4. bölüm · Deli Mıknatısı
Bölüm 4
Lise üçüncü sınıfta Melek ve Canan adında iki yakın arkadaşım oldu. Oldukça yakındık, ta ki aramız bozulana kadar…Ben hep erkek gibi dolaşan bir kız oldum. Çoğu zaman erkek arkadaşlarımla daha iyi anlaşırdım. Kızların kıskançlıklarına pek tahammül edemezdim. Gerçi şimdi de çok değişmiş sayılmam ama yine de hayatımda bir iki sağlam kız arkadaşım var.Melek bir gün erkek arkadaşıyla ilk kez buluşacağını ve bizim de onunla birlikte gelmemizi istedi. Biz de kabul ettik. Benim hiç sevgilim olmadığı için durum bana oldukça garip gelmişti, aynı zamanda merak ediyordum.Arsinde bir pastanede sözleştik. Biz Canan’la bir masaya oturduk, Melek ve Cem ise ayrı bir masaya geçti. Cem kara kuru bir çocuktu, açıkçası “tipsiz” denilebilirdi. Melek ise esmer bir kızdı ama Cem’e göre daha güzeldi.Bir süre sonra tokalaşıp ayrıldılar. Biz de kalktık. Önce biz çıktık, Cem ise tanıdık biri görmesin diye biraz sonra çıktı. Ama onun bakışlarından nedense rahatsız olmuştum.Sonra Melek, “Ben sevmedim çocuğu,” dedi. “Ayrılacağım, zaten sadece mesajlaşmıştık, şimdi de görüştük.”O dönem kontörlü hatlar vardı, şimdiki gibi sınırsız mesajlaşma yoktu. Melek bana, “Nera, senden atayım mesajı bitsin, bana bir daha yazmasın,” dedi.Ben de “olur,” dedim. Ne olabilirdi ki…Aradan ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorum ama bir gün bu çocuk bana mesaj yazdı. Kendini tanıttı; Cem’di. Benim hiç sevgilim olmadığı için bu durum bana garip ama bir o kadar da hoş gelmişti.Bana ilk gördüğü anda benden hoşlandığını söyledi. Melek ondan ayrılmamış olsaydı bile, yine de ayrılıp bana ulaşacağını ifade etti.Ben de bunu Melek’e anlattım. O ise, “Benim için sorun yok, sen sevdiysen görüş,” dedi.Ben de sadece ilginin hoşuma gittiğini, biriyle konuşmanın bana iyi geldiğini söyledim. Ve o şekilde Cem’le konuşmaya başladık.Ah… ne büyük bir hata.İlişkimiz ilk başta güzel gidiyordu, Melek’le de aramda bir sorun yoktu. Ama zaman geçtikçe ve ilişki ilerledikçe Melek benden soğumaya başladı. Böylece aramız da yavaş yavaş bozuldu.Aslında haklıydı da… Belki de hata bende, ya da sadece ergenlikti.Birkaç kez Cem, Arsine geldi. Lisemin yakınlarında dolaşıyor, oturup çay içiyorduk.Ama içimde sürekli bir tedirginlik vardı; aileden ya da tanıdıklardan biri görür diye ödüm kopuyordu. Bu yüzden ne kadar “normal” bir şey yapıyor olsak da, ben hep diken üstündeydim.Bir keresinde ders boştu ve Cem bana bir anda, “Sürmene’ye gel,” dedi.Ben de hayatımda hiç Sürmene’ye gitmediğimi, dolmuşa bile nereden binileceğini bilmediğimi söyledim. O da bana tarif etti. Ben de, biraz da delice bir cesaretle, “Tamam,” dedim.Okuldan çıktım, Arsin dolmuş durağının tam karşısından geçen Sürmene dolmuşlarının olduğu tarafa gittim. Dolmuş gelir gelmez bindim.Yolda bizim köyden bir adama rastladım. Sima olarak tanıyordum ama adını bilmiyordum. Beni tanıyıp, “Hüseyin abinin kızı değil misin?” dedi ve dolmuş ücretimi ödedi. Ama nereye gittiğimi sorgulamadı.Ben de Cem’in söylediği bir parkta inmek için hazırlandım. Araçtan indiğim an amcamın oğlunu görür gibi oldum ama ikinci kez bakamadan hiç bilmediğim sokaklarda hızlıca ilerlemeye başladım.Cem’i aradım, durumu anlattım ve olduğum yeri tarif ettim. Kısa süre sonra buluştuk; kuzeni de yanındaydı. Tam o sırada “O mu, değil mi?” diye amcamın oğluyla ilgili konuşurken, bir anda beni enseden biri tuttu.Döndüğümde Numan abim olduğunu gördüm. Bir süre sert bir şekilde çıkıştıktan sonra, “Seni amcama söylememem için hemen eve gidiyorsun,” dedi. Cem’e de dönüp, “Bir daha seni bu kızın etrafında görmeyeceğim,” dedi.Cem ise, “Seviyorum abi,” dedi.Numan abim sinirle, “Bir parmak şıklatmamla buraya