6. bölüm / 6
Çorum'da bir aşkBölüm 6
Bölümler 6Şu an: Bölüm 6
Göreve dönmeme dokuz gün kalmıştı.
Sabah erkenden uyandım.
Her zamanki gibi yatağımı topladım, yüzümü yıkadım ve spor kıyafetlerimi giydim.
Evden çıkmadan önce üniformamın bulunduğu dolaba baktım.
Üniforma oradaydı.
Sessizce beni bekliyordu.
Dokuz gün sonra tekrar üzerimde olacaktı.
Ayakkabılarımı giyip dışarı çıktım.
Koşuya başladığımda hava henüz serindi.
Çorum'un sokakları sakindi.
Bir süre sonra telefonum çaldı.
Koşmayı bırakıp ekrana baktım.
Birliğimden mesaj gelmişti.
"Göreve dönüşünüzde yanınızda bulunması gereken evrakları kontrol ediniz."
Mesajı okuyup telefonu cebime koydum.
İzinliydim.
Ama zihnim çoktan görev yerine dönmüştü.
---
Koşudan sonra eve geldiğimde annem kahvaltıyı hazırlıyordu.
"Baban seni aradı."
"Ne zaman?"
"Biraz önce."
Telefonumu kontrol ettim.
Gerçekten aramıştı.
Geri döndüm.
"Oğlum."
"Buyur baba."
"Bugün müsait misin?"
"Akşama kadar boşum."
"Benimle bir yere geleceksin."
"Nereye?"
"Söylemem."
"Niye?"
"Çünkü söylersem gelmezsin."
Gülümsedim.
"Tamam."
Telefon kapandı.
Annem bana baktı.
"Ne yaptın yine?"
"Hiç."
"Senin baban bir şey planladıysa vardır bir sebebi."
"Ben de onu merak ediyorum."
---
Öğlene doğru babam geldi.
Arabaya bindik.
Bir süre şehir içinde ilerledikten sonra Çorum'un daha sakin taraflarına doğru çıktık.
"Nereye gidiyoruz?"
"Sabret."
Bir süre sonra küçük bir köy yoluna girdik.
Yol kenarındaki tarlalar uzayıp gidiyordu.
Babam arabayı durdurdu.
"İn."
Arabadan indim.
"Ne işimiz var burada?"
Babam ilerideki eski yapıyı gösterdi.
"Dedenden kalan ev."
Bir an durdum.
Çocukluğumun yazlarını geçirdiğim yerdi.
Yıllardır doğru düzgün gelmemiştim.
Kapıyı açtığımızda içeride eski eşyalar hâlâ duruyordu.
Duvarın köşesinde eski bir saz kılıfı gördüm.
Elime aldım.
Babam arkamdan konuştu.
"Onu da deden kullanırdı."
Kılıfı açtım.
Eski bir bağlama vardı.
Telleri eskimişti ama hâlâ sağlamdı.
Parmaklarımı üzerine koydum.
Çocukluğum bir anda gözümün önünden geçti.
Babam gülümsedi.
"Çalacak mısın?"
"Burada mı?"
"Niye olmasın?"
Bağlamayı elime aldım.
İlk birkaç nota biraz sert çıktı.
Sonra parmaklarım alıştı.
Bahçenin sessizliği arasında sazın sesi yayılmaya başladı.
Bir süre sonra babam başını salladı.
"Sen bu işi gerçekten seviyorsun."
"Seviyorum."
"Öyleyse bırakma."
Başımı kaldırıp ona baktım.
"Ne sazı mı?"
Babam gülümsedi.
"Hiçbirini."
Ne demek istediğini anlamıştım.
Askerliği de...
Hayatı da...
İçimdeki insanı da.
---
Akşamüstü eve döndüğümde telefonuma bir mesaj geldi.
Zeynep'ti.
"Bugün ortalarda yoksun. Nerelerdesin?"
Kısa bir süre düşündüm.
Sonra cevap verdim.
"Babamla köye gittik."
Cevabı hemen geldi.
"Sazını da götürdün mü?"
Gülümsedim.
"Nereden biliyorsun?"
"Tahmin ettim."
Bir süre sonra yeni mesaj geldi.
"Bir gün gerçekten dinleyeceğim."
Telefonu elimde tutup ekrana baktım.
Bu kez cevap vermek için fazla düşünmedim.
"Söz."
Gönder tuşuna bastım.
Ve ilk defa verdiğim sözün beni korkutmadığını fark ettim.
"Söz."
Mesajı gönderdikten sonra telefonu masanın üzerine bıraktım.
Ama birkaç saniye sonra yeniden elime aldım.
Zeynep cevap yazmıştı.
"O zaman kaçış yok. 😄"
Gülümsedim.
"Asker söz verdiyse tutar."
Bu kez cevap biraz gecikti.
"Bunu unutmayacağım."
Telefonu kapattım.
Nedense o gece içimde garip bir huzur vardı.
