3. bölüm · DAĞ EVİ

3.bölüm

Serdar Yılmaz

İki gün boyunca dağ evinin ve ıssızlığın tadını çıkardılar. Bugün ormanlık alandaydılar; çam ağaçlarının keskin kokusu ciğerlerini yakıyor, bastıkları her yerde karın o kuru çıtırtısı yankılanıyordu. Hava erkenden kararmaya başlamıştı.
Efe önden koşuyor, diz boyu karların içinde bata çıka ilerliyordu.
— Baba, yarın yine balık tutacak mıyız?
Kemal gülümsedi.
— Şafakla beraber gideriz aslanım. Ama şimdi dönüyoruz, hava bozuyor.
Pınar elini tuttu, parmaklarını onunkilere kenetledi.
— İyi ki geldik Kemal.
Ceren ileriden bağırdı:
— Efe yavaş ol! Düşeceksin!
Efe dönüp güldü, tam bir adım daha atıyordu ki...
Ormanın derinliğinden korkunç bir çatırtı koptu. Bir ağaç, devasa gövdesiyle havayı yırtarak devrilmeye başladı. Kar bulutu göğe yükseldi. Kemal’in kalbi ağzına geldi.
— Efe!
Sessizlik. Tek bir ses yok.
Kemal’in zihninden sadece o korkunç ihtimal geçti. Koştu, karı yara yara ilerledi. Efe’yi, devrilen gövdenin sadece birkaç metre ötesinde, heykel gibi donmuş halde buldu. Kemal dizlerinin üzerine çöktü, oğlunun yüzünü ellerinin arasına aldı.
— Bak bana... İyi misin?
Efe’nin dudakları titriyordu:
— Üstüme gelecek sandım baba...
Kemal cevap veremedi, sadece sımsıkı sarıldı. Pınar ve Ceren yanlarına ulaştığında her şey susmuştu. Kemal başını kaldırıp ormana baktı. Hafif bir rüzgar vardı. Dalları sallayacak kadar bile esmiyordu. Efe'yi kucağına aldı.
— Hadi, eve dönüyoruz.
Eve vardıklarında Kemal hemen şömineyi harladı. Sıcaklık yayıldıkça evin ahşap duvarları genleşiyor, Efe’nin korkusu da o çıtırtılarla beraber eriyordu. Pınar çocukları battaniyelere sardı.
— Tamam ya, geçti bitti! diye bağırdı Efe, eski neşesine dönerek.
Ateşin turuncu ışığı duvarda dans ederken Kemal ailesini izledi. Az önce her şeyi kaybedebilirdi. Yanlarına oturdu, üçünü birden kucakladı. Pınar başını omzuna yasladı:
— Bu an, her şeye değer...
Kemal sadece elini sıktı.
Dışarıda fırtına kudurmaya başlamıştı. Pencere camı zangırdadı. Kemal başını çevirip karanlığı süzdü. Karın içinde bir gölge hareket eder gibi oldu. Bir anlık... sonra yok oldu.
"Rüzgârdır," diye mırıldandı Kemal ve perdeyi çekti.
Tam çocukların yanına çökecekti ki... Tık.
Kapıdan gelen o kuru sesle donup kaldı. Pınar’la göz göze geldiler.
Ardından bir sürtünme sesi: Tıkırt...
Kemal yutkundu, ağır adımlarla kapıya yürüdü. Dışarıdan cılız bir inilti yükseldi:
— Yardım edin...