adam toplarım, kaybol git, gözüm görmesin seni,” dedi.Ben ise yalvararak, “Numan abi lütfen babama söyleme, ben eve gidiyorum,” dedim.Sonra hemen yolun karşısına geçip Arsin dolmuşuna bindim.Cem ise sürekli arıyordu. “Annenlerle konuş, ben ciddiyim. Ne kadar altın istiyorsunuz, söyleyin, hemen söz yapıp evlenelim,” diyordu.O an bir anda aklım başıma geldi. “Ne evliliği? Ne diyorsun sen? Daha yaşımız kaç, bu işler aceleye gelmez,” gibi şeyler söyledim.En azından lise bitene kadar sabretmeyi düşünüyordum. “Numan abim babama söylemez inşallah,” diye içim içimi yiyerek Arsin’e geldim. Dolmuştan iner inmez babama rastladım. O an sanki kafamdan aşağı kaynar sular döküldü.Babam, “Kızım mobilyacının taksitini ödedin mi?” dedi. O an hatırladım; sabah bana para verip “mobilyacının taksitini öde” demişti. Aramızda da biraz mesafe vardı.“Evet baba, giderken yürüyerek gittim, gelirken dolmuşa bindim,” dedim. İçime su serpildi. Numan abim babama söylememişti.Ertesi gün hemen gidip taksidi ödedim. Böylece üçüncü sınıf bu şekilde bitmiş oldu.Yaz tatili yine fındık toplamakla, ev işlerine yardım etmekle geçti. Köye tatile gelen arkadaşlarımızla oturur, sohbet ederdik.Artık lise son sınıfa başlamam gerekiyordu. Üniversiteye hazırlanmam gerektiğini biliyordum ama sınav sistemini hiç anlamıyordum. Müzik öğretmenimin söylediği yetenek sınavına güveniyordum; belki de tek dayanağım buydu, bilmiyorum.Derken lise sona başladım. Lise son bana daha hafif gelmişti. Belki sınav yılı olduğu için çok yüklenmiyorlardı, belki de yine koroda olduğum için kendimi fazla zorlanmış hissetmiyordum.Cem’le de aram bozuktu. Zaten istemiyordum; ne okuyan ne çalışan, girdiği işlerden sürekli sorunla çıkan biriydi. Bir de hâlâ evlenelim diyordu.Yine bir koro zamanıydı. Bu kez Volkan Konak’tan “Dertliyim Kederliyim” türküsünü söyleyecektim. Provalar yapılmış, konser günü gelmişti.Koronun yapılacağı kültür merkezi, Trabzon’da yeni açılan büyük AVM’nin hemen yakınındaydı. Koro sorunsuz geçti ve ben yine türkümü başarıyla söyledim. Alkışlar, tebrikler… Her şey çok güzeldi.Korodan Eda isimli bir arkadaşım, “Servisle gitmeyelim, forumda takılalım. Benim arkadaşımın arabası var, bizi bırakır,” dedi. Ben de macera arıyormuş gibi, “Tamam,” dedim.Öğretmene servisle gitmeyeceğimizi bildirdik. Sonra forumu gezdik. Ne kadar büyük ve güzel bir yerdi; birçok marka, ışıklar, insanlar… Gerçekten çok etkilenmiştim.AVM kapanınca Kalkınma tarafına çıktık. Orası öğrenci mekânıydı. Eda bir büfeye girip iki bira ile döndü.“Eda bu ne?” dedim.“Bira, al ne olacak,” dedi.Saat iyice geç olmuştu. Kalkınma sokaklarında elimizde bira, hem içiyor hem şarkı söylüyor hem de kaldırımlarda dolaşıyorduk. Sarhoş değildik ama ben biradan hiç anlamazdım; kola bile zor içen biriydim. O yüzden etkisini hissetmeye başlamıştım.Birkaç araba korna çaldı. İçimden “Kesin kötü bir şey olacak,” diye düşündüm.Sonra Eda birini aradı, biraz sonra arabayla geldi. Erkek arkadaşıymış. Ben korkudan titriyordum; bilmediğim bir yer, bilmediğim insanlar ve bira…Ama neyse ki kötü bir şey olmadı. Bizi Eda’nın evine kadar bıraktı. Eda ise oldukça rahattı; yanımda üstünü değiştirdi, hatta iç çamaşırını bile değiştirdi. Ben olsam utanırdım, ne kadar yakın olursam olayım.Cem de sürekli yazıyordu ama içimden cevap vermek gelmiyordu. Eda telefonumu aldı ve Cem’e ayrılık mesajı yazdı. Bana okutmadı ama gelen cevap sadece “Peki, öyle olsun. Seni sevmiştim, beni öldü bil,” oldu. Standart bir çok sevmiştim mesajı işte. Bir süre korktum liseye gelir problem çıkarır diye ama korkulan olmadı. Cem hayatımın bir döneminde yanımda durmasına izin verdiğim kişi olarak kaldı. Olan arkadaşlığımıza oldu. Salak kafam…
