9. bölüm · Damla Düşen Yer
8. Bölüm
Yeni bölümden herkese selmın helloooo
Oy verip Yorum yazmayı unutmaaa
O zamann kitabı okumaya uççççç
Sabah uyandığımda başım ağrıyordu. Sanırım dün çok ağlamıştım. Ağlamakta haklı mıydım? Evet, sanırım haklıydım. Yaşadığım onca şeyden sonra, "ailem" olacak kişilerin beni tanımadan yargılaması canımı yakmıştı.
Bunları düşünerek asansörle aşağı indim. İlaç varsa içecektim. Aşağıya indiğimde bilin bakalım ne oldu?
Masada oturup kahve içen Emir'le göz göze geldik. Emin olun, şu ailede Aren dışında çekilecek kimse yoktu. Onunla göz teması kurmamak için dolaba yöneldim ama konuştu.
"Damla, dün biraz sinirliydim. Üzgünüm, tüm sinirimi senden çıkardım ama gerçekten bizi affetmeni bekliyorum. Uzun yıllardır yaşadığımız özlemi bitirmek istiyorum," dedi ve ayağa kalktı. Tam yüzüme elini koyacaktı ki-
"Benden uzak durmanızı, bana temas etmemeniz gerektiğini daha ne kadar söyleyeceğim?" dedim sertçe. "Ayrıca sen benim hiçbir şeyim değilsin, olamazsın. Seninle aynı ortamda bile bulunmak istemiyorum. Emin ol, reşit olmadığım için buradayım; yoksa iki dakika bile durmazdım."
Hiçbir şey söylemeden yanımdan gitti. Umurumda mıydı? Değildi, hem de hiç. İlacımı içip odama geri döndüm. Rahat bir şeyler giyip kitap okumayı, müzik dinlemeyi düşünüyordum. Aradan belki bir saat geçmişti.
Kapı çalındı. Aren'di.
"Damloş, kahvaltı hazır, hadi gel," dedi.
"Aren, karnım tok. Bir şey yemek istemiyorum, iştahım yok," dedim.
"Nasıl yani? Daha hiçbir şey yemedin," dedi şaşkınlıkla.
"Gerçekten istemiyorum. Siz yiyin. Zaten birazdan dışarı çıkacağım, biraz dolaşmak istiyorum."
"İstersen beraber gezebiliriz," dedi. "Seni tek gönderemem. Duru, Ela ve Baran'ı da çağırabiliriz."
Sadece kafamı salladım. Odadan çıktım; sanırım onlar kahvaltıya geçiyordu. Ben de ne giyeceğime bakındım. Bugün hava yine biraz soğuktu. Kot pantolon ve üstüne bir bluz giydim, onun üstüne de deri ceketimi aldım. Çantamı hazırlayıp kulaklığımı taktım ve aşağı indim.
Aşağı indiğimde Yiğit dışında herkes oradaydı. Aren koşarak yanıma geldi.
"Damla, önce ellerimi yıkayayım, sonra çıkarız," dedi.
Kafamı sallayıp oturma odasına geçtim. Dışarı çıktığımızda Aren birileriyle konuşuyordu. Kiminle konuştuğunu anlayamadım ama açıkçası öğrenmek de istemedim. Umurumda değildi; sonuçta herkesin kendi hayatı vardı.
Barangillerin evinin önüne geldiğimizde Aren kapıyı çaldı. Ben kapının önünde beklerken yanıma bembeyaz bir kedi geldi. Eğilip sevdim ama kedi bir anda elimi tırmaladı. Korkuyla istemsizce küçük bir çığlık attım.
Aren hemen bana döndü, iyi olup olmadığımı sordu. Kolumu dikkatlice kontrol etti ve hemen beni içeri soktu. Baran'la göz göze geldik. Her zamanki gibi ilk yardım çantasını getirip elime krem sürdü. Aren tuvalete gitmesi gerektiğini söyleyip yanımızdan ayrıldı.
Baran yanıma oturdu.
"Yine abinle kavga etmişsiniz," dedi. "İyi misin?"
"Gayet iyiyim," dedim sakin bir sesle. "Beni böyle şeyler üzemez."
Baran söylediklerime inanmış gibi başını salladı ama gözlerindeki şüphe kaybolmadı. Bir şeyler diyecek gibiydi, vazgeçti. O sırada Aren geri geldi.
"Kolun nasıl?" diye sordu hemen.
"İyi," dedim kısa bir şekilde. Konuyu uzatmak istemiyordum.
Bir süre sonra hep birlikte dışarı çıktık. Hava serindi ama ferahlatıcıydı. Kulaklığımı taktım ama müziği açmadım; sadece sessizlik istiyordum. Duru ve Ela kendi aralarında konuşuyor, Baran ara ara bize bakıyordu. Kimseyi gerçekten dinlemiyordum.
Bir süre yürüdükten sonra Aras yanıma yaklaştı.
"İstersen biraz yalnız dolaşabilirsin, hemen arkandayız zaten "
Bu cümle... içime dokundu. Başımı hafifçe salladım.
