdu. Aramızdaki mesafeyi korudu. Bilinçliydi bu.
“Beni böyle görmek seni yorar,” dedi. “Zamanla… sana da bulaşır.”
“Bulaşmasına izin vermem,” dedim.
“Ama seni de burada yalnız bırakmam.”
Gözlerini kaçırdı. Omuzları gerildi.
“Yalnızlığa alışkınım,” dedi.
“İnsan alışmamalı,” dedim.
“Katlanır sadece.”
Bu söz onu susturdu. Bir süre odada sadece nefeslerimizin sesi vardı.
“Dün,” dedi aniden, “gittikten sonra… uzun süre kapıya baktım.”
Kalbim sıkıştı.
“Bir daha gelmezsin sandım,” diye ekledi.
“Herkes öyle yapar.”
“Ben herkes değilim.”
Bu kez bana baktı. Gözleri doldu ama başını eğmedi.
“Bunu söyleme,” dedi. “Sonra giderken daha çok acıtıyor.”
“Gitmiyorum,” dedim.
“En azından bugün değil.”
Kapıdan hafif bir ses geldi. Zamanımız vardı ama sınırlıydı.
“Bana… seslerden bahset,” dedim. “Eğer istersen.”
Hyunjin derin bir nefes aldı. Sanki bunu ilk kez birine anlatıyormuş gibiydi.
“Bazen geçmiş gibi,” dedi. “Bazen de hiç yaşanmamış şeyler gibi. Bana sürekli bir şeyler fısıldıyorlar. Güvensizlik. Öfke. Kaybetme korkusu.”
“Peki ben?” diye sordum.
“Ben ne oluyorum o an?”
Gözleri karardı.
“Sen… durmam gereken yer oluyorsun,” dedi.
“O yüzden tehlikelisin.”
Bu söz beni ürküttü ama geri çekilmedim.
“Belki de o yüzden buradayım,” dedim.
“Durman gereken yeri hatırlatmak için.”
Bir anlığına yüzünde bir şey kırıldı. Savunma mıydı, korku mu ayırt edemedim.
“Bunu bana yapma,” dedi. “Beni sorumluluğun gibi görme.”
“Sorumluluğum değilsin,” dedim.
“Seçimimsin.”
Bu kelime odada asılı kaldı.
Görevli kapıyı tıklattı.
“Ziyaret bitiyor.”
Hyunjin gözlerini kapattı. Başını salladı.
“Gitmeden önce…” dedi.
Durup baktım.
“Bir daha gelirken,” diye devam etti, “kendin için gel. Benim için değil.”
Başımı salladım.
“Tamam.”
Kapıdan çıktığımda kalbim daha ağırdı. Ama bu ağırlık korkudan değil, bağdan geliyordu.
Koridordan uzaklaşırken şunu biliyordum:
Bu hikâye burada bitmeyecekti.
Hyunjin hâlâ tehlikeliydi.
Ama artık yalnız değildi.
Ve ben… bunun bedelini henüz bilmiyordum.
Bölüm etkileşimi
