1. bölüm / 20
Çürük Gülün kokusuMalikane
Bölümler 20Şu an: Malikane
- 1 Malikane392 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Kilitli kapılar128 kelime
- 3 Kütüphanedeki saklı gerçekler130 kelime
- 4 Gümüş sofra111 kelime
- 5 Uçurumun kenarında itiraf98 kelime
- 6 Maskelerin düşüşü120 kelime
- 7 Karanlık teslimiyet84 kelime
- 8 Dışarıdan gelen tehdit91 kelime
- 9 Kan ve kül arasında seçim84 kelime
- 10 Karanlıkta yeniden doğuş94 kelime
- 11 Zihnin labirenti107 kelime
- 12 Karanlıkta fısıltılar98 kelime
- 13 Kül90 kelime
- 14 Geçmişin hayaletleri83 kelime
- 15 Güç dengesi73 kelime
- 16 Kırık ayna70 kelime
- 17 Zehirli sarmaşık69 kelime
- 18 Sessiz fırtına57 kelime
- 19 Kapanan çember48 kelime
- 20 Sonsuz karanlık55 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ravenswood Malikanesi, Kuzey Denizi’nin hırçın dalgalarının dövdüğü sarp kayalıkların üzerinde, yüzyıllardır yeryüzüne meydan okur gibi duruyordu. Taş duvarları tuzlu su ve zamanla kararmıştı; pencerelerinden sızan soluk sarı ışık ise, içerideki kasvetli sessizliğin yalnızca bir perdesiydi.İris, elindeki antik deri ciltli defteri göğsüne bastırmış, devasa antreye adım attığında üzerine çöken ağırlığı omuzlarında hissetti. Burası sadece bir ev değil, yaşayan, nefes alan ve sır saklayan bir mezar gibiydi. Dışarıda uluyan rüzgâr, pencerelerin kurşun çerçevelerini zorlarken, içerideki ağır şömine dumanı ve solmuş güllerin kokusu birbirine karışmıştı.
"Geç kaldınız, İris Hanım," dedi karanlık koridorun köşesinden yükselen tok, pürüzlü bir ses.İris irkildi. Sesin geldiği yöne döndüğünde, gölgelerin arasından süzülerek çıkan adamı gördü. Cihangir, üzerine giydiği koyu gri kaşe kabanla adeta odanın karanlığının bir parçası gibi duruyordu. Yüz hatları keskin birer bıçak gibiydi; koyu renk gözlerinde ise ne bir sıcaklık ne de yabancılara karşı sıradan bir misafirperverlik vardı. Sadece tehlikeli bir merak, insanı baştan çıkaran bir soğukluk.
"Fırtına yolları kapattı, Cihangir Bey," dedi İris, sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak dikleşti.
"Bu coğrafyada doğanın kurallarına insan eli pek geçmiyor galiba."
Cihangir, yavaş adımlarla ona doğru yaklaştı. Her adımında parke zemin hafifçe gıcırdıyor, aralarındaki mesafe azaldıkça odadaki hava biraz daha daralıyor gibiydi. İris, adamın üzerine doğru gelen o baskın varlığını hissettiğinde nefesini tuttu.
"Doğa kurallarına karşı gelmeye alışkın değilim," dedi Cihangir, İris’in hemen önünde durarak. Başını hafifçe eğdi, bakışları İris’in göz bebeklerinde dolandı.
"Ama insanın kendi elleriyle yarattığı kafesleri bozmayı severim. O defteri niye bu kadar sıkı tutuyorsun? İçindeki kelimelerden mi korkuyorsun, yoksa benden mi?"
İris defteri biraz daha sıktı. "Korku, buraya gelmeden önce kapıda bıraktığım bir lükstü. Ben sadece işimi yapmaya geldim; bu evin geçmişindeki sırları aydınlatmaya."
Cihangir’in dudaklarında alaycı ama bir o kadar da hipnotize edici çarpık bir gülümseme belirdi. Uzandı, parmak uçları İris’in tuttuğu defterin köşesine değdi. Dokunuşu buz gibiydi ama İris’in teninde bıraktığı his bir yangın kadar sıcaktı.
"Sırlar aydınlatılmak için değil, İris..." dedi kısık, kadife bir sesle. "Derinlere gömülmek için vardır. Bazı kapıları açtığında, içeriye giren rüzgâr sadece seni üşütmez; seni de siler."Gözlerini İris’ten bir an olsun ayırmadan, defterin üzerinden elini çekti. Dışarıda çakan şimşek, devasa gotik pencereleri aydınlattığında, Cihangir’in yüzündeki gölgeler daha da derinleşti.
"Beni silmeye gücün yeter mi sanıyorsun?" diye meydan okudu İris, korkunun ötesine geçen bir cazibeye kapıldığını fark ederek.Cihangir hafifçe yaklaştı, nefesi İris’in saçlarına karıştığında fısıldadı: "Bunu öğrenmek istemezsin... Ya da belki de tek istediğin buysa, o zaman bu malikaneden asla çıkamayacağını bilmelisin."
Bölüm etkileşimi