Köşedeki parka doğru yürüdüm. Banklardan birine oturdum. İnsanlar pazar keyfindeydi; gülen çocuklar, el ele yürüyen aileler... İçimde hafif bir sızı oldu ama alışkındım. Yetimhanedeki pazarlar geldi aklıma. Sessiz, uzun ve hep aynıydı.
Aren'gil karşıya oturmuşlardı.
Kolumdaki çizik hafif hafif sızlıyordu. Elimi üstüne koydum. Canım acıyordu ama bu acı tanıdıktı. Asıl acı, birinin seni tanımadan "ailemizdensin" demesiydi.
Bir süre sonra ayak sesleri duydum. Başımı kaldırdım. Baran'dı.
"Yanına oturabilir miyim?" diye sordu.
Omuz silktim. "Otur."
Bir süre konuşmadık. Sessizlik ikimize de iyi gelmişti.
"Biliyor musun," dedi sonunda, "bazen güçlü görünmek insanı daha yalnız yapıyor."
Gözlerimi ondan kaçırdım.
"Güçlü değilim," dedim. "Sadece alışkınım."
"Seninle gurur duyuyorum onca şey yaşamana rağmen hala iyi haldesin herkes yapamaz bunu ama onlara biraz zaman tanımak yerine onlara ısınmaya çalışsan" dedi iyi mi haldeydim değildim gözlerimin içine bakıyordu bende onun gözlerinin içine baktım
"Olmaz onca şeyden sonra kimseye o kadar güvenip yarı yolda bırakılmayı göze alamam" dedim
Gözlerimin içine bakıp konuştu " kimse seni yarı yolda bırakmaz bırakamaz izin vermem bana her şeyi anlat istersen " dedi gözlerimi kaçırarak "kimseye anlatmam sagol " dedim
Baran cevap vermedi. Israr da etmedi. Bu hoşuma gitti.
Uzaktan Aren'e baktım. Bizi izliyordu ama yanımıza gelmiyordu. O an fark ettim... Bu evde ilk defa biri beni anlamaya çalışıyordu. Düzeltmeden, bastırmadan, zorlamadan.
Belki de pazar günleri o kadar da kötü değildi.
Ama içimde bir his vardı.
Bu sakinlik uzun sürmeyecekti.
Bu sakinliğin uzun sürmeyeceğini hissettiğim an, içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi. Ortada hiçbir sebep yoktu ama içim daralıyordu. Sanki her şey fazla sessizdi.
Baran bir süre sonra ayağa kalktı.
"Biz diğer tarafa geçiyoruz," dedi. "Aren de orada."
"Tamam," dedim kısa bir şekilde.
Gidişlerini izledim. Park bir anda daha boş gelmişti gözüme. Bankta biraz daha oturdum. Hava iyice serinlemişti. Deri ceketimi sıkıca kapattım. İnsanların pazar neşesi bana yabancıydı; gülüşler, çocuk sesleri... Hepsi başka bir hayata aitti.
Aklıma yetimhane geldi. Pazar günleri orada da böyle olurdu. Herkes dışarı çıkardı ama biz hep içeride kalırdık. Sessizlik alışkanlık hâline gelmişti.
Derin bir nefes aldım. Tam kalkacakken kolumdaki çizik yeniden sızladı. Küçük bir yara bile insanı ne kadar etkileyebiliyordu. Bazı yaralar görünmüyordu ama daha çok acıtıyordu.
"Üşüdün mü?"
Aren'di. Sessizce yanıma gelmişti.
"Biraz," dedim.
Ceketini çıkartıp omzuma koydu.
Tam bir şey diyecektim ki sözümü kesti.
"Bunu al," dedi. "İtiraz istemiyorum."
Karşı çıkmadım. İlk defa bir şey kabul etmek zor gelmedi.
"Biliyor musun," dedi bankın kenarına otururken, "kimse seni affetmek zorunda değil. Ama kimse de seni anlamadan yargılayamaz."
Gözlerimi yere diktim.
"Keşke herkes senin gibi düşünebilse," dedim.
"Düşünemiyorlar," dedi sakin bir sesle. "Ama ben buradayım."
Bu cümlede bir iddia yoktu. Bir söz verme de değildi. Sadece gerçekti.
Uzaktan Duru ve Ela'nın sesleri geliyordu. Baran onlarla konuşuyordu. Hayat devam ediyordu ama ben ilk defa onun biraz gerisinde durabiliyordum.
Ayağa kalktım.
"Eve dönelim," dedim.
Aren başını salladı.
"Ne zaman hazırsan."
Yürürken şunu fark ettim:
Bazen birinin yanında olması, her şeyi çözmezdi.
Ama nefes almayı kolaylaştırırdı.
Ve şu an, buna ihtiyacım vardı.
Sonuna geldik bu bölümü 2 kez yazdım yanlışlıkla silmişim o yüzden ilk hali gibi yapamadım sorryyy
Optiimmss bayyyss
15 oy gelir miii