---
Ertesi gün sabah yine erkenden uyandım.
Göreve dönüş yaklaştıkça evdeki hazırlıklarım da başlamıştı.
Çantamı çıkardım.
Eksik olan malzemeleri bir kenara yazdım.
Tıraş malzemeleri...
Yedek kıyafetler...
Belgeler...
Botlar...
Ve en önemlisi, görev için gerekli evraklar.
Her şeyi tek tek kontrol ettim.
Askerlikte küçük bir şeyi unutmanın bazen büyük sorunlara yol açabileceğini öğrenmiştim.
Annem kapının önünde durup beni izliyordu.
"Ne zaman başlayacaksın toplamaya?"
"Bugün."
"Daha dokuz gün var."
"Son güne bırakmam."
Annem gülümsedi.
"Sen çocukken de böyleydin."
"Nasıl?"
"Her şeyi önceden hazırlardın."
"Sonra da odanı dağıtırdın."
Güldüm.
"Onu hatırlamıyorum."
"Ben hatırlıyorum."
---
Öğleden sonra spor yapmak için dışarı çıktım.
Koşudan sonra mahalledeki küçük sahaya uğradım.
Çocuklar futbol oynuyordu.
Beni görünce içlerinden biri seslendi:
"Abi!"
Döndüm.
"Ne oldu?"
"Sen asker misin?"
"Geçen gün sormuştun."
"Unuttum."
"Demek hafızan zayıf."
Çocuklar güldü.
"Abi bizim takıma geç."
"Ben mi?"
"Evet."
Bir süre onları izledim.
Sonunda ayakkabılarımı çıkarıp sahaya girdim.
"Tamam. Ama kaybederseniz suç bende değil."
"Sen bizim takımdasın!"
Oyun başladı.
Çocuklar bağırıyor, koşuyor, birbirlerine pas atıyordu.
Bir süre sonra kendimi tamamen oyuna kaptırdım.
Askerlikteki ciddiyet...
Görev...
Sorumluluk...
Hepsi birkaç dakikalığına aklımdan çıktı.
Sadece topun peşinden koşuyordum.
---
Oyunun ortasında telefonum çaldı.
Kenara çıktım.
Arayan Elif'ti.
"Alo?"
"Neredesin?"
"Sahadayım."
"Çocuklarla mı?"
"Evet."
"Zeynep de burada."
"Tamam."
"Gelmek ister misin?"
"Zaten dışarıdayım."
"Biz de birazdan oraya geliyoruz."
Telefon kapandı.
On dakika sonra Elif ve Zeynep sahaya geldiler.
Zeynep beni çocuklarla oynarken görünce şaşırdı.
"Sen futbol da mı oynuyorsun?"
"Çocukluğumdan beri."
"Başka ne biliyorsun?"
"Bilmem."
Elif araya girdi.
"Sakın sorma. Birazdan saz, türkü, futbol, askerlik derken Ali kendini övmeye başlar."
"Ben kendimi övmüyorum."
"Şimdilik."
Zeynep güldü.
"Ben saz kısmını bekliyorum."
"Unutmadın demek."
"Ben unutmayacağımı söylemiştim."
---
Akşamüstü sahadan ayrılırken Zeynep benimle yan yana yürüdü.
"Bugün seni yine farklı gördüm."
"Bu cümleyi sık söylemeye başladın."
"Çünkü her gün başka bir tarafını görüyorum."
"Belki de çok fazla merak ediyorsun."
"Belki."
Bir süre sessiz yürüdük.
Sonra Zeynep ciddi bir sesle sordu:
"Ali."
"Evet?"
"Görevine döndüğünde..."
Sustu.
"Ne olacak?"
"Çok değişecek misin?"
Soruyu düşündüm.
"Ben değişmem."
"Ya hayat?"
O soruya hemen cevap veremedim.
"Hayat zaten sürekli değişiyor."
Zeynep başını eğdi.
"Doğru."
---
Eve döndüğümde hava kararmıştı.
Telefonuma baktım.
Birliğimden yeni bir mesaj vardı.
Göreve dönüş hazırlıklarıyla ilgili yeni talimatlar gönderilmişti.
Mesajı birkaç kez okudum.
Sonra telefonumu masaya bıraktım.
İzinimin bitmesine artık sekiz gün kalmıştı.
Sekiz gün...
Ve ben farkında olmadan bu sekiz günün her birini ayrı ayrı önemsemeye başlamıştım.
Çünkü artık sadece ailemi, arkadaşlarımı ve Çorum'u geride bırakmayacaktım.
Zeynep'i de geride bırakacaktım.
Bunu ilk defa kendime açıkça itiraf ettim.
Sonra hemen başka bir düşünce geldi aklıma:
"Daha hiçbir şey yokken neden bu kadar önemsiyorsun?"
Cevabı bilmiyordum.
Belki de bazı hikâyeler tam başlamadan önce insanın kalbinde yer açmaya başlardı.
Bölüm etkileşimi
